Cinsel İlişki etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Cinsel İlişki etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cinsel İlişkiler Ne Sıklıkta Olmalı

6 Ekim 2009 Salı

İnsan toplumunda cinsel ilişkiden daha değişken ve sözedilmesi daha çok yasaklanmış bir şey yoktur. Sıklığı çok değişkendir ve günde 1 den haftada l’e kadar değişebilir. Bazı ilkel toplumlarda, sözgelimi Aruntalarda, gecede 5 ilişkinin şaşılacak hiç bir yanı yoktur. Kinsey raporuna göre, Batı toplumlarında, önemli kişisel farklılıklar olmakla birlikte, ortalama sıklık haftada 2-3′tür. Bu sıklık, ileri, yaşlarda bile her kişide sıfıra düşmemekle birlikte, yaşlandıkça belirgin biçimde azalır. Cinsel ilişkilerin sıklığı konusu, sıklık kuralları koymaya çalışmış bazı kural koyucuların da ilgisini çekmiştir. Solon’a göre 10 günde, Hz. Muhammed’e göre 8 günde bir ilişki normaldir. Daha ılımlı olan Luther, haftada iki ilişkinin iyi bir ortalama olduğunu söylemiştir. Budalanda her kişinin kendi ölçüleri ve bir sonraki ilişki için gerekli gücü «toparlayabilme» yeteneği vardır. Ama asıl önemli olan, bu sıklığın 2 eş için de aynı olmasıdır. Gerçekten, erkek ve kadının gereksinimleri arasında önemli bir fark olursa, uzun dönemde derin anlaşmazlık yaratabilecek bir uyum eksikliği sözkonusu olur. Burada gene, gerek kadın, gerekse erkeğin, eşinin fizyolojisini ve özelliklerini anlayabilmesi amacıyla bir cinsel eğitim görmesi gereklidir.

Bu tür anlaşmazlık, çoğunlukla kopukluklara yolaçar. Sözgelimi erkek, kadının pek çok kez ilişkide bulunabileceğini ve bunlara edilgin biçimde, hattâ zevk alarak katlanabileceğim düşünebilir. Oysa doğal olarak, kadın fizyolojisine göre bu olanaksızdır. Ayrıca bu tür inançlar kaçınılmaz olarak karşılıklı incinmelere neden olarak, ilerdeki ilişkileri asla düzeltmeyecek sitemlere yolaçar. Bu inanç, sokak kadınlarının günde 10-20 kez ilişkide bulunabilmelerinden kaynaklanıyorsa, erkek büyük bir yanlışa düşmektedir: Sokak kadınları bütün müşterileriyle orgazma varmazlar. Bunların bir meslekleri vardır ve bedenleri, meslek araçlarıdır. Bir para kazanma aracı olduğundan, bedenlerini elden geldiğince kollarlar. Cinsel ilişkiye bedensel ya da duygusal hiç bir katkıda bulunmazlar. Oysa, bunların dışındaki kadınlar, cinsel ilişkiye büyük katkıda bulunurlar. Başarılı bir ilişkiye ulaşabilmesi için, kadının eşini sevmesi, en azından arzulaması gerekir. Kadında ruhsal ve duygusal olarak, başarılı birleşme, bir olma, kendinden bir şeyler verme gereksinimi vardır. Öte yandan, sevişmesini, erkekte olduğu gibi iki etmen belirler: Sinir fizyolojisine ilişkin uyarılma, bezlere ilişkin uyarılma. Bu iki etmen birbirlerine, karşılıklı etkilerle sıkıca bağlıdırlar.
w8fx6msxew
Kadın fizyolojisi öyle düzenlenmiştir ki, ilişkiye hazır olması için kadının bir hazırlık evresine, bir uyarılmaya gereksinimi vardır. Kadında duyarlı bölgeleri uyararak, cinsel isteği uyandıran, erkektir. Bu uyarılma, bızırın hafifçe sertleşmesiyle ve dölyolunun nemlenerek dişi organı alıcı rolüne hazırlamalıyla belli olur.

Normal İlişkiler

Normal bir cinsel ilişki Diçımi var mıdır? Bir kez daha «normal nedir?» sorusunu sormak gerekir. Gerçekten, bir yerde normal olan, başka bir yerde mutlaka normal sayılmayabilir. Bu durumda, herhangi bir uygarlığın belirli bir gelişme evresindeki alışkanlıklardan ya da ortalama sıklıktan sözetmek daha temkinli olur. Gerçekten, sevişme alışkanlık ve davranışları, toplumsal ve ırksal etmenlerden büyük ölçüde etkilenir. Bunun yanısıra, her kişinin kişiliğini de küçümsememek gerekir. Nitekim anatomik özelliklerine, fizyolojik duyarlık derecesine ve ruhsal yapısına bağlı olduğunu pek bilmeksizin, her kişinin bir «normal» kavramı vardır. Sonuçlarsak «normal» ilişki iki eşe de uygun gelen, tam ve eşzamanlı bir orgazma götüren, hiç bir rahatsızlık ya da suçluluk duygusu yaratmayan ilişkidir.

Martin Luther XVI. yüzyılda, cinsellik konusunda en akla yakın düşünceleri ileri süren kişi olarak görülmüştür.

Erkeğin Kendini Geri Çekmesi

Bu yöntem erkeğin, sperma atımının başlayacağını sezdiği an kamışını dölyolundan çekmesine dayanır. Sperma atımı dışarda, daha da iyisi’ kadının dış üreme organından uzakta olmalıdır.

Erkeğin kendini geri çekmesi, gebelikten korunma yöntemlerinin en yaygınıdır. Çiftlerin yüzde 70′ince uygulandığı sanılır, ama başarısızlık oranı oldukça önemlidir (yüzde 30). Dolayısıyle hekimler tarafından öğütlenmez. Erkeğin kendini geri çekmesinin başarısızlıkla sonuçlanmasının çeşitli nedenleri vardır.

XVII. yüzyıldan kalma bu yergili gravürde “bekaret kemeri» konusu işlenmiştir. Bekaret kemeri, ilk kadın koruyucularından biridir, ama gebeliği önlemekten çok, kadının kocasını aldatmasını önlemek amacıyla kullanılmıştır.

Spermatozoyitlerin, sperma atımından önce sidik yolu içine atılmalarına sık raslanır; sertleşme sırasında kamış deliğinde görülen hafif akıntı da, çoğunlukla spermatozoyitler kapsar.

Aynı biçimde, ilişkilerin tekrarlanması durumunda, sidik yolu içinde spermatozoyitlerin kalabileceği hesaba katılmalıdır.

Ayrıca bu yöntem, erkeklerin tümünde bulunmayan, çok sıkı bir kendini denetleme gerektirir. Üstelik, dış üreme organlarına boşalım da gebeliğe yolaçabilir; çünkü spermatozoyitier dölyoluna kadar ilerleyebilirler.
ekadin_bosanma
Sonuç

Bu uygulama, tıbbi açıdan çiftler için zararsızdır; ama etkililiği büyük ölçüde kuşku götürür. Erkeklerin çoğu, spermalarını istenilen biçimde tutmayı ve ilişkiyi zamanında kesmeyi beceremezler. VVesthoff, «bu yönteme güvenen bir çift, istenmeyen 3 gebeliği göze almalıdır» derken, Stix’e göre bu olasılık 13 gebeliği bulmaktadır. Dolayısiyle kadınlar, dikkatli olacağını söyleyen bir erkeğe genellikle güvenilemeyeceğini bilmelidirler. Çoğunlukla erkekler, duydukları zevki artırmak için, ilişkiyi boşalım ve orgazm sonunda keserler. Genel kural olarak, erkeklerin işbirliğine güvenerek bir gebelikten kaçınmanın olanaksızlığı kanıtlanmıştır. Her ne kadar bu yargı erkekler için oldukça ağır ise .de, normalde erkek psikolojisi açısından, içgüdüsel doyumun gelecek kaygısından önce geldiği kabul edilmelidir. Genel kural olarak, kadın, hiç bir zaman, «dışa boşalım» yoluyla gebelikten , korunma konusunda erkeğe güvenmemelidir.

Diyaframın etkililiğinde en önemli rolü boyutlarının uygun seçilmesi oynar. Resimde, dölyatağı boynunun boyutlarına göre diyafram seçmeyi sağlayan kutu görülmektedir.

Sevişmeyi Eğlenceli Hale Getirin!

İnsan hayatında mutlu ve uyumlu bir cinsel birlikteliğin ne kadar önem taşıdığını artık bilmeyen yok. Ancak ne yazık ki bazen cinsel ilişkiler keyif yerine, sıkıntı veya rahatsızlık boyutuna ulaşabiliyor. Tabii çoğu insan da böyle durumlarda ne yapacağını bilmediği için, bunu bir sorun olarak yaşamaya devam ediyor. Hatta bir süre sonra cinsel soğukluk bile başlayabiliyor. İşte bu tip sorunları hayatınızdan uzaklaştırmak için, cinsel dünyanızda bazı yenilikler yapmanız gerekiyor. Bunun için size şunları önerebiliriz...

Cinsellik için de uygun zamanı bekleyin!
Partnerinizle birbirinizi sevmeniz, her an onu arzulayacağınız anlamına gelmiyor. Bazen birbirinizi arzulama saatleriniz çatışabilir. Fakat endişelenmenize gerek yok, çünkü bunu ayarlamanız mümkün. Nasıl mı?
Eşinizle sevişmek istediğiniz zaman, bunu ona açıkça gösterin veya ifade edin. Yaklaşımınıza olumsuz yanıt verse bile, bu tarzınızdan vazgeçmeyin ve aşk oyununu siz başlatın. Uyarıldığını hissettiğiniz anda kulağına onun sevdiği bir pozisyonu ya da fanteziyi fısıldayın. Bir başka öneri ise; önce banyo yapın ve eşinizin sevdiği kokuları sürünün, ardından onun en sevdiği iç çamaşırları giyinin ve ona yavaş yavaş yaklaşmaya başlayın.

Romantizm kokan bir ortam yaratın
Cinsel birliktelik için ortam son derece önemlidir. Bulunduğunuz odanın loş ve sade olmasına dikkat edin. Unutmayın ki, odada bulunan her parça eşya, insan beyni üzerine uyarıcı bir etki yaratıyor. Önce romantik bir akşam yemeği hazırlayın, yemek esnasında eşinizin kulağına sevişmek istediğinizi söyleyin. Eğer gündüz vakti sevişmek istiyorsanız, ortama romantik bir hava katmak için loşluk verin, ancak asla tamamen karartmayın.

Kafanızdaki önyargılardan kurtulun
Sağlıklı bir cinsel yaşamın temelinde çocukluk döneminin etkileri yatabiliyor. İnsanın başka biriyle mutlu bir beraberlik kurması, onu sevmesi ve sayması için öncelikle kendini çok iyi tanıması, sevmesi ve güvenmesi gerekir. Çocukluğunda sevgi ve şefkat gören biri, bu davranışları ilerideki yaşantısına da yansıtabiliyor. Ancak geçmişinde bazı temel gereksinimlerden yoksun veya sağlıksız yetişmiş kişiler, bunun yarattığı duyguları atması ve kendini yetiştirmesi gerekiyor. Bu nedenle, öncelikle kafanızdan "İyi kızlar cinsellikten zevk almaz veya ilk adımı atmaz" gibi düşünceleri atın ve eşinizle konuşarak beyninizdeki saplantılardan kurtulun. Gerek duyarsanız, bir uzmandan yardım da alabilirsiniz.

Vücudunuzla barışık olun
Günümüzde gerek medya, gerekse toplumun koyduğu bazı güzellik normları nedeniyle, birçok kadının kafası estetik konularda karışabiliyor. Hatta çoğu kadın vücudunu ayna karşısında çıplak izlediğinde, görüntüsünden hoşnut kalmayabiliyor. Böyle bir durumda da şu tip bir çelişki doğuyor; kendi vücudunuza bakmaktan hoşlanmazken, eşinizin bundan zevk almasını nasıl bekleyebilirsiniz? Bunu yenmeniz için size sık sık aynada çıplak vücudunuza bakmanızı öneriyoruz. Kendinizi inceleyerek, her bir kıvrımınızın ne kadar çekici olduğuna gözlerinizle şahit olun ve bu güzelliği de eşinizden gizlemeyin. Kendinizi ve vücudunuzu sevdiğiniz zaman, mutlu dakikalar yaşamanıza hiçbir şey engel olamaz. Unutmayın ki, en seksi kadın kendine güvenen kadındır!

Karşılıklı zevk alın
Ülkemizde çoğu kadın, eşini tatmin etmek adına, tamamen kendi zevkinden uzak bir cinsel birliktelik yaşayabiliyor. Bu belki erkeğe zevk veriyor, ancak burada unutmamak gereken bir nokta var; siz ne kadar eşinizi memnun etmeye çalışsanız da, bu eşiniz için sizin de zevk aldığınız anlardan daha güzel olamaz. Bu nedenle birlikliklerinizi karşılıklı zevk alacağınız dönemlere denk getirmeye bakın. Unutmayın, eğlenebilmek için önce cinsellikten karşılıklı zevk almayı öğrenmelisiniz!

Hassas noktalarınızı keşfedin
Her insanın duyarlı olduğu erojen bölgeleri farklı. Kadınlarda bu noktalar genellikle; yüz, el, ayak, boyun, göğüs ve omuz bölgeleri. Erkeklerde ise yüz, el, ayak, omuz, karın ve kasık bölgeleri. Eğlenceli bir cinsellik için, öncellikle hafif ve yumuşak dokunuşlarla eşinizin ayağına masaj yaparak başlayın. Ayaklarına konduracağınız küçük öpücükler, eşinizi tahmin edemeyeceğiniz kadar tahrik edecek. Omuzlarına ve göğüslerine yağla yapacağınız masaj da aynı etkiyi gösterecek. Sonra yavaş yavaş alt bölgelere inebilirsiniz. Eşinizde ve kendinizde bulunan duyarlı noktaları keşfederek, cinsel hayatınızda unutulmaz anlar yaşayabilirsiniz.

