Cinsel Uyarı Bölgeleri
8 Ekim 2009 Perşembe
Penis
Penisin çeşitli bölümleri arasında en duyarlı olanı, glans adı verilen penis ucudur. Bunun da özellikle alt bölümü, yarığın tam gerisinde bulunan kısım, en duyarlı yanıdır. Penisin sapı ve özellikle köküne yakın bölümü en az duyarlı bölgedir. Bununla birlikte, ritmik olarak uygulanan bir uyarıya karşılık verir.
Klitoris
Kadında klitoris penisin karşılığıdır. Dış deri normal olarak klitorisi kaplamakta olup, klitoris başının (erkekteki penis ucunun karşılığı) ilk anda göze çarpmasını önler. Uyarıya çok yatkın olup, dokunmaya, ritmik baskıya ve her şeyden çok devamlı fakat aralıklı bir uyarıya karşılık verir. Klitorisin aralıksız olarak uyarılması genel olarak iyi birşey değildir. Kadında, gıdıklanmayı andıran, karşı koyulması, dayanılması son derece güç bir duygu uyandırabilir. Klitorise karşı özel bir ilgi gösteren bir erkek, bu noktanın çevresini uyararak da aynı sonuca erişebileceğini, kadının coşkusu için klitorisin kendisine dokunmanın kesinlikle gerekli olmadığını öğrenmelidir.
Küçük Dudaklar (Labia Minora)
Küçük dudakların iç bölümleri dokunmaya karşı son derece duyarlıdır. Bir iç dudaktan başlayarak klitorisin üstünden de geçerek öbür iç dudakta son bulan bir tür döner uyarı uygulandığı zaman kadının cinsel coşkusu belirli bir şekilde artar.
Döl Yolu Ağzı
İdrar deliği ile döl yolu ağzını içine alan bölge de son derece duyarlıdır.
Döl Yolu
Döl yolunun ağzındaki sfenkter çemberi her hangi bir baskı altında kaldığı zaman daralır. Döl yolunun ön bölümüne, aşağı doğru parmaklar ile uygulanan ritmik baskı, çok keskin bir cinsel coşkuya yol açar. Döl yolu duvarları dokunmaya karsı fazla duyarlı olmadıkları için, penisin döl yoluna girmesinden duyulan cinsel coşku, daha. çok ruhsal bir coşkudur. Döl yolu içini doğrudan doğruya uyarmaya kalkmak bu bakımdan tüm anlamsız olmasa bile, tırnakların bu bölgeyi zedeleme ihtimalleri vardır. Parmakların döl yolu ağzından daha ileri gitmemeleri öğütlenir. Klitorisin dibi uyarıldığı zaman döl yolu ağzında da cinsel coşku duyulur.
Serviks
Aslında bu bölge dokunmaya karşı duyarlı değildir. Kadın serviksin uyarıldığını sanabilir; ama bu, penisin çok derinlere girmesinden dolayı meydana gelen basıncın peritoneum'u (döl yatağı yüzeyini kaplayan doku] etkilemesi ve derinlere giren penisin genellikle bir seri tepki yaratması yüzündedir. Bu bölgeyi erkeğin parmakları ile uyarmaya çalışması doğru değildir, çünkü eşini yaralayabilir.
Büyük Dudaklar (Lâbia Majora).
Erkeğin teslis torbalarını andırır Kadının cinsel duygularının uyanmasında önemli bir rol oynamaz ama penis üzerinde uyarıcı bir etkisi olabilir.
Testis Torbaları (Scrotum)
Cinsel uyarı ile doğrudan doğruya pek ilişkisi yoktur. Bazı erkekler, testis torbalarının avuç içinde tutulup parmaklar ile uyarılmasından coşku duyarlar. Çoğu erkekler ise testis torbaları biraz fazla sıkıldığı zaman acı duyarlar. Bununla birlikte testis torbalarının bir avantajlı yanı vardır: cinsel birleşme sırasında kadının gövdesine hafifçe değerler ve bu çoğu kez kadına zevk verir.
Apış Arası
Döl yolu ağzı (ya da penis kökü) ile anus (makat) arasında kalan bölge dokunmaya karşı duyarlıdır. Bu bölgenin orta bölümü özellikle basınca karsı duyarlıdır.
Anus (Makat)
Bu bölgedeki cinsel duyular kişiye ve ruhsal etkilerin derecesine göre değişir. Makat ile cinsel organ aynı kaslar ile birbirlerine bağlı olduklarından, gerek erkekte gerekse kadında, cinsel organlar uyarıldığı zaman makat küçülür ve makat uyarıldığı zaman da, cinsel organlar kasılır.
Memeler
Kadınlarda memeler dokunmaya karşı duyarlıdırlar Ritmik bir basınç ve uyarı hareketi cinsel duyguların çoğalmasını sağlayabilir. Özellikle meme uçları, klitoris kadar duyarlıdır. Kadının memeler yolu ile duyduğu uyarı aynı anda döl yatağına ve diğer cinsel organlara aktarılır. Bazı kadınlar, meme uçlarının öpülmesini ya da emilmesini cinsel organların uyarılmasına tercih ederler. Bu arada, analık duygularının kadının ruhsal yapısında tuttukları yeri de göz önünde bulundurmak gerekir. Bir takım kadınlar, sırf analık duygularının ağır basması yüzünden memelerinin uyarılmasından cinsel coşku duymazlar. Cinsel bakımdan, erkek memesi kadın memesine oranla çok daha az duyarlıdır.
Ağız
Dudaklar, dil ve ağızın diğer bölümlerinde, en az cinsel organlarda olduğu kadar cinsel duyu bulunmaktadır. Memeler ya da cinsel organlar uzun uzun öpüldüğünde cinsel coşku geniş ölçüde artar.
Kaba Etler
Kaba ellerdeki kaslar kasıldığı zaman cinselcoşku artar. Bu nedenle, cinsel birleşme sırasında gerek kadın gerekse erkekler, bilinçli ya da bilinçsiz olarak kaba etlerinde bulunan kasları kasarlar. Bu kasılmanın sonucu olarak makat da küçülür ve böylece cinsel organlar uyarılmış olur, döl yolu kasları gerilir, döl yolu ağzı daralır; erkekte ise penis sertleşir.
Bacaklar
Bacakların iç bölümleri cinsel uyarıya karsı keskin bir tepki gösterirler.
Diğer Bölgeler
Bazı kimselerin gövdelerinde, yukarda sayılanların yanı sıra gelişmiş bir takım cinsel uyarı bölgeleri vardır. Bunlar genellikle, gözler, kulaklar, ense, boyun, koltuk altlan, göbek, karın, bel, sırt, kasıklar, göğsün iki yanı ve bunların çevresindeki bölgelerdir. Saçların ve bazı bölgelerdeki kılların hafif hafif okşanması da bazı durumlarda cinsel duyguları uyandırabilir.
Erbezleri
6 Ekim 2009 Salı
İç salgı ise cinsel organların ve ikincil cinsel niteliklerin gelişmesine bağlıdır. Erbezlerinin salgıladığı hormona testosteron adı verilir. Bu maddenin cinsiyet dışında, metabolizma üzerinde de etkileri vardır. Kas yapısı ve büyüme üzerine ve doğrudan doğruya da birleştirme kıkırdakları üzerine etki yaparak protein anabolizmasını (dokulara protein bağlama) arttırır. Ayrıca, dokularda su ve madensel tuz birikimini sağlar. Aynı biçimde, kadında, hipofiz bezi, erbeztmn her iki işlevini de yüklenen gonadostimülinleri salgılar. * Erbezi yetersizliği. Bu yeter vük, çocuklarda, hadımlığa ya da önükoidizrne yolaçar. Eğer yetersizlik tamsa ve ergenlik çağından önce ortaya çıkmışsa, sonuç hadımlıktır.
Erkekte Cinsel Organ Hastalıkları
Erbezi torbası urları: Hasta, genellikle işerken, erbezi torbasının bir ya da iki yanında az çok önemli bir şişkinlik farkeder. Bu ur ağrısız olabilir ya da, tersine, çok ağrılı bir gelişme gösterebilir, önce bir kasık fıtığının söz konusu olup olmadığını saptamak gerekir. Çünkü, kasık fıtığının erbezlerinin karından torbalarına inmek için izlediği yoldan geçerek kolayca erbezi torbasına inebileceği bilinen bir gerçektir. Meni kanalı varisleri ya da varikoseller karıncalanma duyumu veren hamursu bir ur meydana getirirler. Bu duruma meni kanallarının genişlemesi yolaçar.
Genişleme hasta yatık durumdayken azalır. Çoğu zaman leğen bölgesinde ve bacaklarda dolaşım bozukluklarıyla birlikte görülen bu varisler genellikle tehlikesizdirler. Bu iki olasılık saf dışı edildikten sonra, urlar görünüşlerine göre ayırdedilirler. Sivri görünüşlü bir ur söz konusuysa, bu durum çoğunlukla çocuklarda görülen bir erbezi burulma-sıdır ve erbezi torbasında son derece şiddetli bir ağrıyla kendini belli eder, Ağrı birkaç saat arayja hafifleme eğilimi gösterir. Ama bu hafifleme aldatıcıdır ve tehlikeyi daha da arttırır, çünkü gerçekte meni kordonu burulmasını maskeler. Bu ise erbezinde damar oluşumunu durdurun Başka bir deyişle, acele müdahale edilmezse, bu durum gelişerek erbezinde bir nekroza (doku ölmesi) yolaçar.
Yetişkinlerde erbezi yangısı (orşit) görülebilir. Erbezi yangısıyla birlikte ivegen erbezi üstü yangısı (epididimit) da ortaya çıkabilir. Ateş, şiddetli ağrı, erbezi torbasında şişme gibi belirtilerle kendini gösteren erbezi yangısı, erbezinde ve erbezi üstünde herhangi bir hastalığın yerleşrhesinden ileri gelir. Bu hastalığın kökenine inildiğinde çoğu kez kolibasiliyle ya da stafilokokla karşılaşılır. Eğer tersine, erbezi torbası uru gelişimini ağır ağır sürdürüyorsa, doktor önce urun erbezinde mi, yoksa erbezi üstünde mi olduğunu ortaya çıkarmalıdır. Çünkü erbezi kansere, erbezi üstü de vereme yakalanabilir. Son olarak, eğer ur yumuşak, oynak ve yarı saydamsa, bu durumda bir hidrosel, yani erbezi kapsülünün iki yaprakçığı arasında sıvı birikmesi söz konusudur.
