Cinsel Bilgiler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Cinsel Bilgiler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

İleri Yaşlarda Cinsel Güç

8 Ekim 2009 Perşembe

Orta yaşlardaki erkeklerde, adet kanaması kesilen kadınlardaki gibi cinsel alandaki değişiklik fazla belirli değildir. Normal olarak husye canlılığının azalmasıyla sperm yapımında da azalma görülür. Bu elli yaşları içinde olur.

Fakat bu, cinsel isteklerin eksileceği anlamına gelmez. Tersine, cinsel istekler daha da kuvvetlenebilir ve altmış, hatta yetmiş yaşlarına kadar sürebilir. İkinci bölümde belirtildiği gibi, cinsel istekler ruhsal ve bedensel uyarılmalarla ortaya' çıkar ve sertleşmeyi olanaklı kılar. Sperm yapımındaki azalmaya karşın, boşalma olabilir, çünkü meni sıvısının dörtte üçü prostat bezi tarafından salgılanmaktadır.

Daha önce de belirtildiği gibi iktidar, ne vücut gücüne bağlıdır, ne de yaşın ilerlemesi oranında azalır. Fakat erkeğin yaşlanması, kırk yaşlarında kolayca ruhsal iktidarsızlığa götürebilir. Bu, sayısız örnekle kanıtlanabilir.
Biz burada birkaç örneğe göz atalım: Asıl etken yaşlanmanın bilincine varmaktır. Erkek kırk yaşına gelmiş, yaşamının yarısını geride bırakmıştır.

Birden sağlığı ile daha yakından ilgilenmeye başlar. Kendisine kalan yetenekleri en iyi şekilde değerlendirmeye çalışır. Bunun sonucunda da cinsel birleşimi izleyen bitkinliğe karşı alınganlasın Şimdi pozisyonları daha dikkatli seçmelidir. Fakat bilgisizliği veya inatçılığı nedeniyle yönetici rolü sürdürmekte ısrar eder. Amacına olanaklı olduğu kadar az çaba göstererek ulaşmak ister.

Fakat hayret edilecek kadar çabuk yorulur. Çünkü boşalmaya gayret ettiği için sinirleri gerilmiştir. Bu durumu gidermek için kendi kendini kontrol etmeye çalışır. Fakat bunda ne kadar çaba gösterirse, boşalma da o kadar gecikir. Erkek kendi kendine olan güvenini yitirir ve sonunda cinsel yaşamdan elini eteğini çeker.

Boşalmanın sadece bölgesel uyarılmaya değil, ruhsal heyecanlanmalara da bağlı olduğunu anımsayalım. Cinsel heyecan gecikirse, boşalma da gecikir ve iktidarsızlığı doğurur. Orta yaşlarda aşırı uyarılmalardan kesinlikle kaçınılmalıdır.

Erkek kırkına geldiği zaman, yorgunluğunun yalnızca cinsel devinim sonucu olmadığını düşünmelidir. Sadece cinsel duyguları doğal yoldan uyandığı zaman, cinsel ilişkide bulunmalıdır. Kendi kendisini zorlamak ve cinsel duygularının uyanması için beynini uyarmakla akılsızlık etmiş olur. Fakat duygular doğal yoldan uyandığı zaman erkek yaşını unutmalı ve tıpkı gençliğinde olduğu gibi zevkin tadını tam anlamıyla çıkarmalıdır. Bu, değişimi durduracak ve erkeği ruhsal ve bedensel bakımlardan doyuma ulaştıracaktır. Cinsel yaşam orta yaşlarda dizginlenmemelidir.

Bununla birlikte, orta yaşlardaki erkekler, kendi sınırlarını bilmelidir. Kırk yaşlarında cinsel ilişkiyi dört günde bir, elli yaşlarında ise haftada bir kezden fazla yapmak pek doğru değildir. Bunlar birtakım sınırlardır. Fakat, mutlak bu sınırlara uymak gerekmez. Özellikle bunlara sıkı sıkıya uymak, bazen büyük bir hata bile olabilir.

Başka bir sorun da eşlerin farklı yaşlarıdır. İki, üç yaş fark pek bir şey değildir. Fakat aradaki fark beş veya on yaş ise, bu durumda erkek kırkına veya ellisine gelmiştir, oysaki kadın ancak otuzunda veya tam kadınlığının en verimli yaşındadır. Gururu yüzünden veya kendisini buna görevli saydığı için erkek, eşini tatmin etmeye çalışır. Kadın, doymak bilmeyen isteklere sahip olabilir ve erkek gitgide azalan gücünden dolayı umutsuzluğa kapılır.

Benim önerim şudur: Bu durum, acı bir gerçek şeklinde ortaya çıkmadan önce, eşler eskiden uyguladıkları pozisyonları bırakıp kadının yukarda olduğu veya yan pozisyonları yeğ tutmalıdır. Bu pozisyonlar, kadını yönetici role geçirir ve onu orgazma ya da benzeri şekilde doyuma ulaştırmaya götürür.

Ancak bu şekilde, gerek erkek, gerekse kadın mutluluklarını ayakta tutabilir. Birleşimden önceki okşamalar bu yaşlarda gitgide daha çok değer kazanır. Okşamalar yalnızca biraz sonraki kısa birleşim sırasında kadının orgazma ulaşmasını kolaylaştırmakla kalmayacak, birleşme olmasa bile kadının tatmin olmasını sağlayacak, hiç değilse onun gerilimini giderecektir. Erkek, evliliğin ilk yıllarında kuvvetli, ihtiraslı okşamalara -dış cinsel organları ağız yoluyla uyarmak ve vaginanın parmakla uyarılması- eşini alıştırdığında büyük hata işlemiş olur. Bu kozu, sıkıda kaldığı zaman kullanmak üzere saklamalıdır.

Erkek Çocuklar Kız Çocuklarından Neden Farklıdır

7 Ekim 2009 Çarşamba

NİÇİN ERKEK ÇOCUKLAR ” KIZLARDAN FARKLIDIR?
Çocuğun soracağı ilk sorulardan biridir bu. Cevap, soruyu soran çocuğun cinsi­yetine göre değişik olacaktır. Bir kız ço­cuğuna “kızlar daha sonra dünyaya be­bek getirecekleri için bu şekilde yaratıl­mışlardır” şeklinde bir cevap yerinde olur. Böylece, dişi cinsin görevi de belir, tilecektir. Gene bu şekilde, küçük kız­ların, erkeklerinki gibi bir üreme organı­na sahip olmamaktan doğabilecek kompleksleri yok edilebilir. Gerçekten de, kızlar, gerek aile içinde, gerekse toplumda erkeklere daha çok önem ve­rildiğini hissettiklerinden sürekli olarak bir aşağılık duygusunun etkisindedirler.
Kızlar daha çok küçük yaştan erkek ço­cukların ailedeki önemini farketmekte, erkek çocukların cinsiyet organlarına çok kere kulağa hoş gelen isimler takı­lırken, kendininkilere böyle bir şey ya­pılmadığını görmektedirler. Böylece, küçük kızlar, erkeklerde olan ve onları kendilerine bu derece üstün kılan “şey” in eksikliğini duymanın kompleksiyle büyümektedirler. Bu durum, erkek çocuk beklerken kızları olan ailelerde, ya da erkek kardeşinin kendine tercih edil­diğini hisseden kızlarda daha belirgin olmaktadır, öyleyse, kız çocuğun, ha­yatta dişi cinse büyük ve önemli görev­ler düştüğünü bilmesinde, öğrenmesin­de büyük yarar olacaktır. Anne, çocuğuna kendi aşağılık duygu­larını yansıtmamak için çaba gösterir, küçüklüğünden beri edindiği yanlış fi­kirlerden kurtularak kadınların önemine önce kendi kendini inandırırsa iş kolay­laşacaktır.
Freud okuluna bağlı psikanalistler iki cins arasındaki farklılıktan yakınan kız çocuklarına şu açıklamanın yapılmasını önerirler: “Evet erkek çocukların üreme organları değişik, ama büyüdüğünüz zaman sizin de göğüsleriniz olacak”. Bu, yanlış bir davranıştır. Doğru olan, kızlarla erkekleri yarışma düzeyine so­kup aralarında rekabet yaratmak değil, kız çocuğuna ondaki iyi ve güzel şeyleri göstermek, kadın cinsinin kendine özgü niteliklerinden söz etmek, ve özellikle ona, erkek kardeşine gösterilen özen, ilgi ve sevecenliği eksiksiz olarak gös­termektir. Kız çocuklarının erkeklerden, niçin farklı olduklarını soran bir erkek çocuğa ise verilecek cevap ayrı olacak­tır. Ona kızların ileride çocuk doğurma­ları gerektiği için değişik yapıda olduk­ları, söylenebilir. Yetişkinler arasında da kadınların erkeklerden, annelerin baba­lardan farklı oldukları şeklinde örnekler verilebilir. Erkek çocuklar, erkeklik or­ganlarının doğuma ne katkısı olacağını sorabilirler. Bu durumda onıara doğanın cinsler arasında farklar bıraktığını, kız­ların ve erkeklerin cinsiyet organlarının doğuştan böyle olduğunu, kadınların dünyaya bebekler getirebilmek için bir delikleri olduğunu açıklamak gerekir. Çocuk belki de, “öyleyse senin de var, göster bakalım” diye üsteleyecektir. Onun bu merakını tatmin etmek yerin­de olmaz. O zaman, durumu idare yo­luna gitmeli ve gülümseyerek böyle bir şeyin yapılmayacağını söyleyip, “Sen beni soyunup banyo yaparken hep gö­rüyorsun ya!” şeklinde bir cümleyle geçiştirilmelidir.
İzlenebilecek diğer bir yol da çocuğa soyunuk bir kız çocuğunu göstermek olabilir. Yalnız böyle bir yol tutuldu­ğunda herşeyin çok doğal bir şekilde geçmesine, çocuğun kendisine ders ve­rildiğini hissetmemesine dikkat edilme-fidir.
Böyle durumlarda erkek çocuğa kızkar-deşini göstermek olağandır. Kızkardeşin bulunmadığı ailelerde ise ona başka bir kız çocukla beraber banyo yaptırma fır­satı yaratılmalı, fakat kızı ilk defa çıplak gördüğü anda hemen ikisi arasındaki farkı söylemekten mutlaka kaçınılmalı­dır. Çocuğun “Karşımda erkeklik organı kesilmiş bir erkek çocuk var, onu bana gösterip beni avutmaya çalışıyorlar” şeklinde yanlış bir fikre saplanıp, bu so­run üzerinde merak duymasına engel olmak ve iki cins arasındaki farklılığı kendi kendisine ve yavaş yavaş farketmesini beklemek en doğru davranış ola­caktır.
Çocuğun sorularını cevaplarken büyük­lerin davranışları kadar ses tonlarının da doğal olması gerekir. Çocuk, cinsellik konusunda hiç bir soru sormuyorsa, bu onun bu konularla ilgilenmediği anla­mına gelmez. Bu durgunluğun nedeni çok kere, onun yakışıksız bir soru sor­maktan çekinmesi veya daha önce baş­ka birine bu alanda sorduğu bir sorunun yarattığı şaşkınlığı yenilemek istememe­si olabilir (çişini yaparken ya da hayvan­ların çiftleşmesini seyrederken bahçe­deki herhangi birine sorduğu soruya uy­gunsuz bir cevap almış olabilir). Böyle durumlarda, çocuğu çekinmeye zorla­yan nedenleri bulmak ve onun soruları­nı cevaplayarak merakını gidermek ge­rekir.

Cinsiyet Organları

6 Ekim 2009 Salı

Cinsel organlar anatomisini kısaca hatır­latalım.
* Erkekte: cinsel organlar penis (kamış) in altındaki bir torbada yer alan yumur­ta biçimli iki erbezinden (ya da erkek gonaddan) meydana gelir. Sol erbezi genellikle sağ erbezinden biraz daha aşağı iner. Erbezinden meni yolları çı­kar. Üretilen meniyi dışarı atmaya yara­yan bu yollar erbezi üstü kanalıyla onu izleyen meni kanalından meydana gelir. Meni kanalları meni kesecikleriyle bir­leşme noktasında fışkırtıcı bir nitelik ka­zanırlar; daha sonra prostattan geçerek siyeke açılırlar. Siyek ise penisin için­den geçer ve burada süngersi doku tara­fından çevrelenir.
• Kadında: cinsel organlar leğen boşluğuna yerleşmiş olan ve yumurtacık üre­ten iki yumurtalıktan meydana gelir. Geniş bir huniye benzeyen paviyon ta­rafından alınan yumurtacıklar, daha son ra Fallop borusuna girerler ve bu boru boyunca dölyatağına doğru yol alırlar. Dölyatağı kastan yapılma bir organdır. Döllenmiş yumurta gelişim boyunca bu­rada barınır ve gelişmesi tamamlanınca dışarı atılır. Dölyatağı ters bir koni biçi­mindedir. Gövde, kıstak (boğum) ve boyun adlarını taşıyan bölümlerden olu­şur. Boyun yassı bir borudan meydana gelen dölyoluna açılır. Dölyolu ise dışa­rıda vulva ile sona erer. Ortasında vestibül adını taşıyan çukur bir bölüm yer alan vulva, kadının dış üreme organını meydana getirir. Siyek ve dölyolu bu vestibüle açılır. Vulva her iki yandan yanyana iki geniş deri kıvrımıyla sınırla­nır. Bunlar küçük dudakları örten büyük dudaklardır. Büyük dudaklar önde venüs tepesi üzerinde birleşirler. Küçük dudaklar da birleşerek klitoris (bızır) başlığını oluştururlar. Dölyolu ağzının iki yanında yer alan ve Bartholin bezleri olarak adlandırılan fa­sulye iriliğinde iki küçük bez ise, cinsel ilişkileri kolaylaştırmaya yarayan kayganlaştırıcı bir salgı salgılarlar.

Kadınlarda Döl Yatağı

Dölyatağı (uterus), aşılanmış yumurtacığın içinde büyüdüğü ve büyüme tamamlandığında dışarı atıldığı organdır.

Yeri

Dölyatağı, leğen içinde ve beden orta çizgisi üstünde, sidik torbasının arkasında, göden barsağının önünde, dölyolunun üstünde, ince barsaklarla sigmamsı kalın barsağm altında yeralır.

Biçimi ve Dış Görünüşü

Önden arkaya basık bir koni biçimindedir; koninin tabanı yukarda, kesik tepesi aşağıdadır.