Takıntılarınızdan kurtulun
Her zaman yatak odasında sevişecek değilsiniz. Neden biraz da başka mekanları tercih etmiyorsunuz? Bu nedenle, eşinizi arzuladığınızda onu yatak odasına sürüklemekten vazgeçin. Eşinizle hemen o anda ve bulunduğunuz yerde sevişin. Salon, mutfak, banyo; nerede olduğunuz hiç önemli değil.
Eşinizle sevişirken değişik pozisyonların gizemini keşfedin. Bunun için hayal gücünüze başvurun. Neler yapabileceğinizi partnerinizle konuşun ve birlikte kararlar alın.

Kaynak: ailem.com'dan alınmıştır

Cinselliğin Yaşı Yok

Cinselliğin Yaşı Yok
İlk cinsel deneyim, rutin cinsel hayat ya da menopoz... Bunlar, kişinin cinsel hayatındaki değişimlere işaret eden üç önemli aşamadır. Bazı genç kızlar cinselliği gözlerinde büyütüp, böyle bir deneyime korku ve sıkıntıyla yaklaşırken, bazıları da durumu çok doğal algılayabilir. 40'lı yaşlara gelmiş kadınlar ise artık tecrübeli sayılırlar. Fakat bazılarının cinsel hayatı belli bir rutinliğe girer. Özellikle ileri yaşa gelmiş kadınların bir kısmı cinsel hayatlarının biteceğine ya da tamamen azalacağına inanır. Ancak böyle bir önyargıdan kurtulmak gerekir. Çünkü cinselliğin her dönemde verdiği haz ve tecrübesi farklıdır. Unutmayın; cinselliği ömür bozu tat alarak yaşamak için, önyargılardan ve kötü düşüncelerden kurtulmak, temel şart sayılır.

Vücudunuzu tanıyın
Yaşamın en heyecanlı ve hareketli geçtiği 18 - 30 yaş arasının, korkuların ya da hayal kırıklıkların cinsel problemlere yol açması olumlu sayılmaz. Özellikle ilk cinsel deneyim, birçok gençte büyük bir hayal kırıklığı yaratabilir. Çünkü günümüzde çoğu genç ilk cinsel tecrübesini, vücudu hakkında yeterli bilgiye sahip olmadan yaşar. Bu da doğal olarak cinsel ilişkiyi olumsuz yönde etkiler.

Mastürbasyonun yararlarını keşfedin
Kadının genital organın uyarılması, penisin uyarılmasından çok daha karmaşıktır. Üstelik mastürbasyon hem kadın, hem de erkek açısından belli bir tecrübe gerektirir. Diğer temel nokta ise orgazmdır. Genellikle tam birleşme esnasında vajinal orgazm yaşamak biraz zordur. Bunun nedeniyse, vajinal mukozanın çok duyarlı olmamasıdır. Ayrıca eğer ön sevişme kısa tutulur ya da aceleye getirilirse, kadının doyuma ulaşması zorlaşabilir. Böyle bir durum karşısında kadının kendini anormal, yetersiz ya da şanssız hissetmemesi gerekir. Orgazm düşüncesini fazla büyütmemek daha gerçekçi bir tutumdur. Aksi halde kişi sadece orgazm olmaya konsantre olur ve cinsel yaşamda gerginlikler ve tatminsizlikler meydana gelir. Doyurucu bir cinsellik ve orgazm yaşamak için öncelikle kişinin kendisini tanıması gerekir. Hangi bölgelerinden nasıl uyarıldığı, ne tip bir yaklaşım beklediği, bilinmesi gereken noktalar arasındadır. Bunun da en pratik ve başlangıç yolu, kişinin mastürbasyonla kendini keşfetmesidir.

Size uygun pozisyonu keşfedin
Vücudunuzu tanıdıkça, nelerden hoşlandığınızı keşfettikçe, aslında son derece normal olduğunuzu farkedeceksiniz. Ancak gerçek anorgazmda (orgazm olamama), kadının klitorisinin uyarılması durumunda bile zevk alamama sözkonusudur. Tabii burada pozisyonlar da önemlidir. Bu açıdan kadının üstte olduğu pozisyon daha etkili olabilir. Böylelikle klitoris dolaylı olarak uyarılırken, ritmin kontrolü de kadında olur. Genç yaşlarda kızlar erkek arkadaşlarıyla bu konuda konuşmakta zorluk çekebilirler. Fakat açık ve samimiyetle yapılan konuşmalar her iki taraf için de sağlıklıdır.

Altın çağın gücünü hissedin
30 - 50'li yaşlar, cinsellik açısından, kadının altın çağı olarak nitelendirilebilir. Bu dönemde kadınların çoğunlukla değişmez bir partneri olur. Artık kadın vücudunu tanır ve cinsel birleşme esnasında orgazma uluşamadığında, kendini suçlu ya da yetersiz hissetmez.

Cinsel arzuları özgür bırakın
Eşiyle tam bir güven ilişkisi içinde olan kadınlar yasaklarını yıkmış sayılırlar. Artık kadın, cinselliği hiçbir sıkıntı duymadan yaşamanın çeşitli yollarını deneyebilecek rahatlıktadır. Hiçbir kaygı veya çekince duymadan okşamalar, öpmeler, masajlar, oral ilişki yaşanabilir. Bu aşamada kadın genelde partnerine isteklerini söylemekten çekinmez. Örneğin, kadın mastürbasyonla uyarılarak zevke ulaşmak ve ikinci aşamada tam bir birleşmeye geçmek isteyebilir. Böyle bir durumda cinsel tatminlik her iki taraf için de fazlasıyla olur.
Bunlar tabii bu yaşlarda yaşanan pozitif yönlerdir. Fakat bir de madalyonun öbür yüzü vardır. Bu dönemlerde kadının anne olmasıyla birlikte, cinselliği ikinci plana atma, reddetme tehlikesi doğar. Bazı kadınlar çocuk sahibi olduktan sonra neredeyse seksi unutabilir. Ancak burada gözardı etmemek gereken nokta; anne olmak, sevgili olmamak anlamına gelmez.
Olgun yaşlarda kadınların karşılaştıkları bir başka tehlikeyse; sıradanlığın cinsel yaşantıya hükmetmeye başlamasıdır. Rutinlik duygusunun kişiyi ele geçirmesine izin vermemek gerekir. Rutinliği yıkmak için de, yataktan çıkıp farklı yerlerde seks yapmak yeterli olabilir. Mutfakta, koltukta, koridorda ya da banyoda...
Cinsel isteği canlı tutmak 50'li yaşların korkulu rüyası olan menopozun getireceği olumsuzluklara karşı da etkili bir çözümdür. Burada tatmin edici bir cinsel yaşam ve kendine tam güvenin olması gerekir. Unutmayın, menopoz sadece fizyolojik bir olaydır. Cinselliğin doruklarına çıkıldığı 50'li yaşlarda vajinal kayganlık azalır. Böylelikle birleşme ağrılı ve acılı olabilir. Fakat jinekolog gözetiminde hormonal bir tedavi kendinizi daha iyi hissetmenizi sağlayabilir. Bunun yanı sıra, jimnastik de size iyi gelebilir. Çünkü menopozla birlikte genital organları çevreleyen pelvis kasları, kendini serbest bırakmaya başlar. Bu da doğal olarak kadının cinsel ilişkiden zevk almasını güçleştirebilir.

Zevki artırmak için egzersiz yapın
Genital kasların sıkılaşması için, Kegel egzersizin etkisi büyüktür. Bu şekilde istediğiniz zaman vajinayı çevreleyen kas dokularını kasmayı öğrenebilirsiniz. Egzersiz için, idrarınızı tutarmış gibi 2 saniye boyunca kendinizi kasın ve sonra tekrar gevşeyin. Bu hareketi her gün 10 kez, en az 6 hafta boyunca tekrar edin. Daha sonra düzenli olarak egzersize devam edebilirsiniz.

Kaynak: ailem.com'dan alınmıştır

Bütün Duyularınızla Sevişin

"Bütün Duyularınızla Sevişin!"
Duyularımız, dışardan gelen uyarıları beyinde bulunan limbik sisteme ulaştırır. Bu uyarılar da lokal hormonların yardımıyla vücutta değişik etkiler yaratır. Örneğin, sevgilinize dokunduğunuz veya onu öptüğünüz an, bu hormonlar harekete geçerek içinizde cinsel istek uyandırır. Bütün bunlar kontrolünüz dışında gelişir. Eğer sevişme sırasında tüm duyularınızı harekete geçirirseniz, aldığınız zevk daha da artar.

Görerek sevişin
Eşlerin karşılıklı vücutlarını incelemeleri oldukça erotik bir oyundur. Özellikle erkekler en çok görme duyularıyla uyarılırlar. Bu nedenle partnerinizin sizi izlemesine izin verin. Eğer partneriniz özel iç giysilerden etkileniyorsa, kendinize değişik şeyler alabilirsiniz. Ancak bunların rahat olmalarına da özen gösterin. Kadının bazen bokser tarzı iç çamaşırı giymesi de erkeği baştan çıkarabilir. Bu nedenle arada bir ilginçlikler yapabilirsiniz. Vücudunuzu partnerinize utanmadan sergileyin. Eğer varsa, takıntılarınızı bir kenara atın. Çünkü, size değer veren partneriniz, sahip olduğunuz ufak tefek kusurları görmeyecektir bile. Cinsel birliktelik esnasında eğer partneriniz farklı pozisyonlar denemek isterse, buna karşı gelmeyin. Çünkü bu tip tepkiler erkekleri yaşadıklarına karşı soğutur. Çoğu erkek, sevişmenin patronunun kendisi olmak ister. Tabii bu, sizin tamamen pasif kalacağınız anlamına gelmiyor. Partnerini izlemek kadınların da hoşuna gider. Bazı erkekler izlenmekten rahatsız olabilir. Böyle bir durum söz konusuysa, onu övücü sözcükler söyleyerek, kendine güvenmesini sağlayabilirsiniz.

Kokusunu hissedin
Koku alma duyumuz, bizi en çok uyaranlar arasında yer alıyor. Kokunun, vücut kimyasını harekete geçirme yönünden etkisi oldukça büyük. Buradan hareket ederksek, günümüzde pafüm çeşitlerinin sürekli artmasına şaşırmamak gerekir. Parfümler, vücudun doğal kokusuyla birleşerek çok değişik ve hoş bir etki yaratabiliyor. Ancak, vücudun doğal kokusunun hiçbir parfümle kıyaslanmayacak güçte bir etkiye sahip olduğunu da unutmamak gerekir. Bu nedenle partnerinizle mümkün olduğunca suni kokular kullanmadan birlikte olmayı deneyin. Göreceksiniz, vücudunuzun salgıladığı doğal kokular her ikinizi de baştan çıkaracak. Tabii burada vücut kimyanızın birbirine uyması büyük önem taşıyor. Eğer partnerinizin doğal kokusu sizi hiç etkilemiyor, hatta itiyorsa, bu, vücut kimyalarınızın birbirine uymadığı anlamına gelir. Çoğu kadın, çeşitli önyargılar nedeniyle, kendi vücut kokularını beğenmezler. Oysa şunu bilmek gerekir; kadın kokusunun kimyasını östrojen hormonu etkiliyor ve bu da genellikle erkeğin beyninde uyarıcı bir etki bırakıyor. Aynı şekilde erkeğin ter kokusunu beğenen kadınlar da var. Normal zamanda insanın hoşuna gitmeyen bir ten kokusu, yatağa girildiğinde baş döndürücü olabiliyor. Partner yokken, onun yattığı yatağı veya üzerinden yeni çıkardığı giysiyi koklamak kimin hoşuna gitmez ki?

Dokunmanın büyüsünü yaşayın
Dokunma, sadece cinsel ilişki sırasında değil, genel sağlık üzerinde de önemli bir etki yaratır. Birlikte olurken, partnerinizin vücudunu okşamayı asla ihmal etmemelisiniz. Bu, hem ciltte bulunan sinir uçlarını uyararak, tahrik olmayı yoğunlaştırır, hem de her iki tarafı vücut ve ruh açısından rahatlatır. Mümkünse partnerinizin vücudunun her yerini okşayın. Okşama sırasında asla hareketlerinizi ani olarak yönlendirmeyin. Eliniz, kesiksiz ve hafif dokunmalarla vücudun her yerinde dolaşmalı.

Sesleri işitin
Genel olarak bütün insanlar sevişirken konuşmaktan uyarılır. Böyle bir anda bazı insanlar tatlı sözcükler işitmek ister, bazılarıysa açık! Her ne şekilde olursa olsun, partnerinizle birlikte olurken onunla sözel bir diyalog kurmanız zevinizi artırabilir. Ayrıca bu şekilde hem karşılıklı nelerden daha fazla zevk aldığınızı anlar, hem de daha çok tahrik olursunuz. İsterseniz, açık konuşmaların afrodizyak etkisini deneyerek öğrenebilirsiniz. Böyle bir şey genelde erkeklerin daha çok hoşuna gider. Eğer partnerinize sevişme anında ilk defa açık sözcükler kullanacaksınız, bunu yavaş yavaş yapın ve partnerinizin tepkilerini inceleyin. Partneriniz şaşırmış bir tepki verir ya da bu durumdan hoşlanmazsa, bunu onunla daha sonra konuşabilirsiniz. Bu durumda belki de tatlı ve sıcak kelimeler seçmeniz daha uygun olur.

Tadına bakın
Sevgiliden tat almanın en güzel yolu, elbetteki öpüşmekle başlar. Tutkulu ve erotik öpücükler bütün sevişmelerin vageçilmez parçasıdır. Bunun dışında partnerinizin vücudunu da hafif hafif başlayarak öpebilir ve bu şekilde uyarılmasını artırabilirsiniz. Sevişme anında tat almanın afrodizyak etkisini artırmak için bazı varyasyonlar denemeniz mümkün. Örneğin, sevgilinizin vücuduna süreceğiniz balla, yatağınızı bir zevk ve ziyafet sofrasına dönüştürebilirsiniz. Bu, cinsel fanteziler arasında en yaygın olanıdır. Ayrıca tat alma dışında koklama, görme ve dokunma gibi duyuları da tatmin eder. Böyle bir deneme için çikolata da önerilebilir. Çünkü çikolatanın yiyecekler arasında afrodizyak etkisi büyüktür.