Cinsel güçsüzlük: Nedenleri ne olursa olsun bu sorunun önemine ve kişinin ruhsal durumu üzerindeki yansımasına dikkati çekmek bile gereksizdir. Yaşlılıktan ileri gelen güçsüzlük ve doğuştan ya da sonradan kazanılmış kusurlar bir yana bırakılırsa, ereksiyon (penisin dikilmesi) bozukluklarının nedenlerini ortaya çıkarmakta büyük güçlüklerle karşılaşılır. Güçsüzlüğün nedenini ilk önce iç salgıbezlerinde aramak gerekir. Bir erbezi yetersizliği, bir hipofiz ya da kal-kanbezi hastalığı, y.b., söz konusu olabilir. Buna ise, şeker hastalığı, bulaşıcı hastalık ya da süreğen zehirlenme gibi durumlar sonunda ortaya çıkan vücut sıvısı dengesizliği yolaçar. Uyarılma bozukluklarına yolaçan siyek-prostat yaraları da güçsüzlük nedeni olabilir. Bütün bunlardan başka, tabes, doku sertleşmesi (skleroz), omurilik yangısı gibi merkez sinir sistemi hastalıkları da cinsel güçsüzlük yapabilir. Aşırı cinsel ilişkide bulunma ya da, tersine, az cinsel ilişkide bulunma, kesintili cinsel birleşme gibi tutumlar bazen bir kas güçsüzlüğüne yolaçabilir. Eğer güçsüzlüğün nedeni yukarıdan beri sayıiagelen durumlardan biri değilse, ruhsal bir bozukluk düşünülmelidir. Zaten cinsel güçsüzlük olay larının yüzde 90′ında, kökü çocukluğa kadar inen duygusal bozukluklar ya da bir heyecan şoku rol oynar, ikincil bir güçsüzlüğün tedavisi nispeten kolay olsa bile, birincil güçsüzlüklerde, yani var lığı daha ilk cinsel ilişki deneylerinde ortaya çıkan güçsüzlüklerde tedavi sonuçları yeterince olumlu olmamaktadır.
Ereksiyon bozukluklarından başka, meni çıkarmada görülen anormalliklerden de söz etmek gerekir. Bu anormallikler ikiye ayrılır:
a) Penisin dölyoluna girmesini bile beklemeden gerçekleşebilen erken boşalma; bu en sık görülen cinsel bozukluklardan biridir.
b) Erkek kısırlığının nedenlerinden birini meydana getiren geç boşalma, hatta hiç boşalamama.
Kısırlık: İstenmeyen gebeliklerden kaçınmak için her geçen gün yeni yöntemlerin ve yeni maddelerin geliştirildiği bir dönemde, kısırlık kaygı verici bir sorun olmaya devam etmektedir. Evlilik yaşamındaki kısırlıkta, erkeğin sorumluluğunun küçümsenemeyecek ölçüde olduğu ve kısırlık hallerinin yaklaşık olarak yüzde 35′inde erkeğin kusurlu bulunduğu bilinmektedir. Kısır olduğu anlaşılan bir çiftte, önce erkek muayene olmalı ve vaktiyle bir kaza ya da kabakulak, cinsel organ veremi, belsoğukluğu, v.b. gibi erbezini ve erbezi üstünü etkileyebilecek bir mikroplu hastalık geçirip geçirmediği saptanmalıdır. Ayrıca hasta, erbezi ektopisinden şikayeti olup olmadığını da belirtmelidir. Daha sonra, muayeneye meni incelemesiyle devam edilir. Böylece kısırlığın oligospermi (menide spermatozoit azlığı)den mi yoksa azoospermi (menide spermatozoitlerin zayıf ve az hareketli olması)den mi ileri geldiği anlaşılır. Kısırlık nedeni kadındaysa, tıkanmaya yolaçan bir cinsel organ hastalığı, dölyatağında ya da dölyolunda doğuştan veya sonradan kazanılmış bir kusur, verem, bir iç salgıbezi yetersizliği akla gelen ilk nedenler olmalıdır. Bunların yanı sıra, daha birçok neden söz konusu olabilir. Kısırlığın tedavisine başlanmadan önce, hasta çok sıkı tıbbî denetimden (ateş çizelgesi, röntgen filmleri, biyopsi hormon ölçüleri, v.b.) geçirilmelidir.
Prostat bezi nedir Ne İşe Yarar ?
Prostat bezi, ceviz büyüklüğündedir ve birbirinden ayrı üç lobu vardır. Mesanenin hemen altındadır. Endokrin bezleri zincirinin bir parçasıdır. Bez kendisi sperm hücreleri yapmaz, fakat cinsel ilişki sırasında spermi koruyarak taşıyan bir sıvı çıkarır.
Herhangi bir organ gibi, bu bezin de iltihapları, enfeksiyonları, selim ya da habis tümörleri olabilir. Bu enfeksiyonlar da, diğerleri gibi, antibiyotikler ve başka ilaçlarla tedavi edilir.
Prostat büyümesi, erkeklerin yaşlanmasıyla ortaya çıkar. Bu büyüme, üretra’yı (mesaneden idrarı alıp da dışarıya atan ince idrar borusunu) sıkıştıracak noktaya ulaşınca, gece ve gündüz idrara çıkmaya neden olur. Bu durum ilerleyince, mesane iyice boşalamaz ve içinde bir miktar idrar kalır. Prostatın gittikçe büyümesiyle, bazı böbrek komplikasyonları görülebilir ya da uretra birdenbire tıkanıp idrara çıkmayı olariaksızlaştırarak âcil müdahaleyi gerektirebilir.
Prostat büyümesi, altmışın üstündeki erkeklerin belki yüzde yetmiş beşten çoğunda görülür. Hepsinde ameliyat gerekmez. Bazen yumuşak masajla prostat küçülebilir.
Prostatın çıkarılmasında çeşitli yöntemler vardır ve bunu,’ hastanın durumu ve doktorun kararı belirler. Şimdi kullanılan yeni teknikler içinde, elektrokoa-gülasyon, yani elektrikle pıhtılaştırma ve kriyoşirürji, yani dondurma yoluyla ameliyat da vardır. Prostatın çıkarılması tehlikeli değildir, beklenmedik bir komp-likasyon çıkmadığı takdirde, en çok dört gün içinde hasta iyileşir.
Erkekler korkularının tersine, prostatektomi denen bu ameliyatla, daha sağlıklı ve daha erkekçe bir duruma gelebilirler. Çünkü bu ameliyatla, akılları ve bedenleri üzerindeki baskı kalkacaktır.
Testisler Erbezleri
Testisler (Erbezleri) — Her iki testis, torbalar içinde asılı bulunurlar. Bunlar hem meni (sperma) yapan, hem de içsalgılan olan bez niteliğinde iki oluşumdur.
Normal olarak penisin altında ve torbalar içinde bulunurlar. Doğumdan önce ana rahmindeyken, testisler böbrekler düzeyinde ve omurganın iki yanındadır. Sonradan yavaş yavaş aşağıya inip kasık kanalından geçerek karından çıkar ve doğum sırasında normal olarak torbaların içinde bulunurlar. Testislerin bu göçlerini bazan tamamlayamadıkları, bir ya da ikisinin birden karın ya da kasık kanalı içinde kaldığı ve doğumdan sonra ilerleyemedikleri görülmüştür.
Normalde iki testis olduğu halde bazan bunlardan birisinin gelişmediği, hatta her ikisinin de gelişemediği görülür. Ender olarak ikiden çok testise de rastlanmaktadır.
Soldaki testisin sağdakine oranla biraz daha büyük ve ağır olup daha aşağıya doğru sarkmasının nedeni bunun, ötekinden daha kanlanmasıdır. Böylelikle erkeklerin büyük bir kısmının torbalarının görünüşü, simetrik değildir.
Testisler yanlarından basık ve büyük ekseni yukarıdan aşağıya doğru olan bir yumurtaya benzemektedir. Büyüklük ve ağırlıkları kişiye göre değişir. Ortalama 20 gram ağırlığında, 4-5 santim uzunluğunda, 2,5 santim kalınlığında ve 3 santim yüksekliğinde oluşumlardır. Renkleri beyaz mavimtrak, kıvamları sertçe olup göz akını andırırlar.
Bir testis uzunlamasına yarıldığında içi kıtıkla doldurulmuş bir yastıkla karşılaşıldığı sanılır. İçinden beyaz iplikçikler çevreye yayılır. Bunlar hayranlık verici bir şekilde yerleştirilmiş ve sıkıştırılmıştır.
Her testis binlerce iplikçiği barındırır ve içlerinden her birisi bir makara üstüne sarılmış dikiş ipliği gibidir. Bu iplikçilerden birini çıkarırsanız aşağı yukarı 1 metre uzunluğunda olduğunu görürsünüz. Bunu mikroskop altına koyunuz, spermalarla dolu bir boru, yani erkek cinsel hücreferi olan spermatozoidleri taşıyan bir kanalla karşı karşıya olduğunuzu görürsünüz.
Gerçekten testisin içi, onu birçok parçalara ayıran sayısız böJmeciklerden yapılıdır. Bunlar piramit ya da koni biçimindeki olup 250 — 300 tane kadardır. Her bölmecikte 3-4 tane meni kanalcılığı olduğuna göre bir bölmecikte 900—1000 kadar kanalcık var demektir. Eğer bu kanallar açılabilseydi, 1 kilometre kadar uzunluğunda bir iplikçik elde edilirdi.
Dokulara mikroskopta bakmak için son derece ince ve yarı saydam dilimler hazırlamak gerekir. Yoksa bunlar ışığı geçirmezler. Bu amaçla, tıpkı mezeci dükkânlarındaki salam, jambon kesen makinelere benzeyen özel cihazlar kullanılır.
İşte ancak mikroskop altında görülebilen ve içinden ancak bir saç geçirilebilecek kadar ince olan bu iplikçiklere meni yollan, ya da sperma kanalları adı verilmektedir.
Sperma Kanalları
Her bir testiste yaklaşık olarak 1000 sperma kanalı olduğuna ve her kanal da aşağı yukarı 1 metre uzunluğunda olduğuna göre bir erkekte testisier 2 kilometre uzunluğunda sperma kanalı barındırıyor demektir. Bu yollar daha geniş kanallarla ağızlaşarak sonunda ortak bir yola açılırlar. Bu yol, testisin dış kısmına yapışık bir kanal olup adına epididim denmektedir. Bu oluşum tıpkı bir genç kızın saç örgüsü gibi testise asılmıştır.
Sperma kanallarının çeperlerinde ana hücreler adı verilen bazı hücreler, sabit bir bölünme ve çoğalmayla spermatozoidleri yapmaktadırlar. Testislerin böyle yaratıcı bir özellikleri vardır. Bir insanın her iki testisinde bulunan cinsel hücreleri hesaplayabilmek için toplam sperma kanalları uzunluğu olan 2 kilometreyi 2 milyonla çarpmak gerekir. Bir erkeğin çoğalma gücünü ortaya çıkarmak için, olgun cinsel hücre stokunu haftada birçok kere boşalttığını ve 12 saat içinde yeniden kazandığını düşünmek yeter. Bir erkek her ay ortalama 3-4 milyon cinsel hücre yapmakta ve bu da 40-50 yıl süreyle tekrarlanmaktadır.
Bir spermatozoidin uzunluğu, ancak bir milimetrenin ellibinde biri kadardır. Buna göre spermatozoid çıplak gözle görülemez. Hücrenin yassı, ucu sivri ve armut şeklinde bir başı, ortada bir vücut kısmı ve uzun bir kuyruğu vardır.