Ortasının biraz altında, «isthmus» adı verilen bir darlık bulunur. İsthmus, dölyatağını iki bölüme ayırır:

— yukarda kalan dölyatağı gövdesi (corpus uteri);

— aşağıda kalan dölyatağı boynu (cervix uteri). Dölyatağı gövdesi, önden arkaya fazlaca basıktır; iki yüzü (ön ve arka), üç kenarı (iki yan, bir üst) ve iki yan köşesi vardır (dip ile yan kenarları birbirine bağlarlar). Yan köşelerin tepesinden döl yatağı boruları, önlerinden yuvarlak bağlar, arkalarından yumurtalık özel bağları doğar.

Dölyatağı gövdesinden daha dar olan dölyatağı boynu, orta bölümü genişçe bir silindir biçimindedir. Leğen boşluğunun iç bölümünde, dölyatağı gövdesinin altında yeralır. Dölyolunun içinde yuvarlak bir çıkıntı yaparak (dölyolu içi parçası) leğen boşluğu dışına uzanır. Bu parçanın tepe bölümünde yeralan dölyatağı boynu dış deliği, dölyatağı boşluğu ile bağlantı sağlar. Dölyatağı boynunun bu iki parçasını (dölyolu içi parçası ve dölyolu üstü parçası), dölyolunun dölyatağı boynuna yapışma yeri olan vfe alttan öne doğru eğik bir çizgi biçimindeki ara parça ayırır. Boynun doğurmamış, bir kez doğurmuş ve birden çok kez doğurmuşlardaki biçimi farklıdır. Hiç doğurmamış kadınlarda, dölyatağı boynu kaygan ve serttir. Ortasındaki dölyatağı boynu dış deliği, küçük, yuvarlak ve düzgündür. Doğum sayısına göre boyun gevşer, delik genişler ve kenarlardaki çentikler çoğalır.

Leğen ve apışarası yapısı normal kadınlarda (ayakta), göden barsağı ve sidik torbası boşken, dölyatağı öne eğik, yataya yakın biçimde durur. Buna «öne yatıklık durumu» denir.

Öte yandan, dölyatağı boynu ve gövdesi aynı eksen üstünde yeralmaz, öne doğru 100-120°’lik geniş bir açı oluştururlar. Buna da «öne büküklük durumu» denir.

Özetlersek, dölyatağı normalde öne yatık ve öne bükük durumdadır.

Ama bazen, dölyatağı göden barsağına doğru geriye eğik biçimde de olabilir. O zaman «arkaya yatık durumda» olduğu söylenir.

Oldukça ender raslanan bu özel görünüm, bir rahatsızlığa yolaçmaz.

Büyüklüğü ve Ağırlığı

Doğurmamış kadınlarda, dölyatağının boyu ortalama 6,5 sm’dir. Bunun 3,5 sm’i gövde, 2,5 sm’i boyun, 0,5 sm’i isthmus içindir.

Dölyatağı gövdesinde genişlik 4 sm, dölyatağı boynundaysa 2,5 sm kadardır. Kalınlık, dölyatağının her yerinde ortalama 2 sm’dir.

Birden çok kez doğurmuş kadınlarda, uzunluk 7-8 sm arasında değişir (5-5,5 sm gövde; 2-2,5 sm boyun); genişlik gövdede 5 sm, boyunda 3 sm’dir. Kalınlık, ortalama 3 sm’dir. Dölyatağının ağırlığı, hiç doğurmamış kadınlarda 50 gr, birden çok kez doğurmuş kadınlarda 70 gr’dır (ortalama).

Rengi ve Kıvamı

Esnek ve katı kıvamlıdır; rengi koyu pembedir.

Tutunma Araçları

Dölyatağı, yumurta hücresinin içinde büyüdüğü organdır. Gebelik sırasında, bu organın hacminde yüzde 100 oranında bir artış olur. Büyüme, özellikle dölyatağı gövdesindedir; dolayısıyle, bu parçanın elden geldiğince serbest kalması gerekir.

Dölyatağı gövdesine bağlanan tutunma araçları

Bunlar, yalnızca doğrultuyu sağlamaya yarayan zayıf bağlardır.

Yuvarlak bağlar

Bakışımlı 2 bağdır (sağ ve sol); dölyatağının üst köşelerinden, kasık kanalı yoluyla çatı kemiğine kadar uzanırlar. Dölyatafinin üst köşelerinin, ön bölümünden ve dölyatağı borusunun biraz altından başlar, öne ve dışa doğru ilerleyerek geniş bağın ön kanatçığını oluştururlar. Kasık kanalını geçtikten sonra, çatı kemiği çıkıntısı ve çatı kaynağının ön bölümünde, Venüs tepesi bölgesinde ve büyük dudakların yağlı gevşek bağdokusunda sonlanırlar. Bağdokusundan ve çizgisiz kas liflerinden yapılmış olan yuvarlak bağlar, dölyatağmı öne yatık durumunda, sidik torbası üstüne yatık biçimde tutmaya yararlar. Pek dayanıklı değillerdir, gerginliklerini kolayca yitirirler.

Geniş bağlar

Dölyatağının her iki yanında yeralan 2 geniş bağ, organın yan kenarlarını leğen çeperine birleştirirler. Karın zarının, ön ve arka yaprakçıklarının birleşmesinden oluşurlar. İnce ve gevşek yapılıdırlar; dölyatağını bütün hareketlerinde izlediklerinden, tutunmada önemli rol oynamaz, yalnızca yan hareketleri sınırlarlar.

Dölyatağı boynuna bağlanan tutunma araçları

Dölyatağı gövdesinin tersine, boyun parçasının tutunma araçlarını oluşturan bağlar, bağdokusundan ve düz kaslardan yapılmış, oldukça sıkı ve sağlam bağlardır; kuyruk sokumu kemiğinden çatı kemiğine kadar gerilmişlerdir. Dölyatağı boynunu dolaşan bu bağlar, dölyatağının bir hamak gibi asılmasını sağlarlar.

Bu bağdokusundan askı, dölyatağı boynu çevresinde bir haç biçiminde birleşmiş üç öğeden oluşur.

Arkada, kuyruk sokumu kemiğinin ön yüzünden başlayan bir çift bakışımlı dölyatağı kuyruk sokumu bağı, göden barsağını dolaştıktan sonra, dölyatağı boynunun ve dölyolu kubbesinin arka tarafına yapışırlar. Karın zarını kabartarak, aralarında kalan Douglas çıkmazını sınırlarlar.

Önde çatı kemiği sidik torbası, dölyatağı bağları, bir yanda sidik torbası, dölyatağı boynu, öte yanda sidik torbası-çatı kemiği arasında gerilmişlerdir; dölyatağı-kuyruk sokumu bağlarından daha dayanıksızdırlar..

Yanda dölyatağını örten karın zarı yaprakları, dölyatağı boynunun yan bölümlerinden çatı kemiği çeperine uzanırlar. Damarları çevreleyen, bağ-dokusu ve düz kas lifleri içeren kalınlaşmış bir dokudurlar.

Dölyolu ve apışarasma tutunma araçları

Dölyatağma asıl destek olma işini, dölyolu ve apışarası kasları yapar. Daha önce, dölyatağı gövdesinin sidik torbası üstüne yatık biçimde yerleşmiş olduğunu görmüştük. Sidik torbasının tabanı, yukarı ve geriye yatık olarak dölyolu üstünde durur.

Dölyolu, çevresine apışarası kasları aracılığıyla tutunmuştur. Bunların başlıcaları, makat kaldırıcı kası ve akzar derin tabakasıdır.

Bu üç tutunma sistemi (bedene bağlama, dölyatağı boynuna asılma, apışarasından desteklenme), birbirleriyle ilişkilidir. Bunlardan birinin bozulması, dölyatağının düşmesine neden olur. Doğumlar da bu bağları (özellikle, asıl tutunmayı sağlayan dölyolu ve apışarası sistemleri) zayıflatarak, dölyatağının normal konumunun bozulmasına yolaçarlar.

Anatomik Komşulukları

İki bölüm halinde incelenir:

— dölyatağı gövdesi ile dölyatağı boynunun üst bölümünü kapsayan ve leğen boşluğunda yeralan dölyolu üstü parça;

— dölyatağı boynunun alt parçasını kapsayan, leğen boşluğu dışında yeralan dölyolu içi parça.

Dölyolu üstü parça

Ön yüzü, sidik torbasının arka alt yüzü üstüne yerleşmiştir.

Arka yüz, karın zarıyla örtülüdür; Douglas çıkmazına ve göden barsağına komşudur. Bu parça, karın zarı aracılığıyla, sigmamsı kalın barsak ve ince barsaklarla komşuluğunu sürdürür.

Yan kenarları, üstte geniş bağlarla, aşağıda geniş bağların tabanlarını oluşturan karın zarı yapraklarıyla (parametriumlarla) komşudurlar. Bu karın zarı tabakası içinde ilerleyen dölyatağı atardamarı, dölyatağı boynuna yaklaşır ve sidik torbasına doğru inerken sidik borusunu çaprazlar.

Dölyolu içi parça

Dölyatağı boynunun dölyolu içinde kalan parçasıdır; bütünüyle geriye bakar.

Dölyolundan, dört bölümden oluşan halka biçiminde bir çıkmazla ayrılmıştır: Bu bölümlere, dölyolu çıkmazları (forniksleri) denir :

— ön çıkmaz : Çok küçüktür;

— arka çıkmaz: Daha derindir; Douglas çıkmazıyla komşudur; dölyolundan, yalnızca arka çeperle ayrılmıştır;

— yan çıkmazlar: İki tanedirler; önden arkaya doğru derinleşirler.

Dölyolu içi parça, dölyolu aracılığıyla önde sidik torbası tabanıyla, yanda sidik borularıyla, arkada göden barsağıyla komşudur.

İç Yapısı

Dölyatağının iç bölümünde, önden arkaya doğru, basık biçimde, dar bir boşluk vardır. Bu boşluk, isthmus düzeyinde, bir darlıkla ikiye ayrılır. Dölyatağı gövdesi boşluğu; dölyatağı boynu boşluğu.

Dölyatağı gövdesi boşluğu, üç köşelidir; ön ve arka yüzleri birbirine değer. Tabanı dölyatağı dibine uyar. Dış üst iki köşedeki iki delik, dölyatağı borularının dölyatağına açıldığı deliklerdir. Gövde boşluğunun tepesi, dölyatağı boynu kanalıyla birleşir. Dölyatağı boynu kanalı, önden arkaya basık olarak, iğ biçimindedir. İki yüzü (ön ve arka) üstünde, ortada bulunan ve uzunlamasına yeralan bir çıkıntı üstünde, aşağıdan yukarıya ve içten dışa doğru hurma ağacı yaprakları biçiminde kıvrımlar görülür; buna «yaşam ağacı» (plica palmatae) adı verilir. Dölyolu boşluğuna açılan alt uca, dölyatağı deliği adı verilir.

Dölyatağı boşluğunun boyutları

Doğum yapmamış kadınlarda ortalama 5,5 sm dir. Bunun 2,5 santimetresini gövde, 2,5 santimetresini boyun, 0,5 santimetresini isthmus oluşturur. Doğum yapmış kadınlarda, uzunluk 6-6,5 sm arasında değişir; 3,5 sm gövde, 2,5 sm boyun, 0,5 sm isthmus.

Dölyatağının yapısı

1 santimetre dölyatağı çeperi, üç tabakadan yapılmıştır : Dıştan içe doğru, karın zarından oluşan seroza tabakası (tunica serosa); kas tabakası (miyometriyum); mukoza tabakası (tunica mucosa).

Seroza tabakası ya da karın zarı

Dölyatağının ön ve arka yüzlerini saran karın zarı, arka tarafta dölyolunun da üstünü örterek, Douglas çıkmazını oluşturur ve göden barsağına atlar. Ön tarafta, isthmus düzeyine kadar geldikten sonra, sidik torbasının üst-arka yüzünü örter.

Kas tabakası (miyometriyum)

Bu tabaka, dölyatağı gövdesinde ve boyunda farklıdır.

Gövdede düz kaslar, üç tabaka halinde sıralanmıştır: Dış tabaka uzunlamasına, orta tabaka çaprazlamasına, iç tabaka değirmi liflerden yapılmışlardır.

Kas tabakası, dölyatağı boynunda daha az kalındır; iki tabakadan oluşur. Uzunlamasına demetlerden oluşan iç tabaka; çapraz demetlerden oluşan dış tabaka.

Mukoza tabakası

İnce bir tabakadır. Dölyatağı gövdesi mukozası (ya da andometriyum), bütün bölgeyi kapladıktan sonra, belirgin bir sınır oluşturmaksızm dölyatağı boynu ve dölyatağı boruları mukozalarıyla devam eder. Dölyatağı mukozası, iki kattan oluşur:

— «alt tabaka» adı verilen derin tabaka : Bu bölümde, âdet çevrimi sırasında değişiklik olmaz;

— yüzeysel tabaka : İşlevsel bir tabakadır; âdet çevrimi sırasında değişiklikler geçirir ve âdet kanaması sırasında dışarı atılır.

Dölyatağı boynu mukozası, salgı epiteli türündedir; silindir biçimi hücrelerden yapılıdır ve âdet çevrimi sırasında fazla değişiklik geçirmez.

Damar ve Sinirler

Atardamarlar

Dölyatağının başlıca atardamarı, kendi adını taşıyan dölyatağı atardamarıdır; yumurtalık atardamarıyla ve yuvarlak bağ atardamarıyla ağızlaşmalar yapar.

Dölyatağı atardamarı, kalça iç atardamarından doğar. Önce sidik borusuyla birlikte, leğen çeperinden aşağı iner ve yön değiştirerek öne doğru ilerler; sonra enine olarak içe, dölyatağı boynum doğru bükülür. Orada, sidik torbasına doğru gitmekte olan sidik borusunu çaprazlar. Dölyatağı boynuna geldiğinde, yeniden yukarı ve öne bükülür, dolambaçlar oluşturarak dölyatağının yan kenarlarına ilerler. Yolu boyunca, önce dölyatağı boynuna, sonra da dölyatağı gövdesine birçok dal veren dölyatağı atardamarı, organın köşe bölgesinde üç dala ayrılarak sonlanır. Bu dallar şunlardır:

— dip atardamarı: Dölyatağı gövdesini kanlandırır;

— yumurtalık iç atardamarı: Yumurtalık atardamarıyla ağızlaşarak yumurtalığa gider;

— dölyatağı borusu iç atardamarı: Dölyatağı borusuna gider.

