Ülserleşme

6 Ekim 2009 Salı

Dolaşım bozukluğu yüzünden bacaklar­da meydana gelen tipik varis ülserleri hemen hemen ağrısız oldukları için has­ta tarafından çoğu kez önemsenmezler. Bu nedenle ülserleşme olayının zama­nında teşhisi bulunduğu yere bağlı ol­maktadır.
Cinsel organlardaki ülserleşme daha önemli sayılır. Çünkü bu yaraların köke­ninde genellikle zührevi hastalıklar var­dır. Ancak bilgisizlik nedeniyle çoğu ki­şi bu duruma gereken önemi vermez. Kimi zaman da, mikrop öldürücü her­hangi bir merhem sürülür. Böylece ya­ranın görünüşü değişir ve iyileşme belir­tileri gösterir. Ancak gerçekte hastalığın gelişmesi durmaz. Bu yüzden, örneğin frengi çoğu zaman gelişimin ancak ikin­ci evresinde farkedilmektedir. Çünkü, ilk belirti olan frengi çıbanı ihmal edil­miştir. Bir frengi çıbanının, bir yumuşak çıbanın, kimi zaman da Nicolas ve Favre hastalığı ülserinin söz konusu olduğu her cinsel organ ülseri hemen bir uzma­na gösterilmelidir. Bunların ayrıntılı teş­hisi kimi zaman güç olmaktadır. Bu ne­denle konsültasyonu gerektiren ek mua­yeneler yapılır. Antibiyotiklerin ortaya çıkmasıyla, tedavi çok kolaylaşmıştır ve zamanında uygulanınca, çok iyi sonuç­lar vermektedir.
Sonuç olarak sert, ağrısız, kenarları belirgin bir çıban çıkarsa, bir frengi çı­banı söz konusu olabileceği için gere­ken özeni göstermek gerekir. Özellikle, çevredeki lenf düğümlerinde ağrısız bir şişkinlik varsa hemen bir uzmana baş­vurmak doğru olur. Aynı şekilde, ağız ve dil yaraları da zaman geçirilmeden tedavi edilmeli ve küçümsenmemeli­dir.
Kuşkusuz bir uçuk da söz konusu olabi­lir. Ayrıca, çürük bir dişin yolaçtığı bir ülserleşme olabileceği gibi frengi ya da verem kökenli bir ülserleşme ve hatta dil kanseri de olabilir. Kan hastalıkları ve ilâç zehirlenmeleri de çeşitli ivegen ülserli ağız yangılarına yolaçarlar. Kimi zaman da ülserleşme olmadan ağzı be­yaz bir zar kaplayabilir. Bu, bir manta­rın neden olduğu pamukçuk hastalığı­dır. Sigara tiryakilerinin ağzında lökoplazi adı verilen beyazımsı lekeler belirebilir. Bunlar zamanla dil kanserine dö­nüşebilir. Aşırı kansızlık veya vitamin­sizlik, şeker hastalığı, hatta kimi zaman da frengi, dilin anormal bir biçimde me­meciklerle kaplanmasına yolaçabilir.