Kanalların karışık ağı içinde bunlar sonsuz denecek kadar çok sayıdadır. Sağlıklı bir erkeğin atımı (ejakü-lasyon) içinde 400 ile 700 milyon spermatozoid vardır. Bir erkeğin hayatı boyunca yaptığı spermatozoid sayısı milyarlara erişir. Eğer bir tek atımdaki 400 — 700 milyon arasından yalnız bir tanesinin yumurtacığı dölleyeceği düşünülürse, döllenme şartlarını bu kadar geniş tutan tabiat olayı karşısında yalnızca hayranlık duyulabilir.
Bununla beraber cinsel temas sırasında atılan spermatozoid sayısı her zaman aynı değildir. Bu sayı yalnız kişiye değil, aynı zamanda cinsel temasa da bağlıdır. Birçok günler ya da haftalar temas yapılmadığında spermatozoid sayısı daha yüksek olacaktır. Buna karşılık temas sık tekrarlandığında sonuç olarak sayı azalacaktır.
Spermanın baş kısmında kromozom adı verilen 24 tane cisimcik bulunur. Bunlar sayesinde yalnız ana-baba ve büyükanne-büyükbaba ile değil, daha eskilerle de ilgili karakter özellikleri «kalıtım» yoluyla döllenmiş yumurtacığa geçecektir.
Ne testis içinde, ne de epididim içinde spermatozoidlerin kendi hareketleri yoktur. Sanki yeni yapılanlar ve bu organların kısılmalarıyla itilmektedirler. Epididim spermatozoidlere toplanma yeri görevini görür. Epididimden ayrıldıktan sonra hücreler aşağı yukarı bir dikiş iğnesi çapında ve yaklaşık olarak 50 santim uzunluğunda oldukça geniş bir kanala açılarak bu yolda itilirler. Bu, her iki yanda karın boşluğuna doğru yükselen yol boşaltım kanal ya da sperma kordonu adını alır. Boşaltıcı kanallar kasık kanalını aştıktan sonra idrar torbasının sağ ve sol yanında uretraya, (sidik yolu) kadar gelip ona açılırlar. Bu kanallar içinde de spermatozoidlerin bizzat hareketleri yoktur, bir çeşit pompalama hareketiyle itilmektedirler.
îdrar torbasının yanında sperma kordonlarının herbirisi ampul şeklinde bir organa değişirler. Bunlar seminal keselerdir. Keselerin 4 ile 5 santim uzunluğu, 1 santim genişliği ve 8 ile 10 santim yüksekliği vardır. Meniye özel rengini veren sarımsı ve yapışkan bir sıvı salgılarlar.
SPERMATOZOİD
a — Önden görünüş Bir spermatozoid çeşitli bölümlerden yapılmıştır. Birinci bölüm baş adını alır. Başın altında boyun vardır. Spermatozoidin bir de uzun kuyruğu vardır.’ Kuyrukla boyun arasında bulunan ve bu iki bölümü birleştiren bölüme de birleştirici parça adı verilir. Kuyruğun sonu ise son bölüm adını alır.
b — Yandan görünüş Spermatozoidin dişi hücreyi delmesine yarayan sivriliğini yandan bakınca daha kolay görürüz. Ucuna delici uç adı verilir.
c — Büyütülmüş bir spermatozoidin başı, boynu ve birleştirici bölümü. Burada birleştirici bölüm içindeki spiral iplik ve bunu çevreleyen mitokondria tabakası da görülüyor.
Prostat
Buluğ çağma kadar küçük olan prostat, erginlik çağında birdenbire büyür. Yetişkinde yüksekliği 25-30 milimetre, ağırlığı 20-25 gramdır. 50-55 yaşlarına kadar bu büyüklükte kaldıktan sonra çok defa aşırı olarak büyümeye başlamaktadır. Prostat büyümesi belirli bir yaştan sonraki erkeklerin pek çoğunda ortaya çıkması nedeniyle önemli yaşlılık sorunlarından birisi olmaktadır. Bu gibi hastalarda ileri derecedeki idrar etmeyle ilgili bozukluklar görüldüğünden sonuç olarak ameliyatla büyümüş olan prostatı çıkarmak gerekmektedir.
Prostat Salgısı-Özü
Daha önce de sözünü ettiğimiz gibi spermatozoidler, prostata gelinceye kadar özel bir harekete sahip değildir ve boşalticı kanallarla seminal keselerin kasılma ve gev-şemeleriyle itilirler. Hücreler ancak prostat sıvısıyla karıştıktan sonra kendi kendilerine hareket edebilecek bir duruma gelirler. Balıklar gibi kımıl kımıl oynamaya başlarlar. Oysa daha önce mekanik olarak yukarı doğru itilmişlerdir. Spermatozoidlerin bu hareketleri salgının kimyasal özelliğinden gelmektedir. Salgının içinde, spermin adı verilen, tadı acı, turna balığı ve bazı bitkilerin özlerinde de bulunan bir madde vardır.
Prostat yalnız bir salgı bezi olarak kalmaz. Kadındaki rahmin biyolojik eşi gibi, prostat da kas liflerinden ve bez dokusundan yapılı karışık bir organdır. Tıpkı bir havagazı borusunu saran bilezik gibi uretranm başlangıcını sarar. Kauçuk bir bileziğin esnek lifleri gibi yıllar geçtikçe prostatın kas lifleri de sertleşip kalmlaştığmdan, yukarıda anlattığımız idrar etme zorluklarını doğurmak üzere uretrayı sıkıştırırlar.
Prostat sıvısı ancak orgasm sırasında, yani cinsel coşkunluğun en son kademesinde, ritmik olarak tekrarlanan kasılmalar aracılığıyla açığa çıkmaktadır. Demek ki spermatozoidler yalnız belirli bir zamanda, cinsel temaslara en yüksek yerinde, yumurtacığa erişmeleri ve dölleme işlemini yapabilmeleri için gerekli hareketi kazanmaktadırlar.
U r e t r a
Uretra yalnız prostatı değil penisi de aştığından ve cinsel coşkunluk sırasında penis sertleşip uzadığından, uretranın da uzayabilir olması gerekir. Bu nedenle çeperi bir kauçuk borununki gibi düzgün değil, tersine bir fotoğraf makinesinin ya da akordeonun körüğü gibi kıvrımlıdır, Penis sertleşip uzadığında kıvrımlar açılmakta ve uretra körük gibi uzamaktadır.
Komşu organlarla sıkı yakınlığı olan uretra, bütün uzunluğunca sabit değildir. Buna göre, uretranın penisin serbest kısmı içinde bulunan ön parçasına hareketli parça, daha yukarıda idrar torbasına kadar olan parçasına da hareketsiz parça adı verilir. Uretranın uzunluğu yeni doğmuşta 5-6, on yaşında 8-9, yetişme çağında 12-14 santimdir. Bunun 12’si penisin içinden geçen kısımdır. Uretranın çapı da her yerinde aynı değildir. 3 geniş ve 4 dar parçası olup geniş yerleri 11-12, dar yerleri de 3-8 milimetredir.
Kadın uretrası, idrar torbasının boynuyla vulva arasındadır. Doğrultusu aşağıya ve hafifçe öne doğru eğik olup arkasında bulunan vaginamn doğrultusuna paraleldir. Uzunluğu 3,5-4 santim ve normal çapı aşağı yukarı 7-8 milimetre kadardır. Kadın uretrası erkeğinkinden daha çok genişleyebilir. Alt deliği bızırın 20-25 milimetre altında olup çevresi dişlidir. Çok defa yüksekliği kişiye göre değişen bir çıkıntı üzerinde dışarı açılır.
Uretranın başlıca fonksiyonu, idrar torbasını boşaltmaktır. Bunun yanı sıra, idrar torbasının hemen altında ve prostatı aştığı yerde her iki sperma yolu uretraya açılır. Böylece uretra, birbirinden tamamen ayrı iki maddenin yolunu barındırır. Bir başka deyimle uretra, yalnız idrarın değil aynı zamanda spermanın da aktığı kanaldır.
Hernekadar idrar ve sperma aynı yolu kullanırsa da kimyasal özellikleri yönünden birbirine zıt iki maddedir. İdrar asittir. Oysa hiçbir asit spermatozoidler için uygun değildir. İdrar ve spermanın karşılıklı olarak birbirine zarar vermemesi için prostat aralarına girmiş ve sanki bir makaslama memuru gibi dolaşımı ayarlamıştır. Bir bilezik gibi uretranm başlangıç kısmını saran prostat, normal halde gevşektir ve idrarın torbadan uretraya geçmesini sağlar. Ama, cinsel istek uyandığında, yani sinirler spermanın sperma yolları içinde uretraya gelmek istediğini bildirdiğinde, prostatın kas lifleri kasılır ve uretranm üst kısmını sıkıştırır.
O andan başlamak üzere artık idrar torbası boşalamaz ve uretra yalnız spermayı geçirir. Erkeğin cinsel coşkunluk süresince idrar edemediği bilinmektedir.
Uretranın kıvrımları içinde, ağızdaki tükürük bezleri gibi bir çeşit berrak sıvı salgılayan birçok küçük bez vardır. Erkeklik organının katılaşıp uzaması sırasında kıvrımlar düzleşir ve aralarındaki bezler sıkışır. İçlerindeki salgı dökülür. Sonuç olarak uretra, cinsel coşkunluk sırasında berrak ve yapışkan bir maddeyle dolmaktadır. Bu şekilde, uretra içindeki spermayı bozabilecek bütün idrar kalıntılarını bu salgı temizler, aynı zamanda da spermaya, uretradan geçtiği sırada, kadının vaginasına yapışmasına yarayan bir madde ekler.
Erkeklik organının sertleşmesi sırasında bu uretra salgısının bir damlası uretranın ağzında belirir. Sanki bir anlamda, vagina içinde güçlük çekmeden kaysın diye erkeklik organını ıslatmaktadır.
Birçok tecrübesiz genç erkek damlayı sperma sanarak bu salgının güçlerini azaltacağını düşünür. Bu yanlış düşünce sonucu olarak gerçek bir tükenme duygusuna kapılır. İşte bilmeme yüzünden birçok gencin tutulduğunu sandığı, kuruntuyla ilgili hastalıklardan birisi de budur.
Penis – Kamış
Penis erkeklerin çiftleşme organıdır. Torbaların üstünde olan bu organ çiftleşme sırasında spermayı kadın üretim organına götürür ve bırakır. Şekil ve doğrultusu fizyolojik durumuna göre değişir. Yumuşak ve gevşek halde penis, önden arkaya basık bir silindir şeklinde olup torbaların önünde sarkıktır. Katılaşınca büyür, sertleşir, aşağıdan yukarıya ve arkadan öne doğru, ucu karnın önüne gelecek şekilde bir durum alır.
Penis kök, gövde ve uç olmak üzere 3 kısımdan yapılmıştır. Kök kısmı vücudun içindedir ve görünmez ama, deri altında kolaylıkla ele gelebilir. Orta ya da gövde kısmı 9-10 santim uzunluğunda olup yumuşak bir şekilde sarkar. Uçta rengi penisin yumuşak ya da sert oluşuna 1 göre açık ya da koyu kırmızı olan ve glans adını alan bir şişkinlik vardır. Glansm ucunda uretranm ön deliği yer alır.
Normal halde erkeklik organı kısa ve yumuşaktır demiştik. Bu yüzden kadının vagina boşluğuna giremez. Vagina boşluğuna girebilmek için 3 şartı yerine getirmesi gerekir.