Kaynak: ailem.com'dan alınmıştır

Orgazm ve Orgazm Sorunları

Cinsel zevkin doruğundaki duyguya orgazm denir. Orgazm, cinselliğin güncelleşmesinden beri belki de en çok konuşulan ve yazılan konulardan biridir. Orgazmın fizyolojisi aşağı yukarı son kırk yılda yapılan araştırmalarla artık bugün oldukça iyi bilinen bir gerçektir. Fakat orgazmın kişiler tarafından duygusal olarak nasıl algılandığının tanımını yapmak çok güçtür. Kadında ve erkekte orgazmın yaşanması, hissedilmesi durumdan duruma değişiklik gösterir. Kadın ve erkek bazen olağanüstü diye niteleyeceği bir orgazm yaşayabilir.

İnsan ne yaparsa yapsın, ne kadar doyumlu bir orgazm yaşayacağını hiçbir zaman önceden kestiremez. İyi bir orgazm için çiftin arasında yakınlık olması ve cinselliklerini yaşamaya önem vermeleri gerekir.

Orgazmla ilgili en önemli bilgi, orgazmın öğrenilebilir olduğudur. Orgazm bir reflekstir ve özellikle kadınlar bu refleksi yaşamayı öğrenebilirler. Daha doğru bir deyimle, bu istemli bir reflekstir. Tıpkı idrar yapma ve dışkılama gibi öğrenilebilen bir reflekstir.

Orgazmın verdiği heyecan ve zevkin tanımını yapmak olanaksızdır. Orgazmı anlayabilmek için bu konudaki son gelişmelere göz atmakta fayda vardır. Psikanalist Freud, asrımızın başında klitoris orgazmının çocukça olduğunu, gerçek bir kadının vajinal orgazma ulaşması gerektiğini ileri sürmüştür. Altmışlı yıllarda orgazm, modern tıbbi seksoloji açısından Masters ve Johnson ikilisinin üreme biyolojisi araştırma laboratuvarında yaptıkları araştırmalar sonucu daha detaylı bir şekilde ortaya konmuştur. Daha sonraları Hite tarafından yapılan anketler bu konuda istatistiksel bilgiler vermiştir. Cinselliği, orgazmı elektrik açılıp, kapanması gibi sadece fiziksel bir olay olarak anlamamak gerekir. Jenital organlar, sinir uçlarıyla uyarılma noktaları açısından çok zengindir. Fakat her kadın her cinsel birleşmede orgazma ulaşamayabilir. Burada çift arasında genelde veya o birleşme sırasındaki dengenin ve iletişimin önemi büyüktür. Yoksa sadece jenital organların bir şeyler yapması, bir yerlere dokunması yetmez. Eşler, bütün bedensel ve cinsel benliklerini sonuna kadar, karşılıklı verip alabilmelidirler.

Jinekoloji Uzmanı Dr. Akif POROY
sexualth@superonline.com
Kaynak: ailem.com'dan alınmıştır

Kadınların orgazmi çok farklı

Kadın ve erkeğin orgazm sırasında çekilen beyin tomografileri, iki cinsin orgazmı son derece farklı boyutlarda yaşadığını ortaya koyuyor. İlginç olan bir başka nokta da şu: Porno filmlerle gülüp geçtiğimiz çoraplı seks, orgazm oranını yüzde 50’den yüzde 80’e çıkartıyor.

Bundan böyle kadınların orgazm taklidi yapıp yapmadığını bilimsel olarak anlamak mümkün olabilecek. Bilim adamları yüzyıllardır merak edilen bir sorunun cevabını buldular. Orgazm sırasında çekilen beyin tomografisi orgazmın gerçek mi yoksa taklit mi olduğunu gösteriyor. Orgazmın beyinde başlayıp bittiğini kanıtlayan bu ilk orgazm taraması, kadınların orgazm sırasında beyinlerinin tamamiyle bloke olup korku, üzüntü, sevinç gibi duygulara kapandığını açıklıyor.

Yirmi dört çift üzerinde yapılan incelemelere göre, orgazm anında kadınların beyin faaliyetleri bloke oluyor. Özellikle duyguları kontrol eden bölümlerde hiçbir hareket saptanmadı. Orgazm taklidi yapan kadınların beyin taramasında beyincikte faaliyet olduğu açıkça görülüyor.

Öte yandan kadın ve erkeklerin farklı yollardan orgazm olduğu kaydedildi. Erkek beyni fiziksel temas üzerinde yoğunlaşırken, orgazm sırasında çekilen beyin görüntüsü kadının orgazmının çok daha karmaşık olduğunu kanıtlıyor. Kadınlar cinsel organların uyarısından daha çok, derin ve yoğun duygularla orgazm olurken bu da dakika dakika görüntülenebiliyor.

Bilimadamları erkek orgazmının kadına oranla çok daha kısa olması nedeniyle erkek orgazmını görüntülemekte zorluk yaşamışlar. Erkeğin orgazmı duygusal bir derinlikten daha çok fiziksel bir temas olarak yaşaması ise atmosfer, çevre şartları ve duygusal yoğunluğun erkek orgazmında çok önemli bir yer teşkil etmediğini gösteriyor. Ayrıca çiftler üzerinde incelemeler yapan bilimadamları, çorap giyen çiftlerin daha iyi orgazm olduklarını da açıkladılar. Konuyla ilgili araştırma yapan Dr. Gert Holstege, orgazmları esnasında beyin tomografileri çekilen çiftlerin, ayaklarına çorap giydikleri zaman orgazm olma oranının yüzde 50’den yüzde 80’e çıktığını belirtti. Yapılan incelemeler sevişme sırasında beyni tüm duygulardan arındırıp, sadece partnere konsantre olmanın orgazm kalitesini artırdığını da gösteriyor.

Pozisyonlar

POZİSYONLAR



Misyoner pozisyonu
Bu pozisyon çiftler arasında en çok tercih edilendir. Kadın sırt üstü yatar, erkek karın üstü kadının üzerindedir.

Kadın için: Misyoner pozisyonu en çok tercih edilen pozisyon olmasına rağmen kadınların çoğu aslında bu pozisyonu sevmiyor. Çünkü misyoner pozisyonu kadının hareket alanını daraltıyor. Buna rağmen penis, bu pozisyonda vajinanın derinliklerine ulaşabildiği için tatmin edici bir pozisyon olarak biliniyor. Ancak, eğer partneriniz bir sumo güreşçisi ise uzak durun! Orgazm garantisi yüzde 80!

Erkek için: Bu pozisyonda bütün iş erkekte bittiği için biraz daha olgun ya da yaşlı erkekler bu pozisyonu pek sevmiyorlar. Erkek için çok fazla efor sarfedici olan bu pozisyon, ergenliğe yeni adım atmış olanların özel tercihi genelde! Ayrıca kontrolü elden bırakmayan, seksin temposunu elinde tutmak isteyen erkekler de bu pozisyonu tercih ediyorlar. Bu pozisyonun bir başka avantajı da erkeğin kadını rahatça öpebilmesi...



Jokey pozisyonu
Kadının üstte, erkeğin altta olduğu pozisyon.

Kadın için: Aslında bu pozisyon kendi içinde ikiye ayrılıyor. Kadın jokey pozisyonunda erkeğe yüzü dönük ya da sırtı dönük durabilir. Erkeğin yüzüne bakılmayacak gibiyse sırtnızı dönebilirsiniz yani! Tabii canınız nasırlı ayak görmek istiyorsa!..
Her iki durumda da bu pozisyonda kadının avantajı, fiziksel kondisyonuna göre ilişkinin hızını kendisinin ayarlayabilmesidir. Hükmetmeyi seven, otoriter kadınlar için bu pozisyon genel tercih nedeni!

Erkek için: Genelde bu pozisyona bayılırlar. Çünkü kendilerini bir seks kölesi gibi hissederler. Kadın onun üzerindedir ve ona hükmediyordur. Bunu düşünmek hoşuna gidebilir! Özellikle yaşlı ve tembel erkekler için ideal...



İkinci misyoner pozisyonu
İlkinden tek farkı, kadın bacaklarını erkeğin omzuna koyar.

Kadın için: Misyonerde yazılanlar aynen geçerli. Tek farkla. Penis bu pozisyonda vajinaya daha derin temas eder. G noktası uyarılır.

Erkek için: Bu pozisyonda erkek kalçasını daha rahat hareket ettirir. Ancak bu seksten uzun süre keyif almak isteyenler için uygun değil. Çünkü erkek çok çabuk orgazm olabilir.



X pozisyonu
Tarifi biraz zor... Kadın ve erkek yüzyüzeler. Bacakları makas gibi birbirine geçmiş. Yani misyoner pozisyonunun yanyana yatılan biçimi diyebiliriz.

Kadın için: Klasik 'hangi bacak senin' sendromu atlatıldıktan sonra başlanabilir. Eğer bacaklarınız esnekse tabii. Yoksa bu pozisyondan uzak durun. Çünkü bacaklarınız içiçe geçmişken hareket kabiliyetiniz sıfıra da inebiliyor. Penis, vajinayla temasta zorlanabilir.

Erkek için: Erkekler her türlü pozisyonu severler. Demek oluyor ki, bunu da seviyorlar. Ancak çoğu erkek, partnerinin bacağı diye kendi bacağını da okşayabiliyor :)



Köpek pozisyonu
Tarife gerek yok...

Kadın için: Porno yönetmenlerinin en sevdiği bu pozisyonu kadınlar pek tercih etmiyorlar. Çünkü bu şekilde penis doğrudan yumurtalıklara baskı yapıyor. Ve bu birçok kadın için rahatsız edici bir durum.

Erkek için: Erkeklerin daha az güzel kadınlarla bu pozisyonu tercih ettiğine dair bir iddia da var.



Kaşık pozisyonu
Kadın ve erkek yanyana yatıyorlar. Her ikisi de aynı yöne doğru bakıyor. Erkek, kadına arkadan yaklaşıyor.

Kadın için: Kaşık pozisyonunda seks, sarılmayla karışık olduğu için çiftler bu pozisyonu tercih ediyorlar: Duyguların daha derin gösterildiği bu pozisyon yazık ki kadınların orgazmı açısından tatmin edici değil. Ancak sabahları bu pozisyona başvurabilirsiniz. Ağız kokusu çekmektense :)

Erkek için: Biraz daha sert seksten hoşlanan erkekler için uygun bi pozisyon değil. Aama sabah yeni uyanmışsa ve kımıldayacak hali yoksa tercih edebilir.



Ayakta
Kadın ve erkek yüzyüze duruyorlar. Kadın bacakları ile erkeği sarıyor. Tabii bu durumda erkeğin bir duvara yaslanması gerekiyor.

Kadın için: Bu pozisyon kadın için çok keyifli olabilir. Çünkü penis hem vajinaya derin bir şekilde giriyor hem de partnerine sıkı bir şekilde sarılmış oluyor. Ama partner biraz daha ufak tefekse, güçsüzse ayakta sekse kalkışmayın. Zira düşeceğim tehlikesiyle zevk almanız güçleşir.

Erkek için: Erkekler için çok keyşif verici bir pozisyon değil. Ancak kaslı erkekler tercih edebilir. Çünkü bir süre sonra hem heyecandan hem de güç kaybından bacaklar titremeye başlayabilir.

Masaj Çeşitleri

MASAJ ÇEŞİTLERİ

Klasik Masaj : Genellikle vücudun güne zinde başlamasına ya da yaşamın gündelik yorgunluk ve sıkıntılarından kurtulmak amacı ile yapılan genel dinlenme ve gevşeme yöntemi olarak kullanılan masaj türüdür. önemli olan masaj yaptıran kişinin rahat ve keyifli bir ortamda kendini zinde ve dinlenmiş hissetmesinin sağlanabilmesidir. genellikle masaj yağı ile yapılır ancak isteğe bağlı olarak bazı durumlarda kayganlaştırıcı malzeme kullanmadan da klasik masaj uygulamak mümkündür.

Aromaterapi : Genellikle klasik masaj yöntemlerini bitki özlerinden elde edilmiş karışımlarla hazırlanan masaj yağlarını kullanılarak uygulanan bir masaj yöntemidir. rahatlatıcı, gevşetici, dinlendirici olabileceği gibi zindeleştirici ve uyarıcı türde etkileri olabilir. aslında aromaterapi yöntemi sadece masajla sınırlı değildir, genel anlamda bitkisel öz ve yağların kimyasal yapısı ve enerjilerinden faydalanarak solunum (buğu), kompres ve banyo uygulamaları ile de yapılabilir. bitkisel öz ve yağlar, bitkilerden damıtma ve buhar yöntemi ile elde edilmiş yağlardır. aromatik yağlar günlük yaşamda kullanılan kozmetik yağlara oranla vücut tarafından çok daha kolay emilir ve yan etkisi yok denecek kadar azdır. önemli olan doğru yağı doğru şekilde kullanabilmektir. temel yağlar kesinlikle direkt olarak vücuda temas ettirilmemelidir, mutlaka taşıyıcı yağ ile belli oranlarda karıştırılarak uygulanmalıdır. uygulama öncesi cildin küçük bir bölgesinde deneme yaparak cilt yapısının uygulanacak yağa vereceği allerjik tepki mutlaka ölçülmelidir. günümüzde aromaterapik masaj yalnızca tedaviye yönelik değil klasik masajı destekleyici olarak genel rahatlama sağlayıcı ve dinlendirici özelliği ile de kullanılan bir yöntemdir.

Sıcak Taş Terapisi : Isıtılmış volkanik taşların masaj yoluyla vücut üzerinde gezdirilmesi ve belli noktalarda bırakılması yoluyla kişinin vücudunda ısının bedenin derinine etki etmesini amaçlayan bir masaj türüdür. masaj, ısıtılmış ya da soğutulmuş volkanik (bazalt) taşlarıyla özel bir teknik uygulanarak yapılır. bu yolla kişi üzerindeki negatif elektriğin giderildiğine inanılır.

Spor Masajı : Özellikle sportif etkinliklerde kullanılan bir masaj türüdür. spor masajını klasik masajdan ayıran en önemli özellikler öncelikle ritm, süre ve bası miktarlarının değişik olmasıdır. ayrıca uyarıcı hareketler çoğunluktadır ve branşa özgü olarak uygulanır.