Yumurtalıklar

Bu bezler bir yandan yumurtacık üretir­ler, öte yandan iç salgılar aracılığıyla kadının cinsel işlevini düzenlerler. Bu düzenleme
a) folikülin sayesinde, cinsel organların ve ikincil cinsel karakterlerin gelişmesi­ni sağlayarak;
b) yine folikülin ve lütein sayesinde, dölyatağını döllenmiş olan yumurtacığı kabul edecek duruma getirmek amacıy­la dönemsel bir biçimde değişikliğe uğ­ratarak gerçekleşir.
Ergenlik çağında, folikülin, ya da östrojen göğüslerin gelişmesine, vücudun belirli yerlerinin kıllanmasına, dişiliği belirleyen bedensel ve ruhsal değişiklik­lere yolaçar.
•Her ay, âdet döneminin ilk on beş günü içinde, folikülin üretimi yükselerek bir göze çoğalmasına ve dölyatağı mukoza­sının kalınlaşmasına yolaçar. Âdet döneminin on beşinci gününe doğ­ru, yumurtalıkta yer alan sayısız folikülrerden biri olgunlaşır, yarılır ve yumur­tacığı bırakır. Serbest kalan yumurtacık Fallop borusundan geçerek dölyatağına doğru yol alır. Yarılmış olan folikülün yara izi çevresinde geçici olarak sarı ci­sim oluşur. Sarı cisim lütein ya da progesteron adı verilen bir hormon salgı­lar.
26. güne doğru, yumurtacık döllenmemişse, sarı cisim bozulur ve lütein olu­şumu durur. Gerçekte bu hormonun yu­murtacığın dölyatağında tutulmasını sağlamak gibi çok önemli bir işlevi var­dır. Dölyatağı mukozasındaki değişme­leri sona erdirir ve mukozaya bir dantel görünümü verir. Bu görünüm gebelik öncesi dönemi belirler. Bu duruma ge­len mukoza artık döllenmiş yumurtayı kabul etmeye hazırdır. Ama döllenme olmazsa, sarı cisim bozulmasıyla folikülin ve lütein üretimi birden kesilir. Bu­nun sonucu olarak, mukozada damar büzülmeleri oluşur ve kanamalar meyda­na gelir. Bu kanamalar âdet kanamaları­dır.
Yumurtalığın gösterdiği bu dönemsel değişimlere bir hipofiz salgısı olan gonadostimülinin uyarıları yolaçar. Doğum kontrol hapları, yapısındaki maddelere göre, yumurtalığın bu deği­şimlerine bağlı olarak, yumurtlamayı önleme, ya da döllenmiş yumurtayı döl­yatağı dışına atma biçiminde etki göste­rirler.
• İç salgıbezi-yumurtalık hastalığı: Yu­murtalığın salgılama işlevinde ya da hipofizin gonadotrop çıkarmasında bir düzensizlik söz konusu olabilir. Bunun nedeni cinsel organlarda var olabilecek dokusal bozukluklarla ilgili olabilir. Ama durum böyle değilse, iç salgıbezlerinde bir bozukluk düşünülmelidir. Folikülin yetersizliği âdet kanamasının ke­silmesiyle anlaşılır. Eğer ergenlik çağı geldiği halde hiç âdet görülmemişse, er­genlik çağının 17 ya da 18 yaşına kadar gecikmesiyle bu yetersizlik kendini belli eder. Bu gecikmenin yanı sıra, cinsel or­ganlarda ve ikincil cinsel niteliklerde de hiç bir gelişme görülmez. İkincil folikülin yetersizliği özellikle bir hipofiz ye­tersizliğinden ileri gelir. Âdet kesilmesi ağır hastalık sonucunda meydana geiebileceği gibi ruhsal köken­li de olabilir. Şişmanlığın ya da iştahsızlığın da rolü olduğu sanılmaktadır. Ayrı­ca, arabeyin hipofiz sisteminin etkilen­mesi de bu sonucu doğurabilir. Son olarak, hadımlaşma ve menopoz da cinsel organ körelmesi, şişmanlık, tansi­yon yükselmesi, ateş bunalımları, baş-ağrıları, uykusuzluk, erkekleşme, roma­tizma, ostebporoz, sinirlilik, uyarılganlık, v.b. gibi bir dizi bozukluğu berabe­rinde getirir.
Folikülin fazlalığı özellikle on dördüncü gün belirtileriyle (memelerin şişmesi, leğen bölgesi ağrıları, bazen yumurtla­ma sırasında küçük bir kanama), âdet öncesi belirtilerin şiddetlenmesiyle (le­ğen bölgesi rahatsızlığı, uyarılganlık, bazen gerçek bir hastalık haline gelen kalp çarpıntıları) ve aynı zamanda hor­mon fazlalığından ileri gelen âdet kesil­mesiyle kendini belli eder. Lütein fazlalığı genellikle menopoz ön­cesi dönemde görülen bol kanamalarla kendini gösterir.
Lütein azlığı âdet güçlükleri ya da ağrılı âdet kanamaları ve rahatsızlık gibi belir­tilerle ortaya çıkar.
Bütün bu durumlarda tedavi, bozuklu­ğun nedenini ortadan kaldırmayı ve hor­mon eksikliğini gidermeyi amaçlar.
Yumurtalık urları: Kadınlaştırıcı urlar ve erkekleştiriciurlar olmak üzere iki grupta ele alınabilirler. Kadınlaştırıcı ur­lar küçük kızlarda ergenlik döneminin erken başlamasına cinsel organların ve ikincil cinsel niteliklerin erkenden geliş­mesine yolaçarlar. Erkekleştirici urlar ise, genç kadınlarda, meydana getirdi­ğine benzer bir erkekleşmeye yolaçar­lar.