Birincisi kalınlaşıp uzayacak, ikincisi sertleşecek, üçüncüsüyse sarkmayıp dik duracaktır.
Bütün bu boy, gerilim ve doğrultu değişmelerini sağlayabilmek için, penisin son derece ilginç bir mekanizma sı vardır. Buna katilaşıcı ya da dikleşid sistem adı verilir. Penisi bütün uzunluğunca aşan uretrayla penisin deri kılıfı arasında kavernöz cisimler adı verilen 3 katıiaşan cisim bulunur. Bunlar çeperleri kan damarları bakımından zengin 3 cep gibidir. Durgunluk halinde damarlar kasılıdır ve içlerinde çok az kan bulunur. Cepler boştur. Cinsel coşkunluğun etkisiyle damarlar genişlemekte, supaplar açılmakta ve cepler kanla dolmaktadır. Kan hücum eden erkeklik organı ısınır, kan akımı yumuşak ve durgun organı sert ve sıkı bir duruma getirir. îşte bu şişme, katılaşma ya da ereksiyon adıyla anılmaktadır.
Katılaşma olayında sinir sisteminin büyük rolü vardır. Erkeğin cinsel uyarılması sırasında sinirsel bir mekanizma aracılığıyla kanın boşluklardan geriye çekilmesi durdurulur. Böylece sinir sisteminin yardımıyla ortaya çıkan katılaşma cinsel temas süresince değişmeden kalır. Cinsel uyanlma azalırken kan da boşluklardan çekilir ve penis gene eski yumuşak haline dönmüş olur.
Penisin baş kısmı, yani glans da, kavernöz cisimlerle bağlantıda olan birçok boşluklardan yapılı sertleşen bir kısımdır. Cinsel duyarlığı çok arttıran yoğun bir sinir ağıyla çevrilmiştir. Penis yumuşakken testislere bakan glansın alt yüzü vücudun dış derisiyle penis arasındaki bağlantıyı yapar. Bu yüzde, özellikle dokunma duyumlarını alan bir bölge vardır.
Glans penisin orta, yani gövde kısmından bir olukla ayrılmıştır. Penis derisi bu oluğun çevresinden başlayarak glansın üzerini örter, onu bir kılıf gibi sarar. Bu deri kılıfına sünnet derisi adı verilir. Buluğ çağından önce sünnet derisi baş kısmını tamamen örter.
Erişkinde penis katılaşma durumundayken, genellik
Sünnet derisi dışta normal deriyle aynı niteliktedir. îçte, yani erkeklik organına bakan yüzde rengi pembedir ve bir sürü yağ bezleriyle doludur. Bu yağ bezleri smegma adı verilen beyaz renkte, tulum peyniri görünüş ve kıvamında bir madde salgılar. Salgının özel bir kokusu vardır ve çabuk acılaşır. Acılaştığmda kötü kokar ve aynı zamanda deriyi aşındırır. Tahriş sonucu, sünnet derisinde yaralar açılabilir. Halk dilinde sünnet derisinin tahrişi, sünnet derici belsoğukluğu adıyla anılır. Çünkü gençler hekime gerçek bir belsoğukluğunu kapmış olmanın korkusu içinde başvurmaktadır. Bu basit bir tahriş olup, hastalığın b°ir iki gün içinde tedavi edilebileceğini hekimden öğrenen gencin yüzündeki sevinç ifadesi kolay kolay anlatılamaz. Böyle kötü durumları önlemek için sünnet derisi kıvrımını zaman zaman temizlemek gerekir
Sünnet
Sünnetin yaptırılmasında şu gibi yararlar vardır:
1 — İçinde yağ bezleri bulunan sünnet derisi ortadan kaldırılmakla hiç de hoş olmayan yağlı salgı da birlikte ortadan kaldırılmış olur.
2 — Sünnet etmekle, sünnet derisiyle ilgili tahrişler ve fimozisler önlenmiş olur.
3 — Sünnet, cinsel temasla geçen hastalıkların, özellikle frenginin bulaşmasına engel olur. Çünkü sünnet de-risi, duyarlığı yüzünden frengi iltihabının özellikle seçtiği bir yerdir.
4 — Artık sünnet derisi uyarılması olmayacağından sünnetli, kendi kendine orgasm olma yani mastürbasyon (istimna) ya elverişli değildir.
Büyük bilgin Dubois – Reymond sünnete o derece taraftardı ki, tıpkı çiçek aşısı gibi zorunlu kılınmasını teklif etmişti.
Erkeklik Organının Katılaşması
Erkeklik organının katılaşmasının erkeğin ve aynı zamanda kadının cinsel hayatında büyük önemi vardır. Bu nedenle konuyu biraz daha derinliğine incelemeyi zorunlu buluyoruz.
Erkek için katılaşma, yani ereksiyon, cinsel birleşmenin vaz geçilmeyen şartıdır. Kadın içinse erkeklik organının güçlü bir katılığı cinsel doyuma erişmek yönünden gereklidir. Erkeklik gücü ya da erkeklik adı .altında bir erkeğin penisinin katılaşabilmesi yeteneği kastedilmektedir. Buna karşılık, bu yeteneğin olmamasına cinsel güçsüzlük ya da zayıflık adı verilir.
Katılaşma olayını hiçbir zaman yalnız dış üreme organıyla ilgili bir durum olarak görmemek gerekir. Bu, birçok salgı bezinin, bütün damar ve sinir sisteminin işe karıştığı çok karışık bir olaydır. Katılaşma ve özellikleri herkes tarafından bilinmelidir. Çünkü böyle bozukluklar, cinsel hayatta ve evlilik hayatında bir sürü karışıklığın nedeni olmaktadır.
Erkekte olduğu kadar kadında da, üreme bezlerinin yalnız üreme hücrelerini yaptığı sanılmamalıdır. Bu bezler aynı zamanda bir madde daha salgılamaktadır. Bu, cinsel hormondan başka bir şey değildir. Cinsel hormon, üreme hücreleri gibi bedenden ayrılmaz. İleride daha geniş olarak anlatacağımız gibi, tam tersine tekrar kana dökülüp onunla karışır. Kan aracılığıyla bütün organlara taşman cinsel hormon, hem beden üzerinde, hem de insan canlısının ruhsal hayatı üzerinde önemli etkiler yapar.
Buluğ çağanın başlangıcında çocukta birtakım değişiklikler görülür. Bunlar, gene bu çağda salgılanmaya başlanan cinsel hormonun etkilerinin sonucundan başka bir şey değildir. Cinsel hormon giderek çocuğu olgun ve tam bir erkek şekline sokar. Buna karşılık olgunluk yıllarından sonra hormon salgılanması azaldığından, erkek cinsiyetten yarı yoksun bir duruma gelmektedir.
Bu konuları daha ileride «Cinsel hormonlar ve bozuklukları» bölümünde incelemek üzere şimdilik bırakalım, cinsel hormonun birçok etkileri arasından yalnız katılaşmanın başarılmasını gerçekleştiren beyin kabuğunun uyarılması durumunu inceleyelim.
Cinsel dürtüyü birçok yönden yemek yeme ihtiyacına, açlığa benzetebiliriz. Açlık gibi bu da, beynin belirli bir bölgesinde yerleşen ve karın kaslarına komuta eden bir içgüdüdür. Bunun yanı sıra beyne giden kan onu doğrudan doğruya etkilemektedir. Kanın besleyici maddelerle doymuş olduğu oranda beyindeki açlık merkezleri etkilenmezler ve sonuç olarak biz açlık duymayız. Ama, besleyici maddeler kandan kaybolup, birtakım hayat fonksi-yonlannm sürekliliği için harcandığında, yoksullaşan kan sıvısı mide ve karın sinirlerini uyararak merkezleri etkiler ve açlığı doğurur.
Cinsel açlık mekanizması da buna benzerlik göstermektedir. Beynimizde bazı cinsel merkezler bulunur. Bunlarda açlık merkezleri gibi kanın etkisi altındadırlar. Kan cinsel hormon taşımadığı sürece merkezler durgun haldedir. Üreme bezleri cinsel hormon salgılar salgılamaz cinsel merkezler etkilenir. Bu andan başlayarak erkekte cinsel açlık uyanır ve cinsel yönden doyma isteği ortaya çıkar.
Cinsel açlığın derecesi kanda dolaşan hormon düzeyi ile orantılıdır. Üreme bezleri daha henüz herhangi bir hormon salgılamadığından çocuklar uyarılmazlar. Gene üreme bezleri artık hormon salgılamadığından yaşlılarla uyarılmaz olurlar. Buna karşılık bütün insanlarda istemli olarak aşk duygusu uyandırılabilir. Bunun için ya kana şırıngayla hormon verilir, ya da ünlü fizyolog Eugene Bteinach’m bilim alanına soktuğu ve başlattığı gibi, bedene dışarıdan hormon salgılayan bir bez aşılanır.
Katılaşmanın ilk şartının, üreme bezlerince salgılanan hormonla beyin kabuğunun uyarılması olduğunu daha önce belirtmiştik. Demek ki katılaşma son kertede refleks olarak süregelen merkez sinir sisteminin bir fonksiyonudur. Bu fonksiyon önce beyin kabuğunoi- ayarla-yıcı etkisi altında, sonra cinsel merkez denilen beynin daha derin bölgelerinin etkisi altında ve son olarak da omurilikte bulunan bağımsız refleks merkezlerinin etkisi altındadır. Erkeklerin aşağı yukarı kemer taktıkları yere uyan bu omurilik bölgesine ise katılaşma merkezi adı verilir. Üreme organlarına giden sinirler omuriliğin bu düzeyinden çıkarak dağılırlar.
Bu merkez üstüne bir sürü yalnış ve göz alıcı yayım yapılmıştır. Bunlar, bazı erkeklerin korkuya kapılmalarına ve üzüntü, sıkıntı duymalarına yol açmıştır. Birtakım şarlatan kişiler ya da firmalar tarafından birçok cihaz ve radyoaktif olduğu ileri sürülen ilâç piyasaya çıkarılmakta ve bunların omurilikteki merkezi uyararak erkeklik gücünü arttırdığı iddia edilmektedir. Erkeklik organında katılaşma olabilmesi için, yalnız omurilikte bu küçük merkezin değil, çok yaygın ve dallanmış bir sinir sisteminin etkisi olduğu bir gerçektir ve gene katılaşma bozukluklarını tedavi etmek için yalnız buranın herhangi bir şekilde tedavi edilmesinin yetmeyeceği açıktır.
Bu arada, hekimlikte ve özellikle cinsel bozuklukların iyileştirilmesinde, elle tutulur ve gözle görülür gerçek faktörler kadar sübjektif ve psikolojik faktörlerin de etkili olduğunu bilmek gerekir. Çünkü bütün bu bozuklukların aşağı yukarı üçte ikisi, gerçek bir hastalık olmadan ortaya çıkmaktadır. Aynı şekilde iyileşmelerin üçte ikisi düşünme gücüyle ilgilidir.
