Erkek Cinselliği etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Erkek Cinselliği etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cinsel Uyarı Bölgeleri

8 Ekim 2009 Perşembe

İnsan gövdesindeki cinsel uyarı bölgeleri ya da cinsel uyarıya yatkın bölümler yalnızca üreme organları değildirler. Kadınlarda, tüm gövdeyi kaplayan deri, cinsel bakımdan az ya da çok uyarılabilecek niteliktedir, insan gövdesinde bulunan en belli başlı cinsel uyan bölgeleri aşağıda sıralanmıştır.

Penis

Penisin çeşitli bölümleri arasında en duyarlı olanı, glans adı verilen penis ucudur. Bunun da özellikle alt bölümü, yarığın tam gerisinde bulunan kısım, en duyarlı yanıdır. Penisin sapı ve özellikle köküne yakın bölümü en az duyarlı bölgedir. Bununla birlikte, ritmik olarak uygulanan bir uyarıya karşılık verir.

Klitoris

Kadında klitoris penisin karşılığıdır. Dış deri normal olarak klitorisi kaplamakta olup, klitoris başının (erkekteki penis ucunun karşılığı) ilk anda göze çarpmasını önler. Uyarıya çok yatkın olup, dokunmaya, ritmik baskıya ve her şeyden çok devamlı fakat aralıklı bir uyarıya karşılık verir. Klitorisin aralıksız olarak uyarılması genel olarak iyi birşey değildir. Kadında, gıdıklanmayı andıran, karşı koyulması, dayanılması son derece güç bir duygu uyandırabilir. Klitorise karşı özel bir ilgi gösteren bir erkek, bu noktanın çevresini uyararak da aynı sonuca erişebileceğini, kadının coşkusu için klitorisin kendisine dokunmanın kesinlikle gerekli olmadığını öğrenmelidir.

Küçük Dudaklar (Labia Minora)

Küçük dudakların iç bölümleri dokunmaya karşı son derece duyarlıdır. Bir iç dudaktan başlayarak klitorisin üstünden de geçerek öbür iç dudakta son bulan bir tür döner uyarı uygulandığı zaman kadının cinsel coşkusu belirli bir şekilde artar.

Döl Yolu Ağzı

İdrar deliği ile döl yolu ağzını içine alan bölge de son derece duyarlıdır.

Döl Yolu

Döl yolunun ağzındaki sfenkter çemberi her hangi bir baskı altında kaldığı zaman daralır. Döl yolunun ön bölümüne, aşağı doğru parmaklar ile uygulanan ritmik baskı, çok keskin bir cinsel coşkuya yol açar. Döl yolu duvarları dokunmaya karsı fazla duyarlı olmadıkları için, penisin döl yoluna girmesinden duyulan cinsel coşku, daha. çok ruhsal bir coşkudur. Döl yolu içini doğrudan doğruya uyarmaya kalkmak bu bakımdan tüm anlamsız olmasa bile, tırnakların bu bölgeyi zedeleme ihtimalleri vardır. Parmakların döl yolu ağzından daha ileri gitmemeleri öğütlenir. Klitorisin dibi uyarıldığı zaman döl yolu ağzında da cinsel coşku duyulur.

Serviks

Aslında bu bölge dokunmaya karşı duyarlı değildir. Kadın serviksin uyarıldığını sanabilir; ama bu, penisin çok derinlere girmesinden dolayı meydana gelen basıncın peritoneum'u (döl yatağı yüzeyini kaplayan doku] etkilemesi ve derinlere giren penisin genellikle bir seri tepki yaratması yüzündedir. Bu bölgeyi erkeğin parmakları ile uyarmaya çalışması doğru değildir, çünkü eşini yaralayabilir.

Büyük Dudaklar (Lâbia Majora).

Erkeğin teslis torbalarını andırır Kadının cinsel duygularının uyanmasında önemli bir rol oynamaz ama penis üzerinde uyarıcı bir etkisi olabilir.

Testis Torbaları (Scrotum)

Cinsel uyarı ile doğrudan doğruya pek ilişkisi yoktur. Bazı erkekler, testis torbalarının avuç içinde tutulup parmaklar ile uyarılmasından coşku duyarlar. Çoğu erkekler ise testis torbaları biraz fazla sıkıldığı zaman acı duyarlar. Bununla birlikte testis torbalarının bir avantajlı yanı vardır: cinsel birleşme sırasında kadının gövdesine hafifçe değerler ve bu çoğu kez kadına zevk verir.

Apış Arası

Döl yolu ağzı (ya da penis kökü) ile anus (makat) arasında kalan bölge dokunmaya karşı duyarlıdır. Bu bölgenin orta bölümü özellikle basınca karsı duyarlıdır.

Anus (Makat)

Bu bölgedeki cinsel duyular kişiye ve ruhsal etkilerin derecesine göre değişir. Makat ile cinsel organ aynı kaslar ile birbirlerine bağlı olduklarından, gerek erkekte gerekse kadında, cinsel organlar uyarıldığı zaman makat küçülür ve makat uyarıldığı zaman da, cinsel organlar kasılır.

Memeler

Kadınlarda memeler dokunmaya karşı duyarlıdırlar Ritmik bir basınç ve uyarı hareketi cinsel duyguların çoğalmasını sağlayabilir. Özellikle meme uçları, klitoris kadar duyarlıdır. Kadının memeler yolu ile duyduğu uyarı aynı anda döl yatağına ve diğer cinsel organlara aktarılır. Bazı kadınlar, meme uçlarının öpülmesini ya da emilmesini cinsel organların uyarılmasına tercih ederler. Bu arada, analık duygularının kadının ruhsal yapısında tuttukları yeri de göz önünde bulundurmak gerekir. Bir takım kadınlar, sırf analık duygularının ağır basması yüzünden memelerinin uyarılmasından cinsel coşku duymazlar. Cinsel bakımdan, erkek memesi kadın memesine oranla çok daha az duyarlıdır.

Ağız

Dudaklar, dil ve ağızın diğer bölümlerinde, en az cinsel organlarda olduğu kadar cinsel duyu bulunmaktadır. Memeler ya da cinsel organlar uzun uzun öpüldüğünde cinsel coşku geniş ölçüde artar.

Kaba Etler

Kaba ellerdeki kaslar kasıldığı zaman cinselcoşku artar. Bu nedenle, cinsel birleşme sırasında gerek kadın gerekse erkekler, bilinçli ya da bilinçsiz olarak kaba etlerinde bulunan kasları kasarlar. Bu kasılmanın sonucu olarak makat da küçülür ve böylece cinsel organlar uyarılmış olur, döl yolu kasları gerilir, döl yolu ağzı daralır; erkekte ise penis sertleşir.

Bacaklar

Bacakların iç bölümleri cinsel uyarıya karsı keskin bir tepki gösterirler.

Diğer Bölgeler

Bazı kimselerin gövdelerinde, yukarda sayılanların yanı sıra gelişmiş bir takım cinsel uyarı bölgeleri vardır. Bunlar genellikle, gözler, kulaklar, ense, boyun, koltuk altlan, göbek, karın, bel, sırt, kasıklar, göğsün iki yanı ve bunların çevresindeki bölgelerdir. Saçların ve bazı bölgelerdeki kılların hafif hafif okşanması da bazı durumlarda cinsel duyguları uyandırabilir.

Erbezleri

6 Ekim 2009 Salı

Bu bezlerin dış ve iç olmak üzere iki tür salgısı vardır. Birincisi meni borucukları tarafından salgılanır ve üreme işlevini sağlar.
İç salgı ise cinsel organların ve ikincil cinsel niteliklerin gelişmesine bağlıdır. Erbezlerinin salgıladığı hormona testos­teron adı verilir. Bu maddenin cinsiyet dışında, metabolizma üzerinde de etki­leri vardır. Kas yapısı ve büyüme üzeri­ne ve doğrudan doğruya da birleştirme kıkırdakları üzerine etki yaparak protein anabolizmasını (dokulara protein bağla­ma) arttırır. Ayrıca, dokularda su ve ma­densel tuz birikimini sağlar. Aynı biçimde, kadında, hipofiz bezi, erbeztmn her iki işlevini de yüklenen gonadostimülinleri salgılar. * Erbezi yetersizliği. Bu yeter vük, ço­cuklarda, hadımlığa ya da önükoidizrne yolaçar. Eğer yetersizlik tamsa ve ergen­lik çağından önce ortaya çıkmışsa, so­nuç hadımlıktır.