Erbezleri

Bu bezlerin dış ve iç olmak üzere iki tür salgısı vardır. Birincisi meni borucukları tarafından salgılanır ve üreme işlevini sağlar.
İç salgı ise cinsel organların ve ikincil cinsel niteliklerin gelişmesine bağlıdır. Erbezlerinin salgıladığı hormona testos­teron adı verilir. Bu maddenin cinsiyet dışında, metabolizma üzerinde de etki­leri vardır. Kas yapısı ve büyüme üzeri­ne ve doğrudan doğruya da birleştirme kıkırdakları üzerine etki yaparak protein anabolizmasını (dokulara protein bağla­ma) arttırır. Ayrıca, dokularda su ve ma­densel tuz birikimini sağlar. Aynı biçimde, kadında, hipofiz bezi, erbeztmn her iki işlevini de yüklenen gonadostimülinleri salgılar. * Erbezi yetersizliği. Bu yeter vük, ço­cuklarda, hadımlığa ya da önükoidizrne yolaçar. Eğer yetersizlik tamsa ve ergen­lik çağından önce ortaya çıkmışsa, so­nuç hadımlıktır.

Cinsiyet Organları

Cinsel organlar anatomisini kısaca hatır­latalım.
* Erkekte: cinsel organlar penis (kamış) in altındaki bir torbada yer alan yumur­ta biçimli iki erbezinden (ya da erkek gonaddan) meydana gelir. Sol erbezi genellikle sağ erbezinden biraz daha aşağı iner. Erbezinden meni yolları çı­kar. Üretilen meniyi dışarı atmaya yara­yan bu yollar erbezi üstü kanalıyla onu izleyen meni kanalından meydana gelir. Meni kanalları meni kesecikleriyle bir­leşme noktasında fışkırtıcı bir nitelik ka­zanırlar; daha sonra prostattan geçerek siyeke açılırlar. Siyek ise penisin için­den geçer ve burada süngersi doku tara­fından çevrelenir.
• Kadında: cinsel organlar leğen boşluğuna yerleşmiş olan ve yumurtacık üre­ten iki yumurtalıktan meydana gelir. Geniş bir huniye benzeyen paviyon ta­rafından alınan yumurtacıklar, daha son ra Fallop borusuna girerler ve bu boru boyunca dölyatağına doğru yol alırlar. Dölyatağı kastan yapılma bir organdır. Döllenmiş yumurta gelişim boyunca bu­rada barınır ve gelişmesi tamamlanınca dışarı atılır. Dölyatağı ters bir koni biçi­mindedir. Gövde, kıstak (boğum) ve boyun adlarını taşıyan bölümlerden olu­şur. Boyun yassı bir borudan meydana gelen dölyoluna açılır. Dölyolu ise dışa­rıda vulva ile sona erer. Ortasında vestibül adını taşıyan çukur bir bölüm yer alan vulva, kadının dış üreme organını meydana getirir. Siyek ve dölyolu bu vestibüle açılır. Vulva her iki yandan yanyana iki geniş deri kıvrımıyla sınırla­nır. Bunlar küçük dudakları örten büyük dudaklardır. Büyük dudaklar önde venüs tepesi üzerinde birleşirler. Küçük dudaklar da birleşerek klitoris (bızır) başlığını oluştururlar. Dölyolu ağzının iki yanında yer alan ve Bartholin bezleri olarak adlandırılan fa­sulye iriliğinde iki küçük bez ise, cinsel ilişkileri kolaylaştırmaya yarayan kayganlaştırıcı bir salgı salgılarlar.