Birçok erkek, erkekliğinin yokluğundan değil de cinsel güçsüzlüğe çarptırıldığını düşünmekten yakınır. insanların, üstelik de böylesine bir konuda, aldatılmaları çok kolaydır. Tekniğin yeni bir harikası olarak piyasaya sürülen ilâcın son derece etkileyici açıklamasını okuduktan ve üstelik yüksek bir parayı ödedikten sonra erkeğin içi güvenle dolar ve kaybettiği gücünü yeniden kazanır. Yukarıda sözünü ettiğimiz katılaşma sinirleri, üreme organlarının ve katılaşan oluşumların özellikle damarlarına komuta etmektedir. Normalde bu damarlar kasılı durumdadır. Katılaşma sinirlerinin uyarması sonucu genişlerler ve bu da katılaşan oluşumların boşluklarına kanın gitmesini ve erkeklik organının sertleşmesini doğurur.
Erkeklik Organının(Penisin)Sertleşmesini,Katılaşmasını Sağlayan Sebepler
1 — Cinsel hormon etkisiyle katılaşma. — Katılaşmanın oluşu birçok nedenlere bağlıdır. Çoğunlukla katılaşmayı sağlayan cinsel hormonun etkisidir. Üreme bezleri kana cinsel hormonu akıtır. Hormonla doymuş olan kan beyin kabuğunu uyarır. Beyin kabuğu da, sinir akımı aracılığıyla katılaşmanın omurilikteki merkezini uyarır. Eğer bu uyartılar bilinçaltında dururlarsa, bu durumda katılaşma bütünüyle otomatik ya da refleks bir olaydır. Eğer uyartılar hayal gücünü kamçılarlarsa, cinsel fantezilerin ortaya çıkışma sebep olarak, katılaşmanın bilinçli fikirlerle birlikte olduğu görülür. Buluğ çağının başlangıcında erkeklik organında katılaşmalar olduğu dikkati çeker. Bunların hiçbir şekilde bir hastalığın belirtileri olmayıp normal olaylar sayılması gerekir. Üreme bezlerinin artık hormon salgılamaya başladığını ve sinir sisteminin kandaki hormon düzeyiyle normal şekilde etkilendiğini ve uyarıldığını bize gösterir.
2 — Beyni uyaran ve etkileyen maddelerle katılaşma. — Tıpkı cinsel hormon gibi beyni uyaran ve bunun sonucunda katılaşmayı kolaylaştıran birçok madde vardır. Bunların içinde en çok tanınan ve kullanılan alkoldür. Alkol alan bir insanda birdenbire ortaya çıkan bir uyartı hali görülür. Gerçekte en kötü cinsel uyararılardan biri olmasına rağmen bu etkisi yüzünden, erkeklerin cinsel coşkunluklarından yararlanmak isteyen bir sürü ahlâksızlık yuvasının en değerli maddesi olmaktadır.
3 — Mukozaları tahriş eden maddelerin etkisiyle katılaşma. — Ağız mukozasını uyaran ve bu nedenle yemeklere tad vermek üzere konulan baharat cinsinden bazı maddeler vardır. Bunlar kanda eridikten sonra, aynı şekilde önce beyni ve omuriliği, sonra da idrar torbasıyla uretramn mukozalarım uyarırlar. Uretra mukozasının uyarılması erkeklik organında katılaşma olmasına yol açar. Bu maddeler arasında tuz, biber, hardal, kırmızı biber, soğan, kimyon, zencefil ve tarçını sayabiliriz.
4 — İncebarsağı şişiren maddelerin etkisi altında katılaşma. — Mide ve incebarsağı şişirerek karında şişkinlik yapan bütün yemekler de aynı şekilde katılaşma sinirlerini uyarmaktadır. Böylece katılaşmanın başlatılmasına katkıda bulunurlar. Böyle yemekler içinde de bütün baklagilleri, lahanayı, peynirleri ve yumurtayı saymak gerekir.
5 — Afrodizyak maddelerin etkisi altında katılaşma. — Daha önce saydığımız maddeler gibi beyni ya da mukozaları uyarmadan cinsel isteği kamçuayan bazı maddelerin olduğu görülmüştür. Çok eski zamanlardan beri cinsel yönden kamçılayıcı olarak kullanılan ve aşk tanrıçası Afrodite’den alınarak afrodizyak adı verilen birtakım maddeler söz konusudur. Bunlar arasında kereviz, kuşkonmaz, maydanoz, karanfil, vanilya ve bir Afrika bitkisinin özü olan yohimbini belirtmek istiyoruz.
Dünyanın birçok yerlerindeki buna benzer daha başka bitkilerden çıkarılan özler de bu amaçla kullanılmaktadır. Bütün uluslar afrodizyakları tanırlar ve uyarıcıların hemen hepsi aşağı yukarı bu maddelerden yapılmıştır. Bütün aşk iksirleri, mukozaları tahriş eden maddeler, afrodizyaklar ve esanslarla tat verilmiş olan alkollü içkilerdir. Katılaşmanın gecikmesi istendiğinde ya da katılaşmanın iyi gelmeyeceği bazı erişkinlerde bu maddelerin kullanılmasına engel olmak gerekir. Katılaşmaları azaltmak ya da ortadan kaldırmak için soğuk limonata, soğuk kahve ya da, aralıklı alındığında tamamen zararsız olan bromürden biraz verilir.
6 — İdrar torbasımn aşırı doluluğuyla ilgili katılaşma. — İdrar torbası dolarken çevredeki dokuları ve aynı zamanda katılaşma sinirlerini de sıkıştırarak uyarır. Sabaha karşı uykunun derinliği azaldığında, bir başka deyimle sinir sistemi uyartıları alabilecek duruma geldiğinde, idrar torbasının dolmasıyla,, hemen her zaman refleks şeklinde bir katılaşma ortaya çıkar. Bu herkesçe bilinen sabah katılaşmasıdır. Erkek uyandığında penisinin sert olduğunu görür. Bu sertleşmelerin doğrudan doğruya hiçbir cinsel nedeni yoktur ama, bunlar cinsel düşünceyi uyandırarak gerçek bir katılaşmaya dönüşebilir. Artık erkeklik güçleri kaybolmaya yüz tutmuş ve normal uyartıların katılaşma olmasına yetmediği belirli bir yaştaki kocalar, sabahları ortaya çıkan bu refleks katılaşmadan yararlanmak isterler. Bu şekilde sabah erkenden, ama, hayatta biraz geç olarak cinsel birleşmenin son zevklerini elde etmeyi ve vermeyi başarırlar.
Çocuklarda bile idrar torbasının doluluğu katılaşma yapmaktadır. Gene erkeklerde, hatta yeni doğmuş çocuklarda bile, derin uyku sırasında bilinçli olmayan katılaşmalar görülür.
Çocukta da, erişkinde olduğu gibi katılaşma, belirli bir tat duyumuyla birliktedir, ilgisini cinsel organlarına ve onların çalışmalarına yöneltir. Bu olay göz önünde bulundurularak bütün çocukların, özellikle buluğ çağma yaklaşanların sabah uyandıktan sonra hemen idrar etmelerini sağlamak gerekir.
7 — Cinsel bölgelerin mekanik olarak uyarılmasından sonraki katılaşma. — Erkeklik organının derisi, özellikle ön ucun derisi, özel sinir uçlarının sonlandığı aşırı duyarlı ve çok yoğun bir ağla örtülüdür. Bu özel son-lanmalann uyarılması bize bir tat alma duygusu verir ki bunlara tat alma cisimcikleri adının verilmesi bu yüzdendir. Kesinlikle bilmediğimiz ama, kabul etmek zorunda kaldığımız bu oluşumlar, katılaşan sistemi en yüksek gerilime getiren elektrik cihazları gibidir.
Bütün elektro-mekanik cihazlar gibi sinir sistemi de ritmik sarsıntılarla uyarılır. Cinsel temas, normal olarak yapıldığında, cinsel organların duyarlı bölgelerini mekanik olarak uyaran ritmik hareketlerden kuruludur. Bu hareketler sinir sistemini yüksek bir gerilime getirir. Katılaşmaları savuşturmak için, erkeklik organının mekanik ve ritmik uyarılmalarından kaçınmak gerekir. Genç çocuklarda ritmik hareketlerle birlikte olan oyunlar, örneğin bisiklete binme, ata binme, tepesine ödül asılmış yüksek ve kaygan bir direğe tırmanma, tahterevalliye binme sırasında katılaşmalar ve aynı şekilde tat alma duyumları doğmaktadır. Hatta çok küçüklerde bile; örneğin bir erişkinin kucağında hoplatılmak gibi eğlenceler kolayca katılaşmalara ve tat alma duyumlarına yol açabilmektedir. Sonuç olarak erkek çocuklarda, hatta kızlarda bu gibi oyunlardan kaçınmak gerekir.
Gene erken yaşlardaki cinsel uyartılardan korumak için erkek çocukların ellerini külotları içinde tutmalarına engel olunmalıdır. Ayrıca deriyi tahriş edecek her çeşit kumaştan kaçınmak, ceplerin küçük ve dar olmamasına dikkat etmek gerekmektedir.
8 — Vücutla ilgili bir cezadan sonra olan katılaşma. — Çocukların kaba etlerine vurmak eskiden hoşa giden bir hareketti.. Bundan da kaçınmak gerekir. Çünkü bunlar yalnız çocuk eğitimi yönünden değil, tat alma duyumlarının da önlenmesi yönünden yapılmaması gereken hareketlerdir.
Spermanın,Meninin Dışarı Atılması
Cinsel hücrelerin küçüklüğü göz önüne alınacak olursa, bu oldukça büyük bir aralıktır. Spermalar bu yolu,kendi güçlerini kullanarak aşmamaktadır. Nasıl askerler dinlenmiş ve dinç olsunlar diye savaş alanına kadar araçlarla götürülüyorlarsa spermatozoidler de benzer şekilde taşınmaktadır. Sperma kordonlarından uretra ağzına kadar aşağı yukarı bütün yol küçük kas lifleriyle çevrilmiştir. Normalde bu lifler gevşektir. Ama, üreme sinirleri uyarıldığı sırada bu lifler de ritmik bir şekilde kasılır ve borular solucanlarınınkini andıran bir harekete başlar. Bu, barsak hareketlerine de .benzeyen hareketlerin yardımıyla içindekiler öne doğru itilmiş olur. Spermayı içinde bulunduran kavernöz cisimlerin cinsel uyartı sonucu kasılması ve spermatozoidleri uretranın çeperlerine doğru fırlatması sırasında seminal keseler de içlerindeki sarımsı ve yapışkan sıvıyı uretra içine fırlatır. Bu sıvının çarpma şiddeti prostatın faaliyetini başlatır. Prostat da kasılarak, kendi içinde bulunan küçük bezlerin salgıladığı maddeyi, sperma sıvısının çeşitli kısımlarının karıştığı uretraya fırlatmış olur. Uyarılmanın .başlangıcında yukarıda sözünü ettiğimiz solucansı hareketler yavaş ve yumuşaktır. Üreme sinirlerinin uyarılması arttığında hareketler de çoğalır. Sonunda bütün boru sistemi güçlü olarak kasılır ve genellikle erkeğin bilinçli olarak duyduğu 5 ile 8 atımda bütün içindekileri, yani spermatozoidler, prostat suyu, uretramn sümüksü salgısı ve seminaî keselerin sıvısı karışımını fırlatır. İşte bu, üretim sisteminin borularının ritmik boşaltılması olayı, sperma atımı ya da ejakülasyon adıyla anılmaktadır.