Dölyatağı atardamarı, dölyatağı boynuna varmadan da dallar verir. Bunların içinde en önemlisi, sidik borusuyla çaprazlaşmasından sonra doğan döl yatağı boynu dölyolu atardamarıdır. Oldukça geniş bir damardır; dölyatağı boynunu ve dölyolunun üst parçasını kanlandırır.

Toplardamarlar

Dölyatağının toplardamarları, dölyatağının kenarlarında bulunan zengin dölyatağı damar ağlarına dökülür. Yumurtalık toplardamarlarıyla ağızlaşan bu damar ağları, atardamarlara benzer biçimde, dölyatağı toplardamarları aracılığıyla iç kalça toplardamarlarına dökülürler.

Lenf damarları

Mukoza, kas ve seroza tabakalarından gelirler ve dölyatağının yan kenarları boyunca uzanan, birbirleriyle çok bağlantılı 2 ağ halinde toplanırlar :

— ana toplayıcı lenf damarları gövdesinin, böbrek sapına kadar alt ana toplardamar ve aort örründeki lenf düğümlerine doğru çıktığı dölyatağı gövdesi aği;

— ana toplayıcı lenf damarları gövdesinin, kalça dış lenf düğümlerine (özellikle, Leveuf ve Godard düğümüne) döküldüğü dölyatağı boynu ağı.

Sinirler

Bütün dölyatağı sinirleri, sempatik ve parasempatik liflerden oluşan leğen sinir ağından gelirler. Dölyatağının sinir lifleri, 2 sap halinde toplanabilir :

— dölyatağı boynu ve isthmus için bir sap;

— dölyatağı gövdesi için bir sap.

Kadınlarda Dış Üreme Organı

Kadın dış üreme organı (vulva), şunlardan oluşur :

— Venüs tepesi;

— büyük ve küçük dudaklar;

— sertleşici organlar (özellikle bızır ya da klitoris);

— Bartholin bezleri.

Yeri

Kadın dış üreme organı, uylukların iç yüzleri arasında yeralır; makatın yaklaşık 3 sm önünde, çatı kaynağının önünden arkasına uzanır.

Biçimi ve Yapısı

Kadın-doğum muayene masasına yatmış bir kadında, dış üreme organı, oval bir çıkıntı gibi görünür; dikine büyük ekseni önde Venüs tepesinde, arkada makatta sonlanır. Bu oval çıkıntı, ortasındaki bir yarıkla, 2 yan deri kıvrımına (büyük dudaklar) bölünür. Büyük dudaklar aralanırsa, 2 başka kıvrım (küçük dudaklar) görülür. Küçük dudaklar önde bızırı çevreleyerek, arkada dış üreme organı arka birleşeğini oluşturarak birbirleriyle birleşirler. Küçük dudakların arasında, dölyolunun açıldığı bir alan görünür: Döfyolu girişi.

Çeşitli Bölümleri

Venüs tepesi

Dış üreme organının önünde, ortada, geniş, yuvarlağımsı bir çıkıntıdır. Yukarda karın çeperiyle birleşir; aşağıda büyük dudaklarla devam eder. Yanlarda kasık kıvrımlarıyla sınırlıdır. Ergenlik çağından sonra, üstü kıllarla kaplanan bir yağ dokusu tabakasının, bu bölümdeki deriyi kabartmasından oluşmuştur.

Dudaklar Büyük dudaklar

Büyük dudaklar, 2 deri kıvrımıdır; Venüs tepesinden makat önü bölgesine kadar uzanırlar; dışardan içeri doğru yassılaşırlar: Uzunlukları ortalama 8 sm, yükseklikleri 1 sm’dir. Kalınlıkları aşağıya oranla yukarda ve sest kenara oranla yapışık kenarda daha fazladır* hu yüzden, enine kesitleri bir üçgeni andırır. Bu/ük dudaklarda 2 yüz, 1 kenar, ı taban ve 2 uç ayırdedilir :

— dış yüz, kıllarla kaplıdır ve uyluğun iç yüzüyle ilişkidedir;

— iç yüz, parlak, pembemsidir, küçük dudağın dış yüzüyle ilişkidedir;

— yuvarlak olan alt kenar, kıllarla kaplıdır;

— taban, yumuşak bölümlere yapışır;

— her uç, karşı kenarın ucuyla orta çizgi üstünde birleşir.

Büyük dudaklar, yağ dokusu ve deriyle kaplı düz kas lifi demetlerinden oluşmuşlardır.

Küçük dudaklar

Büyük dudaklar arasında yerleşmiş, mukoza görünümlü 2 deri kıvrımıdırlar.

Ortalama 3 sm uzunluğunda, 1-1,5 sm yüksekliğindedirler. İncedirler, çünkü enine olarak yassılaşmışlardır.

Gözlendiğinde 2 yüz, 2 kenar, 2 uç görülür:

— dış yüz, büyük dudağın iç yüzüyle ilişkidedir,

— iç yüz, dölyolu girişinin yan çeperini oluşturur;

— üst kenar, yapışıktır;

— serbest olan alt kenar ince, düzensiz, girintili çıkıntılıdır;

— ön uç, karşı kenarın ucuyla birleşerek bızırı (klitoris) çevirir; önde bızır kılıfını, arkada bızır «gemciğini» oluştururlar;

— arka uç, karşı tarafın küçük dudağının arka ucuyla birleşerek, dış üreme organı arka birleşeğini oluşturur.

Bızır

Bızır (klitoris), erkeklerdeki kamıştakine benzer kavernöz cisimlerden oluşan sertleşici bir organdır.

Her 2 kavernöz cisim, birleşerek bızır gövdesini oluştururlar; altta ve geride kıvrılırlar ve bızır başıyla sonlanırlar.

Dölyolu girişi şişkinlikleri

Bızırı kalınlaştıran 2 yapıdırlar. Sınırlandırdık lan dölyolu çeperinin alt bölümünde yeralırlar.

Bartholin bezleri

2 tane olan bu bezler, dölyolu ağzının arka yarısının her iki kenarında yerleşmişlerdir. 1-1,5 sm uzunluğundadırlar. Uzun ve yassıdırlar. Boşaltıcı kanal, kızlık zarını küçük dudaklardan ayıran oluk düzeyine açılır.

Dölyolu girişi

Dölyolu girişi, her iki kenarda küçük dudakların iç yüzüyle, önde bızırla, arkada dış üreme organı arka birleşeğiyle sınırlı dış üreme organı çukurudur. Bu çukurcuğun dibinde, arka bölümünde bakirelerde kızlık zarıyla az ya da çok kapalı olan dölyolu ağzı, ön bölümde de sidik deliği yeralır.

Damar ve Sinirler

Atardamarlar

Dış üreme organı atardamarları, uyluk atardamarının dalları olan edep dış atardamarlarından, özellikle de kalça iç atardamarının dalı olan edep iç atardamarından gelirler.

Toplardamarlar

Toplardamarlar, tersine bir yol izler ve edep dış ve iç toplardamarlarıyla boşaltılırlar.

Lenf damarları

Dış üreme organının lenf damarları, yüzeysel kasık dış düğümlerine dökülürler. Karşı tarafın kasık lenf düğümleriyle ağızlaşırlar.

Yalnızca, bızırın özel bir lenf düğümü bölgesi vardır: Derin kasık düğümleri ve kalça dış düğümleri.

Sinirler

Venüs tepesi ve büyük dudakların ön üçte biri, karın üreme organları ve üreme organları uyluk sinirleri tarafından sinirlendirilir. Bızır, dölyatağı, küçük dudaklar ve büyük dudakların orta üçte biri edep iç siniri tarafından, büyük dudakların arka üçte biri küçük kalça siniri tarafından sinirlendirilir.

Gerçek Erdişilik

Bir kişide hem yumurtalık, hem erbezi bulunduğu zaman gerçek erdişi (gerçek hermafrodit) diye nitelenir. Gerçek erdişilik, yalancı erdişiliklerle karıştırılmaması gereken, çok özel bir sendromdur. Doğum sırasında kusurun genellikle farkına varılmaz ve kamış (penis) bulunması nedeniyle kişi erkek kabul edilir. Anormallik, ergenlik çağında dişi görünümlü memeler gelişmesi ve âdet kanamaları ortaya çıkmasıyla belirginleşir. Dış cinsel organlar son derece değişkendir. Hastalara göre bir bölümü bütünüyle kadın dış üreme organına uyar.

Bazı hastalardaysa erbezi torbası ve kamış başmın ucunda bir sidik yolu deliği vardır. Gerçekte bütün ara biçimlere raslanabilir ve çoğunlukla ne gerçek kamış, ne gerçek bızır olan ve «kamışsıbızırsı organ» diye adlandırılan bir organ bulunur. Arkada dudak torba oluşumu, orta çizgide kaynaşmış büyük dudaklar ile boş erbezi torbası arasında bir biçim gösterir. Dölyolu (varsa) ilkeldir. Çoğunlukla apışarasma değil, sidik yoluna açılır. Bazı hastalarda prostat bulunur. Erbezi tarafında genellikle erbeziüstü ve sperma götürücü kanal (ductus deferans) vardır.

Ergenlikte memeler ve normal bir dölyatağı varsa, âdet kanamaları ortaya çıkar. Çoğunlukla kadın tipinde bir kıllanma, sık gözlenen ses kalınlaşmasıyla çelişir. Genel görünüm daha çok kadınsıdır. Hastanın ruhsal durumu, çocukluğunda eğitimine teme] oluşturan cinse uygundur. Ruhbilimciler, ruhsal cinsellik farklılaşmasının 18 ay-2 yaş arasında oluştuğunu düşünürler. Dolayısıyle, öngörülebilen «cinsel olanaklar»a ve kişinin dış üreme organına göre, çocuğun cinsini seçmek için, anormalliğin çok erken teşhisi son derece önemlidir.

Bu bakımdan, cerrahi olarak, kabul edilebilir dişi organları yapmanın her zaman daha kolay olduğunu hatırlamak gerekir. Oysa kamış için aynı durum sözkonusu değildir. Teşhisin konmadığı ve hastanın daha büyük yaşta olduğu durumlarda, onarım cerrahisinden yararlanarak, hangi cinse göre yetiştirildiyse çocuğun o cinsi korumasına yardım edilir. Sonuçlar oluşum bozukluğunun ciddiliğine göre değişir.

Erkek Tipinde Yalancı Erdişilik

Erkeğin dış üreme organlarının az ya da çok kadınınkilere benzediği cinsel oluşum bozukluklarına bu ad verilir. Ama oluşum bozuklukları, erbezi biçiminde bir cinsel bezi bulunan kişilerdedir; gerçek erdişiliğin tersine, yumurtalıkları yoktur. O halde kalıtımsal olarak bunlar, 46 XY kromozomlu normal erkek kromozom yapılı erkeklerdir. Bunlar arasında da, yalnızca çok küçük anormallikleri olan, bütünüyle erkek görünümündeki tip ile bütünüyle kuşkulu duruma sokan ciddi oluşum bozuklukları arasında bütün ara biçimler gözlenebilir.

Genellikle dış üreme organları görünüş bakımından kadını andıracak biçimde gelişmiştir. Er bezleri, orta çizgide birleşmemiş olan ve büyük dudakları andıran yarıklı bir torba içinde bulunur. Ender olarak, erbezleri inişlerini tamamlamamış, ya kasık kanalında ya da karın içinde kalmıştır.

Erkek cinsel organı da bızır ile küçük kamış arası bir biçimdedir. Sidik yolu her zaman kamışsı bızırsı organın kökünün gerisine açılır. Hattâ bazen, dölyoluyla birlikte gerçek bir kadın dış üreme organı bulunur.

Bulunan cinsel bezin, yumurtalık ya da erbezi oluşuna göre kadın ya da erkek tipinde olabilen 2 tür yalancı erdişilik vardır.

İç üreme organlarının yapısı da değişkendir; çoğunlukla dölyatağı gibi dişi, erbeziüstü, prostat gibi erkek organlarının bir karışımı vardır. Ama yumurtalık yoktur. Karında ya da yarık torba içinde bulunabilen cinsellik bezleri, erbezleridir.

Tedavi sorunları gerçek erdişiliktekiyle aynıdır.

Klinik olarak bütünüyle gerçek erdişiliklere benzeyen bu.grubun yanında, «kadınlaştırıcı erbezi» diye nitelenen çok ilginç bir sendrom vardır.

Bu kişilerde hiç bir şey erkek cinsi akla getirmez; tersine çoğunlukla görünümlerinin olağanüstü dişiliği göze çarpar. Klinik muayenede memeler iyi gelişmiştir. Kadm dış üreme organı normal, döl yolu genellikle iyi gelişmiştir. Dikkati çeken olaylar yalnızca, çatı bölgesinde ve koltukaltında kıl bulunmaması ve âdet kanaması görülmemesidir.

Çoğunlukla, dokubilim teşhisinde, erbezi olan cinsellik bezini kapsayan bir ya da bazen iki taraflı kasık fıtığı bulunur. Bu kişilerde 46 XY kromozomlu normal erkeğinkine eşdeğer bir kromozom yapısı vardır. Erkek cinsellik bezlerine karşın, doğumlarından beri dişi olarak kabul edilmiş ve öyle yetiştirilmiş gerçek kadınlardır. Tek farkları kısır kalmaları ve dölyataklan olmadığı için hiç bir zaman âdet kanaması geçirmemeleridir.

Tek tedavi (gerekirse) doyurucu bir cinsel ilişki sağlamak için dölyolu boşluğunu düzeltmektir.

Âdet görmeme ve kısırlık, doğal olarak düzeltilemez. Erbezi tipindeki cinsellik bezleri kansere dönüşme tehlikesi taşıdıklarından, ergenlikten sonra cerrahi girişimle çıkarılırlar. Bundan sonra hadımlık

Dişi Tipinde Yalancı Erdişilik

Bu durumda tersine, yumurtalıkları olan, ama dış üreme organları erkeğinkilere benzeyen kişiler sözkonusudur.

Oluşum bozukluğu üç nedene bağlanır: Annenin gebeliği sırasında erkekleştirici bir yumurtalık urunun ortaya çıkışı; gebeliğin başlangıcında yanlış olarak erkek hormonlarıyla tedavi uygulanması (bu iki nedene çok ender raslanır); «böbreküstü kabuğunun doğuştan aşırı gelişmesi» diye nitelenen bir çocuk böbreküstü bezi hastalığı.