Doğuştan Kusurlar

Bilindiği gibi, embriyon yaşamının ilk evresinde cinsiyetler farklılaşır. Cinsiye­te özgü nitelikler gebeliğin ancak üçün­cü ayında ortaya çıkar. Cinsel organla­rın gelişmesinde herhangi bir duraklama doğuştan diye nitelenen bazı kusurlara yolaçabilir. Bu kusurlardan başlıcalarını aşağıda sayacağız.
Kadında, klitoris irileşmesi, küçük ya da büyük dudaklar bitişikliği gibi durumlar görülebilir. Büyük dudakların bitişik olması halinde, bölge anatomisi erkeğinkini andırır. Sanki kadının bir erbezi torbası varmış gibi bir durum ortaya çı­kar. Bunlardan başka kadında anormal ağızlaşmalar (örneğin göden bağırsağı­nın dölyoluna açılması), dölyolu yoklu­ğu, organ perdelenmesi gibi durumlar da görülür. Organ perdelenmesi sonu­cunda, iki boynuzlu ya da iki gövdeli de denilen çift dölyatağı, çift dölyolu gibi görünümler ortaya çıkar. Eskiçağda, per. delenme sonucu beliren iki boşluktan birinin erkek çocuklara, öbürü kız çocuklara ayrıldığına inanılırdı. Erkekte, en sık görülen kusur fimozistir. Fimozis sünnet derisinin doğuştan ya da hastalık sonucu anormal biçimde dar olması halidir. Bu ise penis başının dışa­rı çıkmasını engeller. Böylece penisin işeme işlevi bozulur ve sık sık mikrop­lanma olayları görülür. Oldukça sık rastlanan bir başka kusur erbezi ektopisidir. Bu kusur erbezlerinden birinin ya da her ikisinin torbada normal bir biçimde yer almayışı olarak tanımlanabilir. Bu durum erbezinin döüt yaşamı sırasındaki yer değiştirmesi­nin sonucudur. Bu yer değiştirme do­ğumla birlikte sona erer. Ama, erbezi normal yollar izleyerek yer değiştirmeyebilir, geciktiği, durduğu, hatta saptığı görülür. Çocukta erbezleri çoğu zaman kolayca yerlerine inerler, ama en küçük bir nedenle anormal bir duruş alırlar. Bu durumda hareketli bir erbezi sözkonusu olur. Ektopi sekiz ile on iki yaşlar arasın­da (yani ergenlik çağı öncesinde) tedavi edilmelidir. Bu çağda görülebilecek bir dokusal bozukluk, tedavi edilmezse ile­ride kısırlığa yolaçabilir. Kamış bozukluklarına (bükülme, eğril­me, fistül, v.b.) nispeten daha az rastla­nır. Siyek kusurları ve özellikle anormal ağızlaşmalar daha sık görülür. Sidik de­liği penis başının ucuna açılacak yerde, kamışın değişik noktalarına, hatta apış arasına bile açılabilir. Anormal delik kamışın alt yüzüne açılırsa, hipospadi’ den, bunun tersi durumda da epispadi’den söz edilir.