Spermanın atılmasına erkeklik organının kök kısmında bulunan kasların çok güçlü kasılması da eşlik eder. Bir kere başlatıldığında, atılma olayı artık durdurulamamaktadır. Karnın alt kısmının bütün kaslarının çeşitli şekillerde, ritmik kasılmalarıyla olaya yardımcı oluşu, spermanın uretradan fırlatılma gücünü çok arttırır. Kadınların büyük bir kısmı spermanın vaginâyâ çarpışını duyar. Bu da genellikle tat duyusunun artmasına sebep olur. Çok kere de kadınlarda orgasmı başlatan spermanın vaginaya çarpışı olmaktadır. Erkekte atım orgazmla birlikte olduğuna göre cinsel temas sırasında kadınla erkek cinsel coşkunluğun en yüksek düzeyine birlikte erişiyorlar demektir. Âtımdan sonra erkekte cinsel uyarılma dereceli olarak azalır. Boşluklara kan dolmasını sağlayan kaslar yumuşar ve erkeklik organı da sertliğini kaybeder.
Sperma,Spermanın Kokusu,Hareketliliği ve Yapısı
Boşalım sırasında dışarı atılan sperma sarımtırak beyaz renktedir ve taze olduğunda yumurta akını andırır. Ama, havanın etkisiyle çabucak değişerek yapışkan bir sıvı görünümü alan sümüksü bir maddeye dönüşür. Kuruduğu zaman çamaşırlarda grimsi, sert kıvamda, kenarları belirli ve suda kolaylıkla çözünen lekeler bırakır. Suyla karıştığında sperma küçük sümüksü lekeler yapmaktadır. Bir tek ejakülasyon sırasında atılan sperma miktarı 3 ile 6 santimetreküp arasında değişebilir.
Spermanın kokusu. — Taze spermanın kendine özgü bir kokusu vardır ve taze bir kestaneninkini andırır. Bu kokuyu veren, prostat özsuyunun içinde bulunan ve spermin adı verilen bir maddedir. Soğuyunca, spermanın kokusu gittikçe acılaşır ve keskinleşir.
Erkek spermasının kokusunu sevmez. Ama, kadın, kendisini cinsel yönden uyardığı için bu kokuyu benimsemektedir. Bir kadının bir erkeğe olan sempatisinin derecesini spermasının kokusunu benimseme şekliyle ölçmek mümkündür. Nasıl bir kadının kokusu kocasını iğrendirmiyorsa, kocasını aşkla seven bir kadın, onun spermasının kokusunu da sevmektedir.
Cinsel temas sırasında kadın erkeğin spermasını kendi vücuduna almaktadır. Spermanın içinde yer alan bazı maddeler, örneğin kokulu maddesi olan spermin, kadının kanında ve öteki vücut sıvılarında erir. Oralarda çeşitli kimyasal değişimlere uğrayan bu maddeler sonunda idrar, kan ve solukla çıkarılır. Spermanın, kanın vajina boşluğuna konuşundan aşağı yukarı yarım saat kadar sonra bazı kadınların soluklarında, akciğerler tarafından atılan sperminin belli edici kokusu duyulabilir. Bazı kadınlarda bu koku 1 ya da 2 saat süreyle kalabilmektedir.
Spermanın hareketliliği. — Bir damla sperma mikroskop altına konup incelendiğinde insan, ilk bakışta tabiatın en büyük ve en ilginç olaylarından biriyle karşı karşıya kaldığını sanır. Gözlerinin önünde bu, sayılamayacak kadar çok hayvancığın kıpırdayışına, gidip gelişine inanamaz. Bunlar sanki bir havuzun içindeki yılan balıkları gibi kıpırdayıp hareket etmektedir. Mikroskop altına konulan damlanın soğumasına ve kurumasına engel olunursa, bu hareketlilik saatlerce, hatta günlerce incelenebilir. Bir gün sonra da, aynı hayvancıkların bir gün önceki kadar hareketli olduklarını görmek insanı şaşırtır. Kadının üreme hücresini bulmak ve onunla birleşerek bu şekilde kuşağımızı çoğaltmaktan bir türlü bıkmayan, gayelerinden vaz geçmek istemeyen bir görünüş ve çaba içindedirler.
Spermatozoidlerin sayısı. — Her şey yalnızca mikroskop altında gözümüzle gördüğümüz kadar değildir. Hareketin olağanüstülüğünün yanı sıra bizi şaşırtan ikinci bir olay daha vardır. Bu da hayvancıkların çokluğudur. Bir tek ejakülasyonla erkek vücudunun dışarıya attığı ya da kadının vücuduna bıraktığı üreme hücresinin sayısı 250 ile 350 milyondan daha az değildir. Bütün bunların yanı sıra da atılan bu cinsel hücrelerin, yani spermatozoidlerin her birisinin birer yarım insan taslağı olma yeteneklerinin varlığı unutulmamalıdır.
Spermanın kalıtıma yön verici özelliği. — însan gözü bazı şeylerin görülmesinde, ayrıntılarının incelenmesinde oldukça yetersizdir. Örneğin spermatozoid insana, kuyruğu bir pervane gibi dönen ve başı da büyütülmüş bir nokta boyunda olan bir gri iplikçik şeklinde gözükür. Ama, bu hayvancıklar bazı boya maddeleri aracılığıyla renklendirilip mikroskop altında birçok kereler büyütüldüğünde, iç yapılarının bütün ayrıntıları görünür bir duruma gelebilir. Bu şekilde incelendiğinde spermatozoid sanki bir torpil şeklinde yapılmıştır. Çeşitli yönlerde gidip gelen ve önemli bir madde taşıyan araçlara benzer. Gerçekten erkek üreme hücresi önemli bir madde taşımaktadır ve bu madde de babadan geçen kalıtım özelliğidir. Spermatozoidler aracılığıyla babanın vücudundan anneninkine aktarılmaktadır.
Spermatozoidin içindeki kalıtım özelliği birtakım tanecikler, çubukçuklar ve düğümlerden şekillenmiştir. Bu konunun aydınlatılmasında, bazı böcek türleri üzerinde yapılan araştırmalardan yararlanılmıştır. Araştırmaların ışığı altında bir canlının özelliklerinin, örneğin gözlerin rengi ya da kokunun, bu çubukçuk ve düğümlerin bazı bölgelerine dağılmış olduğu ortaya çıkmıştır. Eğer bu parçalar hücreden ayrılırsa aynı özellikler bir sonraki kuşağa geçmemektedir.
Babanın sperma hücresiyle annenin yumurta hücresi birleştiğinde, anayla babanın çubukçukları bir mozaik şeklinde birbirine karışır. Bu son derece iyi düzenlenen mozaik, doğacak olan çocuğa karakterini, özelliklerini, tabiatını verecektir. Ama, spermanın baş kısmında bulunan bu, tartıya gelmeyecek kadar küçük maddeler, babadan gelen bir sürü özelliği nasıl barındırmaktadır? Aynı şekilde, babanın vücudundaki bu kadar çok ve dağınık özelliklerin tümü, çocuğun vücuduna bu kadar küçük bir yerde nasıl taşınmaktadır?
Kısaca belirtmek gerekirse, maddenin yalnız bedensel özellikleri değil, örneğin müsik yeteneği ya da öfkecilik gibi akılla ve ruhla ilgili birtakım özellikleri de cisimleştirdiğini bugün için anlamamız kolay değildir.
Erkekte Cinsel Fonksiyonlar
Testislerin çıkarılması olayına kastrasyon, yani iğdiş etme ya da kısırlaştırma adı verilir. Deneysel olarak yapıldığı gibi, hayvanlarda yağlanmayı sağlamak, boğa ve aygırların kızgınlık ve saldırganlıklarına engel olmak amacıyla da kısırlaştırma yapılmaktadır. Hıristiyanlık başladıktan sonra kiliselerde ince ve güzel sesli koro şarkıcıları yetiştirmek için çocukların küçük yaşlarda hadım edildiklerini görmekteyiz.
Kadın ve Erkeğin Üreme Organları
Sidik-üreme sistemi (ürogenital sistem), adından da anlaşılacağı gibi, sidik yapan ve üremeyi sağlayan, birbirinden ayrı iki işlevle ilgili organlardan oluşur. Sidik sistemi, bedeni zararlı maddelerin bir bölümünü içinde bulunduran sidiği yapan (böbrekler) ve bunu dışarıya atan (havuzcuk, leğen, sidik borusu, sidik torbası ve sidik yolu) organlardan oluşur. Üreme organları, erkekte ve kadında değişik nitelikler ve yapılış gösterir. Memeler, kadın üreme organlarıyla birlikte incelenir.
Üreme bezleri (gonadlar), türün sürmesinde başlıca rolü oynarlar. Dişiler deki üreme bezinin (yumurtalık) ve erkek üreme bezinin (erbezi) iki görevi vardır. Bir yandan cinsel görevi yerine getirirler (yumurtacık ve spermatozoyit denen cinsellik hücrelerini üretirler), öte yandan cinsel hormanları salgılarlar. Böylece kişinin, bedensel ve ruhsal cinsinin özelliğini belirlerler.
Kadında üreme işlevleri, erkeğe oranla daha karmaşık ve farklıdır. Erkeğe oranla daha erken başlayan cinsel yaşam (ergenlik) 30-35 yıl kadar sürdükten sonra, yumurtalıkların işlevi sona erer (yaşdönümü). Erkeklerin üreme işleviyse, ancak yaşamlarının geç dönemlerinde bir duraklama gösterir. Kadın yaşamının en önemli dönemini oluşturan bu cinsel yaşam dönemi içinde ayrıca, ortalama 28-30 günlük aralarla tekrarlayan ve âdet kanamasıyla kendini gösteren çevrimsel dönemler vardır.
Âdet kanamasının kadın bedenini birtakım zehirli maddelerden temizleyen bir olay olduğu inancı, bugün bile yaygındır. Bu boş inanç, yüzyıllar önce hekimler arasındaki yanlış bilgi ve inançlardan kalmıştır. Yüzyıllar önce, Galenos (lat. Galenus) tarafından ileri sürülen bir görüşe göre, kadınların bedeninde kan fazlalığı vardır ve çevrimsel kanamalar, bir tür denge sağlamaktadır. Gene eski bir görüşe göre, âdet kanamasının Ay’ın hareketleriyle ilişkili olduğu ileri sürülmüş ve çevrimin 28-35 günde tekrarlaması, kanıt olarak gösterilmiştir.
XIX. yüzyılda Pflüger, XX. yüzyıl başlarında Knauer (1910), Halban (1911), Robert Meyer (1913), yumurtalıkların ve dölyatağı mukozasının anatomik ve işlevsel değişikliklerini inceleyerek, bu çevrimin mekanizmasını açıklamaya çalıştılar. Robert Schröder (1914), çevrim boyunca dölyatağı mukozasındaki değişiklikleri evre evre gözleyerek, dönemlere ayırdı ve kanamanın tam mekanizmasını açıkladı. Bu çalışmaları bir laboratuvar işi haline sokan Stockardt, Papanicolaou, Ailen ve Doişy, çevrimin dölyolu epiteli ve salgısının incelenmesiyle de izlenebileceğini gösterdiler. Çevrimle ilgili anatomik bilgiler böylece ortaya çıkarıldıktan sonra, çalışmalar cinsellik hormonları üstünde yoğunlaştırıldı.