Erkekte Cinsel Organ Hastalıkları

Akıntılar: Kamıştan kan gelmesi her za­man için ciddi bir hastalık belirtisidir. Bunu bir kan işeme olarak değerlendir­mek yanlış bir tutum olur. Çoğu zaman cinsel organlarda bir çarpma ya da kanalda kanserli bir yara söz konusudur. Eğer akıntı irinliyse, çoğu kez, bir zührevi hastalık olan belsoğukluğundan kuşkulanılır. Bu has­talığa da genellikle gonokoklar yolaçar. İlk yapılacak iş bakteriyolojik bir araştır­madır, özellikle süreğen siyek yangısı (üretrik) söz konusu olduğunda, ek araş­tırmalar yapılması da gerekir. Tedavi hastalığın nedeni üstüne sağlam bilgiler elde edildikten sonra uygulanmalı ve bu uygulamayı da bir sidik yolları uzmanı (ürolog) yürütmelidir. Kendi kendine te­davi uygulamak kadar tehlikeli bir şey yoktur, özellikle zamanımızda zührevi hastalıkların artış gösterdiğini düşünür­sek, bu tehlikenin daha da büyüdüğünü görürüz. Bir siyek yangısı, üzerinde dü­şünülmeden, antibiyotikle tedaviye giri­şilirse, ortaya çıkmakta olan bir frengi hastalığı maskelenebilir ve hastalığın gizli olarak gelişmesine yolaçılabilir.
Erbezi torbası urları: Hasta, genellikle işerken, erbezi torbasının bir ya da iki yanında az çok önemli bir şişkinlik farkeder. Bu ur ağrısız olabilir ya da, tersi­ne, çok ağrılı bir gelişme gösterebilir, önce bir kasık fıtığının söz konusu olup olmadığını saptamak gerekir. Çünkü, kasık fıtığının erbezlerinin karından tor­balarına inmek için izlediği yoldan ge­çerek kolayca erbezi torbasına inebile­ceği bilinen bir gerçektir. Meni kanalı varisleri ya da varikoseller karıncalanma duyumu veren hamursu bir ur meydana getirirler. Bu duruma meni kanallarının genişlemesi yolaçar.
Genişleme hasta yatık durumdayken azalır. Çoğu zaman leğen bölgesinde ve bacaklarda dolaşım bozukluklarıyla bir­likte görülen bu varisler genellikle tehli­kesizdirler. Bu iki olasılık saf dışı edil­dikten sonra, urlar görünüşlerine göre ayırdedilirler. Sivri görünüşlü bir ur söz konusuysa, bu durum çoğunlukla ço­cuklarda görülen bir erbezi burulma-sıdır ve erbezi torbasında son derece şiddetli bir ağrıyla kendini belli eder, Ağrı birkaç saat arayja hafifleme eğilimi gösterir. Ama bu hafifleme aldatıcıdır ve tehlikeyi daha da arttırır, çünkü ger­çekte meni kordonu burulmasını mas­keler. Bu ise erbezinde damar oluşumu­nu durdurun Başka bir deyişle, acele müdahale edilmezse, bu durum gelişe­rek erbezinde bir nekroza (doku ölmesi) yolaçar.
Yetişkinlerde erbezi yangısı (orşit) görü­lebilir. Erbezi yangısıyla birlikte ivegen erbezi üstü yangısı (epididimit) da orta­ya çıkabilir. Ateş, şiddetli ağrı, erbezi torbasında şişme gibi belirtilerle kendini gösteren erbezi yangısı, erbezinde ve erbezi üstünde herhangi bir hastalığın yerleşrhesinden ileri gelir. Bu hastalığın kökenine inildiğinde çoğu kez kolibasiliyle ya da stafilokokla karşılaşılır. Eğer tersine, erbezi torbası uru gelişimi­ni ağır ağır sürdürüyorsa, doktor önce urun erbezinde mi, yoksa erbezi üstün­de mi olduğunu ortaya çıkarmalıdır. Çünkü erbezi kansere, erbezi üstü de vereme yakalanabilir. Son olarak, eğer ur yumuşak, oynak ve yarı saydamsa, bu durumda bir hidrosel, yani erbezi kapsülünün iki yaprakçığı arasında sıvı birikmesi söz konusudur.
Cinsel güçsüzlük: Nedenleri ne olursa olsun bu sorunun önemine ve kişinin ruhsal durumu üzerindeki yansımasına dikkati çekmek bile gereksizdir. Yaşlı­lıktan ileri gelen güçsüzlük ve doğuştan ya da sonradan kazanılmış kusurlar bir yana bırakılırsa, ereksiyon (penisin di­kilmesi) bozukluklarının nedenlerini or­taya çıkarmakta büyük güçlüklerle kar­şılaşılır. Güçsüzlüğün nedenini ilk önce iç salgıbezlerinde aramak gerekir. Bir erbezi yetersizliği, bir hipofiz ya da kal-kanbezi hastalığı, y.b., söz konusu ola­bilir. Buna ise, şeker hastalığı, bulaşıcı hastalık ya da süreğen zehirlenme gibi durumlar sonunda ortaya çıkan vücut sıvısı dengesizliği yolaçar. Uyarılma bo­zukluklarına yolaçan siyek-prostat yara­ları da güçsüzlük nedeni olabilir. Bütün bunlardan başka, tabes, doku sertleş­mesi (skleroz), omurilik yangısı gibi mer­kez sinir sistemi hastalıkları da cinsel güçsüzlük yapabilir. Aşırı cinsel ilişkide bulunma ya da, tersine, az cinsel ilişkide bulunma, kesintili cinsel birleşme gibi tutumlar bazen bir kas güçsüzlüğüne yolaçabilir. Eğer güçsüzlüğün nedeni yukarıdan beri sayıiagelen durumlardan biri değilse, ruhsal bir bozukluk düşü­nülmelidir. Zaten cinsel güçsüzlük olay larının yüzde 90′ında, kökü çocukluğa kadar inen duygusal bozukluklar ya da bir heyecan şoku rol oynar, ikincil bir güçsüzlüğün tedavisi nispeten kolay ol­sa bile, birincil güçsüzlüklerde, yani var lığı daha ilk cinsel ilişki deneylerinde ortaya çıkan güçsüzlüklerde tedavi so­nuçları yeterince olumlu olmamakta­dır.
Ereksiyon bozukluklarından başka, me­ni çıkarmada görülen anormalliklerden de söz etmek gerekir. Bu anormallikler ikiye ayrılır:
a) Penisin dölyoluna girmesini bile bek­lemeden gerçekleşebilen erken boşal­ma; bu en sık görülen cinsel bozukluk­lardan biridir.
b) Erkek kısırlığının nedenlerinden birini meydana getiren geç boşalma, hatta hiç boşalamama.
Kısırlık: İstenmeyen gebeliklerden ka­çınmak için her geçen gün yeni yöntem­lerin ve yeni maddelerin geliştirildiği bir dönemde, kısırlık kaygı verici bir so­run olmaya devam etmektedir. Evlilik yaşamındaki kısırlıkta, erkeğin sorumlu­luğunun küçümsenemeyecek ölçüde ol­duğu ve kısırlık hallerinin yaklaşık ola­rak yüzde 35′inde erkeğin kusurlu bu­lunduğu bilinmektedir. Kısır olduğu an­laşılan bir çiftte, önce erkek muayene olmalı ve vaktiyle bir kaza ya da kaba­kulak, cinsel organ veremi, belsoğukluğu, v.b. gibi erbezini ve erbezi üstünü etkileyebilecek bir mikroplu hastalık ge­çirip geçirmediği saptanmalıdır. Ayrıca hasta, erbezi ektopisinden şikayeti olup olmadığını da belirtmelidir. Daha son­ra, muayeneye meni incelemesiyle devam edilir. Böylece kısırlığın oligospermi (menide spermatozoit azlığı)den mi yoksa azoospermi (menide spermatozoitlerin zayıf ve az hareketli olması)den mi ileri geldiği anlaşılır. Kısırlık nedeni kadındaysa, tıkanmaya yolaçan bir cinsel organ hastalığı, dölyatağında ya da dölyolunda doğuştan veya sonradan kazanılmış bir kusur, ve­rem, bir iç salgıbezi yetersizliği akla ge­len ilk nedenler olmalıdır. Bunların yanı sıra, daha birçok neden söz konusu ola­bilir. Kısırlığın tedavisine başlanmadan önce, hasta çok sıkı tıbbî denetimden (ateş çizelgesi, röntgen filmleri, biyopsi hormon ölçüleri, v.b.) geçirilmelidir.

Prostat bezi nedir Ne İşe Yarar ?

Prostat bezi nedir? Ne iş görür ve ne zaman çı­karılması gerekir?
Prostat bezi, ceviz büyüklüğündedir ve birbirin­den ayrı üç lobu vardır. Mesanenin hemen altındadır. Endokrin bezleri zincirinin bir parçasıdır. Bez kendisi sperm hücreleri yapmaz, fakat cinsel ilişki sıra­sında spermi koruyarak taşıyan bir sıvı çıkarır.
Herhangi bir organ gibi, bu bezin de iltihapları, enfeksiyonları, selim ya da habis tümörleri olabilir. Bu enfeksiyonlar da, diğerleri gibi, antibiyotikler ve başka ilaçlarla tedavi edilir.
Prostat büyümesi, erkeklerin yaşlanmasıyla orta­ya çıkar. Bu büyüme, üretra’yı (mesaneden idrarı alıp da dışarıya atan ince idrar borusunu) sıkıştıracak noktaya ulaşınca, gece ve gündüz idrara çıkmaya ne­den olur. Bu durum ilerleyince, mesane iyice boşalamaz ve içinde bir miktar idrar kalır. Prostatın gittik­çe büyümesiyle, bazı böbrek komplikasyonları görü­lebilir ya da uretra birdenbire tıkanıp idrara çıkmayı olariaksızlaştırarak âcil müdahaleyi gerektirebilir.
Prostat büyümesi, altmışın üstündeki erkeklerin belki yüzde yetmiş beşten çoğunda görülür. Hepsinde ame­liyat gerekmez. Bazen yumuşak masajla prostat küçülebilir.
Prostatın çıkarılmasında çeşitli yöntemler vardır ve bunu,’ hastanın durumu ve doktorun kararı belir­ler. Şimdi kullanılan yeni teknikler içinde, elektrokoa-gülasyon, yani elektrikle pıhtılaştırma ve kriyoşirürji, yani dondurma yoluyla ameliyat da vardır. Prostatın çıkarılması tehlikeli değildir, beklenmedik bir komp-likasyon çıkmadığı takdirde, en çok dört gün içinde hasta iyileşir.
Erkekler korkularının tersine, prostatektomi de­nen bu ameliyatla, daha sağlıklı ve daha erkekçe bir duruma gelebilirler. Çünkü bu ameliyatla, akılları ve bedenleri üzerindeki baskı kalkacaktır.

Erkekte Üretim Organları ve Üreme Fonksiyonu

Testisler Erbezleri

Testisler (Erbezleri) — Her iki testis, torba­lar içinde asılı bulunurlar. Bunlar hem meni (sperma) yapan, hem de içsalgılan olan bez niteliğinde iki oluşum­dur.
Normal olarak penisin altında ve torbalar içinde bu­lunurlar. Doğumdan önce ana rahmindeyken, testisler böbrekler düzeyinde ve omurganın iki yanındadır. Sonradan yavaş yavaş aşağıya inip kasık kanalından geçerek karından çıkar ve doğum sırasında normal olarak torbala­rın içinde bulunurlar. Testislerin bu göçlerini bazan tamamlayamadıkları, bir ya da ikisinin birden karın ya da kasık kanalı içinde kaldığı ve doğumdan sonra ilerleyemedikleri görülmüştür.
Normalde iki testis olduğu halde bazan bunlardan birisinin gelişmediği, hatta her ikisinin de gelişemediği görülür. Ender olarak ikiden çok testise de rastlanmakta­dır.
Soldaki testisin sağdakine oranla biraz daha büyük ve ağır olup daha aşağıya doğru sarkmasının nedeni bu­nun, ötekinden daha kanlanmasıdır. Böylelikle erkeklerin büyük bir kısmının torbalarının görünüşü, simetrik değil­dir.
Testisler yanlarından basık ve büyük ekseni yukarı­dan aşağıya doğru olan bir yumurtaya benzemektedir. Büyüklük ve ağırlıkları kişiye göre değişir. Ortalama 20 gram ağırlığında, 4-5 santim uzunluğunda, 2,5 santim ka­lınlığında ve 3 santim yüksekliğinde oluşumlardır. Renk­leri beyaz mavimtrak, kıvamları sertçe olup göz akını andırırlar.
Bir testis uzunlamasına yarıldığında içi kıtıkla doldu­rulmuş bir yastıkla karşılaşıldığı sanılır. İçinden beyaz ip­likçikler çevreye yayılır. Bunlar hayranlık verici bir şe­kilde yerleştirilmiş ve sıkıştırılmıştır.
Her testis binlerce iplikçiği barındırır ve içlerinden her birisi bir makara üstüne sarılmış dikiş ipliği gibidir. Bu iplikçilerden birini çıkarırsanız aşağı yukarı 1 metre uzunluğunda olduğunu görürsünüz. Bunu mikroskop altı­na koyunuz, spermalarla dolu bir boru, yani erkek cinsel hücreferi olan spermatozoidleri taşıyan bir kanalla kar­şı karşıya olduğunuzu görürsünüz.
Gerçekten testisin içi, onu birçok parçalara ayıran sayısız böJmeciklerden yapılıdır. Bunlar piramit ya da ko­ni biçimindeki olup 250 — 300 tane kadardır. Her bölmecikte 3-4 tane meni kanalcılığı olduğuna göre bir bölmecikte 900—1000 kadar kanalcık var demektir. Eğer bu ka­nallar açılabilseydi, 1 kilometre kadar uzunluğunda bir iplikçik elde edilirdi.

Dokulara mikroskopta bakmak için son derece ince ve yarı saydam dilimler hazırlamak gerekir. Yoksa bun­lar ışığı geçirmezler. Bu amaçla, tıpkı mezeci dükkânlarındaki salam, jambon kesen makinelere benzeyen özel cihaz­lar kullanılır.
İşte ancak mikroskop altında görülebilen ve içinden ancak bir saç geçirilebilecek kadar ince olan bu iplikçik­lere meni yollan, ya da sperma kanalları adı verilmekte­dir.