Bu üçüncü nedende, özel bir enzim eksikliğinden ötürü böbreküstü kabuğu, ana karnındaki yaşamdan başlayarak erkekleştirici erkek hormonları salgılar. Bu anormal salgılama, doğumdan sonra da sürer ve böbreküstü bezi hastalığını düzeltmek için erken bir tedavi uygulanmazsa, yıllar geçtikçe ciddileşen çeşitli anormalliklere yolaçar.

Dişi tipinde yalancı erdişilikte, çocuk doğuşta kız olarak tanınır. Bununla birlikte cinsel organlarının dikkatli muayenesinde, daha o sırada bir bızır büyüklüğü ve büyük dudakların kaynaşma başlangıcı saptanır.

Daha sonraları, derinleştirilmiş bir muayene de, embriyo tipinde bir sidik yolları – üreme organları kanalı gözlenir. Dölyolu ve sidik yolu ortak bir boşluğa açılırlar. Çocuk büyüdükçe, oluşum bozukluğu belirginleşir. 5 yaşındayken 7-8 yaşındaki bir çocuğun boyundadır. Ayrıca, 3-5 yaşlarına doğru, erkek tipinde bir yalancı erken ergenlik ortaya çıkar. Bızır gelişir ve başparmak kalmlığina ulaşır. Çatı bölgesi ve koltukaltı kılları gelişir, ses kalınlaşmaya başlar.

Yalın erkek tipi kıllarıma (hirsütizm), gerçekten ciddi bir hastalık olmamakla birlikte, önemli bir toplumsal engeldir (sakallı kadın). Böbreküstü bezinin aşırı gelişmesine bağlı olarak, aşırı miktarda böbreküstü kaynaklı erkek hormonu salgılanmasına bağlıdır.

12 yaşına doğru, üreme organları bölgesi dışında, çocuk sakallı, bedeni kıllı, gelişmiş kaslı, geniş omuzlu, dar leğenli erişkin genç bir erkek görünümündedir.

Üreme organları bölgesinde, ^erkek tipinde eşkenar dörtgen biçiminde çatı bölgesi kılları, gelişmiş, ama kamışı anımsatacak kadar büyük olmayan bir bızır vardır. Sidik deliği yalancı kamışın arkasına açılır. Oluşum bozuklukları çeşitli tiplerdedir; değişimin ve erkeğe benzeyişin önemine göre, çeşitli tipler halinde sınıflandırılmışlardır.

Hormon düzeyi ölçümleri, böbreküstü bezinin salgılama anormalliği teşhisini doğrularlar.

Tedavi edilmezse, böbreküstü kabuğunun doğuştan aşın gelişmesi, yaşam açısından tehlikeli değildir (hiç değilse alışılmış biçimlerinde). Bununla birlikte, hastanın toplum yaşamına uyumunu engeller:

— başkalarından daha çabuk büyümüş olmasına karşın, boyu kısa kalır;

— bodur, kaslı, sakallı, kıllı ve büyük bızırlı oluşuyla pek kıza benzememesine karşın, kız gibi yetiştirilir. Erkeğe de pek benzemez. Çünkü boyu daha kısadır, sidiğini aşağıdan yapar ve dikleşebil-mesine karşın kamışı çok küçüktür. Bu hastaların çoğunda, ciddi ruhsal bozukluklara raslanır.

Tedavi, hastalığın geleceğini bütünüyle değiştirmiştir.

Teşhis doğumda konmuşsa, tedaviyle normal bir boy, memelerin gelişmesi ve âdet kanamalarıy-la normal bir kız ergenliği, bir apışarası oluşum bozukluğu varsa, onarım cerrahisi sayesinde normal bir cinsel yaşam, hattâ anne olma olasılığı umut edilebilir.

Daha geç, erkek tipinde erken ergenlikten sonra bile tedavi, kılların yitmesini, memelerin büyümesini ye âdet kanamalarının başlamasını sağlar. Bızır, onarım cerrahisiyle küçültülür.

Seröz Boşluk İçinde Sıvı Toplaması

Evrimi sırasında erbeziyle birlikte aşağı doğru inen karın zarı uzantısı, karın boşluğuyla olan bağlantısını yitirerek bir kese oluşturur ve böylece, yalnızca erbezini ve erbeziüstünü çevreleyen bir boşluk oluşur. Bu boşluk iki seroza yaprağı (çeper yaprağı, erbezini örten yaprak) tarafından sınırlandırılmıştır. Seroza tabakasının erbeziüstü ile birleşme bölgesine yakın olan parçasının oluşturduğu salgı, bu boşlukta berrak bir sıvı birikimine yol açar. Buna seröz boşluk içinde sıvı toplanması (hidrosel) adı verilir. Erbezinin çevresindeki seröz boşlukta (kılıfta) berrak bir sıvı birikimidir.

Nedenler

Erbezi ve ilişiklerinin göçünü izleyen karın zarı, erbeziüstü bozunlarının etkisi altında bir salgı tepkisi gösterir. Bozunlar daha ender olarak erbeziyle de ilgili olabilir. Bazı hastalardaysa, belirgin bir neden olmaksızın seröz boşluk içinde sıvı toplanması ortaya çıkar (nedeni bilinmeyen seröz boşluk içinde sıvı toplanması).

Teşhis

Seröz boşluk içinde sıvı toplanması, yalın ve iyicil bir olaydır. Ağrı ve ateş görülmeksizirf erbezi torbalarından birinde bir hacim artışı başlar. Bir süre sonra erbezi torbası derisindeki kıvrımlar ortadan kalkar ve şişkinlik kamışın ince derisine ulaşarak, öteki erbezini orta çizgiden uzağa doğru it meye başlar.

Ateş, iltihap belirtileri ve sidik çıkarma bozuklukları yoktur. Yalnızca, torbanın içinde yeralan oynak ya da gergin yumurta biçimi yapı, torbanın arkasından ışık verildiğinde saydamlaşır (karanlık odada küçük bir ışık kaynağıyla kanıtlanır); bu, seröz boşluk içinde sıvı toplanmasının başlıca özelliğidir.

Muayenenin bundan sonraki bölümü fazla önemli değildir. Sidik berrak, sperma kanalı normal, göden barsağının parmakla muayenesindeki bulgular normal, öteki erbezi sağlam ve genel durum iyidir. Biriken sıvının oluşturduğu örtü tabakası erbeziüstünü gizlemiş olduğundan, muayenede erbeziüstü başı algılanamaz.

Hastalarda seröz tabakanın iltihaplanması ya da kılıfın içinde kanamalar ortaya çıkması, ancak uygunsuz tedavilerden (sıvıyı boşaltmak amacıyla sık sık tekrarlanan iğneyle girme; değiştirici denen maddelerin iğneyle verilmesi) sonra görülür.
troiddp1
Ayırıcı Teşhis

Seröz boşluk içinde sıvı toplanmasının teşhisi kolaydır. Seröz zarın 2 yaprağın arasındaki yapışıklıklar sonucunda bölmelere ayrılmış sıvı keseciklerinin ortaya çıktığı durumlarda teşhis güçleşir. Bu durum sperma kordonu ya da erbeziüstü kistleriyle büyük benzerlik gösterir. Ayrıca seröz boşluk içinde sıvı toplanmasının azalması da şaşırtıcı olabilmektedir. Bunun nc;deni, aşırı geçirgen olan karın zarının bir gelişme göstermesi sonucunda (çok yavaş olarak) erbezi seröz kılıfının kasık iç halkası düzeyinde karın boşluğu ile bağlantı kurmasıdır. Böylece sıvı,torbadan karna geçer (yeniden geri de dönebilir). Teşhisi güçleştiren ikinci bir nokta, nedeni bilinmeyen ivegen iltihaplı boşluk içinde sıvı toplanması ile ikincil ya da süreğen seröz boşluk içinde sıvı toplanmasının ayırdedilmesidir. Bu konu, bölgede cerrahi yöntemlere dayanan bir araştırma yapıldıktan sonra açığa kavuşur. Bu arada hastanın sorgusu ve daha önce geçirdiği hastalık ya da muayeneler (irin işeme, verem, sidik yolunun aygıtla muayenesi), tedavi yöntemi belirlenmeden önce erbezi ve erbeziüstünün iyice incelenmesini gerektiriyorsa, seröz kılıfa iğneyle girilerek alınan sıvı incelenmeli, özellikle de erbezi torbası içinde yeralan bütün yapılar Cerbeziüstü, erbezi, sperma kanalı, sperma kordonu) elle muayeneyle incelenmelidir. Seröz kılıf içindeki limon rengindeki ve albümin bakımından zengin sıvı, açık havada pıhtılaşmaz. Mikroskop incelemesinde içinde endotel yapılarına, parçalı çekirdekli hücrelere vetlenfositlere raslanır. Erbezi ve erbeziüstünün normal göründükleri durumlarda, seröz boşluk içinde sıvı toplanmasının birincil olduğu kabul edilir ve hastalık açıklanır. Ama erbeziüstü bozunlarının (çok sayıda kistler, bakteri ya da asalak enfeksiyonları, verem enfeksiyonu) ve erbezi bozunlarının (ur, düğümlü erbezi iltihabı) yolaçtıkları seröz boşluk içinde sîvi toplanmalarına da raslanabilir.

Tedavi

İkincil bir seröz boşluk içinde sıvı toplanmasının tedavisinde, hastalığa yolaçan bozunun ortadan kaldırılması gerekir (erbeziüstü çıkarma ameliyatı, kısırlaştırma ameliyatı). Hastaya rahatsızlık vermeyen yalın bir seröz boşluk içinde sıvı toplanmasındaysa, tek tedavi yöntemi kılıfın çıkarılması ve bundan sonra yapılacak çok iyi bir kanama denetimidir.

Hastalığa çoğunlukla bir kasık fıtığının eşlik ettiği görülmektedir. Böyle durumlarda, fıtık kesesinin kesilip çıkarılması ve kasık yoluyla kanalın arka çeperinin yeniden düzenlenmesi gerekir.

Sperma Yolu Üzerindeki Bozukluklara Bağlı Kısırlıklar

Bir çiftin çocukları olmuyorsa, her zaman önce kadın, hekime başvurur ve kısırlığın nedenlerinin araştırılması bu düzeyden başlar. Ancak, hormon bilançosundan, dölyolu borusunun geçirgenlik durumunun saptanmasından sonra kadında bir kusur bulunmadığı ortaya çıkarsa,bozukluğun erkekte olduğuna karar verilir: Çiftlerin yüzde 30-40′ın da kusur erkektedir. Erkekte kısırlığa sperma yolu üstünde bir engel (erbezleri yeterli miktarda spermatozoyit ürettikleri halde, sperma yolu üstündeki bir anormallik bunların .dışarı çıkışlarını engeller) ya da erbezinde spermatozoyitleri yokeden (ya da yapılarının bozulmasına yolaçan) bir değişiklik neden olur.

Buna göre erkeklerde kısırlık iki biçimde olabilir:

— sperma yolları üstündeki bozukluklara bağlı kısırlık;

— genel bir hastalığa ya da bir erbezi hastalığına bağlı kısırlık.

Sperma Yolu Üzerindeki Bozukluklara Bağlı Kısırlıklar

Nedenler

Çok çeşitli nedenleri vardır. Bunlar, hastaların üzde 60-70′inde tedavi edilebilmektedirler.

Daralmalar

En sık raslananlar, erbezi üstünde iltihap nedeniyle ortaya çıkan sertleşme ve daralmalardır. Özellikle organın erbeziüstü, sperma kanalı kıvrımını çevreleyen kuyruk bölümünde oluşan düğümler başlıca engeli oluşturur. Bunlar arasında iki yanlı belsoğukluğu enfeksiyonunun ya da bir bakteri enfeksiyonun bıraktığı izlerin yanısıra, bir verem düğümü çok özel yer tutar. Bozunların derin bölgede yeralması (sperma kanalı iltihabı, atici kanal iltihabı, sperma keseciği iltihabı) nedeniyle cerrahi girişimler başarılı olamamaktadır.

Bu nedenle en önemli nokta, erbeziüstündeki engelin verem kökenini bulup ortadan kaldırmaktır.

Travmalar

Kasık fıtığı, sperma kordonu damarları genişlemesi, sperma kordonu kisti, hattâ seröz boşluk içinde sıvı toplanması girişimleri sırasında, sperma kanalı travmaya uğrayabilir (kesilme, bükülme, sıkışma).

Doğuştan oluşum bozuklukları

Başlıcalan sperma kanalının tıkalı durumda olması, erbeziüstünün bulunmaması ya da sperjna tozoyitlerin içlerinde hapis olmalarına neden olan kordon kistleridir.

Klinik muayene

Hastanın önce geçmişi incelenmeli, iki yanlı bir erbeziüstü iltihabı, sidik yolu iltihabı ya da sidik yollan veremi geçirip geçirmediği araştırılmalıdır.

Geçirilmiş bir ameliyat izi saptamak amacıyla, kasık kanalı ve sperma kordonu muayene edilmelidir.

Erbezi torbasının elle muayenesi, sidikte hücre incelemesi ve îç üreme organlarının durumunu anlamak için göden barsağının parmakla muayenesi, hastalığın nedeni konusunda oldukça önemli kanıtlar sağlar;

Hastanın sağlığı genellikle çolc iyidir; erbezleri hacim, biçim ve kıvam bakımından bütünüyle normaldir. Erbeziüstünün baş bölümüyse, şişmiş ve anormal biçimde gerilmiştir.

Sperma çizelgesi

3-5 gün süreyle hiç bir cinsel ilişkide bulunmamış (süre daha uzun olursa, hareketsiz ya da anormal spermatozoyit sayısında yükselme olacağından yanlış sonuçlar elde edilir) hastadan sperma, bir kaba ya da mikroptan arındırılmış bir prezervatife (talk pudrası kapsamaması koşuluyla) konularak laboratuvara götürülür.

Normal bir sperma çizelgesinde değerler şöyledir:

— hacim: 2-5 mit, pH 7-7,5; ;

— früktoz: 100-150 mgr, sitrik asit 100-1000 mgr;

— spermatozoyit: mlt’ye 20 000 000 ya da daha çok;

— anormallikler: yüzde 20′den az;

— hareketlilik; Atımdan 4 saat sonra yüzde 60, 24 saat sonra yüzde 15.

Akış yolunun tıkalı olduğu durumlarda, sperma çizimi anormaldir; kesinlikle hiç bir spermatozoyit bulunmaması, spermada başka bir değişiklik olmadığı için, son derece niteleyici bir belirtidir.