Daha Mısırlılar zamanında, cinsellik hormonlarının varlığı biliniyordu. Bu hormonların buğday, arpa gibi bitkiler üstüne etkileriyle, dölyatağı içi yaşamda çocuğun cinsinin saptanmasına çalışılıyordu. Erbezi ezmelerinin kuvvet verici, cinsel gücü artırıcı ve gençleştirici etkileri, yüzyıllar önce, Mısır ve Yunan hekimleri ile İbni Sina tarafından biliniyordu. 1672′de ilk kez Regner de Graaf, yumurtalıkların, hormon çıkardıklarını kanıtladı. A. Haller, sarı cismin oluşumunu açıkladı. 1889′da Brown Seguard, erbezi ezmelerinin kendisine şırınga edilmesinin, bir gençlik ve dinçlik etkisi yarattığını bildirdi. Butenandt 1934′te, erkeklik hormonlarının kimyasal yapısını aydınlattı; 1947′de Anner, dişilik hormonlarının yapay olarak elde edilebileceğini gösterdi.
Bütün bu gelişmelerin ışığında, erkek ve kadının üreme organları ile bu organların hastalıkları konusunda, bilgiler önemli ölçüde gelişti. Artık, bu hastalıkların birçoğuna çare bulunabilmekte, ayrıca cinsel yaşamın en önemli sorunlarından biri olan istenmeyen gebelikler sorunu da, doğum kontrol yöntemlerinin gelişmesi ve çeşitlenmesi sonucunda büyük ölçüde çözümlenmektedir.
Cinsel İlişkiler Ne Sıklıkta Olmalı
Bu tür anlaşmazlık, çoğunlukla kopukluklara yolaçar. Sözgelimi erkek, kadının pek çok kez ilişkide bulunabileceğini ve bunlara edilgin biçimde, hattâ zevk alarak katlanabileceğim düşünebilir. Oysa doğal olarak, kadın fizyolojisine göre bu olanaksızdır. Ayrıca bu tür inançlar kaçınılmaz olarak karşılıklı incinmelere neden olarak, ilerdeki ilişkileri asla düzeltmeyecek sitemlere yolaçar. Bu inanç, sokak kadınlarının günde 10-20 kez ilişkide bulunabilmelerinden kaynaklanıyorsa, erkek büyük bir yanlışa düşmektedir: Sokak kadınları bütün müşterileriyle orgazma varmazlar. Bunların bir meslekleri vardır ve bedenleri, meslek araçlarıdır. Bir para kazanma aracı olduğundan, bedenlerini elden geldiğince kollarlar. Cinsel ilişkiye bedensel ya da duygusal hiç bir katkıda bulunmazlar. Oysa, bunların dışındaki kadınlar, cinsel ilişkiye büyük katkıda bulunurlar. Başarılı bir ilişkiye ulaşabilmesi için, kadının eşini sevmesi, en azından arzulaması gerekir. Kadında ruhsal ve duygusal olarak, başarılı birleşme, bir olma, kendinden bir şeyler verme gereksinimi vardır. Öte yandan, sevişmesini, erkekte olduğu gibi iki etmen belirler: Sinir fizyolojisine ilişkin uyarılma, bezlere ilişkin uyarılma. Bu iki etmen birbirlerine, karşılıklı etkilerle sıkıca bağlıdırlar.
w8fx6msxew
Kadın fizyolojisi öyle düzenlenmiştir ki, ilişkiye hazır olması için kadının bir hazırlık evresine, bir uyarılmaya gereksinimi vardır. Kadında duyarlı bölgeleri uyararak, cinsel isteği uyandıran, erkektir. Bu uyarılma, bızırın hafifçe sertleşmesiyle ve dölyolunun nemlenerek dişi organı alıcı rolüne hazırlamalıyla belli olur.
Normal İlişkiler
Normal bir cinsel ilişki Diçımi var mıdır? Bir kez daha «normal nedir?» sorusunu sormak gerekir. Gerçekten, bir yerde normal olan, başka bir yerde mutlaka normal sayılmayabilir. Bu durumda, herhangi bir uygarlığın belirli bir gelişme evresindeki alışkanlıklardan ya da ortalama sıklıktan sözetmek daha temkinli olur. Gerçekten, sevişme alışkanlık ve davranışları, toplumsal ve ırksal etmenlerden büyük ölçüde etkilenir. Bunun yanısıra, her kişinin kişiliğini de küçümsememek gerekir. Nitekim anatomik özelliklerine, fizyolojik duyarlık derecesine ve ruhsal yapısına bağlı olduğunu pek bilmeksizin, her kişinin bir «normal» kavramı vardır. Sonuçlarsak «normal» ilişki iki eşe de uygun gelen, tam ve eşzamanlı bir orgazma götüren, hiç bir rahatsızlık ya da suçluluk duygusu yaratmayan ilişkidir.
Martin Luther XVI. yüzyılda, cinsellik konusunda en akla yakın düşünceleri ileri süren kişi olarak görülmüştür.
İktidarsızlığın Çözümü ve Tedavisi
Erkek sözkonusuysa «iktidarsızlıktan, kadın sözkonusuysa «soğukluk»tan sözetme alışkanlığı vardır. Bu iki terim, cinselliğin normal kabul edilen görünümlerinin bozulmasını dile getirir. Bu klasik ayrıma burada da uyacağız.
Tanımlama
İktidarsızlık, seçilen bir eşle tam bir çiftleşme yapma olanaksızlığıdır. Tam ve kısmi iktidarsızlıkları ayırdetmek gerekir. Kısmi iktidarsızlıklarda olay, ilişkinin sertleşme, sperma atma, orgazm gibi bir bölümünü ilgilendirir. Aynı biçimde, yapısal bir bozuna bağlı yapısal iktidarsızlıklar ile yapısal bozunsuz işlevsel iktidarsızlıklar da ayırt edilmelidir.
Yapısal iktidarsızlıklar arasında içsalgısal (bir hormon eksikliğine bağlı) iktidarsızlık, uzun süre en sık görülen biçim olarak değerlendirilmiştir; ama günümüzde çok ender Taşlanmaktadır. Arzusunun etkisinde bir erkek, sertleşme, dölyoluna girme ve cinsel birleşmeyi tamamlama, sperma atımı gibi 3 evreden geçerek cinsel ilişkide bulunur. Bir erkek bu 3 evreyi gerçekleştiremiyorsa, «iktidarsız» olduğu söylenir. Ama buna kesinlik kazandırmak gerekir. Birinci evrede bir yetersizlik, öteki ikisine geçişi çaresiz biçimde engeller. Ama 1. evre 2. ile birlikte ya da yalnızca 3. evreyle birlikte olabilir. Bu durumda kısmi iktidarsızlık söz konusudur. İktidarsızlığın genellikle ruhsal kökenli olduğu kabul edilir. Yapısal bir nedenin saptanabildiği daha ender durumlarda, hemen her zaman heyecan etmenleri de eklenir. Bundan özellikle, iktidarsızlığın her zaman yalnızca ruhsal kökenli olacağı sonucu çıkarılmamalıdır. İktidarsızlık, ruhsal ya da bedensel açıdan hasta kişiler dışında da görülen, yaygın bir hastalıktır.
Sağlıklı bir erkek iktidarsız olabilir. Hangi biçimde olursa olsun, iktidarsızlık,erkekliğini bozduğu kişiyi başkalarından ve kendinden utandıran bir hastalıktır. Gerçekte, bir kez olsun iktidarsızlığa yakalanmadığını çok az erkek ileri sürebilir.
Sınıflandırma ve Tanımlama
Şunlar ayırdedilmelidir:
— istek yokluğundan kaynaklanan iktidarsızlıklar ya da cinsel istek yokluğu;
— özellikle, istek olmasına karşın sertleşme yokluğu biçiminde beliren, cinsel otomatik hareket eksikliğine bağlı iktidarsızlıklar;
— çok heyecanlı kişilerde sık gözlenen, cinsel yansımalı sinirsel bozukluklar.
İktidarsızlıkların çoğu bu üçüncü sınıfa girer.
Cinsel istek yokluğu
Erkeğin uyarılma yeteneği yoktur. Güçlük çekmeksizin normal cinsel isteğin dürtülerine dayanır. Gerek erkekliğini kanıtlamak için kendini zorlasa, gerekse eşi tarafından cinsel açıdan uyarılsa bile, kamışı sertleşmez. Ne düşgücüne dayanan isteği, ne cinsel ilişkisi, ne de duyarlı bölgelerin uyarılmasına cinsel refleksi vardır. Bu bozukluğun nedeni, özellikle tam bir uyarılamama söz konusuysa, genellikle yapısaldır. Özellikle bel kuyruk sokumu bölgesi düzeyinde bir omurilik bozunu (omuriliğin bası altında kalması, omurilik iltihabı, apse, 3. evrede frengi) düşünülmelidir. Bunlar tabloyu tam olarak yaratırlar. Şaşırtıcı da gelse, bu bozuklukların başlangıcında çoğunlukla bir aşırı uyarılırlık dönemi vardır. Ağrılı hale gelebilen sürekli sertleşme görülür. Aynı biçimde, erbezlerinin içsalgı yetersizliği, hadımlık, travma ya da enfeksiyon bozunlarma bağlı ikincil ya da birincil körelmeler gibi erbezleri ve dölyollarınm ciddi hastalıkları da akla gelmelidir. Bu durumda ya ergenlik öncesi bozunlar sözkonusudur ve iktidarsızlık önemlidir (ama yerine koyucu tedaviyle düzeltilebilir) ya da bozunlar geç ortaya çıkmıştır, iktidarsızlık fazla değildir ve erkek hormonlarıyla düzeltilebilir. Bir başka neden, alkol zehirlenmesi olabilir. Bu da aşırı uyarılırlık biçiminde başlar, daha sonra sapmış anormal uyarılırlığa dönüşür. Son evre, sağlam cinsel düş ile fiziksel işlev yetersizliğinin ayrışmasıdır. Yaşlılık da, ileri yaştaki erkekler için sözkonusu bir nedendir. Ama burada orta derecede cinsel istek, cinsel ilişkiyi gerçekleştirmedeki güçlükle birliktedir. Sertleşme daha hafiftir, bir gelir, bir gider ve erkekle oyun oynar gibidir. Önemli anlarda yiter, belirsiz bir anda yeniden belirir. Addison hastalığı,demir depo hastalığı, miksödem gibi içsalgı bezleri hastalıklarında ya da içsalgı bozukluklarında, bir kafa tabam bozunu olan hipofiz uru gibi bir arka hipofiz hastalığında da görülebilir. Son bir neden, karmaşık ve tanınması güç hormon bozukluklarına bağlı doğuştan iktidarsızlıktır. Ama burada, çoğunlukla kendine dönük bir cinsel etkinlik (kendi kendini tatmini itiraf ettirmek güç olmakla birlikte) vardır. Aslında, fiziksel bir yetersizlikle birlikte korunmuş bir cinsel istek durumunu, her türlü istek ve itici güçten yoksunluk durumundan ayırmak çoğu kez güçtür.. Bu nedenlerden birinin varlığı kabul edilmeden önce, bir sinir bozukluğuna bağlı geri itilme, olasılığı elenmelidir.