Sperma Kanalları

Her bir testiste yak­laşık olarak 1000 sperma kanalı olduğuna ve her kanal da aşağı yukarı 1 metre uzunluğunda olduğuna göre bir erkekte testisier 2 kilometre uzunluğunda sperma kanalı barındırıyor demektir. Bu yollar daha geniş kanallarla ağızlaşarak sonunda ortak bir yola açılırlar. Bu yol, tes­tisin dış kısmına yapışık bir kanal olup adına epididim denmektedir. Bu oluşum tıpkı bir genç kızın saç örgüsü gibi testise asılmıştır.
Sperma kanallarının çeperlerinde ana hücreler adı verilen bazı hücreler, sabit bir bölünme ve çoğalmayla spermatozoidleri yapmaktadırlar. Testislerin böyle yara­tıcı bir özellikleri vardır. Bir insanın her iki testisinde bulunan cinsel hücreleri hesaplayabilmek için toplam sper­ma kanalları uzunluğu olan 2 kilometreyi 2 milyonla çarp­mak gerekir. Bir erkeğin çoğalma gücünü ortaya çıkar­mak için, olgun cinsel hücre stokunu haftada birçok kere boşalttığını ve 12 saat içinde yeniden kazandığını düşün­mek yeter. Bir erkek her ay ortalama 3-4 milyon cinsel hücre yapmakta ve bu da 40-50 yıl süreyle tekrarlanmak­tadır.
Bir spermatozoidin uzunluğu, ancak bir milimetrenin ellibinde biri kadardır. Buna göre spermatozoid çıplak göz­le görülemez. Hücrenin yassı, ucu sivri ve armut şeklinde bir başı, ortada bir vücut kısmı ve uzun bir kuyruğu var­dır.
Kanalların karışık ağı içinde bunlar sonsuz denecek kadar çok sayıdadır. Sağlıklı bir erkeğin atımı (ejakü-lasyon) içinde 400 ile 700 milyon spermatozoid vardır. Bir erkeğin hayatı boyunca yaptığı spermatozoid sayısı milyarlara erişir. Eğer bir tek atımdaki 400 — 700 milyon arasından yalnız bir tanesinin yumurtacığı dölleyeceği düşünülürse, döllenme şartlarını bu kadar geniş tutan tabiat olayı karşısında yalnızca hayranlık duyulabilir.
Bununla beraber cinsel temas sırasında atılan spermatozoid sayısı her zaman aynı değildir. Bu sayı yalnız kişi­ye değil, aynı zamanda cinsel temasa da bağlıdır. Birçok günler ya da haftalar temas yapılmadığında spermatozoid sayısı daha yüksek olacaktır. Buna karşılık temas sık tekrarlandığında sonuç olarak sayı azalacaktır.
Spermanın baş kısmında kromozom adı verilen 24 ta­ne cisimcik bulunur. Bunlar sayesinde yalnız ana-baba ve büyükanne-büyükbaba ile değil, daha eskilerle de ilgili karakter özellikleri «kalıtım» yoluyla döllenmiş yumurta­cığa geçecektir.
Ne testis içinde, ne de epididim içinde spermatozoidlerin kendi hareketleri yoktur. Sanki yeni yapılanlar ve bu organların kısılmalarıyla itilmektedirler. Epididim spermatozoidlere toplanma yeri görevini görür. Epididimden ayrıldıktan sonra hücreler aşağı yukarı bir dikiş iğ­nesi çapında ve yaklaşık olarak 50 santim uzunluğun­da oldukça geniş bir kanala açılarak bu yolda itilirler. Bu, her iki yanda karın boşluğuna doğru yükselen yol boşal­tım kanal ya da sperma kordonu adını alır. Boşaltıcı ka­nallar kasık kanalını aştıktan sonra idrar torbasının sağ ve sol yanında uretraya, (sidik yolu) kadar gelip ona açı­lırlar. Bu kanallar içinde de spermatozoidlerin bizzat ha­reketleri yoktur, bir çeşit pompalama hareketiyle itil­mektedirler.
îdrar torbasının yanında sperma kordonlarının herbirisi ampul şeklinde bir organa değişirler. Bunlar seminal keselerdir. Keselerin 4 ile 5 santim uzunluğu, 1 san­tim genişliği ve 8 ile 10 santim yüksekliği vardır. Meniye özel rengini veren sarımsı ve yapışkan bir sıvı salgılarlar.

SPERMATOZOİD
a — Önden görünüş Bir spermatozoid çeşitli bölüm­lerden yapılmıştır. Birinci bö­lüm baş adını alır. Başın altında boyun vardır. Spermatozoidin bir de uzun kuyruğu vardır.’ Kuyrukla boyun arasında bulu­nan ve bu iki bölümü birleştiren bölüme de birleştirici parça adı verilir. Kuyruğun sonu ise son bölüm adını alır.
b — Yandan görünüş Spermatozoidin dişi hücreyi del­mesine yarayan sivriliğini yan­dan bakınca daha kolay görürüz. Ucuna delici uç adı verilir.
c — Büyütülmüş bir spermato­zoidin başı, boynu ve birleştiri­ci bölümü. Burada birleştirici bölüm içindeki spiral iplik ve bunu çevreleyen mitokondria ta­bakası da görülüyor.

Prostat

Bir kestanenin şekil ve boyutlarında olan ve belki de bu nedenle halk arasında kestanecik adını alan prostat, erkek uretrasının ilk parçası çevresinde bu lunan bir bezdir. Rengi beyazımtırak olup kıvamı olduk­ça serttir ve kas lifleri tarafından örülmüştür.
Buluğ çağma kadar küçük olan prostat, erginlik ça­ğında birdenbire büyür. Yetişkinde yüksekliği 25-30 mili­metre, ağırlığı 20-25 gramdır. 50-55 yaşlarına kadar bu büyüklükte kaldıktan sonra çok defa aşırı olarak büyü­meye başlamaktadır. Prostat büyümesi belirli bir yaştan sonraki erkeklerin pek çoğunda ortaya çıkması nedeniyle önemli yaşlılık sorunlarından birisi olmaktadır. Bu gibi hastalarda ileri derecedeki idrar etmeyle ilgili bozukluk­lar görüldüğünden sonuç olarak ameliyatla büyümüş olan prostatı çıkarmak gerekmektedir.

Prostat Salgısı-Özü

Prostat hayvan sütüne benzeyen, yapışkan bir sıvı salgılar. Bu sıvı spermatozoidler ve seminal keselerin salgısına karışır. Koku­su taze kestaneyi ya da turna balığmmkini andırmakta olup sperma süt görünüşünü ve özel kokusunu prostat salgısına borçludur.
Daha önce de sözünü ettiğimiz gibi spermatozoidler, prostata gelinceye kadar özel bir harekete sahip değildir ve boşalticı kanallarla seminal keselerin kasılma ve gev-şemeleriyle itilirler. Hücreler ancak prostat sıvısıyla karış­tıktan sonra kendi kendilerine hareket edebilecek bir du­ruma gelirler. Balıklar gibi kımıl kımıl oynamaya başlar­lar. Oysa daha önce mekanik olarak yukarı doğru itilmiş­lerdir. Spermatozoidlerin bu hareketleri salgının kimya­sal özelliğinden gelmektedir. Salgının içinde, spermin adı verilen, tadı acı, turna balığı ve bazı bitkilerin özle­rinde de bulunan bir madde vardır.
Prostat yalnız bir salgı bezi olarak kalmaz. Kadında­ki rahmin biyolojik eşi gibi, prostat da kas liflerinden ve bez dokusundan yapılı karışık bir organdır. Tıpkı bir ha­vagazı borusunu saran bilezik gibi uretranm başlangıcını sarar. Kauçuk bir bileziğin esnek lifleri gibi yıllar geçtik­çe prostatın kas lifleri de sertleşip kalmlaştığmdan, yuka­rıda anlattığımız idrar etme zorluklarını doğurmak üzere uretrayı sıkıştırırlar.
Prostat sıvısı ancak orgasm sırasında, yani cinsel coşkunluğun en son kademesinde, ritmik olarak tekrar­lanan kasılmalar aracılığıyla açığa çıkmaktadır. Demek ki spermatozoidler yalnız belirli bir zamanda, cinsel temaslara en yüksek yerinde, yumurtacığa erişmeleri ve dölle­me işlemini yapabilmeleri için gerekli hareketi kazan­maktadırlar.

U r e t r a

Uretra, örgü şişi çapında bir tüp olup ağız mukozasına (sümüksü zarına) benzeyen pembe bir mukozayla döşelidir, oidik torbasının dibinden başlayarak penisin, yani erkeklik organının dış ucuna açılır.
Uretra yalnız prostatı değil penisi de aştığından ve cinsel coşkunluk sırasında penis sertleşip uzadığından, uretranın da uzayabilir olması gerekir. Bu nedenle çepe­ri bir kauçuk borununki gibi düzgün değil, tersine bir fo­toğraf makinesinin ya da akordeonun körüğü gibi kıv­rımlıdır, Penis sertleşip uzadığında kıvrımlar açılmakta ve uretra körük gibi uzamaktadır.
Komşu organlarla sıkı yakınlığı olan uretra, bütün uzunluğunca sabit değildir. Buna göre, uretranın penisin serbest kısmı içinde bulunan ön parçasına hareketli parça, daha yukarıda idrar torbasına kadar olan parçasına da hareketsiz parça adı verilir. Uretranın uzunluğu yeni doğ­muşta 5-6, on yaşında 8-9, yetişme çağında 12-14 santim­dir. Bunun 12’si penisin içinden geçen kısımdır. Uretra­nın çapı da her yerinde aynı değildir. 3 geniş ve 4 dar parçası olup geniş yerleri 11-12, dar yerleri de 3-8 milimet­redir.
Kadın uretrası, idrar torbasının boynuyla vulva ara­sındadır. Doğrultusu aşağıya ve hafifçe öne doğru eğik olup arkasında bulunan vaginamn doğrultusuna paralel­dir. Uzunluğu 3,5-4 santim ve normal çapı aşağı yukarı 7-8 milimetre kadardır. Kadın uretrası erkeğinkinden da­ha çok genişleyebilir. Alt deliği bızırın 20-25 milimetre altında olup çevresi dişlidir. Çok defa yüksekliği kişiye gö­re değişen bir çıkıntı üzerinde dışarı açılır.
Uretranın başlıca fonksiyonu, idrar torbasını boşalt­maktır. Bunun yanı sıra, idrar torbasının hemen altında ve prostatı aştığı yerde her iki sperma yolu uretraya açı­lır. Böylece uretra, birbirinden tamamen ayrı iki madde­nin yolunu barındırır. Bir başka deyimle uretra, yalnız idrarın değil aynı zamanda spermanın da aktığı kanaldır.
Hernekadar idrar ve sperma aynı yolu kullanırsa da kimyasal özellikleri yönünden birbirine zıt iki maddedir. İdrar asittir. Oysa hiçbir asit spermatozoidler için uygun değildir. İdrar ve spermanın karşılıklı olarak birbirine za­rar vermemesi için prostat aralarına girmiş ve sanki bir makaslama memuru gibi dolaşımı ayarlamıştır. Bir bi­lezik gibi uretranm başlangıç kısmını saran prostat, normal halde gevşektir ve idrarın torbadan uretraya geç­mesini sağlar. Ama, cinsel istek uyandığında, yani sinirler spermanın sperma yolları içinde uretraya gelmek istediği­ni bildirdiğinde, prostatın kas lifleri kasılır ve uretranm üst kısmını sıkıştırır.
O andan başlamak üzere artık idrar torbası boşalamaz ve uretra yalnız spermayı geçirir. Erkeğin cinsel coşkunluk süresince idrar edemediği bilinmektedir.
Uretranın kıvrımları içinde, ağızdaki tükürük bezle­ri gibi bir çeşit berrak sıvı salgılayan birçok küçük bez vardır. Erkeklik organının katılaşıp uzaması sırasında kıvrımlar düzleşir ve aralarındaki bezler sıkışır. İçlerin­deki salgı dökülür. Sonuç olarak uretra, cinsel coşkun­luk sırasında berrak ve yapışkan bir maddeyle dolmakta­dır. Bu şekilde, uretra içindeki spermayı bozabilecek bü­tün idrar kalıntılarını bu salgı temizler, aynı zamanda da spermaya, uretradan geçtiği sırada, kadının vaginasına yapışmasına yarayan bir madde ekler.
Erkeklik organının sertleşmesi sırasında bu uretra salgısının bir damlası uretranın ağzında belirir. Sanki bir anlamda, vagina içinde güçlük çekmeden kaysın diye erkeklik organını ıslatmaktadır.
Birçok tecrübesiz genç erkek damlayı sperma sanarak bu salgının güçlerini azaltacağını düşünür. Bu yanlış dü­şünce sonucu olarak gerçek bir tükenme duygusuna ka­pılır. İşte bilmeme yüzünden birçok gencin tutulduğunu sandığı, kuruntuyla ilgili hastalıklardan birisi de budur.