Bu bulgulara dayanarak, hastanın eskiden geçirmiş olduğu hastalıklar, klinik muayene ve sperma çiziminin karşılaştırılmasıyla, teşhis kesinleştirilir. Yalnızca, doğuştan oluşum bozuklukları karşısında hekim kuşkuya düşebilir. Bu durumda erbezlerinin sağlamlığı, hormon bilançosunun düzgün olması ve ikincil cinsel özelliklerde bozukluk olmaması varsayımı; doğrularsa da, teşhisi kesinleştirmek için tamamlayıcı muayeneler uygulamak gerekir.

Tamamlayıcı muayeneler

İğneyle karşıt madde verme

Sperma kordonu içindeki sperma kanalına iğneyle karşıt maddeler verme (yerel uyuşturum altında uygulanır) sonucunda, normal bir sperma keseciği, sperma kanalı filmi elde edilir; ama erbezine doğru, erbeziüstü, sperma kanalı birleşme yerinden önce, kese biçiminde bir tıkanıklık saptanır.

Erbeziüstü, sperma kanalı birleşme yerinin eksikliği, doğuştan bir oluşum bozukluğudur ve kısırlığa yolaçar.

Cerrahi yöntemle araştırma

Bu yöntemin çeşitli yararları vardır: Kanaldaki tıkanıklığı saptamak; kanalın hangi bölümüne kadar sürdüğünü ortaya çıkarıp, yeniden işlev yapabilmesi için sperma yolunun yeterli uzunlukta olup olmadığını araştırmak. Uygulama erbezi biyopsisine dayanır. Akzar 1/2 sm kadar açıldıktan sonra, ince ve eğri bir makasla bez dokusundan örnek alınır. Yöntem her zaman, erbezine iğneyle girerek örnek almaya yeğ tutulmalıdır; çünkü iğneyle girme, bazen erbezlerinde kan toplanmalarına neden olur; bu da,kısırlığı düzeltme olasılığını azaltır.

Tedavi

Sperma yolu üstünde verem kökenli olmayan bir engel bulunduğu saptandığında, kısırlık cerrahi girişimle (sön derece özenle ve özel araçlarla uygulanması gerekir) tedavi edilir. Sperma yolu üstündeki bir tıkanıklık (keşi, daralma, bağdokusu lifleri.içine gömülme), kanalın hastalıklı parçasının kesilip çıkarılmasından sonra yapılacak bir ağızlaştırmayla giderilir (işlemde gümüş ya da. çelik teller kullanılır).

Erbeziüstünün kuyruk bölümündeki bir bozukluk, yan yana bir ; erbeziüstü, sperma kanalı ağızlaştırmasıyla düzeltilir. Bu arada erbezıüstünde 1-2 sm’lik bir kesiyle spermatozoyit bulunup bulunmadığını saptamak ve sperma yolunun bu bölümündeki geçirgenliği araştırmak yararlı olur. Geçirgenlik durumunu anlamak için, kanalın içine iğneyle fizyolojik serum verilir. Kanal açıksa, serum serbestçe atıcı kanala doğru ilerler. Kanal geçirgenliği bozulmuşsa, ikinci engelin nerede bulunduğunu saptamak için sperma kanalı sperma keseciği filmi çekilir ve ek bir onarıcı girişim gerekip gerekmediği değerlendirilir (körelmeli sperma keseciği iltihapları ve atıcı kanal iltihapları, cerrahi girişimle tedavi edilememektedir).

Her iki yan da aynı zamanda ameliyat edilebilmişse, tedavi sonrasında başarı oranı yüzde 60-70′ tir. Girişimin tek yanlı yapıldığı hastalarda, bu oran yüzde 30-40 dolayındadır; çünkü öteki yan ya yoktur (erbezinin herhangi bir nedenle çıkarılmış olması) ya da düzeltilemeyecek durumdadır (erbezi körelmesi).

Gençlerin Cinsel Eğitimi

Öğretmenlerden, daha doğrusu cinsel danışmanlardan sözedilirken, akla önce ana baba gelir. Aslında «öğretmen» yerine «danışman» demek daha doğru olur; çünkü özellikle bu konuda, «öğretmen», genellikle sevgilidir; ama danışmana düşen görev de önemlidir. Bu nedenle, günümüz koşullarında, ana babanın görevlerinin bilincine varmaları, gerekli bilgileri edinmeleri ve çocuklarıyla bu konuda karşılıklı konuşabilmek için en uygun yolları araştırmaları gerekir.

Batıda çok yakın geçmişe kadar cinsellik konusu bir tabuydu. Günümüzdeyse cinsel bilgiler, cinsel haberalma olanakları her yeri kaplamıştır. Cinsel konular sokakta, basında, sinemada ele alınmaktadır. Konuya birdenbire ne kadar fazla yer verildiğini görmek için bakmak, görmek ve dinlemek yeterlidir.

Oysa, çocuklar ya da ergenlik çağındakiler bu konularda, garip denecek kadar gizli kapaklıdırlar. Doğal bir utanma duygusu bu konuları yetişkinlerle, özellikle de ana babalarıyla tartışmalarını engeller. Zaman zaman arkadaşlarıyla konuştukları olur; ama, yetişkinlere açılmaları enderdir; bu durumda da bir yabancıyı yeğ tutarlar. Onların gözünde, yetişkinler, gerek fizyoloji, gerekse kafa yapısı açısından farklı, kendilerini anlayamayacak kişilerdir. Anne ya da baba, ergenlik çağındaki çocuğuna konuyu açtığında, çocuk, konuya ilgi duymadığını ileri sürerek konuşmayı kısa keser.

Cinselliği konu alan kitapların yararı buradadır. Ergenlik çağındaki bir çocuğa bu tür bir kitap verilirse çocuk bunu okur; okur, çünkü tek başına okuyabilir; okuduktan sonra da ana babasına bundan sözetmek gereksinimini duyar: En azından, yazılanların doğruluğunu tartışmak ve fikrini belirtmek için. Tartışılan, kitabın yazarı olduğundan, çocuk kendinden sözetmiyor gibi olacaktır. Böylece, ana baba ile çocuk arasında son derece ilgi çekici bir söyleşi kurulabilir.
cinsel
Bundan sonra ana babaya düşen iş, söyleşiyi, çocuğun özelliklerini ve eğilimlerini anlayacak biçimde akıllıca sürdürmektir. Sözkonusu özellik ve eğilimler anlaşıldıktan sonra, iki gerçeği akıldan çıkarmamak gerekir. Bunlardan birincisi, yeryüzünde ne kadar insan varsa aşağı yukarı o kadar da cinsellik (türü) olduğu, dolayısıyle çocuğun eğilimlerini kendi ölçütlerine göre yargılamamak, değerlendirmemek, şaşırmış görünmeden, anlayışla dinlemek gerektiğidir; ikincisiyse, bir cinsellik incele meşinde, «normal» olan ile olmayanın tanımını yapmanın olanaksızlığıdır. Herkes, kendinin normal olduğundan emindir, karşısmdakilereyse kolayca anormal gözüyle bakabilir. Normal cinse! belirtiler için 2 tanımlama yapılmıştır:

— sevgiyle yapılan her şey normaldir;

— zevk sağlayan her şey normal kabul edilebilir.

İşte, birbirinden oldukça farklı, ama herkesin işine gelebilecek kadar geniş iki tanımlama.

Cinselliğin Tanımı

Cinsellik, gençlerin kendi aralarındaki konuşma konularının, erkeklerde yüzde 50’sini, kızlarda ise bunun biraz daha azını oluşturur. Gerçekten, bu sorun her iki cinsten gençlerin kafasını oldukça kurcalamakta, düşündürmektedir. Gençlerin sayıları günden güne artan bir bölümüyse, yalnızca düşünmekle yetinmeyip, uygulamaya geçmekte, bu durum ana babaları umutsuzluğa yöneltmektedir: Bu yüzden, ana babalar, sorunu kendi aralarında tartışacak yerde, çocuklarına açarak onları kendi deneyimlerinden yararlandırmak ve öğüt vermelidirler. Ne var ki, cinsellikten sözedebilmek için, önce cinselliğin tanımını yapmak gerekir.

Cinsellik «her iki cinsi niteleyen anatomik ve fizyolojik verilerin tümü»dür. Ünlü Littre sözlüğünün bu tanımı bize yetersiz görünmektedir; çünkü cinsellik, yalnızca anatomik düzeyde kalmaz.

A. Hesnerd’a göre ise «cinsellik, üreme ile ilgili olgular bütünüdür.» Hesnerd, sözkonusu biyolojik olgulara, kişinin içinde olanların yanısıra dışında olup bitenleri de katar (sözgelimi sperma, beden dışına atıldıktan sonra, yumurtayı aşılar). Bunlara, üreme hazırlığı olan davranış ve hareketleri de eklemek gerekir.

Pek açık olmamakla birlikte, bu tanımlama biraz daha tamamdır. Kuşkusuz, şunu da belirtmek gerekir: Cinsellik yalnızca üreme işleviyle ilgili olgulan değil, bu işlevi daha da zevkli kılmak için yapılan davranış ve oyunları kapsar.

Açıkça görüldüğü gibi, cinselliğin tanımı, tanımı yapan yazarların mesleklerine göre farklı olmaktadır. Sözgelimi, bir biyoloji uzmanına göre cinsellik, her şeyden önce «cinslerin oluşma ve yapı farklarıyla ilgili organik belirtilerin çözümlemesini yapan «bilim»dir. Ve «bu belirtilerin ortaya çıkışını ve her cinse göre giderek karmaşıklaşmasını, ilgiyle incelemek gerekmektedir.»

Hekim için, cinselliğin önde gelen yönü «yumurtanın aşılanmasını sağlayan organların işlemesidir. Bununla birlikte, cinselliğin bütün organizmanın katıldığı bir işlev olduğu kolayca anlaşılacaktır».

Ruhbilimcilere göre, cinsellik, «alışılagelmiş cinsel davranışlardan, ayrıca bunlara bağlı nevroz ve cinsel sapıklıklardan oluşan, iyi bilmediğimiz olayların tümü»dür.

Sokaktaki adam içinse «şeyi»yle ilgili her şeydir ve tabudur.

Da Carpi’nin çizimine göre kadın cinsel organları (Venedik, 1535).

Belki de gerçeğe en yakın olan budur.

Bazı Kavramların Tanımı

«Cinsellik» sözcüğünü tanımladıktan sonra, konumuzla ilgili konuşmalarda sık sık geçen «içgüdü», «üreme organları», «erotik» gibi sözlerin de tanımını yapmak gerekir.

İçgüdü

Sözkonusu olan cinsel içgüdüyse, «içgüdü» kelimesinin dinamik bir anlam taşıdığı kuşku götürmez. Bu içgüdünün bir şeyleri «kıpırdattığı» kesindir. Cinsel ayrım yasasına göre, insanı çiftleşmek için karşı cinsi aramaya sevkeden bu içgüdüdür. Ancak, sinir sisteminin karmaşıklığı ve ketleme yaratıcı bazı koşulların varlığı nedeniyle, ahlak anlayışının ve toplumsal ilişkilerin ağırlığı altında, bu arayış biraz biçim değiştirir. Ve, her bireyde, bireyin kendine özgü bir doyuma yönelir. Böylece, önceleri çocukta net ve derli toplu olmayan cinsel gereksinim, cinsel organların gelişmesine paralel olarak «erotik bir isteğe», yani karşı cinse yönelik bir isteğe dönüşür.

Üreme organları

«Üreme organları» terimi, cinsel sistemde yalnızca üreme organlarının çalışmasına ilişkin olanları niteler ve anatominin iyice belirli bir alanını kapsar. Üremeyle ilgili bütün olayların cinsel oldukları söylenebilir; ancak, bunun tersi mutlaka doğru değildir. Sözgelimi, cinsel organları olgunlaşmadan önce de çocuğun cinselliği vardır.

Erotizm

Cinsel işlev, nesnel ve bilinçlidir. Bu bilinçli ve nesnel cinsel işleve bağlı olarak, öznel ya da düşsel zevk veren her şey «erotik»tir.

Cinselliğin Evreleri Kaça Ayrılır

Cinselliğin 3 değişik evresi sırasında, biyocin sellikten cinsellik psikolojisine geçiş de gerçekleşir.

Çocukta cinsellik

Belli belirsiz bir fiziksel çekim yaratan cinsel ilginin biyolojik temeli, üreme gereksinimine dayalı değildir: Küçük erkek çocukta erbezi hormon salgısı ve boşalma (sperma atımı) yoktur, ama gene de bir «cinsel duyu» vardır.

Yetişkinde cinsellik

Cinsel isteğin doyurulması ile çiftleşmeyi olanaklı kılacak toplumsal koşullar arasında bağlantı kurmayı (sözgelimi evlilik) sağlar.

Gerçekleşme

Cinsel sevgi belirtileri, duygulara bağlı olarak pek çok çeşitlilik gösterirler. Bunlar ancak, kişiyi ruhsal açıdan incelemekle kavranabilir.

Sonuç

Çağımızda çok kullanılmakta olan «cinsellik» terimi, son derece karmaşık ve anlaşılması güç bir anlam kazanmıştır. Belki söyle bir tanım da önerilebilir; «Başka bir kişiyle birleşmek isteyen kişinin, mutlaka üreme amacıyla da olmayabilir duyduğu ve duyurduğu dinamik (psikolojik ya da organik) olayların tümü». Böyle bir tanımlama son derece geniş ufuklar açar ve çağımız insanının cinsel etkinliğinin, eskiden olduğu gibi yalnızca üreme ya da cinsel doyumdan kaynaklanmadığını anlamamızı sağlar. İnsanın cinsel etkinliği, günümüzde çok daha fazla çeşitlilik kazanmıştır; ama bunun yanısıra, fizyolojik erotizm deneyinden karşılıklı olarak geçme olanağını da sağlar. Böylece çiftlerin çoğuna, en iyi ve en sürekli cinsel doyum sağlayan bir ilişkinin yolu da açılmış olmaktadır.

Ergenlik Anormallikleri

Ana, baba, çocuğun cinsel gelişme belirtilerini oldukça kuşkuyla bekler. Bu yüzden de, yalın bir gecikmede hemen telaşa kapılırlar.