Erkekte Cinsel Organ Hastalıkları

Akıntılar: Kamıştan kan gelmesi her za­man için ciddi bir hastalık belirtisidir. Bunu bir kan işeme olarak değerlendir­mek yanlış bir tutum olur. Çoğu zaman cinsel organlarda bir çarpma ya da kanalda kanserli bir yara söz konusudur. Eğer akıntı irinliyse, çoğu kez, bir zührevi hastalık olan belsoğukluğundan kuşkulanılır. Bu has­talığa da genellikle gonokoklar yolaçar. İlk yapılacak iş bakteriyolojik bir araştır­madır, özellikle süreğen siyek yangısı (üretrik) söz konusu olduğunda, ek araş­tırmalar yapılması da gerekir. Tedavi hastalığın nedeni üstüne sağlam bilgiler elde edildikten sonra uygulanmalı ve bu uygulamayı da bir sidik yolları uzmanı (ürolog) yürütmelidir. Kendi kendine te­davi uygulamak kadar tehlikeli bir şey yoktur, özellikle zamanımızda zührevi hastalıkların artış gösterdiğini düşünür­sek, bu tehlikenin daha da büyüdüğünü görürüz. Bir siyek yangısı, üzerinde dü­şünülmeden, antibiyotikle tedaviye giri­şilirse, ortaya çıkmakta olan bir frengi hastalığı maskelenebilir ve hastalığın gizli olarak gelişmesine yolaçılabilir.
Erbezi torbası urları: Hasta, genellikle işerken, erbezi torbasının bir ya da iki yanında az çok önemli bir şişkinlik farkeder. Bu ur ağrısız olabilir ya da, tersi­ne, çok ağrılı bir gelişme gösterebilir, önce bir kasık fıtığının söz konusu olup olmadığını saptamak gerekir. Çünkü, kasık fıtığının erbezlerinin karından tor­balarına inmek için izlediği yoldan ge­çerek kolayca erbezi torbasına inebile­ceği bilinen bir gerçektir. Meni kanalı varisleri ya da varikoseller karıncalanma duyumu veren hamursu bir ur meydana getirirler. Bu duruma meni kanallarının genişlemesi yolaçar.
Genişleme hasta yatık durumdayken azalır. Çoğu zaman leğen bölgesinde ve bacaklarda dolaşım bozukluklarıyla bir­likte görülen bu varisler genellikle tehli­kesizdirler. Bu iki olasılık saf dışı edil­dikten sonra, urlar görünüşlerine göre ayırdedilirler. Sivri görünüşlü bir ur söz konusuysa, bu durum çoğunlukla ço­cuklarda görülen bir erbezi burulma-sıdır ve erbezi torbasında son derece şiddetli bir ağrıyla kendini belli eder, Ağrı birkaç saat arayja hafifleme eğilimi gösterir. Ama bu hafifleme aldatıcıdır ve tehlikeyi daha da arttırır, çünkü ger­çekte meni kordonu burulmasını mas­keler. Bu ise erbezinde damar oluşumu­nu durdurun Başka bir deyişle, acele müdahale edilmezse, bu durum gelişe­rek erbezinde bir nekroza (doku ölmesi) yolaçar.
Yetişkinlerde erbezi yangısı (orşit) görü­lebilir. Erbezi yangısıyla birlikte ivegen erbezi üstü yangısı (epididimit) da orta­ya çıkabilir. Ateş, şiddetli ağrı, erbezi torbasında şişme gibi belirtilerle kendini gösteren erbezi yangısı, erbezinde ve erbezi üstünde herhangi bir hastalığın yerleşrhesinden ileri gelir. Bu hastalığın kökenine inildiğinde çoğu kez kolibasiliyle ya da stafilokokla karşılaşılır. Eğer tersine, erbezi torbası uru gelişimi­ni ağır ağır sürdürüyorsa, doktor önce urun erbezinde mi, yoksa erbezi üstün­de mi olduğunu ortaya çıkarmalıdır. Çünkü erbezi kansere, erbezi üstü de vereme yakalanabilir. Son olarak, eğer ur yumuşak, oynak ve yarı saydamsa, bu durumda bir hidrosel, yani erbezi kapsülünün iki yaprakçığı arasında sıvı birikmesi söz konusudur.
Cinsel güçsüzlük: Nedenleri ne olursa olsun bu sorunun önemine ve kişinin ruhsal durumu üzerindeki yansımasına dikkati çekmek bile gereksizdir. Yaşlı­lıktan ileri gelen güçsüzlük ve doğuştan ya da sonradan kazanılmış kusurlar bir yana bırakılırsa, ereksiyon (penisin di­kilmesi) bozukluklarının nedenlerini or­taya çıkarmakta büyük güçlüklerle kar­şılaşılır. Güçsüzlüğün nedenini ilk önce iç salgıbezlerinde aramak gerekir. Bir erbezi yetersizliği, bir hipofiz ya da kal-kanbezi hastalığı, y.b., söz konusu ola­bilir. Buna ise, şeker hastalığı, bulaşıcı hastalık ya da süreğen zehirlenme gibi durumlar sonunda ortaya çıkan vücut sıvısı dengesizliği yolaçar. Uyarılma bo­zukluklarına yolaçan siyek-prostat yara­ları da güçsüzlük nedeni olabilir. Bütün bunlardan başka, tabes, doku sertleş­mesi (skleroz), omurilik yangısı gibi mer­kez sinir sistemi hastalıkları da cinsel güçsüzlük yapabilir. Aşırı cinsel ilişkide bulunma ya da, tersine, az cinsel ilişkide bulunma, kesintili cinsel birleşme gibi tutumlar bazen bir kas güçsüzlüğüne yolaçabilir. Eğer güçsüzlüğün nedeni yukarıdan beri sayıiagelen durumlardan biri değilse, ruhsal bir bozukluk düşü­nülmelidir. Zaten cinsel güçsüzlük olay larının yüzde 90′ında, kökü çocukluğa kadar inen duygusal bozukluklar ya da bir heyecan şoku rol oynar, ikincil bir güçsüzlüğün tedavisi nispeten kolay ol­sa bile, birincil güçsüzlüklerde, yani var lığı daha ilk cinsel ilişki deneylerinde ortaya çıkan güçsüzlüklerde tedavi so­nuçları yeterince olumlu olmamakta­dır.
Ereksiyon bozukluklarından başka, me­ni çıkarmada görülen anormalliklerden de söz etmek gerekir. Bu anormallikler ikiye ayrılır:
a) Penisin dölyoluna girmesini bile bek­lemeden gerçekleşebilen erken boşal­ma; bu en sık görülen cinsel bozukluk­lardan biridir.
b) Erkek kısırlığının nedenlerinden birini meydana getiren geç boşalma, hatta hiç boşalamama.
Kısırlık: İstenmeyen gebeliklerden ka­çınmak için her geçen gün yeni yöntem­lerin ve yeni maddelerin geliştirildiği bir dönemde, kısırlık kaygı verici bir so­run olmaya devam etmektedir. Evlilik yaşamındaki kısırlıkta, erkeğin sorumlu­luğunun küçümsenemeyecek ölçüde ol­duğu ve kısırlık hallerinin yaklaşık ola­rak yüzde 35′inde erkeğin kusurlu bu­lunduğu bilinmektedir. Kısır olduğu an­laşılan bir çiftte, önce erkek muayene olmalı ve vaktiyle bir kaza ya da kaba­kulak, cinsel organ veremi, belsoğukluğu, v.b. gibi erbezini ve erbezi üstünü etkileyebilecek bir mikroplu hastalık ge­çirip geçirmediği saptanmalıdır. Ayrıca hasta, erbezi ektopisinden şikayeti olup olmadığını da belirtmelidir. Daha son­ra, muayeneye meni incelemesiyle devam edilir. Böylece kısırlığın oligospermi (menide spermatozoit azlığı)den mi yoksa azoospermi (menide spermatozoitlerin zayıf ve az hareketli olması)den mi ileri geldiği anlaşılır. Kısırlık nedeni kadındaysa, tıkanmaya yolaçan bir cinsel organ hastalığı, dölyatağında ya da dölyolunda doğuştan veya sonradan kazanılmış bir kusur, ve­rem, bir iç salgıbezi yetersizliği akla ge­len ilk nedenler olmalıdır. Bunların yanı sıra, daha birçok neden söz konusu ola­bilir. Kısırlığın tedavisine başlanmadan önce, hasta çok sıkı tıbbî denetimden (ateş çizelgesi, röntgen filmleri, biyopsi hormon ölçüleri, v.b.) geçirilmelidir.