Shiatsu : Japon orijinli ve probleme yönelik tedavi amaçlı bir masaj türüdür. belirli noktalara parmak ve vücudun değişik bölgeleri ile basınç yapılırken, deri ve deri alt dokusu üzerinde kaydırılmaktadır.

Thai : Özellikle tayland'da yaygın olarak uygulanmakta olan thai masajının temel yapısını hint yoga ve çin'in geleneksel tıbbı oluşturmaktadır. çoğunlukla pres ve gerdirme harektlerini kapsamaktadır. çıplak vücut üzerine uygulanmaz, yerde ve ince mat üzerinde uygulanır.

Reiki : Hristiyan bir rahip olan dr. miako usui tarafından 19. yüzyılda japonya'da yeniden keşfedilen eski bir tedavi yöntemidir. sözcük anlamı "evrensel yaşam enerjisi" demektir.

Refleksoloji : Refleksoloji masajının temeli ayakların vücudun aynası olduğu öğretisine dayanır. ayaklar insan vücudunu temsil eder ve her nokta vücutta bir bölgeye karşılık gelir. bu bölgelerin masaj yoluyla uyarılması ile vücudun buna gereken tepkiyi verdiği inancı ile temellenir. belirli noktalara kişinin verdiği tepki ile bu temsil edilen bölgedeki problem saptanmaya çalışılır ve gerekli manuplasyonlarla bu bölgedeki sorun giderilmeye çalışılır. bu nedenle refleksoloji bir tür "denge" masajıdır ve kişinin kendisini fiziksel, duygulsal ve ruhsal bakımdan iyi hissetmesini sağlar, kişiye doğal dengesini kazandırır.

Kadınların Cinsel Bölgeleri

Cinsel Bölgeler

Kadınların cinsel coşkuları ağır ağır artar. Başlangıçta hafif temas, okşama ve öpüşme cinsel heyecanın uyandırılması için en uygun yöntemlerdir. Sevişmenin başında erkeğin, kadının temel erojen bölgelerini (cinsel organ ve göğüsler) değil, ikincil olanları (yüzü, boynu, kolları, sırtı, belkemiğini ve tabii kalçaları) uyarması daha doğru olur!

Dudaklar

Sevdiğiniz kişinin dudaklarına kondurduğunuz minik bir öpücük bazı zamanlar dünyalara bedel olabilir. Hele bir Fransız öpücüğü sizi unutulmaz kılacaktır.

Eller

Eller vücudun en hassas yerlerindendir. Sevgilinizin ellerine yapacağınız bir masaj onun bütün stresini alacak ve rahatlamasına yardımcı olacaktır. Sevgilinizin parmaklarını dudaklarınız üzerinde gezdirerek onu tahrik bile edebilirsiniz. Onun parmaklarını kendi vücudunuzda gezdirerek hem kendi duygularınızı hem de onunkileri harakete geçirebilirsiniz.

Boyun

Sevgilinizin boynunu öpmeyi, hatta yumuşakça ısırmayı hiç denediniz mi? Denemediyseniz hemen bir vampir harekatına geçin ve sevgilinizin boynuna doğru yönelin, bakalım neler oluyor!

Saç Dipleri

Sevgilinizin saçlarını yumuşak dokunuşlarla ensesinden yukarıya doğru hafifçe okşamayı sakın ihmal etmeyin!

Karın

Karın ve cinsel organ arasında kalan bölge oldukça hassastır. Bu bölgeye yumuşak el masajları yaparsanız sevgiliniz üzerinize saldırmamak için kendisini zor tutacaktır. Krem kullanırsanız el hareketlerinizi daha da yumuşatabilirsiniz. Masajdan sonra göbek deliğine de küçük bir öpücük kondurmayı unutmayın!

Kulaklar

Kulaklar sadece duymaya yarar sanıyorsanız yanılıyorsunuz! Kulaklara kondurulan ateşli bir Fransız öpücüğü sevgilinize unutulmaz birkaç saniye yaşatacaktır.

Ayak Bilekleri

Çoğu insanın cinsellikte pas geçtiği bölgelerden biri de ayak bilekleridir. Ayak parmaklarına ve bileklere uygulayacağınız rahatlatıcı bir masajla sevgilinizi kolayca baştan çıkarabilirsiniz.

Sırt

Boyundan başlayan dokunuşları yavaş haraketlerle kürek kemiğine doğru kaydırarak önce sevgilinizi rahatlatın. Bu sırada yanaklarına da öpücükler kondurarak onu iyice uçurabilirsiniz. Daha sonra göğüs kafesine doğru ilerlettiğiniz ellerinizle ona öldürücü darbeyi vurun.

Cinsel İstek Kaybı

Kadın ve erkekte, cinsel istek kaybı, benzer sorunlardır. Cinsel istekler konusunda iki teori öne sürülmektedir. Birinci teoriye göre bireylerin cinsel istek düzeyleri birbirinden farklıdır ve bu farklılıklar doğuştan kazanılmış özelliklerdir. Bu nedenle bazılarının cinsel istek veya kapasiteleri çok yüksek iken, bazıları yaşam boyunca çok az cinsel ilgi gösterebilirler. Bu durum, bir ölçüde bireyler arasındaki boy uzun1uğu veya göz rengi farklılıklarına benzetilebilir. İkinci teoriye göre ise, yaşam olayları veya eğitim ile yasaklanmadığı, bastırı1madığı veya saptırı1madığı sürece cinsel dürtü herkes için çok önemli bir itici güçtür. Klinik deneyimler ikinci teoriyi desteklememize neden olmaktadır. Cinsel istek azalması sorunları olan hastaların genellikle bu kaybı açıklayacak çok sayıda nedenleri vardır. Cinsel istek kaybı, isteğin azalması, uyarı sonucu cinsel tepki a1ındığı halde istek olmaması, uyarı sonunda da cinsel tepki olmaması veya nefret şeklinde ortaya çıkabilir. Nefret, cinsel ilişkide bulunamayacak kadar olumsuz duyguların mevcut olması anlamına gelir. Bu, genel olarak her türlü cinsel aktiviteye karşı o1abildiği gibi sadece belli bir düşünce, inanç veya davranış şekline karşı da geliştirilebilir (örneğin, oral seks gibi). Genel olarak insanlar ödüllendirici bir davranışı tekrarlama eğilimindedirler (cinsel veya başka tür bir aktivite). Tersine, belli bir davranış anksieteye neden oluyorsa, kaçınmaya çalışılır, dolayısıyla nefret ortaya çıkar. Cinsel istek kaybı olan insanlarda, çocuk1uk dönemindeki yasaklayıcı eğitim ve başarısızlık beklentisi, utanç, acı veya yetersizlik korkusu, gerçek yasaklamalar veya acı deneyler kadar önemlidir. İstek kaybının aksine, eşler arasında cinsel isteklerin farklı düzeylerde olması, sık rastlanan fakat daha az ciddi bir sorundur. Bir ilişki disfonksiyonel hale geldiğinde, sıklıkla eşlerden biri, diğerinden çok daha fazla cinsel yakınlık ister. Bu abartılmış farklılıklar, eşler diğer sorunlarını çözüp tekrar iletişim kurabildiklerinde ortadan kalkar. Cinsel istek kaybı, çok sayıda seksüel disfonksiyonun seyri sırasında ortaya çıkabilir. Organik hastalıklar erkeklerde olduğu gibi, kadınlarda da cinsel tepkileri olumsuz yönde etkiler, fakat genellikle kadınlarda cinsel tepki üzerine etkileri, erkeklerden daha azdır. Yine de, diyabetik kadınların % 50 sinin sonunda anorgazmik o1acağı bilinmektedir. Estrojen eksik1iğine bağlı ikincil vajinal atrofi (cerrahi sonrası veya menopoz sonrası), ağrılı ilişkiye neden olur. Eğer atrofi çok ilerlemişse krem veya hap şeklindeki estrojenle tedavisi çok başarılı sonuç verir. Organik pelvik veya genital hastalıklar da ağrılı ilişkiye ve giderek cinsel istek kaybına neden olabilirler. Doğum kontrol hapı kullanan bazı kadınlarda da istek kaybı görülürse de, bu durum daha ziyade psikolojik nedenlerden kaynaklanmaktadır (depresyon, üzüntü, bastırılmış öfke, histerik kişilik, vb. gibi). Kronik yorgun1uğun kadının cinsel tepkileri üzerindeki etkileri sıklıkla göz ardı edilir. Jinekologlara göre, yuvaya gidemeyecek kadar küçük çocuğu olan her kadında, bu tip sorunlarla karşılaşıldığında kronik yorgunluğu akla getirmek gerekir. Klinisyenlerin, kadınlarda fiziksel yakınma veya seksüel fonksiyon bozuklukları ile uğraşırken, kronik yorgun1uğun da bir neden olabileceğini unutmamaları gerekir. Genel olarak, doğum, ameliyat, kanser, sürekli diyet yapma, aşırı kilo kaybı gibi vücut direncini düşüren hastalık ve durumlarda geçici veya sürekli olarak cinsel istek kaybı görülebilir. Cinsel fonksiyon bozukluğuna neden olan veya cinsel fonksiyon bozukluğu şeklinde ortaya çıkan diğer sorunlar.

A- Madde Bağımlılığı
1- Alkolizm
2- Diğer Madde Bağımlılıkları

B- Kişilik Yapısı
1- Obsesif/Kompulsif Kişilik
2- Histerik Kişilik
3- Pasif/Bağımlı Kíşilik
4- Pasif/Agresif Kişilik

C- Fiziksel Sorunlar
1- Fiziksel Hastalìklar, nörolojik bozukluklar, damarsal bozukluklar.
2- Menopozal Semptomlar, vajinal kuruluk, östrojen yetmezliği
3- Doğum Kontrol Hapları
4- İlaçlar
5- İnfertilite, özellikle zamanlanmış ilişki

D- Duygusal Faktörler ve Stres
1- Bastırılmış öfke
2- Üzüntü-Yadsıma, suçluluk duygusu, depresyon veya öfke
3- Depresyon
4- Gebelik Korkusu
5- Kişiler Arasında Anlaşmazlık
6- Bedensel Görüntü Sorunları
7- Psikozlar
8- Kronik yorgunluk
a- Çok Fazla ve Uzun Süre Çalışma
b- Küçük Çocuk Bakımı
9- Orta,Yaş Krizi

E- Karşılanmayan Cinsel Değerler

Erkekler neden cinsel sorunlarından utanıyor

Oprt. Dr. Merhmet Kırdar, birçok erkeğin sorunlarının tedaviyle giderilebileceğini, ancak endişe, korku, çekingenlik ve benzeri nedenlerle doktora başvurulmadığı için daha büyük sıkıntılar ve sağlık sorunlarıyla karşılaştıklarını dile getiriyor.

Erkekler, özellikle kendilerini güçlü saydıkları cinsellik konusunda yaşadıkları sıkıntıları uzman bir hekimle paylaşmayı reddediyor.

Araştırmalara göre, dünya üzerinde 152 milyon erkek seksüel disfonksiyondan yani cinsel fonksiyon bozukluğundan yakınıyor.

40 yaş üstü erkeklerin yüzde 5’i, 65 yaş üstü erkeklerin de yüzde 15-20’si kronik, 40-70 yaş arası erkeklerin ise yüzde 50’si hayatlarının bir döneminde geçici de olsa bu sorunla karşılaşıyor.

Rakamlar, Türkiye'de de erkeklerin bu konuda fazlasıyla çekimser olduğunu ortaya koyuyor. Kimi korktuğu kimi de kendine bu tür bir hastalığı yakıştıramadığı, hastalığı reddettiği için doktora gitmiyor.

Rakamlara göre, Türkiye'de bu sorunu yaşayan erkeklerin sadece yüzde 2'si doğru teşhis ve tedaviden faydalanabiliyor. Ve bu durum erkeğin cinsel yaşamında olumsuzluklara yol açtığı gibi beraberinde daha birçok sorun getiriyor.

Cinsel hayatında yaşadığı sorunlar nedeniyle doktora gitmeyen erkeklerde, psikolojik sıkıntılar, ailevi sorunlar, toplumda kendini yalnız hissetme, başarısızlık hissi, kendine güvensizlik gibi sıkıntılar ortaya çıkıyor. Hatta bu sıkıntılar nedeniyle zaman zaman çiftlerde boşanma noktasına bile gelinebiliyor.

Bir erkeğin cinsel yaşamında sorunlar yaşamasının normal bir durum olduğunu belirten Oprt. Dr. Merhmet Kırdar, bu tip bir sorunla karşılaşıldığı zaman bir hekime başvurulması gerektiğini ifade ediyor.

Oprt. Dr. Merhmet Kırdar, birçok erkeğin, sorunu, sanki sadece kendi yaşıyormuş gibi algıladığını, bunun da toplumda genel bir utanma duygusu yarattığını vurguluyor.

Sorunların doğru zamanda teşhis edilmesiyle çözülebileceğine de dikkat çeken Oprt. Dr. Merhmet Kırdar, bu tip durumların vucudun herhangi bir organında yaşanan sağlık sorunundan farksız olduğunu ifade ediyor.

Erkekler kadınlardan ne ister?

İnsanlığın varoluşu kadar eski bir soru “Erkekler kadınlardan ne ister?” Mükemmel bir vücut? Akılları durgunluk veren bir zeka? Ya da girişimci bir ruh? Annelerine benzeyen kadınları mı tercih ediyorlar yoksa onun tam zıddı bir kişilik mi ilgilerini daha çok çekiyor? Uzun boylu mu, kısa mı? Sarışın mı, esmer mi? Liste uzayıp gidiyor.

Annem gibisin!

Aslında erkeklerin yaşadıkları en büyük ikilemlerden biri. Hem annelerinden vazgeçemezler ve hayatta karşılaştıkları diğer kadınlardan da aynı şefkati beklerler, hem de annelerinin jargonu'yla konuşan ve hareket eden kadınlardan hoşlanmazlar. Partnerlerinin desteğini her zaman beklerler. Dertlerini şefkatli bir kucakta anlatmayı isterler ama iş eleştirilmeye geldiğinde. Hayır! 'Annem gibi konuşuyorsun' deyip işin içinden sıyrılıp çıkarlar. Siz iyisi mi ikisinin ortasını bulmaya çalışın.