Ergenliğin gecikmesi

Normal ergenlik yaşını saptamadaki güçlük nedeniyle, herhangi bir gecikmeden sözetmek için sakımmlı davranmak gerekir. Ayrıca, gecikmenin yanısıra, ergenliğin hiç gerçekleşmemesi de görülebilir.

Gecikmeli ergenlik

Kız çocukta 16, erkek çocukta da 15 yaşına doğru ergenliğin ilk belirtileri halâ görülmüyorsa, ergenlikte gecikme sözkonusudur. Ama bu, son derece göreceli bir kavramdır. Çocuğun genel gelişme durumuna, özellikle de kemik yaşına göre değerlendirilmesi gerekir. Kemik yaşı, iskelet filminde kemik uçlarında kemikleşme noktalarının ortaya çıkması ve büyüme kıkırdaklarının kaynaşma derecesiyle belirlenir. Ergenlik genellikle, kız çocuklarda kemik yaşı ll’e, erkek çocuklarda ise 13′e ulaştığında ortaya çıkar. Kemiksel gelişmede gecikme yoksa, ergenlik gecikmesi, genel gelişme gecikmesi çerçevesine girer. Kemikleşme gecikmesi varsa, o zaman hipofizde ya da üreme bezlerinde (erbezleri ya da yumurtalıklar) yetersizlikten kuşkulanılmalıdır. Ergenlik belirtileri görülmüyorsa, ama kemik yaşı da 13′ü geçmemişse, ergenlik gecikmiş sayılır. Çeşitli nedenler sözkonusu olabilir:

— hipofizden salgılanan büyüme hormonunun (STH ya da somatotrop hormon) yokluğu ya da çok düşük düzeyde oluşu;

— çocuğun genel durumuna, özellikle de büyümesine yansıyan süreğen bir hastalık (doğuştan kalp damar hastalığı, akciğer enfeksiyonu, vitamin eksikliği).

Çoğunlukla, hiç bir neden bulunmaz. Anne, baba ve öteki kardeşlerde de ergenlik gecikmeli olmuştur. Bu durumda kalıtım kavramı sözkonusudur.
ergenllik
Ergenliğin gerçekleşmemesi

Kemikler ergenlik olgunluğuna eriştiklerinde, hâlâ ergenlik belirtileri görülmüyorsa, ergenliğin gerçekleşmemesi olasılığı ortaya çıkar. Bozunlanın hipofizde mi, cinsel bezlerde mi olduğunu saptamak için hormon ölçümlerine başvurulur.

Hormon ölçümleri

Hipofiz hormonlarının ölçümü, hipofiz hormonlarının varolduğunu (hattâ çoğunlukla yüksek oranlarda bulunduğunu) gösterirse, bozunun çevresel kökenli olduğu, yani yumurtalıklarda ya da erbezlerinde yeraldığı anlaşılır.

Erkek çocuklarda, ergenliğin gerçekleşmemesinin nedeni, erbezlerinin yokluğu, normal yerlerinde bulunmamaları (ektopi) ya da karın boşluğunda kalmış olmaları (inmemiş erbezi) olabilir (torbasına inemeyen erbezi, karın boşluğunda yüksek ısı etkisi altında kalacağından etkinlikte bulunamaz); ayrıca, bezin damarlanmasmda da bir bozukluk sözkonusu olabilir.

Kızlarda, «Turner sendromu.» adıyla bilinen hastalık, ergenliğin gerçekleşmemesiyle yansır. Bu çocuklarda tek bir cinsel kromozom vardır; gelişmelerinde çok belirgin bir gecikme (oluşum bozukluklarıyla birlikte) görülür, yumurtalıkları yoktur.

Üreme bezlerindeki yetersizliğe, üreme organları ya da karın enfeksiyonlarının X ışınlarıyla tedavi edilmiş olması da yolaçabilir.

Hormon ölçümleri sonucu hipofizde gonadotrofinlerin yokluğu saptanırsa, hipofizin yetersiz olduğuna karar verilir. Hipotalamus ya da hipofizden kökenlenen ergenlik gerçekleşmemesinin nedeni, hipofizde ya da kafa tabanındaki bir ur, enfeksiyonlar (özellikle beyin zarları iltihapları), damarlarda oluşum bozuklukları ya da kesin nedenleri saptanamayan doğuştan anormallikler olabilir.

Erken ergenlikler

Kız çocuklarda 8, erkek çocuklarda 10 yaşından önce başlayan ergenlikler erken sayılır. Erkek çocukta yalancı ergenlikler

Erbezlerinde hiç bir gelişme olmadığı halde, erkekleşme belirtileri (çatı bölgesi kıllanması, ses değişmesi, v.b.) bulunmasıyla nitelenirler. Nedeni. erbezleri dışındaki bezler (özellikle böbreküstü bezleri) tarafından erkeklik hormonu salgılanmasıdır. Böbreküstü bezi kabuk maddesinin salgıladığı hormonların yapımındaki bazı anormalliklerde, denge (metabolizma) erkeklik hormanlan yapımına yöneldiğinde bu durumla karşılaşılır. Bu çocuklarda büyüme bir süre hızlanır; ama, kemikler çok çabuk kaynadığından, sonuç olarak çocuk kısa boylu kalır. Küçük çocuklarda bu anormalliklerin yanısıra, bazen ölümle sonuçlanabilecek ölçüde su yitimi de gözlenir. Erken teşhis koşuluyla, ilaç tedavisi, böbreküstü bezlerinin etkinliğini denetleyerek büyümeyi normal duruma getirir; daha sonra da ergenliğin normal olmasını sağlar. Böbreküstü bezlerinin bazı urları da benzer bir tabloya yolaçar. Bu durumda tek tedavi yolu ameliyattır. Aşırı testosteron üretimi nedeniyle erbezi salgısını .artırıcı rol oynayan erbezi urları da erken ergenlik nedenidir. Çoğunlukla, erbezlerinden genellikle biri iri olduğundan, teşhis güçleşir. Bu tür erbezi urlarının tedavisi de ameliyattır.

Kız çocukta yalancı ergenlikler

Kız çocuklardaki yalancı erken ergenliklerin nedeni de, erkek çocuklardakine benzer böbreküstü bezi anormallikleridir. Yüksek miktarda östrojen (dişilik hormonu) salgılayan yumurtalık urlarına ender raslanır; hattâ bu urlar, bazen de testosteron salgılayarak erkeksi görünüşlü yalancı erken ergenliklere neden olurlar.

Gerçek erken ergenlikler

Hipotalamus hipofiz sisteminin vaktinden önce etkinliğe geçmesine bağlıdırlar. Genellikle hiç bir organik nedene raslanmaz. Etnik, coğrafi ve kalıtımsal etmenlerin önemli rol oynadıkları sanılmaktadır. Bununla birlikte, röntgen incelemeleriyle, kafa tabanında bir ur olup olmadığı araştırılmalıdır.

Ergenlikte Harekete Geçme Dönemi

Ergenlik, çocukluktan yetişkinliğe geçiş dönemidir. Temelde, cinsel özelliklerin yetişkinlere özgü biçime dönüşmesiyle belirlenir. Bu anatomik, biyolojik, hattâ ruhsal evrim döneminin sonunda, organizma üreme yeteneğini kazanır.

İçsalgılar açısından, odak noktasını oluşturan olay, üreme bezlerinin (erkeklerde erbezleri, kızlarda yumurtalıklar) olgunlaşmasıdır. Aslında bu olay, uzun bir evrimin sonuçlanmasıdır. Sözkonusu evrimi, beyin kabuğundaki ve beyin kabuğunun altındaki sinir merkezleri denetler; hipotalamus hipofiz bezinin oluşturduğu sistem, sinir uyarılarını alır ve iletir. Hipofiz bezinin ön lobunun salgıları gerçek bir bildiri niteliğindedir; bu bildiriler yumurtalıklara ve erbezlerine ulaştığında, sözkonusu bezler çocuğun anatomik ve ruhsal dönüşümünü sağlayan hormonları bol miktarda salgılamaya başlar. Hormon salgısına bağlı dönüşümlere, «ikincil cinsel özellikler» adı verilir. «Birincil cinsel özellikler» ise, doğuştan beri varolagelen dış (kızlarda dış üreme organı, küçük ve büyük dudaklar, bızır; erkeklerde kamış ve erbezi torbası) ve iç (dölyolu, dölyatağı, dölyatağı boruları, yumurtalıklar ve erbezleri) üreme organlarıdır.

Harekete Geçiş

Görüldüğü gibi, ergenlik, beklenmedik zamanda ve apansızın başlayan bir olay değildir. Aylarca süren evrimi, üst düzeydeki sinir denetim merkezlerince saat gibi ayarlanmış bir dizi olayın bölümlerinden birini oluşturur. Acaba bu olgunlaşmayı harekete geçiren bir etmenden söz edilebilir mi?

Günümüzde, ergenliğin gerekirliğini, organizmanın ergenliği gerçekleştirebilecek aşamaya gelinceye kadarki evrimiyle açıklama eğilimi egemendir. Biyokimyanın ve ölçüm tekniklerinin geliştirilmesi sayesinde, varlığıyla ergenliği başlatan bir molekülü ya da moleküller bütününü ortaya koymak kuşkusuz günün birinde gerçekleştirilecektir. Ama ister bir molekül, ister bir moleküller bütünü olsun, sözkonusu madde, varolduğunu düşündüğümüz evrim zincirine eklenecek bir halka olacaktır ancak.
neuro1
Sözkonusu zincirin mekanizmasında, hipofizin, önde gelen bir rol oynadığı sanılmaktadır.

Hipofizin kafatası içindeki yeri, beyin ile arasındaki ilişkiler, özellikle de damarlar yoluyla olan ilişkiler, hipofizin, beyin kabuğundaki ve beyin kabuğu altındaki yapıların sinir merkezleri tarafından denetlendiği yolundaki varsayımı güçlendirecek niteliktedir. Günümüzde, hipotalamusun hipofizle doğrudan ilişkili olan ön bölümündeki çekirdeklerin, ergenliğin başlamasında etkili olduklarına kuşkusuz gözüyle bakılabilir.

Ergenliğe ilişkin dönüşümlerin, organizmanın değişmekte olduğu sırada ortaya çıktıkları kesinlikle bilinmektedir. Ama, salgı bezlerinin, erbezlerinin ve hipofizin salgılarının, bu değişmeleri, özellikle de kemiklerin büyümesini hızlandırdığı da bilinmelidir; böylece, bezlerdeki gelişmenin hangi aşamada olduğu röntgen muayenesiyle anlaşılabilir.

İstatistikler, ergenlik başlangıcının, ülkemizin yeraldığı enlemlerde kızlarda 11, erkeklerde ise 13 yaşa doğru olduğu konusunda birleşmektedir. Genellikle, erkeklerde 11-16, kızlarda ise 9-14 yaşlar arası, ergenliğin normal başlangıç sınırı sayılmaktadır. Oldukça geniş sayılabilecek bu sınır. ergenlikte gecikme ya da erken ergenlikten sözetmenin ne kadar güç olduğunu göstermektedir. Ayrica iklim, beslenme, kalıtım gibi çok sayıda başka etmen de ergenlikte rol oynamaktadır.

Bazı toplumlarda ergenlik, ötekilerden daha erken başlar. Öte yandan ergenlik yaşının, çoğunlukla ana, baba ve kardeşlerin ergenlik yaşlarıyla uyuştuğu görülür.

Erkek Çocuklarda Ergenlik

Erkek çocukta ilk ergenlik belirtisi, erbezlerinin ve erbezleri ilişiklerinin hacminin artmasıdır. Her 2 erbezi, erbezi torbası (scrotum) adı verilen torbalar içindedir. Erbezleri normal yerlerinde değillerse (ektopi), dölyatağı içi yaşam sırasında karın boşluğundan çıkmamışlar demektir. Erbezlerinin normal yerlerinde bulunmamaları, erken tedavi gerektirir; yoksa, bez körelmeye uğrar ve erbezinin normal yerinde olmaması iki yanlıysa, kısırlık tehlikesi belirir.

Erbeziüstü bir gövde ve bir kuyruktan oluşur; kuyruk ve gövde, erbezinin dış arka yüzüne yapışıktır. Sperma kanalıyla erbezinin alt kutbuna doğru devam eder. Kanal, erbezinin arka yüzüne çıkarak kör3on öğeleriyle birleşir. Kordon öğelerinin en önemlileri, «sperma damarları» adı verilen ve erbezini besleyen damarlardır. Bu verilerle, jrbezinin ve ilişiklerinin boyutlarındaki gelişmelerin yanısıra, kıvam değişmeleri de değerlendirilebilir; özellikle sperma kanalı düzgün, sıkı ve sert biçimde ele gelir, parmak altında yuvarlanır ve bu haliyle «elektrik kordonu»na benzetilebilir. Hekim, çocuğu ergenliğin değişik evrelerinde muayene ederek, aldığı ölçüleri kıyaslar. Böylece herhangi bir anormallik (varsa) erken olarak saptanabilir. Hacim ve kıvam değişiklikleri, asıl erkekleşme belirtilerinden (çatı bölgesinin kıllanmaya başlaması, kamışın ve erbezi torbasının gelişmesi) 8-14 ay önce ortaya çıkar.

Erbezinin gelişmesi

Erbezi çift etkili bir bezdir. Dışsalgıyla ilgili ilk görevi, erkek üreme hücreleri olan spermatozoyitleri hazırlamak ve olgunlaştırmaktır; içsalgıyla ilgili ikinci göreviyse, erkek hormonlarını yapmaktır. Başlıca erkek hormonları olan testosteron ve androstenediyon, «androjen» ortak adıyla anılır. Erbezi dokusu üzerinde yapılan incelemeler, bu iki farklı etkinliğe uyan 2 ayrı bölge bulunduğunu ortaya koymuştur:

— her biri bir erbezi birimi oluşturan ve spermatozoyit oluşumu etkinliğinden sorumlu olan sperma boruları;

— androjen hormonları hazırlayan ve salgılayan aradoku ya da Leydig hücreleri.
ergenlikhh
Sperma borusu

Ergenlikten önce fazla gelişmemiştir ve işlev görmez. Ergenlikten sonra ise yumak gibi sarılır, uzunluğu 30 sm’yi, çapı 200 mikronu bulur. İki tür hücreden oluşur: Boruyu oluşturan temel hücreler; genç hücrelerden (ya da spermatogoniler) gelişerek oluşan spermatozoyitler Olgunlaşma, kanalın çevresinde başlayarak içeri doğru ilerler ve sperma borusunun içinde son bulur. İlkel tohum hücreleri spermatozoyit ana hücrelerini yaparlar; sperma hücreleri, spermatit, daha sonra da, son biçimini almış cinsel hücre olan spermatozoyit haline dönüşürler. Böylece hazırlanan çok miktarda spermatozoyit, üreme yollarında ilerleyerek, erbezleriarası yollardan, daha sonra da erbeziüstünden ve sperma kanalından geçerek ulaştıkları sperma keseciklerinde depolanır. Sperma kesecikleri, spermatozoyitleri, atıcı kanallar yoluyla, sidik yolu çıkıntısı düzeyinde sidik yoluna boşaltır.