Prostat bezi nedir Ne İşe Yarar ?

Prostat bezi nedir? Ne iş görür ve ne zaman çı­karılması gerekir?
Prostat bezi, ceviz büyüklüğündedir ve birbirin­den ayrı üç lobu vardır. Mesanenin hemen altındadır. Endokrin bezleri zincirinin bir parçasıdır. Bez kendisi sperm hücreleri yapmaz, fakat cinsel ilişki sıra­sında spermi koruyarak taşıyan bir sıvı çıkarır.
Herhangi bir organ gibi, bu bezin de iltihapları, enfeksiyonları, selim ya da habis tümörleri olabilir. Bu enfeksiyonlar da, diğerleri gibi, antibiyotikler ve başka ilaçlarla tedavi edilir.
Prostat büyümesi, erkeklerin yaşlanmasıyla orta­ya çıkar. Bu büyüme, üretra’yı (mesaneden idrarı alıp da dışarıya atan ince idrar borusunu) sıkıştıracak noktaya ulaşınca, gece ve gündüz idrara çıkmaya ne­den olur. Bu durum ilerleyince, mesane iyice boşalamaz ve içinde bir miktar idrar kalır. Prostatın gittik­çe büyümesiyle, bazı böbrek komplikasyonları görü­lebilir ya da uretra birdenbire tıkanıp idrara çıkmayı olariaksızlaştırarak âcil müdahaleyi gerektirebilir.
Prostat büyümesi, altmışın üstündeki erkeklerin belki yüzde yetmiş beşten çoğunda görülür. Hepsinde ame­liyat gerekmez. Bazen yumuşak masajla prostat küçülebilir.
Prostatın çıkarılmasında çeşitli yöntemler vardır ve bunu,’ hastanın durumu ve doktorun kararı belir­ler. Şimdi kullanılan yeni teknikler içinde, elektrokoa-gülasyon, yani elektrikle pıhtılaştırma ve kriyoşirürji, yani dondurma yoluyla ameliyat da vardır. Prostatın çıkarılması tehlikeli değildir, beklenmedik bir komp-likasyon çıkmadığı takdirde, en çok dört gün içinde hasta iyileşir.
Erkekler korkularının tersine, prostatektomi de­nen bu ameliyatla, daha sağlıklı ve daha erkekçe bir duruma gelebilirler. Çünkü bu ameliyatla, akılları ve bedenleri üzerindeki baskı kalkacaktır.
 
cinsel bilgiler sağlık bilgileri seks dersleri. Citrus Pink Blogger Theme Design By LawnyDesignz Powered by Blogger