Penis – Kamış

Penis erkeklerin çiftleşme orga­nıdır. Torbaların üstünde olan bu organ çiftleşme sırasın­da spermayı kadın üretim organına götürür ve bırakır. Şekil ve doğrultusu fizyolojik durumuna göre değişir. Yu­muşak ve gevşek halde penis, önden arkaya basık bir si­lindir şeklinde olup torbaların önünde sarkıktır. Katıla­şınca büyür, sertleşir, aşağıdan yukarıya ve arkadan öne doğru, ucu karnın önüne gelecek şekilde bir durum alır.
Penis kök, gövde ve uç olmak üzere 3 kısımdan yapıl­mıştır. Kök kısmı vücudun içindedir ve görünmez ama, deri altında kolaylıkla ele gelebilir. Orta ya da gövde kıs­mı 9-10 santim uzunluğunda olup yumuşak bir şekilde sarkar. Uçta rengi penisin yumuşak ya da sert oluşuna 1 göre açık ya da koyu kırmızı olan ve glans adını alan bir şişkinlik vardır. Glansm ucunda uretranm ön deliği yer alır.
Normal halde erkeklik organı kısa ve yumuşaktır de­miştik. Bu yüzden kadının vagina boşluğuna giremez. Va­gina boşluğuna girebilmek için 3 şartı yerine getirmesi gerekir.
Birincisi kalınlaşıp uzayacak, ikincisi sertleşecek, üçüncüsüyse sarkmayıp dik duracaktır.
Bütün bu boy, gerilim ve doğrultu değişmelerini sağ­layabilmek için, penisin son derece ilginç bir mekanizma sı vardır. Buna katilaşıcı ya da dikleşid sistem adı veri­lir. Penisi bütün uzunluğunca aşan uretrayla penisin deri kılıfı arasında kavernöz cisimler adı verilen 3 katıiaşan ci­sim bulunur. Bunlar çeperleri kan damarları bakımından zengin 3 cep gibidir. Durgunluk halinde damarlar kasılı­dır ve içlerinde çok az kan bulunur. Cepler boştur. Cinsel coşkunluğun etkisiyle damarlar genişlemekte, supaplar açılmakta ve cepler kanla dolmaktadır. Kan hücum eden erkeklik organı ısınır, kan akımı yumuşak ve durgun or­ganı sert ve sıkı bir duruma getirir. îşte bu şişme, katı­laşma ya da ereksiyon adıyla anılmaktadır.
Katılaşma olayında sinir sisteminin büyük rolü var­dır. Erkeğin cinsel uyarılması sırasında sinirsel bir meka­nizma aracılığıyla kanın boşluklardan geriye çekilmesi durdurulur. Böylece sinir sisteminin yardımıyla ortaya çıkan katılaşma cinsel temas süresince değişmeden kalır. Cinsel uyanlma azalırken kan da boşluklardan çekilir ve penis gene eski yumuşak haline dönmüş olur.
Penisin baş kısmı, yani glans da, kavernöz cisimler­le bağlantıda olan birçok boşluklardan yapılı sertleşen bir kısımdır. Cinsel duyarlığı çok arttıran yoğun bir sinir ağıyla çevrilmiştir. Penis yumuşakken testislere bakan glansın alt yüzü vücudun dış derisiyle penis arasındaki bağlantıyı yapar. Bu yüzde, özellikle dokunma duyumları­nı alan bir bölge vardır.
Glans penisin orta, yani gövde kısmından bir olukla ayrılmıştır. Penis derisi bu oluğun çevresinden başlaya­rak glansın üzerini örter, onu bir kılıf gibi sarar. Bu deri kılıfına sünnet derisi adı verilir. Buluğ çağından ön­ce sünnet derisi baş kısmını tamamen örter.
Erişkinde penis katılaşma durumundayken, genellik

le glans sünnet derisinden bir kısmıyla ya da tamamen çıkar. Bazan sünnet derisi o kadar dar olabilir ki glans, katılaşma sırasında güçlükle dışarı çıkabilir ve derinin dar kenarı penisi sıkıştırarak ağrılara sebep olabilir. Bu­na fimozis denmektedir. Bazan da sertleşme halindeki er­keklik organı çok dar sünnet derisinden dışarı çıkar ama, kan hücumu nedeniyle bir daha içeri giremez. Sanki bir iple boğulmuş gibidir. Parafimozis adını alan bu durum çok ağrılıdır ve acele olarak bir hekimin müdahalesini ge­rektirir. Bu Ortaçağda yapılan bir işkence şekline benze­tilerek «İspanyol kolyesi» adıyla da anılmaktadır.
Sünnet derisi dışta normal deriyle aynı niteliktedir. îçte, yani erkeklik organına bakan yüzde rengi pembedir ve bir sürü yağ bezleriyle doludur. Bu yağ bezleri smegma adı verilen beyaz renkte, tulum peyniri görünüş ve kıva­mında bir madde salgılar. Salgının özel bir kokusu var­dır ve çabuk acılaşır. Acılaştığmda kötü kokar ve aynı zamanda deriyi aşındırır. Tahriş sonucu, sünnet derisinde yaralar açılabilir. Halk dilinde sünnet derisinin tahrişi, sünnet derici belsoğukluğu adıyla anılır. Çünkü gençler hekime gerçek bir belsoğukluğunu kapmış olmanın kor­kusu içinde başvurmaktadır. Bu basit bir tahriş olup, hastalığın b°ir iki gün içinde tedavi edilebileceğini hekim­den öğrenen gencin yüzündeki sevinç ifadesi kolay kolay anlatılamaz. Böyle kötü durumları önlemek için sünnet derisi kıvrımını zaman zaman temizlemek gerekir

Sünnet

Bugün birçok uluslarda, insanlığın aşa­ğı yukarı beşte birine yakın insanda, ya doğumdan hemen sonra, ya da buluğ çağına yaklaşırken sünnet derisi ke­silmektedir. Bu ameliyat sünnet adıyla anılır ve dinsel bir tören sırasında sünnet derisi keskin bir alet aracılığıyla alınır. Sünnet ettirmekle iyi bir temizlik tedbiri alındığından hiç şüphe yoktur. Ama, birçok yazarın fikir­lerinin tersine, eskiler bunun temizlik için yapılan bir şey olduğunu kabul etmemiştir.
Sünnetin yaptırılmasında şu gibi yararlar vardır:
1 — İçinde yağ bezleri bulunan sünnet derisi orta­dan kaldırılmakla hiç de hoş olmayan yağlı salgı da bir­likte ortadan kaldırılmış olur.
2 — Sünnet etmekle, sünnet derisiyle ilgili tahrişler ve fimozisler önlenmiş olur.
3 — Sünnet, cinsel temasla geçen hastalıkların, özel­likle frenginin bulaşmasına engel olur. Çünkü sünnet de-risi, duyarlığı yüzünden frengi iltihabının özellikle seç­tiği bir yerdir.
4 — Artık sünnet derisi uyarılması olmayacağından sünnetli, kendi kendine orgasm olma yani mastürbasyon (istimna) ya elverişli değildir.
Büyük bilgin Dubois – Reymond sünnete o derece ta­raftardı ki, tıpkı çiçek aşısı gibi zorunlu kılınmasını tek­lif etmişti.

Erkeklik Organının Katılaşması

Erkeklik organının katılaşmasının erkeğin ve aynı zamanda kadının cinsel hayatında büyük önemi vardır. Bu nedenle konuyu biraz daha derinliğine incelemeyi zorunlu buluyoruz.
Erkek için katılaşma, yani ereksiyon, cinsel birleşme­nin vaz geçilmeyen şartıdır. Kadın içinse erkeklik organı­nın güçlü bir katılığı cinsel doyuma erişmek yönünden gereklidir. Erkeklik gücü ya da erkeklik adı .altında bir erkeğin penisinin katılaşabilmesi yeteneği kastedilmekte­dir. Buna karşılık, bu yeteneğin olmamasına cinsel güç­süzlük ya da zayıflık adı verilir.
Katılaşma olayını hiçbir zaman yalnız dış üreme or­ganıyla ilgili bir durum olarak görmemek gerekir. Bu, birçok salgı bezinin, bütün damar ve sinir sisteminin işe karıştığı çok karışık bir olaydır. Katılaşma ve özellikleri herkes tarafından bilinmelidir. Çünkü böyle bozukluklar, cinsel hayatta ve evlilik hayatında bir sürü karışıklığın nedeni olmaktadır.
Erkekte olduğu kadar kadında da, üreme bezlerinin yalnız üreme hücrelerini yaptığı sanılmamalıdır. Bu bez­ler aynı zamanda bir madde daha salgılamaktadır. Bu, cinsel hormondan başka bir şey değildir. Cinsel hormon, üreme hücreleri gibi bedenden ayrılmaz. İleride daha geniş olarak anlatacağımız gibi, tam tersine tekrar kana dökülüp onunla karışır. Kan aracılığıyla bütün organlara taşman cinsel hormon, hem beden üzerinde, hem de in­san canlısının ruhsal hayatı üzerinde önemli etkiler ya­par.
Buluğ çağanın başlangıcında çocukta birtakım deği­şiklikler görülür. Bunlar, gene bu çağda salgılanmaya baş­lanan cinsel hormonun etkilerinin sonucundan başka bir şey değildir. Cinsel hormon giderek çocuğu olgun ve tam bir erkek şekline sokar. Buna karşılık olgunluk yılların­dan sonra hormon salgılanması azaldığından, erkek cin­siyetten yarı yoksun bir duruma gelmektedir.
Bu konuları daha ileride «Cinsel hormonlar ve bozuk­lukları» bölümünde incelemek üzere şimdilik bırakalım, cinsel hormonun birçok etkileri arasından yalnız katılaş­manın başarılmasını gerçekleştiren beyin kabuğunun uya­rılması durumunu inceleyelim.

Cinsel dürtüyü birçok yönden yemek yeme ihtiyacı­na, açlığa benzetebiliriz. Açlık gibi bu da, beynin belirli bir bölgesinde yerleşen ve karın kaslarına komuta eden bir içgüdüdür. Bunun yanı sıra beyne giden kan onu doğ­rudan doğruya etkilemektedir. Kanın besleyici maddeler­le doymuş olduğu oranda beyindeki açlık merkezleri etki­lenmezler ve sonuç olarak biz açlık duymayız. Ama, besle­yici maddeler kandan kaybolup, birtakım hayat fonksi-yonlannm sürekliliği için harcandığında, yoksullaşan kan sıvısı mide ve karın sinirlerini uyararak merkezleri etki­ler ve açlığı doğurur.
Cinsel açlık mekanizması da buna benzerlik göster­mektedir. Beynimizde bazı cinsel merkezler bulunur. Bun­larda açlık merkezleri gibi kanın etkisi altındadırlar. Kan cinsel hormon taşımadığı sürece merkezler durgun hal­dedir. Üreme bezleri cinsel hormon salgılar salgılamaz cinsel merkezler etkilenir. Bu andan başlayarak erkekte cinsel açlık uyanır ve cinsel yönden doyma isteği ortaya çıkar.
Cinsel açlığın derecesi kanda dolaşan hormon düzeyi ile orantılıdır. Üreme bezleri daha henüz herhangi bir hor­mon salgılamadığından çocuklar uyarılmazlar. Gene üre­me bezleri artık hormon salgılamadığından yaşlılarla uyarılmaz olurlar. Buna karşılık bütün insanlarda istemli olarak aşk duygusu uyandırılabilir. Bunun için ya kana şı­rıngayla hormon verilir, ya da ünlü fizyolog Eugene Bteinach’m bilim alanına soktuğu ve başlattığı gibi, be­dene dışarıdan hormon salgılayan bir bez aşılanır.
Katılaşmanın ilk şartının, üreme bezlerince salgıla­nan hormonla beyin kabuğunun uyarılması olduğunu da­ha önce belirtmiştik. Demek ki katılaşma son kertede refleks olarak süregelen merkez sinir sisteminin bir fonk­siyonudur. Bu fonksiyon önce beyin kabuğunoi- ayarla-yıcı etkisi altında, sonra cinsel merkez denilen beynin da­ha derin bölgelerinin etkisi altında ve son olarak da omu­rilikte bulunan bağımsız refleks merkezlerinin etkisi al­tındadır. Erkeklerin aşağı yukarı kemer taktıkları yere uyan bu omurilik bölgesine ise katılaşma merkezi adı ve­rilir. Üreme organlarına giden sinirler omuriliğin bu dü­zeyinden çıkarak dağılırlar.
Bu merkez üstüne bir sürü yalnış ve göz alıcı yayım yapılmıştır. Bunlar, bazı erkeklerin korkuya kapılmala­rına ve üzüntü, sıkıntı duymalarına yol açmıştır. Birta­kım şarlatan kişiler ya da firmalar tarafından birçok ci­haz ve radyoaktif olduğu ileri sürülen ilâç piyasaya çıka­rılmakta ve bunların omurilikteki merkezi uyararak er­keklik gücünü arttırdığı iddia edilmektedir. Erkeklik or­ganında katılaşma olabilmesi için, yalnız omurilikte bu küçük merkezin değil, çok yaygın ve dallanmış bir sinir sisteminin etkisi olduğu bir gerçektir ve gene katılaşma bozukluklarını tedavi etmek için yalnız buranın herhan­gi bir şekilde tedavi edilmesinin yetmeyeceği açıktır.
Bu arada, hekimlikte ve özellikle cinsel bozuklukla­rın iyileştirilmesinde, elle tutulur ve gözle görülür ger­çek faktörler kadar sübjektif ve psikolojik faktörlerin de etkili olduğunu bilmek gerekir. Çünkü bütün bu bozuk­lukların aşağı yukarı üçte ikisi, gerçek bir hastalık olma­dan ortaya çıkmaktadır. Aynı şekilde iyileşmelerin üçte ikisi düşünme gücüyle ilgilidir.
Birçok erkek, erkekliğinin yokluğundan değil de cin­sel güçsüzlüğe çarptırıldığını düşünmekten yakınır. insanların, üstelik de böylesine bir konuda, aldatılmaları çok kolaydır. Tekniğin yeni bir harikası olarak piyasaya sürülen ilâcın son derece etkileyici açıklamasını okuduk­tan ve üstelik yüksek bir parayı ödedikten sonra erkeğin içi güvenle dolar ve kaybettiği gücünü yeniden kazanır. Yukarıda sözünü ettiğimiz katılaşma sinirleri, üre­me organlarının ve katılaşan oluşumların özellikle da­marlarına komuta etmektedir. Normalde bu damarlar ka­sılı durumdadır. Katılaşma sinirlerinin uyarması sonucu genişlerler ve bu da katılaşan oluşumların boşluklarına kanın gitmesini ve erkeklik organının sertleşmesini do­ğurur.