Erkeğin iktidarsızlığı durumunda Couvelaire ameliyatı adı verilen girişim, hastanın kamışına kaburgalarından birini (12. kaburga) yerleştirmeye dayanır.
Cinsel otomatik hareket yetersizliği
Bu yetersizliğe tek başına ender raslanır. İstek eksikliği, yani cinsel istekte azalma olmaksızın, yalnızca sertleşmede ya da yalnızca sperma atımında bir kusur sözkonusudur. Ayrıca sertleşme ve sperma atımı kusurları arasında da ayrım yapmak gerekir. Sperma atımı bozukluğunda da 2 olasılık vardır: Sperma atımı olanaksızlığı; çok erken sperma atımı.
Sertleşme yetersizliği
Cinsel ilişki sırasındaki bir sertleşme yetersizliğini sözkonusu ettiğimizi belirtelim. Gerçekten, bazı kişiler tek başlarmayken kamışları çok normal sertleşebilir; ama bir eş yanında bu olanaktan yoksundurlar. Bu kusur genellikle kişinin özuyarılma eğilimine bağlıdır. Özuyarılma normal cinsel ilişkiden, yalnızca bir «hormon dürtüsü» tarafından belirlenmesiyle ve hızla tatmin edilmesi gereğiyle ayrılır. Bu tatmin şu yollarla sağlanabilir:
— yalın, uzamış bir mekanik temas sertleşmeyi korumaya yeterlidir, başka bir bedenle temasa gerek yoktur;
— çok belirgin bir özuyarılma eklenmiş düş kurma, orgazmı başlatır. Dolayısıyle bu bozukluğun nedeninin ya da nedenlerinden birinin bir sinir bozukluğu olduğu sanılmaktadır. Bazen, bir ruhsal çöküntünün ya da ruhsal ve bedensel zayıflığın eşlik etmesi, sertleşme yetersizliğini daha da artırır. Neden, sanıldığından daha güçlü bir yetersizlik korkusudur.
Sperma atımı yetersizliği
2 durum gözönünde bulundurulmalıdır:
— sperma atımının olanaksız olması ya da ancak çok yıpratıcı çabalardan sonra gerçekleşebilmesi. Bu durumda özellikle genç ve normal yapılı erkeklerde bir yapısal bozukluk sözkonusu olabilir. Ama bazı kişilerin, özel bir erotik eğilim nedeniyle bu durumda oldukları tartışma götürmeyen bir gerçektir;
— dölyoluna girerken ve bazen daha önce oluşan erken, zamansız sperma atımı. Üstelik erkek, oldukça uzun süreli bir dinlenme geçirmeden ikinci bir ilişkide bulunamaz. Bazı hekimler bu bozukluğu erkeklik gücüyle ilgili bir aşağılık duygusuna ve çok belirgin bir sıkıntıya bağlamak istemişlerdir. Çoğunlukla sperma atımı çabukluğu, zayıf bir sertleşmeyle ya da daha doğrusu kısa bir sertleşmeyle birliktedir. Bu cinsel otomatik hareket bozukluklarının bedensel açıdan açıklanması güçtür. Ama kişinin açıklanması güç bir huzursuzluk içinde olduğu söylenebilir. Ruhbilimsel bir açıklama da vardır: Kendini eşle özdeşleştirme. Kişi, eşinin olumsuz yargılarından çekinecek derecede eşiyle kendini özdeşleştirir.
Cinsel yansımalı ruhsal bozukluklar ve tedavileri
İktidarsızlık olgularının çoğunu oluştururlar. Ruhsal ve cinsel yaşamın, genellikle tanınması güç etmenler tarafından baskı altına alınması sözkonusudur. Nitekim, cinsel bozukluklar tek başlarına değildirler ve çoğunlukla ilerlemelerini kolaylaştıran melankolik çöküntü, şizofreni, Dupre’nin sıkılgan yapısı gibi belirgin ruhsal bozukluk belirtileriyle birliktedirler. Bu iktidarsızlığın özelliği, zamana ve özellikle koşullara göre değişiklikler göstermesidir. Yani erkek, belirli bir tip eşle beraber olduğunda ve özel koşullarda ilişkide bulunabilir. Bu durumda iktidarsızlığın nedeni, doğrudan ruhsal bozukluk nedenine bağlıdır. Bazı olumsuz ve baskılayıcı ailesel etkilerle alevlenen özel bir yapı oluşmuştur. Erişkin yaşta bu, belirli derecede, gizli bir ruhsal cinselliksizlik ve karşı cinsten korkma biçiminde kendini gösterir. Çoğunlukla kendi kendilerini tatmin eden ergenler sözkonusudur: Erişkin yaşta ancak iç ahlaksal sürtüşmeler, ailesel ya da tıbbi tehditlerle bunu bırakabilmişlerdir. Cinsel düş kırıklıkları ya da eşinde anlayış bulamama, bu sinirli ve huzursuz kişide bozukluğu başlatabilir. Bu durumda hasta, ruhsal bir çözüm leme yapacak olan ruh hekimine gönderilmelidir. Bu hastalar, çoğunlukla anne ya da ablalarını çok seven kişilerdir; başka bir kadın sevdikleri zaman, bu aşkı anne ya da ablalarımnkiyle birleştirirler. Böylece, korku ve ketlenme yaratan aile içi bir ilişki izlenimi doğar. Bu yakın akrabayla ilişkide bulunma izlenimini akıldan çıkaramama, iktidarsızlığın tek ruhsal nedeni değildir. Hadım olma (cinsel organını yitirme) korkusu da vardır; ama bu da, anlattığımız yakmıyla ilişki saplantısına bağlıdır. Yakınıyla ilişki kötüdür ve hadım olma tehdidi, bu davranışın mantıki cezası olarak kabullenilir. Bir başka önemli ketleyici öğe, kadın cinsel organlarını tanıma korkusudur. Memeler, anne sütü emmeyi, dolayısıyle anneyi akla getirebilir ve hastayı yakınıyla ilişkide bulunma izlenimine sürükleyebilir. Aynı biçimde, dölyolu bölgesi ürkütücü gelebilir. Ama bu bozukluğa yakalanmış kişiler, ruhsal kökenli iktidarsızlıkların mekanizması oldukça iyi bilindiğinden, çoğunlukla ruhsal tedavilerle iyileştirilebilirler. Ama ruhsal tedaviler başarısızlıkla da sonuçlanabilir. Çünkü iktidarsızlık durumunda doğuştan, sonradan edinilme, hormonsal etkilerin birbirine girdiği, ruhun en karmaşık bölümüyle uğraşılır.
İktidarsılığın İlaçla ve Cerrahi Yollarla Tedavisi
İktidarsız erkek, hekime genellikle, erkekliğini hemen kazandıracak hap ya da iğne gibi mucizeler bekleyerek gelir. Oysa gerçek iktidarsızlığın sırf ilaçla tedavisine çok ender raslanır. Etkisiz ve tehlikeli olan cinsel istek uyarıcı ilaçlar piyasadan kaldırılmıştır. Kamış damarlarında dolaşımı artırarak etkili olmaları beklenen klasik çevresel damar genişleticiler etkisizdirler. Ama şeker hastalığı, damar sertliği, siroz, demir depo hastalığı gibi daha genel bir hastalığa bağlı ikincil iktidarsızlıklar, birincil hastalığın ilaçla tedavisiyle şaşırtıcı derecede düzeltilebilirler. Bazı metabolizmalar üstünde etkili olan ve bazı ergenlik yetersizliklerinde cinsel gelişmeyi düzeltebilen erkek hormonları, erişkin cinselliğini etkilemez ve ruhsal bir iktidarsızlığı olan kişiye, hastalığının yapısal olduğu saplantısını verebilir. Hasta, kendisine «haplar» verilmesi için diretiyorsa, en iyisi etkisiz sahte bir ilaç vermektir. Bunun zararı yoktur ve çoğunlukla gözlendiği gibi, ruhsal etkisi olabilir. Hasta «iğneler» istiyorsa, gonadotrofin’ler gibi bir hipofiz hormonu verilebilir. Bu hormon erbezinin aradokusunu uyarır ve bazen, özellikle küçük ya da çok yumuşak erbezli iktidarsızlarda iyi sonuçlar verir. Yakın zamanlardaki bir kongrede «cinsel iktidarsızlığın testosteron yetersizliğine bağlı olduğu görüşünün yaşadığı» doğrulanmıştır. Profesör Couvelaire de, aşağı sidik yollarındaki travmaya bağlı bozunlarm erkeklik üstündeki etkilerinin önemini özel birkaç durumda göstermiştir. Apışarası yaralanmaları, leğen kırıkları, bir sidik yolu yaralanmasıyla birlikte olabilir ve yapısal cinsel iktidarsızlıkların yüzde 50’sine yolaçabilir. Bu veri, boğa güreşçilerinin ciddi yaralanmalarını kapsayan İspanyol cerrahlarının yayınladıkları gözlemlere uymaktadır. Bu ciddi yaralılara, Profesör Couvelaire 1-2 silikon şeridinden oluşan bir protez yardımıyla yeni bir cinsel yaşam kazandırmaktadır. Bu protez, destek görevi üstlenmektedir. Gene Profesör Couvelaire’e göre, sidik yolları girişimleri sırasında iktidarsızlığa yolaçabilecek cerrahi hareketlerden elden geldiğince kaçınmalıdır. Sözgelimi, tam prostat çıkarılmasında, bozunlar izin veriyorsa, «erkekliğin korunması bakımından prostat bezinden yüz kez önemli olan» prostat alt ucu ve döl kesecikleri korunmalıdır. Bununla birlikte Profesör Couvelaire, cerrahın rolünün yalnızca koruyucu olmadığı ve yalnızca ekonomik organ çıkarmaları yapmak zorunda olmadığı konusuna da değinmekte, aynı zamanda bazı ruhsal ve işlevsel kökenli iktidarsızlıklarda da cerrahın ağırlığını koyabileceğini ve tek başına etkili olabileceğini belirtmektedir. Aynı profesör, erbezleri çıkarılmış bir adama taktığı yeterli büyüklükteki 2 topla ve bunların psikolojik etkileriyle, oldukça önemli bir cinsel etkinliğe kavuşturduğunu bildirmektedir.
Kadının Rolü
Ruhsal katkının önemli olduğu iktidarsızlık konusunda kadının rolü son derece önemlidir. Eşin bazı hareketleri, bazı tutumları erkekte bir ketlenmeye yolaçar. Nitekim Profesör Couvelaire birçok hastada «kadını aramayı» önermekte, çiftlerin sosyal, duygusal, hattâ kişiliklerine ilişkin sorun ve güçlüklerine eğilmekte ve bazen «Venedik’te bir hafta» diye adlandırdığı bir öneride bulunmaktadır.