Erkekler aptal kadın sever!
Duy da inanma derler ya, bu da öyle bir şey işte. Erkeklerin akıllı kadın sevmediği klişesi aslında doğru değildir. Olsa olsa rol yapmayı seven kadınlardan hoşlanabilirler. Çünkü ünlüsünden ünsüzüne hangi erkeğe sorsanız alacağınız yanıt "aptal kadına dayanamam" olacak. Ünlü oyuncu Haluk Bilginer, kendisiyle yapılan bir röportajda bir erkeğin yanında kendini aptal zanneden kadınlara tahammül edemeyeceğini söylüyor ve gerekçesini de şöyle açıklıyor: Çünkü asla aptal değiller. Onların zeki ve yetenekli olduklarını görmem lazım!

Sana ihtiyacım var!
Korumak ve kollamayı doğalarının bir gereği olarak gören erkeklerin doğrusu dayanamadığı bir kadın tipi varsa o da yardıma ihtiyacı olan kadındır. Bir kadına yardım etmek, erkeğin kendini ispat etme yollarından biridir. Bu yüzden zorda kaldığınız bir durumda yardım istemekten çekinmeyin. Aksine kendi işinizi kendiniz hallediyor olmanız onu daha çok rahatsız edecektir. Arada sırada ürkek bir tavşanı oynamak, karizmanızı bozmaz korkmayın.

Bu 5 cümleyi asla kullanmayın!

Bir şey söyleyeceğim, konuşmamız lazım
Belli ki ciddi bir şeyden söz etmek istiyorsunuz. Ya ilişkinizde bir sorun var, ya yapılması gereken angarya bir iş! Bu cümleden sonra karşınızdaki adamın canım söyle ne istedin? demesini sakın beklemeyin. Bu görüşmeyi ileri tarihe atmak için elinden geleni yapacak!

Bak bakalım ne değişiklik göreceksin?
Bakmak ve görmek aynı şeyler değil hiç şüphesiz. Ayrıntıları fark etmek konusunda bütün erkeklerin başarılı olacağını sanmayın. Sarı saçlarınızı siyaha boyatmak elbette fark edilmeyecek bir değişiklik değil. Ama fark eddemediğinde de onu suçlamayın. Bu tür sorular adamı zor duruma düşürüyor dikkat edin!

Başım çok feci ağrıyor
Bir erkeği dünya döndükçe çıldırtacak bir durum varsa o da partnerinin başının ağrımasıdır! Bunu duyan erkek bilir ki, o gece eşinden hayır gelmez! İlişkiyi gerginleştirmemek için iyisi mi bir ağrı kesici alın ve ağrının geçmesini bekleyin. Geçmezse, başka bir bahane bulunur elbette!

Ne düşünüyorsun?

İç dünyasını ele vermek bir erkeğin hoşuna giden şeylerden değildir. Biz kadınlar elbette çok meraklıyız ama birlikte attığınız her adım sonrası ne düşünüyorsun? ne oldu?3 gibi sorular erkeği bunaltmaktan başka bir işe yaramaz!

BİR ERKEĞİN İTİRAFLARI!

Aşağıda okuyacaklarınız genç bir erkeğin karısına ilişkileri üzerine yaptığı itirafların bir özeti. Bazı şeyler eminiz size çok tanıdık gelecek....

1) Bu konu hakkında konuşmak istemiyorum. Bu konuyu açıklamak istemiyorum. (Bir erkek bir kadından ne ister sorusunun cevabı niteliğinde!)
2) Aklından ne geçiriyorsun?diye sorduğunda eğer hiçbir şey diyorsam, gerçekten hiçbir düşünmüyorum demektir!
3)Tuvalete girdiğinde banyonun kapısını kapamış olsaydın, daha çok memnun olurdum. Tamam, birbirimize karşı rahat ve samimi davranmamız iyi de bu kadar samimi olmak zorunda mıyız?
4) Ağda mı dedin? Karşı değilim!
5) Arkadaşlarımın önünde her zaman inkâr edeceğim ama sinema kuyruğunda elimi sıkıca tutman çok hoşuma gidiyor.
6) Yalan söylediğinde anlayabiliyorum!
7) Asla penis ve sevimli kelimelerini aynı cümle içinde kullanma.

Erkeklerde Cinsel Hormonlar

KUŞDİLİ: Tüm salgı bezlerini dengeli bir şekilde çalıştırır. Erkeklerde de kadınlarda olduğu gibi cinsel iktidarsızlığı giderir.

MAYDANOZ: Bedeni yorgunluk ve ruhi bunalımı giderir. Erkeklerde cinsel gücü arttırır.

NANE: Cinsel isteği çok arttırır. Erkekte psikolojik iktidarsızlığı giderir.

TARÇIN: Cinsel isteği çok arttırır.

ZATER: Ruhen ve bedenen canlılık sağlar.Cinsel gücü arttırır ve iktidarsızlığı giderir. Kekik gibi kullanılır Toz halinde yemeklere serpilir. Çay olarak ta kullanılır.

ZENCEFİL: Tüm vücudu uyararak bedenin ve zihnin çalışma gücünü arttırır.Erkekte cinsel gücü ve isteği cok atırır. Günlük miktar bir kahve kaşığıdır. Toz halinde reçel marmelatlara veya hamurişlerine karıştırılır. Et yemeklerine ve sosa karıştırılır. Süt ve salebe de karıştırılabilinir.

KEKİK: Vucudun savunma gücünü artırır. Erkekte cinsel arzuyu artırır. Karanfil-Cinsel isteği çok artırır. Gunde 1-2 adet yeterlidir. Yemekte et suyu sebze ve kompostolara katılarak yenir.

KİŞNİŞ: Erkeklerde cinsel arzuyu artırır. Günde bir kahve kaşığı kullanılır. Sinir sistemine de cok yararlıdır. Et yemeklerine veya yemeklerde soslara konur. Bir bardak sıcak suya yarım kahve kaşığı kişniş karıştırılıp, yemek üzerine içilebilir.

VANİLYA: Çeşitli sebeplerle (Ruhi ve Bedeni zayıflık) erkeklerde görülen cinsel iktidarsızlığı giderir ve onlara cinsel güç kazandırır. Pasta ve sütlü tatlılarda kullanılır.

YULAF: Cinsel iktidarsızlığı giderir. Aksamları salep gibi içilerek yatılabilir. Sabahları yulaf u veya sütle pişirilip içine ceviz fındık kuru üzüm katılarak yenebilir. Fazla ve sürekli yenmemelidir.

KIRMIZI BİBER: Cinsel isteği çok artırır. Damar sertliği, üre ve tansiyonu olanlar yememelidir.

SİVRİ BİBER: Bol C, P, K vitamini vardır. Erkeklerde cinsel istegi çok artırır.

HARDAL: Cinsel arzuyu çok artırır. Sinirleri kuvvetlendirir. Midesi hassas olanlar, karaciğer, damarsetliğive tansiyonu olanlar kullanmamalıdır veya çok az almalıdır.

KEREVİZ: Çeşitli iç salgı bezlerine tesir eder ve onların faaliyetlerini artırır, erkeklerde cinsel faaliyeti cok artırır, vakitsiz iktidarsızlığı önler.

AYÇİÇEĞİ: Bol protein ihtiva eder fazla miktarda E vitamini vardır. İktidarsızlığa engel olur. Kalp ve sinir hastalıklarını önler. Cinsel arzuyu artırır.

GREYFURT: Vucuda gençlik ve dinçlik verir. Sabah kahvaltıda bir bardak içilmesi tavsiye edilir. ülseri ve tansiyonu olanlara tavsiye edilmez.

ÇAM FISTIĞI: Bol E vitamini vardır. Cinsel tukenmeye ve buna bağlı olarak ruhi çöküntü ve kalp rahatsızlıklarını geçirir.

ANTEPFISTIĞI-FISTIK: Protein ve bol E vitamini ihtiva eder. Cinsel arzuyu uyarır.

SUSAM: Cinsel isteği artırır

ÇÖREKOTU: Cinsel isteği artırır ve bel gevşekliğini gideriri. bir tutamdan fazla kullanılmamalıdır. Tahin yada tahin helvası olarak yenir. Yemeklerden sonra 4 tatlı kaşığı yeterlidir. cinsel arzuyu artırır.

VİTAMİNLER VE MİNERALLER E- vitamini: Kadında ve erkekte üreme vitaminidir. Kasların ve sinirlerinnormal çalışmasını sağlar. Eksikliğinde cinsiyet organları yeteri kadar çalışmaz. Bugday çimi, fıstık, soya, yulaf ezmesinde bulunur.

ÇİNKO: Eksikliğinde erkeklerde husyeler yeterli ve iyi. Böbreküstü bezleri de yetersiz kalır. prostat bezlerinin şişmesi ve kanser meydana gelebilir. Bugday kepeği, kuru fasülye, mercimek, yumurta ve ekmekte bulunur.

FOSFOR: Husyelerin çalışması , sinirlerin tamiri, ve gelişmesi, beynin çalışmasını sağlar Soya, bugday çimi, yumurta, badem, kurufasülyede bulunur.

İYOT: İyot şimanlatır veya zayıflatır. Cinsel bezeler, husyeler üzerinde etkilidir. Soya, sarımsak, karides, süt, soğanda bol bulunur.

MAGNEZYUM: Çok önemli görevleri vardır. Vakitsiz yaşlanma ve bilhassa erkeklerde prostat kanserini önler Buğday çimi, Badem, soya, kurubakla, fındık ta bol bulunur.

MANGANEZ: Eksikliği kız ve oglan cocuklarında kısırlık yaratabilir. Bedeni ve ruhi bunalımı önler. hububat, muşmula, fındık , karaciğerde bulunur.

SELENYUM: Sperm hücrelerinin gelişimi sırasında selenyum maddesinin çok önemli bir rol oynadığını belirlediler. Bulgulara göre, selenyum maddesi bir proteini harekete geçirerek sperm hücrelerinin oksitlenmesini önlüyor. Böylelikle daha canlı ve aktif kalan spermlerin dölleme yeteneği artıyor. Aksi durumda ise oksitlenen spermler dölleme fonksiyonunu yerine getiremiyor. Bilim adamları ayrıca selenyumun maddesinin sperm hücresinin nefes alması sırasında da önemli bir rolü olduğunu belirlediler.

SPERM AZLIĞI ANASON VE SU: Bir çay bardağı sicak suya yarım kahvekaşığı anason konur. 5 dadkika bekletilir süzülüp içilir.

PİRİNÇ , ŞEKER, SÜT (SÜTLAÇ): Bol bol yenilmesi gereklidir

ISIGAN OTU VE SU: 4 bardak suya 3 tutam ısırgan otu konur. 10 dakika kaynatılıp süzülür ve içilir. Yemek sırasında bir tatlı kaşığı kuvvet macunu ve bir çorba kaşığı andız pekmezi alınması tavsiye edilir.


Dikkat : Burada anlatılan yönetmeler bilgi amaçlıdır tedavi değildir lütfen sorunlarınoz için bir doktora başvurun.

Cinsel İşlev Bozuklukları Tedavisi

90'larda cinsel işlev bozukluklarının Tedavisi Masters ve Johnson'un (1970) çalışmalarından sonraki 25 yılda cinsel işlev bozukluklarının ele alınması ve tedavisinde önemli değişiklikler ortaya çıkmıştır. Masters ve Johnson, kadın ve erkek cinsel işlev bozukluklarının tedavisinde üç temele dayandırdıkları bir model önermektedirler:

(a) Her iki cinste de paralel, dört-evreli ardışık fizyolojik ve öznel uyarılmanın olması (cinsel yanıt döngüsü);
(b) cinsel işlev bozukluklarının oluşumunda ve sürmesinde yanlış bilgilenme ve performans kaygısı başta olmak üzere psikojenik faktörlerin önde gelmesi;
(c) Cinsel işlev bozukluklarının çoğunun kısa, sorun-odaklı tedavi yaklaşımlarına (sensate focus yani duyumsal keşif gibi) iyi yanıt vermesi.

Son yıllarda model Azalmış cinsel istek bozukluğu ve cinsel travma veya istismar sonucu ortaya çıkan sorunların tedavisinde de kullanılmaya başlanmıştır. Öte yandan 1980'lerin başından beri cinsel terapilerde giderek organik ve biyomedikal faktörlerin rolü üzerinde durulmaya başlanmıştır. Her ne kadar bu durum en çok erektil bozukluk tanı ve tedavisi için geçerli ise de azalmış cinsel istek bozukluğu, erken boşalma ve cinsel ağrı bozukluklarında da önem kazanmaya başlamıştır. Ayrıca yaşlılarda ve kronik hastalığı olanlarda cinsel işlev bozuklukları üzerinde daha fazla durulmaya başlanmıştır. Psikolojik faktörler açısından da cinsel sorunların başlamasında ve sürmesinde kaygıdan çok bilişsel süreçlerin-algılama ve dikkatle ilgili süreçler-rolü üzerinde tartışılmaktadır. Buradan yola çıkılarak çoğu zaman cinsel istek ve uyarılma bozukluklarının altında yatan sebepler olan performansla ilgili zorlukların veya "seksi olma isteği"nin elenmesi tedavideki odak noktaları olmalıdır. İlişki ile ilgili faktörler halen cinsel işlev bozukluklarının oluşumunda odaklanılan bir diğer alanı oluşturur. İletişim sorunları, güven ya da yakınlığın olmaması ve güç çatışmaları cinsel sorunlara en sık eşlik eden sorunlardır. Kültürel ve toplumsal etmenler de önemlidir. Erkeğe ve kadına biçilen roller de cinsel sorunların sıklığını etkiler gibi görünmektedir.

Cinsel işlev bozukluklarının tedavisini genel olarak ele alırsak;
A. Tedavide genel ilkeler:

1) Hasta olan cinsel ilişkidir.
2) İletişim yoluyla cinsel öykünün yeniden ele alınır
3) tedavide öğrenme becerileri vurgulanır.
4) Eğitim, destek, öneri ve içgörü üzerinden çalışılır.
5) Eşler için kaygı omaksızın yakınlık ve zevk sağlamak hedeflenir.