Bez aradokusu

Bez aradokusu, testosteron salgılar ve buna paralel olarak gelişir. Testosteron hazırlanmasından sorumlu olan Leydig hücrelerinde, ergenlik sırasında yoğun bir metabolizma etkinliği görülür. Bu etkinlik bazen, sperma borularının yetersiz olduğu erbezinin normal yerinde bulunmaması durumunda, sperma kanalları bağlandıktan sonra da sürer. Bu, ikincil cinsel özelliklerin belirmesinin içsalgıya bağlı olduğunu göstermektedir. Testosteron, erkek hormonlarının en güçlüsüdür. Kandaki testosteron oranı, ergenlik sırasında, kesin bir artış gösterir.

Genel görünüşteki değişiklikler

Testosteronun salgılanması ve kan yoluyla bedene yayılması, çocuğun genel görünümünü değiştirir.

Dış değişiklikler

En önemli 5 değişiklik şunlardır:

— çatı bölgesi kıllanmaya başlar; kıllanma

Kadında ve erkekte cinsel olgunlaşmanın değişik evreleri. Resimlerde, ikincil cinsel özelliklerin gelişmesi ele alınmıştır: Kadında memeler, çatı bölgesi kıllanması ve büyük dudakların gelişmesi, erkekte çatı bölgesi ve göğüs kıllanması, kas kütlelerinin dağılımındaki değişmeler ve dış üreme organlarının gelişmesi.

önce başaşağı bir üçgen biçimindedir; daha sonra yetişkinlik döneminde eşkenar dörtgen biçimi alır;

— kamış ve erbezi torbası 20-28 ay içinde gelişir: Büyürler; renkleri, pigment artışı sonucu, koyulaşır;

— çatı bölgesi kıllanmasmdan bir yıl sonra, koltukaltları kıllanmaya başlar; yüz, göğüs, karın, kol ve bacaklarda da kıllanma başlar;

— ergenlik sivilcesi ve sebore gibi deri bozunları, erkeklik hormonu salgılanmasına bağlıdır; genellikle yetişkinlikte ortadan kalkar;

— gırtlaktaki, özellikle de ses tellerindeki değişiklikler sonucu ses değişir.

Cinsel özelliklerdeki değişiklikler

Cinsel özellikler de değişir. Bu değişiklikler 3 ana nokta çevresinde toplanır:

— prostat gelişir: Prostat, sidik çevresinde ve sidik torbasının yanında yeralan bir bezdir; sperma atımı sırasında spermatozoyitlerle birlikte dışarı atılan bir sıvı salgılar. Hadımlaştırma, yani her 2 erbezinin cerrahi girişimle çıkarılması, prostatı küçültür; testosteron iğneleriyse gelişmesini sağlar;

— salgılarını sidik yolu arka parçasına boşaltan Cowper bezleri ve sünnet derisi bezleri de, testosterondan etkilenir;

— ilk sperma atımları daha geçtir; başlangıç, 14-16 yaş arasında, kişiden kişiye değişir.

Biçimsel değişiklikler

Ergenlikte, önemli biçimsel değişiklikler de görülür:

— boy, yılda 6 sm uzar;

— kas sistemi gelişir;

— omuzlar genişler;

— omuz çıkıntıları ve uyluk kemiğinin kalça çıkıntısı arasındaki uzaklık, kol ve bacak uzunluk oranları, ergenlik süresince değişikliğe uğrar; bu ölçülerin izlenmesi, ergenliğin gidişi konusunda fikir verir.

Kız Çocuklarında Ergenlik

Küçük kızdaki ilk ergenlik belirtisi önce meme başlarının, bunun arkasından da memelerin kabarmasıdır. Olay, başlangıçta bakışımsız olduğundan, bazen aileyi korkutur. Buna paralel olarak, meme aylaları da genişler ve renkleri koyulaşır. Memelerin gelişmesinin tamamlanması 2 yıl sürer. Aynı dönemde, büyük dudaklar çevresinde kıllar görünmeye başlar; ancak, erkek çocukların tersine (kızlarda göbek altında kıllanma olmadığından), çatı bölgesi kıllanması üçgen biçiminde kalır. Dış üreme organı da değişir: Büyük dudaklar düşey olarak gelişir ve küçük dudakları gizler. Ergenlik, küçük ve büyük dudakları geliştirir ve yönlerini değiştirir. Dış üreme organı, çocuk ayakta iken yatay hale gelir. Bızır iyice belirlenir. Dölyolu ve dölyatağı büyür, ama bu durumun değerlendirilmesi güçtür. Tartı, boy ve bedenin çeşitli çaplarının ölçülmesiyle ergenlik gelişmesi izlenebilir. Aynı biçimde, art arda çekilen röntgen filmleri üstünde yapılan ölçümlerle de, çocuğun büyümesinde herhangi bir durma olup olmadığı saptanabilir.

Ama, ana, baba için, ergenliğin en anlamlı ve güvenilir belirtisi, ilk âdet kanamalarıdır.

«Aybaşı», «regl» diye de adlandırılan bu kanamalar, meme başlarının kabarmasından genellikle 2 yıl sonra başlar. İlk âdet çevrimleri düzensizdir; daha da önemlisi, yumurtlama ve beden ısısı değişmesi yoktur. Yumurtlama ancak 12-18 ay sonra başlayacaktır.
1222
Yumurtalığın gelişmesi

Erbezi gibi, yumurtalığın da iki işlevi vardır: Dışsalgı işlevi yumurtanın hazırlanmasına yöneliktir; içsalgı işleviyse, dişilik hormonları salgılanmasına ilişkindir. Ancak, erbezinin tersine, yumurtalıkta bu iki etkinlikle ilgili bölgeler birbirine sıkı sıkıya bağlıdır.

Ergenliğe kadar, yumurtalık, deyim yerindeyse sessiz bir bekleyiş içindedir. Doğumda mercimek biçiminde olan yumurtalık, ergenlikte kabararak kayısı çekirdeği boyuna ulaşır. İki bölümden (kabuk ve öz) oluşur. İlerde yumurtayı oluşturacak olan ilk foliküller kabukta bulunur. Kız çocuk, sayısı 50 000 ile 80 000 arasında değişen ilk foliküller bedeninde depolanmış olarak doğar. Üreme etkinliği dönemi süresi 35 yıl olduğuna göre kadın, üretken yaşamı boyunca 300-400 kadar yumurta çıkaracağından ve ancak bu yumurtaların aşılanma şansı olacağından, sözkonusu foliküllerin pek azı olgunlaşabilecektir. İlk foliküller, olgunlaşmamış üreme hücresi olan yumurta hücresi ve teka bezi adı verilen bir hücre tabakasından oluşur. Her âdet çevrimi süresinde, foliküllerden birisi gelişir ve bir De Graaf folikülü verir. Bu sırada, yumurtalığın yüzünde bir kese, kesenin içinde de, besleyici hücrelerle ve folikül sıvısı adı verilen bir sıvıyla çevrili yumurta hücresi yeralır. Folikül hücreleri yumurta hücresinin çevresinde gelişirler; folikül sıvısı ise folikül tekasıyla sarılıdır.

Folikül tekası 2 parçadan oluşur: İç teka; dış teka. Folikül yırtılarak yumurtayı serbest bırakır. Bu olaya «yumurtlama» adı yerilir. Yırtılma sonucu folikülün yüzeyinde oluşan yara izi, iç tekanın çoğalması sonucu, sarı cismi oluşturur. Aşılama (dölleme) olursa, sarı cisim varlığını sürdürerek etenin dölyatağma tutunmasını ve gebeliğin sürmesini sağlayacak; dölleme olmazsa, sarı cisim, âdet çevriminin sonuna doğru yozlaşacaktır. Bir sonraki çevrimde, aynı evrimi başka bir folikül tekrarlar ve böylece, her âdet çevriminde tek bir yumurta salıverilmiş olur.

Ergenliğin Fizyolojisi

Cinselliğin belirlenmesi

Çocuğun cinsini saptayan, döllenme sırasında dişi gametle erkek gametin birleşmesidir. Yalnız X cinsel kromozomları taşıyan anne, ancak bir X kromozomu verir. Çocuğun cinsini saptayan, hem X, hem de Y kromozomları olan babadır; annenin X kromozomu, babanın X kromozomuyla birleşirse, çocuk XX kromozomları taşıyacak, dolayısıyle kız olacaktır. Bu olmaz da, annenin X kromozomu, babanın Y kromozomuyla birleşirse, çocuğun kromozomları XY, çocuk da erkek olur. Çocuğun cinsindeki bu ana, baba kalıtı, cinsel bezin farklılaşmasında doğrudan etkilidir: 40. günden sonra, cinsel bez taslağı, yumurtalık ya da erbezi olmaya yönelir. XX kromozomları, yumurtalığın, XY kromozomlarıysa erbezinin ortaya çıkmasına yolaçar. Cinsel bezin bu farklılaşması sonucunda, üreme organı iç yollan da, ya gelişerek dölyatağı, dölyatağı boruları ve dölyolunu oluşturur ya da geriler. Deneysel cerrahi, yumurtalık olmadığı zaman da dölütün dişi tipte üreme organları taşıdığını göstermektedir; durum, erbezi yokluğunda da aynıdır. Buna karşılık, erbezi varsa, üreme organı iç yollan gerileyerek, sperma kanalıyla ve sperma kesecikleriyle sınırlı kalmaktadır.

Cinsel hormonların etkisi

Dölüt yaşamı süresince, erbezi taslağının salgıladığı testosteron, sperma kanalı ile sperma keseciklerini geliştirir; gene erbezi taslağmca salgılanan Müller kanallarını ketleyici madde, taslak halindeki Müller kanallarının, dölyatağı ve dölyoluna dönüşmesini engeller. Tek başına testosteron, erkeklik farklılaşmasına yetmez; erbezlerinin, Müller kanallarını ketleyici maddenin bulunması gereklidir. Kızlarda ise, dölüt yaşamı süresinde, dişilik hormonu olan östrojen yapımı yoktur. Ergenlik öncesinde, hormon salgısı her iki cinste de azdır. Ergenlikle birlikte, cinsel hormon oranı belirgin bir artış gösterir: Erkek çocukta testosteron salgılanması 24 saatte 5-10 mgr’dır; kızlarda ise salgı, böbreküstü bezlerinden kaynaklanır ve daha düşük orandadır (günde 0,5 mgr).

Kızlarda 2 tip hormon vardır:

— âdet çevriminin ilk evresinde yalnızca yumurtalık tarafından salgılanan östrojen hormonları; bunların arasında en etkilisi östradiyoldur; yumurtlama sırasında salgılanma oranı 60 mikrogramdır. Bu oran, dönem dönem yükselmeler göstererek, âdet çevriminin 12. ve 22. günlerinde, sırasıyla, 120 ve 80 mikrograma yükselir;

— yumurtalık sarı cismi tarafından hazırlanan progesteron: Ancak âdet çevriminin ikinci evriminde, yumurtlamadan sonra ortaya çıkar; salgılanma oranı 23. günde 25 mgr’dır. Bu arada, böbreküstü bezi de bir miktar progesteron salgılar. Böbreküstü bezinin salgıladığı progesteron oranı 6 mgr dolayındadır.

Üreme organları üstündeki etki

Erkek çocuklarda testosteron, kamışın, erbezi torbasının ve prostatın gelişmesini sağlar. Testosteron, erkek çocuğun salgı bezleri ve dış görünümü üstündeki etkisinin dışında, beyindeki ve hipotalamustaki sinir merkezleri üstünde de etki yaparak, erkek cinsel davranışlarına yön verir. Az miktarda salgılandıkları ve kendilerine özgü bir alıcıları olmadığı için, östrojenlerin etkisi azdır. Bazen gözle görünür hale gelen tek belirtileri, meme bezleri hacmindeki belli belirsiz ve geçici artıştır.

Kızlarda, ergenliğin başlangıcında, yumurtlama yokken tek başlarına salgılanan östrojen hormonlar, dölyatağı (hacmi artar), dölyolu, dış üreme organı, Bartholin bezleri ve meme bezleri üstünde doğrudan etki yaparlar. Âdet çevrimleri yumurtlamalı olmaya başladığmdaysa, östrojen hormonları, çevrimin ilk evresinde, dölyolu mukozasının çoğalmasına olanak verir.

Böylece, yumurtalığın aradoku hücreleri tarafından salgılanan testosteron, bızırı etkileyerek, bu organın gelişmesini sağlar.

Progesteron ise dölyatağı üstünde etkilidir: Âdet çevriminin ikinci evresinde, dölyatağı mukozasını, yumurtanın yerleşme (yuvalanma) olasılığına hazırlar (başka bir deyişle, dölyatağı dantelasını oluşturur).

Görüldüğü gibi, östrojenlerin ve progesteronun dölyatağı üstünde ortaklaşa bir etkileri vardır. Progesteron olmazsa, dölyatağı mukozası çoğalmayı sürdürür ve yumurtanın yerleşmesine olanak vermez (progesteron tedavisiyle önlenen kanamaların kökeni budur).

Büyüme ve dış görünüm üstündeki etki

Sözkonusu değişmelerin tümü, testosteron metabolizmasının etkinliğine bağlıdır. Bu etkinlik, genel olarak, protein anabolizmasını,yani kemiklerin, kasların, spermatozoyitlerin ve üreme hücrelerinin olgunlaşmasından sorumlu hücrelerin

yapısında yeralan moleküller olan proteinlerin yapımını başlatır. Hadımlaştırma, organizmanın proteinleri biriktirmesine olanak bırakmaz; bu durumda proteinler üre biçiminde, sidik yoluyla, bedenden atılır. Bedene, kendi doğal hormonunun yerini tutması için, dışardan hormon verilerek bu durumun düzeltilebilmesi, testosteron hormonunun büyümeyi sağlayan büyüme kıkırdakları üstündeki etkisini açıkça ortaya koymuştur. Androjen ve östrojenler, ergenlik döneminde, kemik ucu (epifiz) ile kemik gövdesi (diyafiz) arasındaki büyüme kıkırdağı hücrelerini artırarak kemiklerin büyümesini hızlandırırlar. Ancak, kıkırdağın olgunlaşması, yani kaynaması, bir yandan da büyümeyi durdurur. Bu nedenle, bedene küçük dozlarda testosteron vermek, büyümeyi, birkaç hafta süreyle hızlandırır. Yüksek dozda verilirse, büyüme çok çabuk olur, ama sonra kesinlikle durur.