Erkeklik Organının(Penisin)Sertleşmesini,Katılaşmasını Sağlayan Sebepler

1 — Cinsel hormon etkisiyle katılaşma. — Katılaş­manın oluşu birçok nedenlere bağlıdır. Çoğunlukla katı­laşmayı sağlayan cinsel hormonun etkisidir. Üreme bez­leri kana cinsel hormonu akıtır. Hormonla doymuş olan kan beyin kabuğunu uyarır. Beyin kabuğu da, sinir akı­mı aracılığıyla katılaşmanın omurilikteki merkezini uya­rır. Eğer bu uyartılar bilinçaltında dururlarsa, bu durum­da katılaşma bütünüyle otomatik ya da refleks bir olay­dır. Eğer uyartılar hayal gücünü kamçılarlarsa, cinsel fantezilerin ortaya çıkışma sebep olarak, katılaşmanın bilinçli fikirlerle birlikte olduğu görülür. Buluğ çağının başlangıcında erkeklik organında katılaşmalar olduğu dikkati çeker. Bunların hiçbir şekilde bir hastalığın be­lirtileri olmayıp normal olaylar sayılması gerekir. Üreme bezlerinin artık hormon salgılamaya başladığını ve sinir sisteminin kandaki hormon düzeyiyle normal şekilde et­kilendiğini ve uyarıldığını bize gösterir.
2 — Beyni uyaran ve etkileyen maddelerle katılaş­ma. — Tıpkı cinsel hormon gibi beyni uyaran ve bunun sonucunda katılaşmayı kolaylaştıran birçok madde vardır. Bunların içinde en çok tanınan ve kullanılan alkol­dür. Alkol alan bir insanda birdenbire ortaya çıkan bir uyartı hali görülür. Gerçekte en kötü cinsel uyararılardan biri olmasına rağmen bu etkisi yüzünden, erkeklerin cin­sel coşkunluklarından yararlanmak isteyen bir sürü ah­lâksızlık yuvasının en değerli maddesi olmaktadır.
3 — Mukozaları tahriş eden maddelerin etkisiyle ka­tılaşma. — Ağız mukozasını uyaran ve bu nedenle yemek­lere tad vermek üzere konulan baharat cinsinden bazı maddeler vardır. Bunlar kanda eridikten sonra, aynı şe­kilde önce beyni ve omuriliği, sonra da idrar torbasıyla uretramn mukozalarım uyarırlar. Uretra mukozasının uyarılması erkeklik organında katılaşma olmasına yol açar. Bu maddeler arasında tuz, biber, hardal, kırmızı biber, soğan, kimyon, zencefil ve tarçını sayabiliriz.
4 — İncebarsağı şişiren maddelerin etkisi altında katılaşma. — Mide ve incebarsağı şişirerek karında şiş­kinlik yapan bütün yemekler de aynı şekilde katılaşma sinirlerini uyarmaktadır. Böylece katılaşmanın başlatıl­masına katkıda bulunurlar. Böyle yemekler içinde de bü­tün baklagilleri, lahanayı, peynirleri ve yumurtayı say­mak gerekir.
5 — Afrodizyak maddelerin etkisi altında katılaş­ma. — Daha önce saydığımız maddeler gibi beyni ya da mukozaları uyarmadan cinsel isteği kamçuayan bazı mad­delerin olduğu görülmüştür. Çok eski zamanlardan beri cinsel yönden kamçılayıcı olarak kullanılan ve aşk tanrı­çası Afrodite’den alınarak afrodizyak adı verilen birta­kım maddeler söz konusudur. Bunlar arasında kereviz, kuşkonmaz, maydanoz, karanfil, vanilya ve bir Afrika bitkisinin özü olan yohimbini belirtmek istiyoruz.

Dünyanın birçok yerlerindeki buna benzer daha baş­ka bitkilerden çıkarılan özler de bu amaçla kullanılmak­tadır. Bütün uluslar afrodizyakları tanırlar ve uyarıcı­ların hemen hepsi aşağı yukarı bu maddelerden yapıl­mıştır. Bütün aşk iksirleri, mukozaları tahriş eden mad­deler, afrodizyaklar ve esanslarla tat verilmiş olan al­kollü içkilerdir. Katılaşmanın gecikmesi istendiğinde ya da katılaşmanın iyi gelmeyeceği bazı erişkinlerde bu maddelerin kullanılmasına engel olmak gerekir. Katılaş­maları azaltmak ya da ortadan kaldırmak için soğuk li­monata, soğuk kahve ya da, aralıklı alındığında tamamen zararsız olan bromürden biraz verilir.
6 — İdrar torbasımn aşırı doluluğuyla ilgili katılaş­ma. — İdrar torbası dolarken çevredeki dokuları ve aynı zamanda katılaşma sinirlerini de sıkıştırarak uyarır. Sa­baha karşı uykunun derinliği azaldığında, bir başka de­yimle sinir sistemi uyartıları alabilecek duruma geldiğin­de, idrar torbasının dolmasıyla,, hemen her zaman ref­leks şeklinde bir katılaşma ortaya çıkar. Bu herkesçe bili­nen sabah katılaşmasıdır. Erkek uyandığında penisinin sert olduğunu görür. Bu sertleşmelerin doğrudan doğruya hiçbir cinsel nedeni yoktur ama, bunlar cinsel düşünceyi uyandırarak gerçek bir katılaşmaya dönüşebilir. Artık erkeklik güçleri kaybolmaya yüz tutmuş ve normal uyar­tıların katılaşma olmasına yetmediği belirli bir yaştaki kocalar, sabahları ortaya çıkan bu refleks katılaşmadan yararlanmak isterler. Bu şekilde sabah erkenden, ama, hayatta biraz geç olarak cinsel birleşmenin son zevkleri­ni elde etmeyi ve vermeyi başarırlar.
Çocuklarda bile idrar torbasının doluluğu katılaşma yapmaktadır. Gene erkeklerde, hatta yeni doğmuş çocuklarda bile, derin uyku sırasında bilinçli olmayan katı­laşmalar görülür.
Çocukta da, erişkinde olduğu gibi katılaşma, belirli bir tat duyumuyla birliktedir, ilgisini cinsel organlarına ve onların çalışmalarına yöneltir. Bu olay göz önünde bu­lundurularak bütün çocukların, özellikle buluğ çağma yaklaşanların sabah uyandıktan sonra hemen idrar etme­lerini sağlamak gerekir.
7 — Cinsel bölgelerin mekanik olarak uyarılmasından sonraki katılaşma. — Erkeklik organının derisi, özellikle ön ucun derisi, özel sinir uçlarının sonlandığı aşırı duyarlı ve çok yoğun bir ağla örtülüdür. Bu özel son-lanmalann uyarılması bize bir tat alma duygusu verir ki bunlara tat alma cisimcikleri adının verilmesi bu yüz­dendir. Kesinlikle bilmediğimiz ama, kabul etmek zorun­da kaldığımız bu oluşumlar, katılaşan sistemi en yüksek gerilime getiren elektrik cihazları gibidir.
Bütün elektro-mekanik cihazlar gibi sinir sistemi de ritmik sarsıntılarla uyarılır. Cinsel temas, normal olarak yapıldığında, cinsel organların duyarlı bölgelerini meka­nik olarak uyaran ritmik hareketlerden kuruludur. Bu hareketler sinir sistemini yüksek bir gerilime getirir. Ka­tılaşmaları savuşturmak için, erkeklik organının meka­nik ve ritmik uyarılmalarından kaçınmak gerekir. Genç çocuklarda ritmik hareketlerle birlikte olan oyunlar, ör­neğin bisiklete binme, ata binme, tepesine ödül asılmış yüksek ve kaygan bir direğe tırmanma, tahterevalliye binme sırasında katılaşmalar ve aynı şekilde tat alma duyumları doğmaktadır. Hatta çok küçüklerde bile; ör­neğin bir erişkinin kucağında hoplatılmak gibi eğlence­ler kolayca katılaşmalara ve tat alma duyumlarına yol açabilmektedir. Sonuç olarak erkek çocuklarda, hatta kız­larda bu gibi oyunlardan kaçınmak gerekir.
Gene erken yaşlardaki cinsel uyartılardan korumak için erkek çocukların ellerini külotları içinde tutmalarına engel olunmalıdır. Ayrıca deriyi tahriş edecek her çeşit kumaştan kaçınmak, ceplerin küçük ve dar olmamasına dikkat etmek gerekmektedir.
8 — Vücutla ilgili bir cezadan sonra olan katılaş­ma. — Çocukların kaba etlerine vurmak eskiden hoşa gi­den bir hareketti.. Bundan da kaçınmak gerekir. Çünkü bunlar yalnız çocuk eğitimi yönünden değil, tat alma du­yumlarının da önlenmesi yönünden yapılmaması gereken hareketlerdir.

Spermanın,Meninin Dışarı Atılması

Bedenden ayrılma­dan önce sperma uzun bir yolu aşar. Eğer spermanın için­den geçtiği bir sürü kıvrım toplanır ve birbirine eklenir­se, ortaya aşağı yukarı 2 metrelik bir yol çıkar.
Cinsel hücrelerin küçüklüğü göz önüne alınacak olur­sa, bu oldukça büyük bir aralıktır. Spermalar bu yolu,kendi güçlerini kullanarak aşmamaktadır. Nasıl askerler dinlenmiş ve dinç olsunlar diye savaş alanına kadar araç­larla götürülüyorlarsa spermatozoidler de benzer şekilde taşınmaktadır. Sperma kordonlarından uretra ağzına ka­dar aşağı yukarı bütün yol küçük kas lifleriyle çevrilmiş­tir. Normalde bu lifler gevşektir. Ama, üreme sinirleri uyarıldığı sırada bu lifler de ritmik bir şekilde kasılır ve borular solucanlarınınkini andıran bir harekete başlar. Bu, barsak hareketlerine de .benzeyen hareketlerin yardımıyla içindekiler öne doğru itilmiş olur. Spermayı içinde bulunduran kavernöz cisimlerin cinsel uyartı sonu­cu kasılması ve spermatozoidleri uretranın çeperlerine doğru fırlatması sırasında seminal keseler de içlerinde­ki sarımsı ve yapışkan sıvıyı uretra içine fırlatır. Bu sı­vının çarpma şiddeti prostatın faaliyetini başlatır. Pros­tat da kasılarak, kendi içinde bulunan küçük bezlerin sal­gıladığı maddeyi, sperma sıvısının çeşitli kısımlarının karıştığı uretraya fırlatmış olur. Uyarılmanın .başlangı­cında yukarıda sözünü ettiğimiz solucansı hareketler ya­vaş ve yumuşaktır. Üreme sinirlerinin uyarılması arttı­ğında hareketler de çoğalır. Sonunda bütün boru sistemi güçlü olarak kasılır ve genellikle erkeğin bilinçli olarak duyduğu 5 ile 8 atımda bütün içindekileri, yani sperma­tozoidler, prostat suyu, uretramn sümüksü salgısı ve seminaî keselerin sıvısı karışımını fırlatır. İşte bu, üretim sisteminin borularının ritmik boşaltılması olayı, sperma atımı ya da ejakülasyon adıyla anılmaktadır.
Spermanın atılmasına erkeklik organının kök kısmında bulunan kasların çok güçlü kasılması da eşlik eder. Bir kere başlatıldığında, atılma olayı artık durdurulamamaktadır. Karnın alt kısmının bütün kaslarının çeşit­li şekillerde, ritmik kasılmalarıyla olaya yardımcı oluşu, spermanın uretradan fırlatılma gücünü çok arttırır. Kadınların büyük bir kısmı spermanın vaginâyâ çarpışı­nı duyar. Bu da genellikle tat duyusunun artmasına se­bep olur. Çok kere de kadınlarda orgasmı başlatan sper­manın vaginaya çarpışı olmaktadır. Erkekte atım orgazmla birlikte olduğuna göre cinsel temas sırasında kadınla erkek cinsel coşkunluğun en yüksek düzeyine birlikte eri­şiyorlar demektir. Âtımdan sonra erkekte cinsel uyarılma dereceli olarak azalır. Boşluklara kan dolmasını sağlayan kaslar yumuşar ve erkeklik organı da sertliğini kaybeder.