B. Davranışçı cinsel terapi teknikleri:

1) Eğitim: cinsel yanıtı anlamak
2) Duyumsal keşif: performans kaygısını azaltmak, partnerin cinselliğini öğrenmek, cinsel birleşme dışındaki cinselliğe odaklanmak, iletişimi artırmak
3) Kendini uyarma: kendi cinselliğini öğrenmek, kaygıyı azaltmak
4) Gevşeme eğitimi: kaygının azaltılması
5) Dur/Başla tekniği: özellikle erken boşalmada uygulanır.
6) Daha ileri davranışçı yöntemler

C. Bilişsel Tedavi: Zihni meşgul eden düşünceleri uzaklaştırmak, cinsel haz ve yakınlığa odaklanmak

1) Duyumsal keşif: zihinsel odaklanma
2) Anksiyetenin azaltılması: düşünce durdurulması, dikkati başka yöne çevirme
3) Cinsel tutumların yeniden uyarlanması
4) Öykü terapisi

D. Çift terapisi:Duygusal ilişkilerde altta yatan işlevsizliği tanımak, çiftlerin iletişimine yardım etmek

1) Çatışma çözümü
2) Yakınlığın artırılması
3) İletişimin artırılması
4) İlişkideki diğer konuların çözümü

E. Bireysel terapi:

1) Cinsellik ve/veya yakınlık ile ilgili ikili duyguların çözülmesi
2) Eşle ilgili ikili duyguların anlaşılması
3) Depresyon veya anksiyetenin tedavisi
4) Cinsellikle ilgili kendilik imajının değişimi

Erektil bozukluğun tedavisi: Erektil bozukluktaki tıbbi nedenleri gözönüne aldığımızda son yıllarda tedavide tıbbi ve cerrahi yaklaşımlar çoğalmıştır. Bunlardan bazıları

(a) cerrahi protezler ve penil implantlar,
(b) penis içine (intracorporal) vazoaktif ilaçların enjekte edilmesi,
(c) sıkma (konstriksiyon) halkası ve vakum pompası,
(d) ağızdan uygulanan ilaçlardır.

Ayrıca kan akımı yetersizliği ya da venöz kaçağın düzeltilmesine yönelik cerrahi girişimler de yapılmaktadır. Son yıllarda penil protezlerin yerleştirilmesi konusunda önemli ilerlemeler vardır. Günümüzde yaygın olarak kullanılan penil protezler arasında yarı-sert, silikon tipte olanlar ve şişirilebilir veya hidrolik protezler sayılabilir. Bu cihazlar cinsel ilişkiye girileceği zaman şişirilmekte, ilişki sonrasında da önceki halini alabilmektedir. Şişirilebilen protezler çok daha pahalıdır ve operasyon sonrası komplikasyonlar-enfeksiyon gibi- daha fazla olabilir. Öte yandan cinsel eş daha fazla tatmin olmaktadır.

Cerrahi olarak protez yerleştirilmesi organik sebebe dayanan (diyabet, hipertansiyon gibi) ve şiddetli (önceden tıbbi tedavi, penise vazoaktif ilaç enjeksiyonu, vakum cihazı denenip sonuç alınamayan hastalar) erektil bozukluklar için önerilmektedir. Penis içine papaverin, prostaglandin E1, fentolamin gibi vazoaktif maddelerin enjekte edilmesi arteriyel kan akımının artırılması ve kan basıncının artmasıyla sertleşmenin oluşması amacına yöneliktir. Başlangıçta etkinliği %75 gibi yüksek olabilir.

Cinsel eşin memnuniyeti de yüksektir. Uzun süreli sertleşme, penis ve testislerde ağrı, peniste doku sertleşmesi, karaciğer işlevlerinde bozukluklar ve genel enfeksiyon gibi komplikasyonlar ortaya çıkabilir. Vakum cihazları ve sıkma halkaları penise vakum oluşturarak kanın penise dolmasını sağlar. Sıkma halkası en fazla otuz dakika tutulmalıdır. Cinsel eş tarafından kabulü diğer yöntemlerden farklı olmasa da bazen hastaların kabul etmede ve uygulamada zorlandığı belirtilmiştir. Peniste soğukluk, ağrı, hissizlik, boşalmanın olmaması ya da ağrılı olması, morarma gibi yan etkiler görülebilir. İlaç tedavileri yaygın olarak uygulanmaktadır. Etkisini merkezi sinir sistemi üzerinden gösteren bir ilaç olan yohimbin hem organik hem de psikojenik kökenli erektil bozukluklarda kullanılır. Sürekli kullanımda uykusuzluk, başağrısı, çarpıntı, kan basıncında hafif yükselme görülebilir.Trazodon depresyon tedavisinde kullanılan serotonerjik bir ilaçtır. Uzun süre kullanımı gerekir. Yan etki olarak uyku hali, bulantı, kusma, başdönmesi, idrar tutukluğu ve priapizm yapabilir. Sildenafil penisteki düz kasları gevşetip penise kan akımını artırarak etki eder. Bu ilacın etki edebilmesi için cinsel uyarılma gerekmektedir. Erkeklerde cinsel isteği artırmaz. Cinsel aktiviteden 1 saat önce alınmalıdır. Hem organik hem de psikojenik kökenli olgularda etkilidir. Başağrısı, yüzde kızarma, hazımsızlık, burun akıntısı, görme bozukluğu (mavinin algılanmasında bozukluk, parlak ışığa hassasiyet) ve diyare görülebilir. Nitrat grubu ilaçlarla birlikte kullanıldığında ani kan basıncı düşmesi ve buna bağlı ölüme yolaçabilir. Eğer eksikliği saptanırsa erkek cinsel işlev bozukluklarının tedavisinde testosteron da kullanılabilir. Lipid ve kilo kontrolü yapılarak kullanılmalıdır. Azalmış libidoya etkili olabilir. Gingko Bilobanın antidepresanlara bağlı cinsel yan etkileri düzelttiği bildirilmiştir. Etkisinin genital bölgedeki kan akımı artışına bağlı olduğu düşünülmektedir.

Cinsel tedaviler: Sertleşme bozukluğu bireyin yalnızca partnerli etkinliklerinde görülüyorsa, diğer durumlarda (sabah uyanınca, gün içinde kendiliğinden ya da mastürbasyonda) tam sertleşme varsa, bu sorunun psikolojik olduğu yönünde önemli bir ipucudur. Tedavini başarısında uygulanan yöntemin ve terapistin profesyonel becerisi kadar çiftin tedaviye uygunluğunun, düzelme isteği ve çabasının da rolü vardır. Cinsel terapilerde genelde tedavi oturumları çiftle birlikte düzenlenir. Ancak düzenli bir cinsel eş yoksa bazen bireysel tedaviler de düzenlenebilir. Tedavide bilişsel ve eğitime dayanan girişimler önemlidir. Bu konuda sorunu olan bireylerin sıklıkla cinsel uyarılmanın doğası, cinsel beceriler ve partnerlerinin cinsel tatmin beklentileri konusunda yanlış düşünceleri vardır. Ayrıca çiftlerin iletişim becerileri ve cinselliğe ilgileri de oldukça belirleyicidir.

Terapist ilk görüşmeden itibaren çiftin yanlış cinsel bilgilerini düzelterek, yeri geldikçe doğru cinsel bilgiler vererek, cinsel mitleri tartışıp açıklayarak, cinsel teknikler öğreterek eğitimci rolü oynar. Hem bilişsel hem de kişilerarası süreçlere odaklanan beş basamaklı bir tedavi modelinde; bilişsel yeniden yapılanma, performans kaygısının azaltılması, cinsel beklentilerin düzenlenmesi, çiftin iletişim açısından eğitimi ve yinelemenin önlenmesi yer almaktadır. Her eşin cinsellik hakkında ve cinsel duyguları hakkında konuşması önemlidir. Cinsel ilişkinin birleşmeden ibaret olmadığı, sertleşmenin zevk almak için mutlaka gerekli olmadığı, sertleşme için yeterli cinsel istek ve uyarılma gerektiği ancak kaygının bunu kolayca etkileyebileceği bilinmelidir. Bekar erkeklere yönelik tedavi girişimleri arasında cinsel tutum değişikliği, masturbasyon egzersizleri ve sosyal beceri eğitimi vardır. Genelde özsaygı ve cinsel doyumda artış olduğunda sertleşmede de düzelme olmaktadır. Sonuçta çoğu kişi için tıbbi/cerrahi çözümler zaman gerektiren ve sonucu belirgin olmayan psikolojik tedavi yöntemleri ile kıyaslandığında çabuk çözüm vadeder görünmektedir. Ancak son çalışmalar bilişsel ve kişilerarası faktörlerin önemine işaret etmektedir. Önemli olan birey/çifti iyi değerlendirmek, hangi yaklaşımdan yarar göreceğini bütüncül bir yaklaşımla ele alabilmektir. Erken Boşalma: Boşalma denetiminin öğrenilmesi idrar tutma üzerinde denetim kazanılmasına benzer. Erkekler ergenlik çağlarından başlayarak masturbasyon ya da cinsel ilişki ile genellikle kendiliğinden boşalma denetimini öğrenirler. Ancak seyrek masturbasyon, düzenli cinsel ilişki olanağı olmaması, sınırlı süre içinde para karşılığı ilişki gibi durumlar boşalma refleksi üzerinde denetim sağlamayı öğrenememe olasılığını artırır.

Düzenli bir cinsel yaşamı ve sürekli bir cinsel eşi olmayan erkeklerde erken boşalma tanısı koymakta acele edilmemelidir. Boşalma denetiminin öğrenilmesi için düzenli cinsel deneyim gerekir. Tedavi yaklaşımları arasında geleneksel Dur/Başla ya da Sıkma teknikleri, bilişsel-davranışçı yöntemler ve ilaç tedavileri yer almaktadır. Dur/Başla ya da sıkma teknikleri ile başlangıçta olduça yüksek tedavi oranları bildirilse de sonraki izlemlerde geriye dönüşler de sık görülmüştür. Son yıllarda fluoksetin, klomipramin gibi serotonerjik antidepresanlar tedavide sıklıkla önerilmektedir. Ancak bu ilaçların cinsel isteği veya uyarılmayı azaltabileceği de göz önünde tutulmalıdır. Ayrıca ağız kuruluğu, uyku hali, kabızlık gibi yan etkileri de ortaya çıkabilir. Azalmış cinsel istek bozukluğunun tedavisi: Öncelikle tıbbi (hormon dengesizliği, ilaç kullanımı ve diyabet gibi) ve psikiyatrik durumlar (depresyon gibi) dışlanmalıdır.

Cinsel istek bozukluğunun psikojenik yönleri bilişsel-davranışçı ve psikodinamik yaklaşımların bütünleştirilmesi ile tedavi edilebilir. Hastalara o esnadaki cinsel sorunlarına yönelik davranışçı ev ödevleri verilir. Daha derindeki duygusal sorunlar ve tedaviye direnç de ele alınmalıdır. Orgazm ve uyarılma ile ilgili bozukluklarda etkin olan bilişsel davranışçı girişimler cinsel istek bozukluklarında daha az etkindir. Cinsel istek bozuklukları tedaviye daha dirençlidir ve tedavi daha uzun sürelidir. Hastaların tedaviye direnci de daha belirgindir. Terapist hastanın olumsuzdan çok olumluya odaklanmasını sağlamaya çalışır. Gevşeme teknikleri yararlıdır. Duygular ya da ilgiler üzerine konuşarak iletişimi artırmak yapıcıdır. Zaman zaman anksiyete giderici ilaç tedavisi önermek gerekli olabilir. Eşler eğer uyarılmış değillerse cinsel ilişkiden kaçınmalıdırlar. Çift birbirleri ile fantezilerini paylaşabilir. Erotik video ve dergiler yararlı olabilir. Eşle birlikte masturbasyon da önerilir. Partner uyarılma dönemine dek cinsel isteği azalmış eşin cinsel organlarını uyarır, ardından kişi kendini uyararak orgazma ulaşır. Masturbasyon becerileri iyi olmayan çiftlerde eğitim önemlidir. Ayrıca masaj, erotik bölgelerin (göğüs, kaba etler, boyun, kulak vb) öpülmesi gibi fiziksel uyarının da önemi vurgulanır.

Sonuçta; vererek ve alarak uyarılmayı öğrenmek, vibratörler, kayganlaştırıcılar ve diğer cinsel araçlar, tutkuyu beslemek ve yatak odası dışında da hoş, nazik veya flörtöz olabilmek önemlidir. Erkekte orgazm Bozukluğu ya da Geç Boşalma: Göreceli olarak daha nadirdir. Bazı cerrahi ya da tıbbi durumlarda (multipl skleroz, omurilik yaralanması, prostat ameliyatı vb) veya ilaç kullanımına bağlı olarak görülebilir. Performans kaygısı, gebe bırakma korkusu, cinsel istek azlığı ve koşullanmalara bağlı olarak da görülebilir. Tedavi müdahaleleri arasında performans kaygısını azaltmak, genital uyarılmayı artırmak sayılabilir. Erkekte ağrılı cinsel birleşme oldukça nadirdir. Tedavisi konusunda bilgiler oldukça sınırlıdır.

Sonuç:
1) Masters ve johnson tedavi sonunda başarı oranını %80 ve 5 yıl içinde tekrarlama oranını %5 olarak vermektedir.
2) Son çalışmalar başarı oranlarının sorunların zorluğuna, tekniklerin farklı uygulanmasına bağlı olarak daha düşük olduğunu göstermektedir.
3) Kadın orgazmik bozukluğu, vajinismus ve erkek erektil bozukluğunun tedaviye cevabı çok iyidir. Erken boşalma için de sonuçlar oldukça iyidir. Ancak özellikle erkeklerdeki cinsel istek azlığının tedaviye yanıtı pek iyi değildir.