Sperma,Spermanın Kokusu,Hareketliliği ve Yapısı

Boşalım sırasında dışarı atılan sper­ma sarımtırak beyaz renktedir ve taze olduğunda yumur­ta akını andırır. Ama, havanın etkisiyle çabucak değişe­rek yapışkan bir sıvı görünümü alan sümüksü bir mad­deye dönüşür. Kuruduğu zaman çamaşırlarda grimsi, sert kıvamda, kenarları belirli ve suda kolaylıkla çözünen le­keler bırakır. Suyla karıştığında sperma küçük sümüksü lekeler yapmaktadır. Bir tek ejakülasyon sırasında atılan sperma miktarı 3 ile 6 santimetreküp arasında değişebi­lir.
Spermanın kokusu. — Taze spermanın kendine özgü bir kokusu vardır ve taze bir kestaneninkini andırır. Bu kokuyu veren, prostat özsuyunun içinde bulunan ve sper­min adı verilen bir maddedir. Soğuyunca, spermanın ko­kusu gittikçe acılaşır ve keskinleşir.
Erkek spermasının kokusunu sevmez. Ama, kadın, kendisini cinsel yönden uyardığı için bu kokuyu benimse­mektedir. Bir kadının bir erkeğe olan sempatisinin dere­cesini spermasının kokusunu benimseme şekliyle ölçmek mümkündür. Nasıl bir kadının kokusu kocasını iğrendirmiyorsa, kocasını aşkla seven bir kadın, onun spermasının kokusunu da sevmektedir.
Cinsel temas sırasında kadın erkeğin spermasını kendi vücuduna almaktadır. Spermanın içinde yer alan ba­zı maddeler, örneğin kokulu maddesi olan spermin, kadı­nın kanında ve öteki vücut sıvılarında erir. Oralarda çe­şitli kimyasal değişimlere uğrayan bu maddeler sonunda idrar, kan ve solukla çıkarılır. Spermanın, kanın vajina boşluğuna konuşundan aşağı yukarı yarım saat kadar son­ra bazı kadınların soluklarında, akciğerler tarafından atı­lan sperminin belli edici kokusu duyulabilir. Bazı kadın­larda bu koku 1 ya da 2 saat süreyle kalabilmektedir.

Spermanın hareketliliği. — Bir damla sperma mik­roskop altına konup incelendiğinde insan, ilk bakışta ta­biatın en büyük ve en ilginç olaylarından biriyle karşı karşıya kaldığını sanır. Gözlerinin önünde bu, sayılama­yacak kadar çok hayvancığın kıpırdayışına, gidip gelişi­ne inanamaz. Bunlar sanki bir havuzun içindeki yılan ba­lıkları gibi kıpırdayıp hareket etmektedir. Mikroskop al­tına konulan damlanın soğumasına ve kurumasına engel olunursa, bu hareketlilik saatlerce, hatta günlerce ince­lenebilir. Bir gün sonra da, aynı hayvancıkların bir gün önceki kadar hareketli olduklarını görmek insanı şaşır­tır. Kadının üreme hücresini bulmak ve onunla birleşe­rek bu şekilde kuşağımızı çoğaltmaktan bir türlü bıkma­yan, gayelerinden vaz geçmek istemeyen bir görünüş ve çaba içindedirler.

Spermatozoidlerin sayısı. — Her şey yalnızca mikros­kop altında gözümüzle gördüğümüz kadar değildir. Hare­ketin olağanüstülüğünün yanı sıra bizi şaşırtan ikinci bir olay daha vardır. Bu da hayvancıkların çokluğudur. Bir tek ejakülasyonla erkek vücudunun dışarıya attığı ya da kadının vücuduna bıraktığı üreme hücresinin sayısı 250 ile 350 milyondan daha az değildir. Bütün bunların yanı sı­ra da atılan bu cinsel hücrelerin, yani spermatozoidlerin her birisinin birer yarım insan taslağı olma yetenekleri­nin varlığı unutulmamalıdır.

Spermanın kalıtıma yön verici özelliği. — însan gözü bazı şeylerin görülmesinde, ayrıntılarının incelenmesinde oldukça yetersizdir. Örneğin spermatozoid insana, kuy­ruğu bir pervane gibi dönen ve başı da büyütülmüş bir nokta boyunda olan bir gri iplikçik şeklinde gözükür. Ama, bu hayvancıklar bazı boya maddeleri aracılığıyla renk­lendirilip mikroskop altında birçok kereler büyütüldüğün­de, iç yapılarının bütün ayrıntıları görünür bir duruma gelebilir. Bu şekilde incelendiğinde spermatozoid sanki bir torpil şeklinde yapılmıştır. Çeşitli yönlerde gidip ge­len ve önemli bir madde taşıyan araçlara benzer. Gerçek­ten erkek üreme hücresi önemli bir madde taşımaktadır ve bu madde de babadan geçen kalıtım özelliğidir. Spermatozoidler aracılığıyla babanın vücudundan anneninkine aktarılmaktadır.
Spermatozoidin içindeki kalıtım özelliği birtakım ta­necikler, çubukçuklar ve düğümlerden şekillenmiştir. Bu konunun aydınlatılmasında, bazı böcek türleri üzerinde yapılan araştırmalardan yararlanılmıştır. Araştırmaların ışığı altında bir canlının özelliklerinin, örneğin gözlerin rengi ya da kokunun, bu çubukçuk ve düğümlerin bazı bölgelerine dağılmış olduğu ortaya çıkmıştır. Eğer bu parçalar hücreden ayrılırsa aynı özellikler bir sonraki kuşağa geçmemektedir.
Babanın sperma hücresiyle annenin yumurta hücre­si birleştiğinde, anayla babanın çubukçukları bir mo­zaik şeklinde birbirine karışır. Bu son derece iyi düzenle­nen mozaik, doğacak olan çocuğa karakterini, özellikleri­ni, tabiatını verecektir. Ama, spermanın baş kısmında bu­lunan bu, tartıya gelmeyecek kadar küçük maddeler, ba­badan gelen bir sürü özelliği nasıl barındırmaktadır? Ay­nı şekilde, babanın vücudundaki bu kadar çok ve dağınık özelliklerin tümü, çocuğun vücuduna bu kadar küçük bir yerde nasıl taşınmaktadır?
Kısaca belirtmek gerekirse, maddenin yalnız beden­sel özellikleri değil, örneğin müsik yeteneği ya da öfkecilik gibi akılla ve ruhla ilgili birtakım özellikleri de cisimleştirdiğini bugün için anlamamız kolay değildir.

Erkekte Cinsel Fonksiyonlar

Testislerin fizyolojisi üzerinde yapılan bilimsel araştır­maların başlangıcı yakın zamanlara rastlar. Oysa bunla­rın fonksiyonları, araştırmalar başlamadan çok önce bazı gözlemlere dayanılarak ortaya konmuştur. Özellikle erkek­lerde kadınlara oranla kas gücünün çokluğu, belirli bir yaştan sonra sakal, bıyık çıkması ve sesin kalınlaşması, erkekteki cinsel istekler gibi bazı ayrılıkların testislerle ilgili olduğu biliniyordu. Daha sonraları hayvanlarda ve insanlarda şu ya da bu nedenle testisler çıkarıldığında, erkeklik karakterlerinin bütünüyle kaybolmaya yüz tut­tuğu görülmüştür. Bunların yam sıra, testis ezmelerinin güçlülük verdiği, insanda cinsel isteği arttırdığı da İbni Sina ve daha öncekiler tarafından sezilmiştir. Hatta daha o zamanlar testis ezmeleri ilâç olarak hastalara verilme­ye başlandı.
Testislerin çıkarılması olayına kastrasyon, yani iğ­diş etme ya da kısırlaştırma adı verilir. Deneysel olarak yapıldığı gibi, hayvanlarda yağlanmayı sağlamak, boğa ve aygırların kızgınlık ve saldırganlıklarına engel olmak amacıyla da kısırlaştırma yapılmaktadır. Hıristiyanlık başladıktan sonra kiliselerde ince ve güzel sesli koro şar­kıcıları yetiştirmek için çocukların küçük yaşlarda hadım edildiklerini görmekteyiz.

Kadın ve Erkeğin Üreme Organları

Sidik-üreme sistemi (ürogenital sistem), adından da anlaşılacağı gibi, sidik yapan ve üremeyi sağlayan, birbirinden ayrı iki işlevle ilgili organlardan oluşur. Sidik sistemi, bedeni zararlı maddelerin bir bölümünü içinde bulunduran sidiği yapan (böbrekler) ve bunu dışarıya atan (havuzcuk, leğen, sidik borusu, sidik torbası ve sidik yolu) organlardan oluşur. Üreme organları, erkekte ve kadında değişik nitelikler ve yapılış gösterir. Memeler, kadın üreme organlarıyla birlikte incelenir.

Üreme bezleri (gonadlar), türün sürmesinde başlıca rolü oynarlar. Dişiler deki üreme bezinin (yumurtalık) ve erkek üreme bezinin (erbezi) iki görevi vardır. Bir yandan cinsel görevi yerine getirirler (yumurtacık ve spermatozoyit denen cinsellik hücrelerini üretirler), öte yandan cinsel hormanları salgılarlar. Böylece kişinin, bedensel ve ruhsal cinsinin özelliğini belirlerler.

Kadında üreme işlevleri, erkeğe oranla daha karmaşık ve farklıdır. Erkeğe oranla daha erken başlayan cinsel yaşam (ergenlik) 30-35 yıl kadar sürdükten sonra, yumurtalıkların işlevi sona erer (yaşdönümü). Erkeklerin üreme işleviyse, ancak yaşamlarının geç dönemlerinde bir duraklama gösterir. Kadın yaşamının en önemli dönemini oluşturan bu cinsel yaşam dönemi içinde ayrıca, ortalama 28-30 günlük aralarla tekrarlayan ve âdet kanamasıyla kendini gösteren çevrimsel dönemler vardır.

Âdet kanamasının kadın bedenini birtakım zehirli maddelerden temizleyen bir olay olduğu inancı, bugün bile yaygındır. Bu boş inanç, yüzyıllar önce hekimler arasındaki yanlış bilgi ve inançlardan kalmıştır. Yüzyıllar önce, Galenos (lat. Galenus) tarafından ileri sürülen bir görüşe göre, kadınların bedeninde kan fazlalığı vardır ve çevrimsel kanamalar, bir tür denge sağlamaktadır. Gene eski bir görüşe göre, âdet kanamasının Ay’ın hareketleriyle ilişkili olduğu ileri sürülmüş ve çevrimin 28-35 günde tekrarlaması, kanıt olarak gösterilmiştir.

XIX. yüzyılda Pflüger, XX. yüzyıl başlarında Knauer (1910), Halban (1911), Robert Meyer (1913), yumurtalıkların ve dölyatağı mukozasının anatomik ve işlevsel değişikliklerini inceleyerek, bu çevrimin mekanizmasını açıklamaya çalıştılar. Robert Schröder (1914), çevrim boyunca dölyatağı mukozasındaki değişiklikleri evre evre gözleyerek, dönemlere ayırdı ve kanamanın tam mekanizmasını açıkladı. Bu çalışmaları bir laboratuvar işi haline sokan Stockardt, Papanicolaou, Ailen ve Doişy, çevrimin dölyolu epiteli ve salgısının incelenmesiyle de izlenebileceğini gösterdiler. Çevrimle ilgili anatomik bilgiler böylece ortaya çıkarıldıktan sonra, çalışmalar cinsellik hormonları üstünde yoğunlaştırıldı.

Daha Mısırlılar zamanında, cinsellik hormonlarının varlığı biliniyordu. Bu hormonların buğday, arpa gibi bitkiler üstüne etkileriyle, dölyatağı içi yaşamda çocuğun cinsinin saptanmasına çalışılıyordu. Erbezi ezmelerinin kuvvet verici, cinsel gücü artırıcı ve gençleştirici etkileri, yüzyıllar önce, Mısır ve Yunan hekimleri ile İbni Sina tarafından biliniyordu. 1672′de ilk kez Regner de Graaf, yumurtalıkların, hormon çıkardıklarını kanıtladı. A. Haller, sarı cismin oluşumunu açıkladı. 1889′da Brown Seguard, erbezi ezmelerinin kendisine şırınga edilmesinin, bir gençlik ve dinçlik etkisi yarattığını bildirdi. Butenandt 1934′te, erkeklik hormonlarının kimyasal yapısını aydınlattı; 1947′de Anner, dişilik hormonlarının yapay olarak elde edilebileceğini gösterdi.

Bütün bu gelişmelerin ışığında, erkek ve kadının üreme organları ile bu organların hastalıkları konusunda, bilgiler önemli ölçüde gelişti. Artık, bu hastalıkların birçoğuna çare bulunabilmekte, ayrıca cinsel yaşamın en önemli sorunlarından biri olan istenmeyen gebelikler sorunu da, doğum kontrol yöntemlerinin gelişmesi ve çeşitlenmesi sonucunda büyük ölçüde çözümlenmektedir.

Cinsel İlişkiler Ne Sıklıkta Olmalı

İnsan toplumunda cinsel ilişkiden daha değişken ve sözedilmesi daha çok yasaklanmış bir şey yoktur. Sıklığı çok değişkendir ve günde 1 den haftada l’e kadar değişebilir. Bazı ilkel toplumlarda, sözgelimi Aruntalarda, gecede 5 ilişkinin şaşılacak hiç bir yanı yoktur. Kinsey raporuna göre, Batı toplumlarında, önemli kişisel farklılıklar olmakla birlikte, ortalama sıklık haftada 2-3′tür. Bu sıklık, ileri, yaşlarda bile her kişide sıfıra düşmemekle birlikte, yaşlandıkça belirgin biçimde azalır. Cinsel ilişkilerin sıklığı konusu, sıklık kuralları koymaya çalışmış bazı kural koyucuların da ilgisini çekmiştir. Solon’a göre 10 günde, Hz. Muhammed’e göre 8 günde bir ilişki normaldir. Daha ılımlı olan Luther, haftada iki ilişkinin iyi bir ortalama olduğunu söylemiştir. Budalanda her kişinin kendi ölçüleri ve bir sonraki ilişki için gerekli gücü «toparlayabilme» yeteneği vardır. Ama asıl önemli olan, bu sıklığın 2 eş için de aynı olmasıdır. Gerçekten, erkek ve kadının gereksinimleri arasında önemli bir fark olursa, uzun dönemde derin anlaşmazlık yaratabilecek bir uyum eksikliği sözkonusu olur. Burada gene, gerek kadın, gerekse erkeğin, eşinin fizyolojisini ve özelliklerini anlayabilmesi amacıyla bir cinsel eğitim görmesi gereklidir.

Bu tür anlaşmazlık, çoğunlukla kopukluklara yolaçar. Sözgelimi erkek, kadının pek çok kez ilişkide bulunabileceğini ve bunlara edilgin biçimde, hattâ zevk alarak katlanabileceğim düşünebilir. Oysa doğal olarak, kadın fizyolojisine göre bu olanaksızdır. Ayrıca bu tür inançlar kaçınılmaz olarak karşılıklı incinmelere neden olarak, ilerdeki ilişkileri asla düzeltmeyecek sitemlere yolaçar. Bu inanç, sokak kadınlarının günde 10-20 kez ilişkide bulunabilmelerinden kaynaklanıyorsa, erkek büyük bir yanlışa düşmektedir: Sokak kadınları bütün müşterileriyle orgazma varmazlar. Bunların bir meslekleri vardır ve bedenleri, meslek araçlarıdır. Bir para kazanma aracı olduğundan, bedenlerini elden geldiğince kollarlar. Cinsel ilişkiye bedensel ya da duygusal hiç bir katkıda bulunmazlar. Oysa, bunların dışındaki kadınlar, cinsel ilişkiye büyük katkıda bulunurlar. Başarılı bir ilişkiye ulaşabilmesi için, kadının eşini sevmesi, en azından arzulaması gerekir. Kadında ruhsal ve duygusal olarak, başarılı birleşme, bir olma, kendinden bir şeyler verme gereksinimi vardır. Öte yandan, sevişmesini, erkekte olduğu gibi iki etmen belirler: Sinir fizyolojisine ilişkin uyarılma, bezlere ilişkin uyarılma. Bu iki etmen birbirlerine, karşılıklı etkilerle sıkıca bağlıdırlar.
w8fx6msxew
Kadın fizyolojisi öyle düzenlenmiştir ki, ilişkiye hazır olması için kadının bir hazırlık evresine, bir uyarılmaya gereksinimi vardır. Kadında duyarlı bölgeleri uyararak, cinsel isteği uyandıran, erkektir. Bu uyarılma, bızırın hafifçe sertleşmesiyle ve dölyolunun nemlenerek dişi organı alıcı rolüne hazırlamalıyla belli olur.

Normal İlişkiler

Normal bir cinsel ilişki Diçımi var mıdır? Bir kez daha «normal nedir?» sorusunu sormak gerekir. Gerçekten, bir yerde normal olan, başka bir yerde mutlaka normal sayılmayabilir. Bu durumda, herhangi bir uygarlığın belirli bir gelişme evresindeki alışkanlıklardan ya da ortalama sıklıktan sözetmek daha temkinli olur. Gerçekten, sevişme alışkanlık ve davranışları, toplumsal ve ırksal etmenlerden büyük ölçüde etkilenir. Bunun yanısıra, her kişinin kişiliğini de küçümsememek gerekir. Nitekim anatomik özelliklerine, fizyolojik duyarlık derecesine ve ruhsal yapısına bağlı olduğunu pek bilmeksizin, her kişinin bir «normal» kavramı vardır. Sonuçlarsak «normal» ilişki iki eşe de uygun gelen, tam ve eşzamanlı bir orgazma götüren, hiç bir rahatsızlık ya da suçluluk duygusu yaratmayan ilişkidir.

Martin Luther XVI. yüzyılda, cinsellik konusunda en akla yakın düşünceleri ileri süren kişi olarak görülmüştür.

İktidarsızlığın Çözümü ve Tedavisi

Erkek sözkonusuysa «iktidarsızlıktan, kadın sözkonusuysa «soğukluk»tan sözetme alışkanlığı vardır. Bu iki terim, cinselliğin normal kabul edilen görünümlerinin bozulmasını dile getirir. Bu klasik ayrıma burada da uyacağız.

Tanımlama

İktidarsızlık, seçilen bir eşle tam bir çiftleşme yapma olanaksızlığıdır. Tam ve kısmi iktidarsızlıkları ayırdetmek gerekir. Kısmi iktidarsızlıklarda olay, ilişkinin sertleşme, sperma atma, orgazm gibi bir bölümünü ilgilendirir. Aynı biçimde, yapısal bir bozuna bağlı yapısal iktidarsızlıklar ile yapısal bozunsuz işlevsel iktidarsızlıklar da ayırt edilmelidir.

Yapısal iktidarsızlıklar arasında içsalgısal (bir hormon eksikliğine bağlı) iktidarsızlık, uzun süre en sık görülen biçim olarak değerlendirilmiştir; ama günümüzde çok ender Taşlanmaktadır. Arzusunun etkisinde bir erkek, sertleşme, dölyoluna girme ve cinsel birleşmeyi tamamlama, sperma atımı gibi 3 evreden geçerek cinsel ilişkide bulunur. Bir erkek bu 3 evreyi gerçekleştiremiyorsa, «iktidarsız» olduğu söylenir. Ama buna kesinlik kazandırmak gerekir. Birinci evrede bir yetersizlik, öteki ikisine geçişi çaresiz biçimde engeller. Ama 1. evre 2. ile birlikte ya da yalnızca 3. evreyle birlikte olabilir. Bu durumda kısmi iktidarsızlık söz konusudur. İktidarsızlığın genellikle ruhsal kökenli olduğu kabul edilir. Yapısal bir nedenin saptanabildiği daha ender durumlarda, hemen her zaman heyecan etmenleri de eklenir. Bundan özellikle, iktidarsızlığın her zaman yalnızca ruhsal kökenli olacağı sonucu çıkarılmamalıdır. İktidarsızlık, ruhsal ya da bedensel açıdan hasta kişiler dışında da görülen, yaygın bir hastalıktır.

Sağlıklı bir erkek iktidarsız olabilir. Hangi biçimde olursa olsun, iktidarsızlık,erkekliğini bozduğu kişiyi başkalarından ve kendinden utandıran bir hastalıktır. Gerçekte, bir kez olsun iktidarsızlığa yakalanmadığını çok az erkek ileri sürebilir.

Sınıflandırma ve Tanımlama

Şunlar ayırdedilmelidir:

— istek yokluğundan kaynaklanan iktidarsızlıklar ya da cinsel istek yokluğu;

— özellikle, istek olmasına karşın sertleşme yokluğu biçiminde beliren, cinsel otomatik hareket eksikliğine bağlı iktidarsızlıklar;

— çok heyecanlı kişilerde sık gözlenen, cinsel yansımalı sinirsel bozukluklar.

İktidarsızlıkların çoğu bu üçüncü sınıfa girer.
iktidarsizlik-170109-ic1
Cinsel istek yokluğu

Erkeğin uyarılma yeteneği yoktur. Güçlük çekmeksizin normal cinsel isteğin dürtülerine dayanır. Gerek erkekliğini kanıtlamak için kendini zorlasa, gerekse eşi tarafından cinsel açıdan uyarılsa bile, kamışı sertleşmez. Ne düşgücüne dayanan isteği, ne cinsel ilişkisi, ne de duyarlı bölgelerin uyarılmasına cinsel refleksi vardır. Bu bozukluğun nedeni, özellikle tam bir uyarılamama söz konusuysa, genellikle yapısaldır. Özellikle bel kuyruk sokumu bölgesi düzeyinde bir omurilik bozunu (omuriliğin bası altında kalması, omurilik iltihabı, apse, 3. evrede frengi) düşünülmelidir. Bunlar tabloyu tam olarak yaratırlar. Şaşırtıcı da gelse, bu bozuklukların başlangıcında çoğunlukla bir aşırı uyarılırlık dönemi vardır. Ağrılı hale gelebilen sürekli sertleşme görülür. Aynı biçimde, erbezlerinin içsalgı yetersizliği, hadımlık, travma ya da enfeksiyon bozunlarma bağlı ikincil ya da birincil körelmeler gibi erbezleri ve dölyollarınm ciddi hastalıkları da akla gelmelidir. Bu durumda ya ergenlik öncesi bozunlar sözkonusudur ve iktidarsızlık önemlidir (ama yerine koyucu tedaviyle düzeltilebilir) ya da bozunlar geç ortaya çıkmıştır, iktidarsızlık fazla değildir ve erkek hormonlarıyla düzeltilebilir. Bir başka neden, alkol zehirlenmesi olabilir. Bu da aşırı uyarılırlık biçiminde başlar, daha sonra sapmış anormal uyarılırlığa dönüşür. Son evre, sağlam cinsel düş ile fiziksel işlev yetersizliğinin ayrışmasıdır. Yaşlılık da, ileri yaştaki erkekler için sözkonusu bir nedendir. Ama burada orta derecede cinsel istek, cinsel ilişkiyi gerçekleştirmedeki güçlükle birliktedir. Sertleşme daha hafiftir, bir gelir, bir gider ve erkekle oyun oynar gibidir. Önemli anlarda yiter, belirsiz bir anda yeniden belirir. Addison hastalığı,demir depo hastalığı, miksödem gibi içsalgı bezleri hastalıklarında ya da içsalgı bozukluklarında, bir kafa tabam bozunu olan hipofiz uru gibi bir arka hipofiz hastalığında da görülebilir. Son bir neden, karmaşık ve tanınması güç hormon bozukluklarına bağlı doğuştan iktidarsızlıktır. Ama burada, çoğunlukla kendine dönük bir cinsel etkinlik (kendi kendini tatmini itiraf ettirmek güç olmakla birlikte) vardır. Aslında, fiziksel bir yetersizlikle birlikte korunmuş bir cinsel istek durumunu, her türlü istek ve itici güçten yoksunluk durumundan ayırmak çoğu kez güçtür.. Bu nedenlerden birinin varlığı kabul edilmeden önce, bir sinir bozukluğuna bağlı geri itilme, olasılığı elenmelidir.