Hazırlayan: Dr. Verda Bitlis Tüzer
Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi
Psikiyatri Kliniği

Başarılı Bir Birliktelik İçin 7 Şart

lişkinin uzun yıllar sürebilmesi için öncelikle sağlam bir temele dayanması ve belli başlı adımların atılması gerekiyor. İşte mutlu bir beraberlik için gereken yedi şart:

1. Kendinizi sevin Kendinizi sevmezseniz, başkasının da sizi seveceğine inanmanız zorlaşır. Sağlıklı bir ilişki için kendine güvenmek çok önemli. Bu yüzden öncelikle tüm hata ve zayıflıklarınıza rağmen kendinizi olduğunuz gibi kabullenmeniz gerek.

2. Eşinizi sevin Sağlıklı ilişkiler birbirini seven kişiler arasında yaşanabilir. Birbirinizden gerçekten hoşlanır, birlikte zaman geçirmekten keyif alır, birbirinizin davranışlarını ve fikirlerini paylaşır, benzer beklentilere sahip olursanız ilişkinizin uzun ömürlü olması kaçınılmaz.

3. Birbirinize zaman ayırın Birşeye verdiğiniz değer, ona ayırdığınız zamanla ölçülür. Yeni tanıştıklarında önceliği ilişkilerine veren çiftler, zaman içinde iş, çocuklar ve günlük sorunlara odaklanarak birlikte daha az vakit geçirmeye başlar. Oysa birbirinize ayıracağınız zaman, ilişkinin ilk günkü gibi canlı kalmasını sağlar.

4. İletişim kurun İyi bir iletişim sağlıklı ilişkinin temel şartlarından biridir. Kim olduğunuzu, ne istediğinizi, karşınızdakinden ne beklediğinizi ancak konuşarak anlatabilirsiniz. İç dünyanızı karşınızdakine açmanın tek yolu iletişim.

5. Tartışmaktan çekinmeyin Tartışmaların ilişkinin doğal bir parçası olduğunu unutmayın. Çiftler arasında farklılık olması kaçınılmazdır. Sağlıklı bir şekilde tartışabilen çiftler, her zaman aynı fikirde olmasalar bile duygularını paylaşabildikleri için aralarındaki bağı güçlendirir.

6. Sık sık dokunun Dokunmak insanoğlu için temel bir ihtiyaçtır. Karşınızdakine güven, destek, koruma, şefkat ve tabii ki heyecan verir. Fiziksel ilgiye olan ihtiyaç, cinsel yaşamın aktif olmadığı dönemlerde bile bitmez.

7. Değişimi kabul edin İnsanlar değişebilir. İlişkileri bu değişimler ayakta tutar. Değişim, gelişmeye yol açabileceği gibi sancılı da olabilir. Ancak partnerinin geçirdiği değişime uyum sağlayan ya da birlikte değişebilen çiftler, başarılı bir ilişki sürdürebilir. Zıt kutuplar artık çekmiyor İkili ilişkilerde zıt kutupların birbirini çektiği tezi, tarihe karışıyor. ABD deki Iowa Üniversitesi nin Sosyal Psikoloji Birimi nin yaptığı bir araştırmaya göre zıt kutuplar ilk etapta birbirini çekiyor ancak bu ilişkiler ciddi boyutlara ulaşamadan sona eriyor. Aynı hayat görüşüne sahip olanların ilişkileri ise daha uzun sürüyor. Üstelik bu beraberlikler evlilikle sonuçlanıyor. Evli çiftler üzerinde araştırma yapan sosyologlar, kişilik benzerlikleri sayesinde eşlerin günlük sorunlarla daha kolay başa çıkabildiğini ve mutlu olabildiğini savunuyor..

Türk Erkeği Cinselliğini Planlamak İstemiyor

Erkeklerin cinsel yaşamları ve sertleşme güçlüğünün Türkiye''deki boyutları, “Türkiye Cinsellik Araştırması”yla mercek altına alındı. Türk erkekleri planlamadan yaşayacakları ve zaman baskısı hissetmedikleri bir cinsel yaşam arzu ediyor.

Türkiye'de sertleşme sorunun boyutlarını ortaya çıkabilmek ve bu sorunu yaşayan erkeklerin ve çiftlerin cinsel yaşam sağlığına ışık tutabilmek için geniş çerçeveli bir araştırma yapıldı

Türkiye'deki 40 yaş üstü erkeklerin cinselliğe bakış açısını, sertleşme sorunu (ED) olan erkeklerin cinselliğe yaklaşımları, cinsel hayatlarında ED''ye bağlı yaşanan sorunların ortaya çıkarılması amacıyla HTP Exclusive tarafından gerçekleştirilen araştırma sonunda önemli veriler elde edildi.

Çalışmaya 14 şehir ve 6 coğrafi bölgede 40-65 yaş arasında 1527 erkek dahil edildi. Türkiye Cinsellik Araştırması''nda 40 yaş üstü Türk erkeklerinin % 49''unda değişik derecelerde ED olduğu bulundu. Bunlardan % 26''sı hafif, % 17''si orta, % 6''sı da ağır ED şeklinde. Araştırmaya göre, ED oranı ve şiddeti yaşla beraber artıyor. Bölgelere göre ED sıklığına bakıldığında ise en yüksek oranlar, Orta Anadolu (% 58), Doğu-Güneydoğu Anadolu (% 57).

Araştırmaya göre Türk erkekleri için;

* Cinsellik “önemli” (% 94).
* Cinsel ilişkiyi daha çok erkek başlatıyor (% 70).
* Romantik ilişkinin tanımı “eş ile evde sessiz bir gece” (% 67).
* Sertleşme sorunu için kısa etki süreli ilaç kullanan erkeklerin % 72''si ilişkiyi önceden planlamak zorunda kaldığını belirtiyor.

Araştırmada ortaya çıkan en dikkat çekici sonuçlardan biri de Türk erkekleri için cinsel ilişkide önem verilen unsurlar;

* Cinsel ilişkini tatmin edici olması
* Ereksiyonu sürdürebilmek, kendine güvenmek, istenildiği zaman cinsel ilişkiye girebilmek

“% 49''UNDA SERTLEŞME SORUNU BULUNUYOR”

HTP Exclusive İcra Kurulu Üyesi Özlem Bulut toplantıda konu ile ilgili olarak şunları söyledi:
“Türkiye Cinsellik Araştırmasını 40 yaş üstü Türk erkeklerinde cinsel sağlıkla ilgili temel bilgileri toplamak amacıyla planladık. Sonuçlara göre bu yaş grubundaki erkeklerin % 49''unda sertleşme sorunu bulunuyor.”

Araştırmadan çıkan bir diğer önemli veri de “ED''li erkeklerde kısa etki süreli tedavilerin, yakınlık kurmak ve romantizm için yeterli zaman bırakmadığı” dedi.

EREKTİL DİSFONKSİYON (ED) YA DA SERTLEŞME SORUNU

Ülkemizde “sertleşme sorunu” olarak bilinen erektil disfonksiyon (ED), ereksiyon sağlayamama veya ereksiyonu cinsel birleşme için gerekli olan süre boyunca devam ettirememe durumunu tanımlıyor. Dünya Sağlık Örgütü''ne göre, yaklaşık altı aylık bir süre boyunca düzenli olarak cinsel fonksiyon bozukluğu yaşandığı takdirde durum ED olarak adlandırılabiliyor.

Bu rahatsızlığın yaşlanma sonucu ortaya çıkan ve tedavisi olmayan doğal bir süreç olarak kabul edilmesi veya durumdan utanılması nedeniyle birçok ED hastası doktora başvurmadığından, dünyadaki toplam ED hastası sayısı tam olarak bilinmiyor.

Hepatit B ve Korunma Yolları

Geçirildiğinde bazı durumlarda ciddi belirtilerle seyredebilen, bazen de kronikleşerek ciddi sağlık sorunları yaratabilen bir hastalık olan Hepatit B, aşı yoluyla hemen tümüyle önlenebilen bir hastalıktır.

Hepatit B enfeksiyonu, Hepatit B virüsünün (HBV) karaciğer dokusunda enfeksiyona yol açmasıyla ortaya çıkan bir durumdur. Virüs vücuda ilk kez girdiğinde şiddetli belirtiler ve sarılık yapabileceği gibi hiç bir belirti de vermeyebilir. Enfeksiyon sonrası seyir tam şifa ve ömürboyu süren bağışıklık olabileceği gibi kronikleşme ve kalıcı karaciğer hastalığına ve karaciğer kanserine dönüşüm de söz konusu olabilir.

Dünya Sağlık Örgütü hepatit B virüsünü insanda sigaradan sonra kanser yapan en önemli dış etken olarak değerlendirmektedir.

Hepatit B geçiren erişkinlerin %5-10'unda, çocukların ise %70'inde hastalık kronikleşir. Kronikleşen hepatit B enfeksiyonu karaciğer yetmezliği, siroz ve karaciğer kanseri riskini önemli oranda artırır. Ek olarak kronik hepatit B enfeksiyonu olanlar virüsü taşımaya devam ettikleri için hastalığı başta yakın temas halinde olduğu kişiler olmak üzere diğerlerine bulaştırmak için önemli bir kaynak teşkil ederler.

İlk enfeksiyon sonrası taşıyıcı durumuna geçmeyen şanslı bireylerde vücutta gelişen antikorlar hastalığa karşı ömürboyu bağışıklık sağlarlar ve bu bağışıklığı olanlarda kronik enfeksiyona bağlı riskler gerçekleşmez.

Belirtileri Nedir?

Virüs vücuda girdikten sonra 60-120 gün süren bir kuluçka dönemi sonrası belirti vermeye başlar. Hastaların yarısında hafif kırgınlık gibi hastalığa özgü olmayan belirtiler gözlenirken, diğer yarısında kas ve eklem ağrıları, başağrısı, bulantı kusma, yorgunluk, karaciğer bölgesinde ağrı gibi belirtilerle birlikte gözaklarında sararma, ciltte sararma, idrar renginde koyulaşma, dışkı renginde açılma ortaya çıkabilir.

Kimlerde Olur? (Risk Grupları)

Hepatit B enfeksiyonu damar yoluyla uyuşturucu kullananlarda, eşcinsel ilişkisi olanlarda, doktor, hemşire gibi sağlık personelinde, kanama bozukluğu nedeniyle sık sık kan ya da kan ürünü alanlarda, hemodiyaliz hastalarında diğer insanlardan daha sık görülür. Hastalığı taşıyan kişilerin yakınları da büyük risk altındadır.

Cinsel ilişki virüsün bulaşması için en uygun yollardan biridir ve bu haliyle hepatit B cinsel yolla bulaşan hastalıklar arasında da ön sıralarda yeralır.

Nasıl Bulaşır?

Hepatit B virüsünü taşıyan kişilerin kanlarında, tükrük salgılarında, spermaları (meni) içinde, vajinal salgılarında virüs yoğun olarak bulunur. Virüsün çok az bir miktarının bile bağışıklığı olmayan birinin kan dolaşımına geçmesi enfeksiyonu başlatmaya yeterlidir. Virüs ciltte, ağızda, genital bölgelerde gözle bile görülmeyen ufak çatlaklar bularak kişinin kan dolaşımına geçebilmektedir. Aynı kaptan yemek yiyen kişiler arasında ve iyi temizlenmemiş çatal-bıçak gibi malzemenin kullanılmasıyla da bulaşabilir.

Korunma

Hepatit B uygun aşılamayla önlenebilen bir hastalıktır. Bu yüzden ülkemiz de dahil olmak üzere tüm dünyada bu virüse karşı yoğun bir aşı kampanyası başlatılmıştır. Artık çocukların aşı takvimlerinde hepatit B aşısı rutin olarak yer almaktadır. Amaç, bir zamanların salgın hastalığı olan ve şu anda dünyadan silinmiş çiçek hastalığı gibi hepatit B hastalığını da sonsuza kadar silmektir. Sizin kolunuzdaki çiçek aşısı izini çocuğunuz taşımayacak. Belki onun çocuğu da hepatit B aşısı olmak zorunda kalmayacak.

Aşının içinde bulunan madde aslında virüsün bir parçasının "rekombinan" teknikle yani laboratuvar ortamında suni olarak üretilmiş şeklidir. Bu madde vücuda girdiğinde çoğalmaz ve enfeksiyon yapmaz, ancak yabancı bir madde olarak algılandığından özgün antikorlar üretilir. Bu antikorlar vücuda virüs girdiğinde virüsü hemen tanıyarak yokederler.

Aşı bazı kan ölçümleri yapılan ve bu ölçümlerle Hepatit B'ye karşı bağışıklığı olmayan ve virüs taşıyıcısı olmayan bireylere uygulanır. Şu anda güncel olan aşılama şemasına göre ilk dozdan bir ay ve altı ay sonra olmak üzere toplam üç doz uygulanır (bu şema değişebilir). Aşı bittikten belli bir süre sonra kanda virüse karşı antikor gelişiminin seviyesi ölçülür ve gerekli durumlarda bir doz daha uygulanır. Aşının beş yıl aralıklarla tekrarlanması önerilir.

Başta risk altında olanlar olmak üzere tüm bireyler Hepatit B'ye karşı aşılanmalıdır. Ailedeki fertlerden birinde taşıyıcılık olması durumunda tüm aile bireyleri aşılanmalıdır.

Hepatit B virüsü taşıyan biriyle temas edilmesi durumunda (cinsel ilişki, kan alınması esnasında iğne batması, ameliyat ekibinin eline iğne batması, aynı ortamda yakın ilişki içinde bulunmak gibi) aşısız olan kişiye temastan sonraki ilk 48 saat içinde koruyucu Hepatit B immun serumu uygulanır ve aşı başlanır.

Cinsel yolla bulaşan hastalıklar (CYBH)

Bu başlık altında toplanan hastalıklar iki insan arasında oluşan cinsel nitelikli yakın temasla bulaşan mikrobik (bakteri, virüs, parazitlere bağlı) hastalıklardır. Önceleri zührevi hastalıklar olarak anılan bu hastalıkların bir kısmı yanlızca genital bölgede belirtilere neden olurken (kadında vajinal akıntı, erkekte üretradan akıntı, heriki cinste genital bölgede ülser gibi), diğer bir kısmı tüm vücudu etkileyen genel belirtilere neden olurlar (frengi, hepatit B ve AIDS gibi).

Bu hastalıkların bir kısmı için en önemli bulaşma yolu iki insanın cinsel nitelikli yakın teması iken (genital siğil, herpes simpleks, vajinit gibi), diğer bir kısım hastalıklar cinsel yolla bulaşmaya ek olarak kan yoluyla (AIDS ve hepatit B'nin virüsü taşıyan kanın nakledilmesiyle bulaşması gibi, anneden bebeğine henüz doğmadan frengi bulaşması gibi) ve cinsel ilişki dışındaki yakın temasla da bulaşabilmektedir (anneden bebeğine doğum esnasında ya da doğum sonrasında emzirme ve bakım esnasında bulaşan genital siğil, herpes simpleks ve hepatit B gibi, aile içinde günlük yaşam koşullarının paylaşılması sonucu bulaşan hepatit B gibi).

Bu gruptaki hastalıkların bulaşması için heteroseksüel ilişki (kadın-erkek cinsel ilişkisi) koşul olmadığı gibi, bulaşma için gerçek cinsel ilişki olmaksızın enfeksiyonu taşıyan birinin genital bölgesiyle yakın temas bile hastalığı almak için yeterli olabilmektedir (genital siğil gibi). Cinsel yolla bulaşan hastalıklar tüm diğer bulaşıcı hastalıklar gibi bildirimi zorunlu hastalıklar grubunda yeralırlar.

Aşağıda anlatılacak hastalıkların çoğu için cinsel ilişki dışında da çeşitli bulaşma yolları mevcuttur. Bu yüzden bu hastalıklardan birine yakalanan kişinin partnerini, ya da partnerin hastalığa yakalanan kişiyi sadakatsizlikle itham etmesi haksızlık olabilir. Dahası CYBH'larda görülen belirtiler başka hastalıklarda da görülebilir ve yanlızca belirtilere dayanarak, tanı konmadan karşı tarafı suçlamak anlamsızdır.

Cinsel yolla bulaşan bir hastalığı olan kişinin hastalığın varolduğu zaman dilimi içinde ilişkide bulunduğu kişilere durumu bildirmesi ve bu kişilerin de kontrolden geçmeleri için uyarıda bulunması; tedavi bitene kadar, doktorun belirlediği süre içerisinde hiçbir cinsel aktivitede bulunmaması ya da doktorun izniyle prezervatif koruyuculuğu altında ilişkide bulunması partner(ler)ine ve topluma karşı en önemli sorumluluğudur.

CYBH başlığı altında toplanan hastalıklar

Gonore ve klamidyalara bağlı jinekolojik enfeksiyonlar: Gonore ve klamidya adı verilen iki ayrı bakteri türü, taşıyıcı erkekten kadına cinsel temasla bulaşarak kadının genital organlarında yaygın bir enfeksiyona yolaçabilmektedir. Pelvik enfeksiyon (Pelvic Inflammatory Disease-PID) adı verilen bu durum fallop tüplerinde tıkanmaya ve pelvis organlarında yapışıklıklara yolaçabilmekte, dahası yaygınlaştığında hayatı tehdid eden bir hastalık tablosu oluşturabilmektedir.

Erkeklerde "belsoğukluğu" adı verilen hastalıktan sorumlu gonore ve yine erkeklerde üretra (idrar boşaltım kanalının son kısmı) enfeksiyonlarına neden olan klamidya sıklıkla belirti vermeden bulunmakta, bazı durumlarda sperm ileten kanallarda daralmalara yolaçarak kısırlık nedeni olabilmektedir. Kadınlarda da tüplerin tıkanması ve genital organlarda oluşan tıkanıklıklar kısırlığa ve dış gebelik riskinin artmasına neden olmaktadır. Kadınlarda tüplerin tıkalı olması en önemli kısırlık nedenlerinden biridir ve en önemli nedeni cinsel yolla bulaşan bakterilere bağlı olarak gelişmiş pelvik enfeksiyonlardır. Kadında pelvik enfeksiyonlar belirtisiz seyredebileceği gibi sıklıkla akıntı ve kasıkağrısı şeklinde belirti verirler. Kadınların bu belirtiler konusunda duyarlı olmaları ve erken tedavi şanslarını yitirmemek için doktora başvurmaları önemlidir. Bu muayene kasıkağrısı ve akıntının pelvik enfeksiyona bağlı olup olmadığının saptanmasında ve erken tedavisinde önemlidir.

Genital ülser hastalıkları: Bu grupta yeralan hastalıklar cinsel yolla bulaşan ve erkek ve kadında genital bölgede ülser (yara şeklindeki lezyon) oluşumuyla belirti veren hastalıklardır. Bu grupta en sık Herpes Simpleks enfeksiyonu (genital "uçuk" hastalığı) ve sifiliz (frengi) görülür. Diğer genital ülser hastalıkları nispeten daha ender görülür (şankroid, lenfogranuloma venereum ve granuloma inguinale). Genital bölgede ülser behçet hastalığı, kanser, ilaç allerjisi gibi nedenlere bağlı olarak da görülebilir.

Herpes simpleks enfeksiyonu (genital bölgede "uçuk" hastalığı): Dudaklarda ve dudak çevresinde görülen uçuğa benzer lezyonların çok sayıda ve gruplaşmalar şeklinde ve çok daha şiddetli belirtilerle genital bölgede ortaya çıkmasıdır. Dudak uçuğuna yolaçan Tip 1 Herpes Simpleks virüsü (HSV 1) tarafından oluşturulabileceği gibi daha sık olarak cinsel temasla geçen HSV 2 tarafından oluşturulur.
Virüs bir kez vücuda yerleştiğinde belli dönemlerde tekrarlayıcı enfeksiyonlara yolaçar. İlk enfeksiyon oldukça ağrılı ve kaşıntılıyken, ikinci ve sonraki enfeksiyonlarda daha hafif belirtiler gözlenir.
Bu enfeksiyonun kadın açısından en önemli özelliği gebelik döneminin sonlarında ortaya çıktığında doğum kanalından bebeğe bulaşarak bebeğin hayatını tehdideden enfeksiyonlara yolaçma riski olması ve bu nedenle sezeryan ile doğum gerektirebilmesidir.

Sifiliz (frengi): Sifiliz etkeni olan bakteri (Treponema Pallidum) vücuda ilk girdiğinde kendini şankr adı verilen düzgün kenarlı ağrısız bir genital ülser şeklinde gösterir. Bu dönem hastalığın tedavisi için en uygun dönemdir. Tedavi edilmezse bu ülser 6-8 haftada kendiliğinden kaybolur ancak hastalık ilerlemeye devam eder ve belli bir süre sonra kendini çeşitli cilt döküntüleri, iç organ bozukluklarıyla gösterebilir. Bu dönemde de tedavi edilmezse bu belirtiler 4-12 hafta gibi bir zamanda kaybolur ve hastalık "iyileşmiş" izlenimi verir. Ancak belirtisiz geçen yaklaşık bir on yılın ardından hastalık kendini ciddi kalp-damar hastalıkları, nörolojik hasarlar ve diğer iç organ tutulmalarıyla gösterir.
Hastalığın her dönemde tedavisi mümkün olmakla beraber, ne kadar erken tedavi edilirse sekel ve organlarda kalıcı bozukluk bırakma riski o kadar düşer.

Kadınlar açısından sifilizin diğer önemli bir yönü erken gebelik döneminde hastalığa yakalanıldığında enfeksiyonun plasenta yoluyla bebeğe bulaşma ve doğacak olan bebekte çok ciddi anomalilere yolaçabilme riskidir.

Genital kondilomlar (genital siğiller): Human papilloma virus (HPV) adı verilen virüsün cinsel temasla genital bölgeye yerleşmesi sonucu oluşan değişik sayı ve büyüklükte kitlelerdir. Virüs vücuda yerleştiğinde zaman zaman tekrarlayıcı enfeksiyonlara ve yeni kitlelerin oluşmasına neden olur. Kadında erkeğe göre daha sık belirti verir. Kitleler mikroskopla tanınabilecek kadar ufak olabilecekleri gibi, çok sayıda kitlenin yanyana gelmesiyle adeta karnıbaharı andıran bir şekil alabilirler. HPV olağanüstü bulaşıcı bir virüstür ve gerçek cinsel birleşme olmaksızın yanlızca genital bölgelerin yakın teması ve hatta umumi tuvaletlerden bile bulaşabilir.

Kondilomların tedavisinde kitlelerin cerrahi yöntemle çıkarılması, koter yardımıyla yakılması ya da kriyoterapiyle dondurulması, ya da krem şeklindeki çeşitli ilaçlarla "eritilmesi" yöntemlerinden biri ya da birkaçı beraberce uygulanabilir. Burada amaç görünen lezyonların tümüyle ortadan kaldırılarak kitlelerin tekrar oluşma riskinin ve bulaştırıcılığın azaltılmasıdır. Ancak ne kadar iyi uygulanırsa uygulansın hiç bir tedavi yöntemi virüsü vücuttan tam olarak uzaklaştırmada etkili değildir.

Kondilomlara bağlı ortaya çıkan estetik problemler dışında HPV'nin en önemli özelliği virüsün bazı alttiplerinin kanserojen (kanser yapıcı) özelllikler taşımasıdır. HPV'nin çok sayıda alttipi arasından kondilom yapan Tip 6 ve Tip 11 dışında çoğu alttipin kanserojen özelliği vardır. Kanserojen özelliği olan alttipler genellikle kondilom yapmadan sessiz bir şekilde vücuda girerler ve hücrelerde kanserojen etkilerini başlatırlar. Bu virüsleri taşıyan erkeklerde penis kanseri oluşma riski, kadınlarda da serviks (rahimağzı) kanseri oluşma riski artmıştır.

En sık enfeksiyon yapan alttipler kanserojen etkileri olmayan ve daha çok kitle oluşumu şeklinde belirti veren 6 ve 11 tipleri olmasına karşın HPV tanısı konmuş bir bireyde diğer alttiplerin de sessiz bir şekilde bulunma riski yüksektir. Bu yüzden bu enfeksiyonu taşıyan erkeklerin üroloji uzmanlarının tavsiyesine göre hareket etmelerini, kadınların ise yıllık pap-smear incelemesine ek olarak serviksin mikroskop altında incelenmesine olanak veren kolposkopik incelemeden de geçmelerini uygun buluyoruz.

CYBH - Korunma

Cinsel yolla bulaşan hastalıklar (CYBH), özellikle nüfusu kalabalık olan şehirlerde daha önemli bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Çok çeşitli şehirlerden ve hatta ülkelerden, çeşitli kültürlerden gelen insanların fazlaca yaşadığı yerlerde elbette kaçınılmaz olarak bu tür hastalıklar daha fazla görülür.

Korunma yollarına girmeden önce bu hastalıkların çok kısa bir özetini yapmalıyız:

CYBH başlığı altında toplanan hastalıklar hayatı tehdid eden hastalıklar olabileceği gibi (AIDS ve Hepatit B gibi); hayati tehlikesi olmayan ancak kalıcı hasarlar bırakabilen hastalıklar (erkekte ve kadında kısırlığa neden olan enfeksiyonlar, özellikle kadında kalıcı ağrılar ve diğer jinekolojik belirtilere yolaçan enfeksiyonlar) şeklinde; ya da enfeksiyon süresince çok çeşitli belirtilere yol açan, kişiyi rahatsız eden ve daha sonra giderek hafifleyen seyir izleyecek şekilde olabilir (kadında vajinit ve bazı sistit türleri gibi).

CYBH'ler kadının anatomik özellikleri nedeniyle erkekten kadına daha kolay bulaşırlar. Hayatı tehdid eden enfeksiyonlar hariç, diğerleri genellikle kadınlarda daha kolay kalıcı hasar bırakırlar ve daha şiddetli belirtilere neden olurlar. CYBH'lerin bir kısmı kronik seyirlidir, yani bir kez bulaştıktan sonra hiçbir belirti vermese de vücutta enfeksiyon etmeni yaşamaya devam eder. CYBH'ler arasında virüslere bağlı oluşanlar için henüz kesin etkili bir tedavi şekli geliştirilememiştir.

Tüm bu özellikleri nedeniyle CYBH'ler önemli bir sağlık sorunudur ve bu konuda bilgisi olmayanları daha kolay "vurur".

Korunma

Cinsel yolla bulaşan hastalıklardan bireysel düzeyde korunmanın en etkili yolu hastalık riski taşıyan şüpheli kişilerle (hayat kadınları, hayat kadınlarıyla birlikte olduğu bilinen kişiler, çok sayıda partneri olan ya da olmuş kişiler) ilişkiye girmekten kaçınmaktır.

Ancak unutulmamalıdır ki bariz olarak şüpheli olmayan biriyle beraber olunduğunda da hastalık bulaşabilir. O yüzden ikinci basamak, hakkında bilgi sahibi olunmayan bir kişiyle, ne kadar "temiz" görünürse görünsün, ilişkide prezervatif kullanmaktır.

Prezervatifler arasında lateks yapılı olan ve spermisit içerenler tercih edilmelidir (spermisitlerin aynı zamanda mikroorganizmaları etkisiz hale getirebilme özellikleri de bulunmaktadır). Prezervatif bir kez kullanılmalı ve ilişki sonrası çıkartıldıktan sonra poşete koyularak atılmalı ve eller sabunlu suyla yıkanmalıdır.

Prezervatif kullanımı yıllar boyu erkeklerin tekelinde ve inisiyatifinde kalmıştır. Son yıllarda ise kadınların kullanımına uygun olarak geliştirilen prezervatifler Amerika'da ve bazı Avrupa ülkelerinde (iki yıldır ülkemizde de) kullanılmaya başlanmıştır.

Ne kadar etkili korunma olursa olsun cinsel yolla bulaşan hastalıklar açısından herkes risk altındadır. Bu hastalıkların çoğunda erken tanı ve tedavi hem kişinin sağlığının tekrar oluşturulması, hem de hastalığın daha çok bulaşmasının engellenmesi açısından önemlidir. Her bireyin CYBH grubunda yeralan hastalıkların genel belirtilerini bilmesi ve aşağıdaki belirtilerden bir veya daha fazlası olduğunda çekinmeden doktora başvurması önemlidir.

 
cinsel bilgiler sağlık bilgileri seks dersleri. Citrus Pink Blogger Theme Design By LawnyDesignz Powered by Blogger