Erkeğin iktidarsızlığı durumunda Couvelaire ameliyatı adı verilen girişim, hastanın kamışına kaburgalarından birini (12. kaburga) yerleştirmeye dayanır.

Cinsel otomatik hareket yetersizliği

Bu yetersizliğe tek başına ender raslanır. İstek eksikliği, yani cinsel istekte azalma olmaksızın, yalnızca sertleşmede ya da yalnızca sperma atımında bir kusur sözkonusudur. Ayrıca sertleşme ve sperma atımı kusurları arasında da ayrım yapmak gerekir. Sperma atımı bozukluğunda da 2 olasılık vardır: Sperma atımı olanaksızlığı; çok erken sperma atımı.

Sertleşme yetersizliği

Cinsel ilişki sırasındaki bir sertleşme yetersizliğini sözkonusu ettiğimizi belirtelim. Gerçekten, bazı kişiler tek başlarmayken kamışları çok normal sertleşebilir; ama bir eş yanında bu olanaktan yoksundurlar. Bu kusur genellikle kişinin özuyarılma eğilimine bağlıdır. Özuyarılma normal cinsel ilişkiden, yalnızca bir «hormon dürtüsü» tarafından belirlenmesiyle ve hızla tatmin edilmesi gereğiyle ayrılır. Bu tatmin şu yollarla sağlanabilir:

— yalın, uzamış bir mekanik temas sertleşmeyi korumaya yeterlidir, başka bir bedenle temasa gerek yoktur;

— çok belirgin bir özuyarılma eklenmiş düş kurma, orgazmı başlatır. Dolayısıyle bu bozukluğun nedeninin ya da nedenlerinden birinin bir sinir bozukluğu olduğu sanılmaktadır. Bazen, bir ruhsal çöküntünün ya da ruhsal ve bedensel zayıflığın eşlik etmesi, sertleşme yetersizliğini daha da artırır. Neden, sanıldığından daha güçlü bir yetersizlik korkusudur.

Sperma atımı yetersizliği

2 durum gözönünde bulundurulmalıdır:

— sperma atımının olanaksız olması ya da ancak çok yıpratıcı çabalardan sonra gerçekleşebilmesi. Bu durumda özellikle genç ve normal yapılı erkeklerde bir yapısal bozukluk sözkonusu olabilir. Ama bazı kişilerin, özel bir erotik eğilim nedeniyle bu durumda oldukları tartışma götürmeyen bir gerçektir;

— dölyoluna girerken ve bazen daha önce oluşan erken, zamansız sperma atımı. Üstelik erkek, oldukça uzun süreli bir dinlenme geçirmeden ikinci bir ilişkide bulunamaz. Bazı hekimler bu bozukluğu erkeklik gücüyle ilgili bir aşağılık duygusuna ve çok belirgin bir sıkıntıya bağlamak istemişlerdir. Çoğunlukla sperma atımı çabukluğu, zayıf bir sertleşmeyle ya da daha doğrusu kısa bir sertleşmeyle birliktedir. Bu cinsel otomatik hareket bozukluklarının bedensel açıdan açıklanması güçtür. Ama kişinin açıklanması güç bir huzursuzluk içinde olduğu söylenebilir. Ruhbilimsel bir açıklama da vardır: Kendini eşle özdeşleştirme. Kişi, eşinin olumsuz yargılarından çekinecek derecede eşiyle kendini özdeşleştirir.

Cinsel yansımalı ruhsal bozukluklar ve tedavileri

İktidarsızlık olgularının çoğunu oluştururlar. Ruhsal ve cinsel yaşamın, genellikle tanınması güç etmenler tarafından baskı altına alınması sözkonusudur. Nitekim, cinsel bozukluklar tek başlarına değildirler ve çoğunlukla ilerlemelerini kolaylaştıran melankolik çöküntü, şizofreni, Dupre’nin sıkılgan yapısı gibi belirgin ruhsal bozukluk belirtileriyle birliktedirler. Bu iktidarsızlığın özelliği, zamana ve özellikle koşullara göre değişiklikler göstermesidir. Yani erkek, belirli bir tip eşle beraber olduğunda ve özel koşullarda ilişkide bulunabilir. Bu durumda iktidarsızlığın nedeni, doğrudan ruhsal bozukluk nedenine bağlıdır. Bazı olumsuz ve baskılayıcı ailesel etkilerle alevlenen özel bir yapı oluşmuştur. Erişkin yaşta bu, belirli derecede, gizli bir ruhsal cinselliksizlik ve karşı cinsten korkma biçiminde kendini gösterir. Çoğunlukla kendi kendilerini tatmin eden ergenler sözkonusudur: Erişkin yaşta ancak iç ahlaksal sürtüşmeler, ailesel ya da tıbbi tehditlerle bunu bırakabilmişlerdir. Cinsel düş kırıklıkları ya da eşinde anlayış bulamama, bu sinirli ve huzursuz kişide bozukluğu başlatabilir. Bu durumda hasta, ruhsal bir çözüm leme yapacak olan ruh hekimine gönderilmelidir. Bu hastalar, çoğunlukla anne ya da ablalarını çok seven kişilerdir; başka bir kadın sevdikleri zaman, bu aşkı anne ya da ablalarımnkiyle birleştirirler. Böylece, korku ve ketlenme yaratan aile içi bir ilişki izlenimi doğar. Bu yakın akrabayla ilişkide bulunma izlenimini akıldan çıkaramama, iktidarsızlığın tek ruhsal nedeni değildir. Hadım olma (cinsel organını yitirme) korkusu da vardır; ama bu da, anlattığımız yakmıyla ilişki saplantısına bağlıdır. Yakınıyla ilişki kötüdür ve hadım olma tehdidi, bu davranışın mantıki cezası olarak kabullenilir. Bir başka önemli ketleyici öğe, kadın cinsel organlarını tanıma korkusudur. Memeler, anne sütü emmeyi, dolayısıyle anneyi akla getirebilir ve hastayı yakınıyla ilişkide bulunma izlenimine sürükleyebilir. Aynı biçimde, dölyolu bölgesi ürkütücü gelebilir. Ama bu bozukluğa yakalanmış kişiler, ruhsal kökenli iktidarsızlıkların mekanizması oldukça iyi bilindiğinden, çoğunlukla ruhsal tedavilerle iyileştirilebilirler. Ama ruhsal tedaviler başarısızlıkla da sonuçlanabilir. Çünkü iktidarsızlık durumunda doğuştan, sonradan edinilme, hormonsal etkilerin birbirine girdiği, ruhun en karmaşık bölümüyle uğraşılır.

İktidarsılığın İlaçla ve Cerrahi Yollarla Tedavisi

İktidarsız erkek, hekime genellikle, erkekliğini hemen kazandıracak hap ya da iğne gibi mucizeler bekleyerek gelir. Oysa gerçek iktidarsızlığın sırf ilaçla tedavisine çok ender raslanır. Etkisiz ve tehlikeli olan cinsel istek uyarıcı ilaçlar piyasadan kaldırılmıştır. Kamış damarlarında dolaşımı artırarak etkili olmaları beklenen klasik çevresel damar genişleticiler etkisizdirler. Ama şeker hastalığı, damar sertliği, siroz, demir depo hastalığı gibi daha genel bir hastalığa bağlı ikincil iktidarsızlıklar, birincil hastalığın ilaçla tedavisiyle şaşırtıcı derecede düzeltilebilirler. Bazı metabolizmalar üstünde etkili olan ve bazı ergenlik yetersizliklerinde cinsel gelişmeyi düzeltebilen erkek hormonları, erişkin cinselliğini etkilemez ve ruhsal bir iktidarsızlığı olan kişiye, hastalığının yapısal olduğu saplantısını verebilir. Hasta, kendisine «haplar» verilmesi için diretiyorsa, en iyisi etkisiz sahte bir ilaç vermektir. Bunun zararı yoktur ve çoğunlukla gözlendiği gibi, ruhsal etkisi olabilir. Hasta «iğneler» istiyorsa, gonadotrofin’ler gibi bir hipofiz hormonu verilebilir. Bu hormon erbezinin aradokusunu uyarır ve bazen, özellikle küçük ya da çok yumuşak erbezli iktidarsızlarda iyi sonuçlar verir. Yakın zamanlardaki bir kongrede «cinsel iktidarsızlığın testosteron yetersizliğine bağlı olduğu görüşünün yaşadığı» doğrulanmıştır. Profesör Couvelaire de, aşağı sidik yollarındaki travmaya bağlı bozunlarm erkeklik üstündeki etkilerinin önemini özel birkaç durumda göstermiştir. Apışarası yaralanmaları, leğen kırıkları, bir sidik yolu yaralanmasıyla birlikte olabilir ve yapısal cinsel iktidarsızlıkların yüzde 50’sine yolaçabilir. Bu veri, boğa güreşçilerinin ciddi yaralanmalarını kapsayan İspanyol cerrahlarının yayınladıkları gözlemlere uymaktadır. Bu ciddi yaralılara, Profesör Couvelaire 1-2 silikon şeridinden oluşan bir protez yardımıyla yeni bir cinsel yaşam kazandırmaktadır. Bu protez, destek görevi üstlenmektedir. Gene Profesör Couvelaire’e göre, sidik yolları girişimleri sırasında iktidarsızlığa yolaçabilecek cerrahi hareketlerden elden geldiğince kaçınmalıdır. Sözgelimi, tam prostat çıkarılmasında, bozunlar izin veriyorsa, «erkekliğin korunması bakımından prostat bezinden yüz kez önemli olan» prostat alt ucu ve döl kesecikleri korunmalıdır. Bununla birlikte Profesör Couvelaire, cerrahın rolünün yalnızca koruyucu olmadığı ve yalnızca ekonomik organ çıkarmaları yapmak zorunda olmadığı konusuna da değinmekte, aynı zamanda bazı ruhsal ve işlevsel kökenli iktidarsızlıklarda da cerrahın ağırlığını koyabileceğini ve tek başına etkili olabileceğini belirtmektedir. Aynı profesör, erbezleri çıkarılmış bir adama taktığı yeterli büyüklükteki 2 topla ve bunların psikolojik etkileriyle, oldukça önemli bir cinsel etkinliğe kavuşturduğunu bildirmektedir.

Kadının Rolü

Ruhsal katkının önemli olduğu iktidarsızlık konusunda kadının rolü son derece önemlidir. Eşin bazı hareketleri, bazı tutumları erkekte bir ketlenmeye yolaçar. Nitekim Profesör Couvelaire birçok hastada «kadını aramayı» önermekte, çiftlerin sosyal, duygusal, hattâ kişiliklerine ilişkin sorun ve güçlüklerine eğilmekte ve bazen «Venedik’te bir hafta» diye adlandırdığı bir öneride bulunmaktadır.

 
cinsel bilgiler sağlık bilgileri seks dersleri. Citrus Pink Blogger Theme Design By LawnyDesignz Powered by Blogger