Hormonlar, kısa kemikler (köprücük kemiği, el kemikleri) ve yassı kemikler (kafatası kemikleri ve kaburgalar) üstünde de etkilidir. Büyümenin uyumluluğu.cinsel bezlerin farklı alıcılar üstünde farklı etkisi olduğunu göstermektedir; özellikle, çocuğun çatı yüksekliğinin, boyuna oranı, hormon dağılımının sağlıklı olup olmadığının göstergesidir. Testosteron, her iki omuz çıkıntısı arasındaki uzaklığı artırır (yani omuzları genişletir).

Östrojenler ise, uyluk kemiğinin büyük ve küçük çıkıntıları arasındaki uzaklığı artırarak, kadının dişilik özelliği olan kalça genişliğini sağlarlar; bedenin alt bölümünde (kabaetler ve butlar) yağ biriktirirler.

Kıllanma üstündeki etkileri de farklıdır: Testosteron, çatı bölgesi kıllarına baklava biçimi verir ve deriyağı salgısını artırır.

Sinir merkezleri üstündeki etkilerinden ötürü, herhangi bir nedenle androjen salgısından yoksun kalan erkek çocuklarda, kızlarda olduğu gibi, çevrimsel bir bez etkinliği görülür. Gerçekten, testosteron, hipotalamusun ön merkezlerinin etkinliklerini ketleyici bir özellik taşır; oysa östrojenler, bu bölgedeki etkinliklerini sürdürerek, genç kızlarda ergenlik döneminde âdet kanamalarının başlamasını sağlarlar.

Ergenlikte Psikolojinin Önemi

Ergenlik, çocukluktan yeniyetmeliğe yavaş yavaş geçiştir.

Ergenlik çağındaki kişi çocuk değildir; yetişkin de değildir. Geçmişini reddeder; gelecek konusunda da kesin görüşleri olmadığından, huzursuzdur; bunu da davranışlarındaki düzensizlikle ortaya koyar. Gelişmenin aşamalarından biri olan yeniyetmelik, bir tür «bunalım» olduğundan, dengesizlikle, uyumsuzlukla ve başkaldırmayla yansır. Yeniyetme bir yandan ruhsal ve biyolojik, öte yandan da toplumsal olgunluğa eriştiğinde, yani yetişkinlerin toplumunda belirli bir yer edindiğinde kişiliği belirlenecektir; bu kişiliğin yüksek ve sağlam bir dengede olmasını, yeniyetmelik döneminde «kişiliğini arama» çabalan sağlayacaktır.

Geçirmekte olduğu fiziksel değişmeler (boy uzaması, ses değişmesi, kıllanma, v.b.), ergenlik dönemindeki çocuğu tedirgin eder. Çocuk aynı zamanda, belirsiz, arzular da duymakta, doyuramadığı bu arzular da onu büyük ölçüde rahatsız etmektedir. Bütün bu değişmeler, çocuğun, kendi bedeniyle olan ilişkilerine yeni bir biçim vermesini gerektirir. Bu ilişkilerse üçüncü bir kişiden geçmektedir; bu nedenle çocuk, ergenlik döneminde, kendi kişiliği ile kendisine örnek aldığı kişi dik) arasında sürekli gider gelir, kararsızlık içindedir. Yeniyetmenin iç güvenliği ve kişiliği, cinsel işlevlerini yerine getirme olanağına da bağlıdır: Cinsel eylemdeki bedensel ilişki sayesinde, ergenlik dönemindeki çocuk, bedeninin ve yeni olanaklarının bilincine varacaktır. Ama güncel toplum, ona bu deneyi sarsıcı olmayan koşullar içinde gerçekleştirmek için pek şans tanımamaktadır. Ruhsal hazırlığının iyi ve yeterli olduğu savunulamaz.

Öte yandan, ergenlik dönemindeki çocuğun, toplumsal ve kültürel düzeyde de hiç bir yeri yoktur. Bu nedenle, kendi yerini yetişkinlere göre saptaması, yani kendisini yetişkinlerle özdeşleştirmesi çok güçtür. Dolayısıyle, ergenlik dönemi, kendisine özgü davranışlarla nitelenir: Genç, gerek konuşmasında, gerekse giyim kuşamında, çevrenin kayıtsız kalamayacağı, olağandışı davranışlar içindedir. Bu davranışlar, onun için dikkatleri kendi kişiliği üstüne çekme ve aileye karşı bağımsızlığını savunma olanağıdır. Aile ile çatışmalar da bu dönemde yeralır. Aile, yerleşmiş kurallara bir tür meydan okuma olan bu davranışlar karşısında silahsızdır.

Karşıt cinsle ilişkilerde de bu olağandışılık izlenir. Ergenlik çağındaki çocuk, düşüncelerini genellikle kendine saklarsa da, açıkladığında bunu mutlak, bütün, şiddetli ve «sonsuza kadar süreceğini düşündüğü» bir duygusallık içinde yapar. Bu dönemde, kızlar kendilerine bir kız arkadaş seçerek bütün duygularını .onunla paylaşır, erkekler bitip tükenmek bilmeyen itiraflara ve mektuplara girişirler: Çağ, «arkadaşlar», «gruplar» çağıdır.
depresyon12yeni
Dışa dönük ilk evreyi, daha kendine dönük ikinci bir evre izler. «Benlik» üstüne düşünmeler başlar. Bunda, çevrenin dikkatinin yeniyetmenin

Sınavlarda başarısızlık, üzüntü gibi kişisel olaylar da, yeniyetmenin kendi bilincine yaklaşımını etkileyebilir. Bu bilinçlenmede her zaman melankoli, düş ve düşüncelere dalma, yalnızlık gereksinimi duyma vardır. Öteki gereksinmeler gibi, zihinsel gereksinmeler de artar ve değişik biçimlerde yansır:

— çilecilik, İçgüdüleri körletmeye çalışmak her türlü doyumdan bütünüyle vazgeçmektir. Böylesine bir çilecilik döneminin ardından, içgüdüleri bütünüyle serbest bırakma evresi gelebilir. Kendi iç çekişmelerinin pençesinde kıvranan ergenlik çağındaki çocuk için bunlar, bir tür kendi tutarlılığını koruma ve ana, babaya karşı saldırganlığı ortaya koyma aracıdır;

— konuşma ve konuşmayı zihinselleştirme (düşünce ve soyutlamalardan zevk alma): Ergenlik çağındaki çocuk, tartışmaktan ve düşünce kurgularından hoşlanır. Kendinden ayrılarak, genelleşme yoluyla, grubun idealiyle bütünleşmeye ve böylece «herkes gibi» olmaya çalışır; kendini, bütünün bir bireyi, öteki bireyler gibi bir birey olarak görmek ve göstermek ister. Ama çoğunlukla, bunun tam tersi bir davranış görülür: Yeniyetme bu. kez, iletişime olanak vermeyen kapalı bir dil kullanarak, grubu bir yana itme gereksinimi duyar;

— yaratıcılık: Yeniyetmenin yaşamında önemli bir yer tutar; yeniyetme, konuşarak, yazarak, düşünce ve duygularını kağıda dökerek ya da resim yaparak, duygusal iç çekişmelerini dizginlemeye çalışır.

Sonra, içe kapanıklığın yerini «kendini yüceltme», farkına vardığı olanaklarını elden geldiğince geliştirme kaygısı alır. «Ben, kendimim, başkası değil.» Sessizlik dönemi bitmiş , kafa yeni düşüncelere (toplumsal, siyasal, v.b.) açılmıştır. Bu, «büyük davalara katılma» dönemidir. Çocuk bu dönemde yoğun bir yaşama isteği duyar. Aile içi çekişmeler hafifler. Çatışmalar yavaş yavaş içe döner, saldırganlık ve hırçınlık azalır. 18 yaşma doğru, ergenlik çağı sonuna gelmiştir.

Günümüzün toplumsal ve kültürel ortamında, ergenlik bunalımı, görülmemiş bir sivrilik kazanmıştır. Öğretimin yaygınlaşması sorunu gerek aile, gerekse çocuk açısından durumu güçleştirmekte, çocuğun tam kendini önemli, bağımsız, kendi fikirleri olan bir kişi olarak kabul ettiği ve başkalarına da ettirmek gereğini duyduğu dönemde, onu öğrenci olarak katlanılması güç bir bağımlılık içine almaktadır. Çocuğunun hem bütün yükünü yüklenmek, hem de bağımsızlık ve özgürlük gereksinimlerine saygılı olmak isteyen aile için de, sorunun çözümü kolay değildir. Hattâ, ahlak kurallarının liberalleştiği, geleneksel terbiye biçiminin etkinliğini yitirmekte olduğu çağımızda, ana, baba için, çocuklarıyla ilişkileri kolaylaştıracak tutum ve davranışları bulabilmek iyice güçleşmiştir. Bunun bir nedeni de, karşılarında, kendilerinin o çağda .olduklarından daha «olgun», daha uyanık ve sorunların daha «farkında» çocuklar bulmalarıdır. Üstelik bu durum, kendilerinin herhangi bir girişimleri ya da yardımları olmaksızın gerçekleşmiştir.

Cinsel İlişkisiz Tatminin Yolları

Cinsel ilişkisiz tatmin (mastürbasyon, onanizm), bir eşle bedensel birleşme olmadan cinsel orgazma ulaşmayı sağlayan bir yöntemdir.

Kişi, tek başına kendi kendini tatmin edebileceği gibi, yöntem eşlerin biri tarafından ötekine de uygulanabilir. Bu iki biçim arasında ayrım yapmak gerekir.

Kendi Kendini Tatmin

Zihinsel tatmin

Zihinsel tatminde, cinsel orgazm, yerel uyarılar elde etmeye yönelik davranışlara başvurulmaksızın gerçekleşir. Çok ateşli bazı kişilerin, orgazma varmaları için birkaç erotik düşünce, açık saçık bir yazı ya da birkaç resim yeterli olabilir. Yalnızca bacaklarını bitiştirip sıkıştırarak ya da dölyolu kaslarını oynatarak orgazma ulaşan kadınlar vardır.

Elle tatmin

Cinsel organlar, orgazma ulaşılmcaya kadar, elle uyarılır. Her 2 cinsin de bu etkinlikte aynı derecede başarıya ulaştığı söylenebilirse de, erkeklerin kolaylık üstünlüğü olduğu apaçık ortadadır.

Bu iş için yapılmış yabancı cisimlerle tatmin

Karşıt cinsin cinsel organlarını taklit eden ya da orgazm yaratmak için yapılmış araçlar vardır.

Bu araçlar, tarih boyunca ve dünyanın her köşesinde yapılmış ve kullanılmıştır; bunlardan özellikle kadınların yararlandığı sanılmaktadır. Tarih öncesi insanları da (günümüzde bazı kabileler de), kamışı sertleşme durumunda heykeller yapmışlardır. Bunlara «fallus» ya da «lingam» adı verilir. Bazı kavimlerse, özel törenler düzenleyerek, bu fallus ve lingamları ergenlik çağma gelmiş genç kızların kızlığını gidermede kullanmışlardır. Çoğunlukla da, fazla yer tutan heykellerin yerini, tek başına penis ve penis taklitleri almıştır. Bunlar, çabucak, çok büyük boyutlara ulaşmış ve Mısır’da Osiris, Roma’da da Baküs şenliklerinde taşınmıştır. Firavunlardan Sesostris, her yere görkemli falluslar dikmeyi alışkanlık edinmişti: Concorde Alanı’ndaki Dikilitaş, Parislilere sözkonusu firavunun cinsel savlarını hatırlatır. Roma’da da, falluslarm nazardan koruduğuna inanılır ve fallus biçimi kolyeler taşınırdı.
1218254459masturbation_small
Görüldüğü gibi, günümüzde oldukça yaygınlaşmış olan yardımcı cinsel araçlar, hiç de yenilik sayılmaz. Gerçekten, sözgelimi Galyalılar, tatmin için cinsel yardımcı araçlar kullanmamakla birlikte, Tanrı Priapus adına, pişmiş topraktan fallus biçimli öyle çok adak yapmışlardır ki, günümüzde arkeoloji müzelerinin ambarları hâlâ bunlarla dolup taşmaktadır. Bu paragrafa son vermeden önce, A.B.D’nin dünya piyasalarına sürdüğü «şişirilebilir kadınlar»ın, erkeklerin tatmin ilkelerinde devrim yaptığını ve onları amaca daha uygun bir araca kavuşturmuş olduğunu ekleyelim.

Kadınlarda, bu iş için öngörülmemiş araçlarla tatmin

Kolayca anlaşılabilecek ve bütünüyle biçimsel nedenlerle, kadınlar tatmin amacıyla yabancı cisimleri erkeklerden daha çok kullanırlar. Çoğunlukla bunları düşüncesizce seçtiklerinden, dölyolu oldukça geniş ve esnek bir organ olduğu halde, sonunda dölyatağı ağzı zorlanabilir: Bu her zaman tehlikelidir. Dölyolu boşluğuna yabancı cisim sokulması, sözkonusu cisim aşırı boyutlarda ve çapraşık biçimde olmadıkça, kadının sağlığı için zararlı değildir. Ancak, bazen yabancı cisim dölyolu içinde takılıp kalır ve çok şiddetli yerel tepkilere yolaçar. Bunları tek başına çıkarmak olanağı bulunmayabilir. O yüzden, cerrahların bazen dölyolundan, orada bulmayı ummadıkları bazı nesneler çıkarmaları gerekmektedir.

Kadınlarda, sidik yoluna yabancı cisim sokma yoluyla tatmin

Sidik yoluna ya da torbasına yabancı cisim sokmak çok daha tehlikelidir. Sidik yolu, bızır ile dölyolu araşma açılır. Gerek bızır, gerekse dölyolu, cinsel istek uyarıcı bölgelerdir. Öte yandan, sidik yolunun girişi de kolay olduğundan, bazı kadınlar yabancı cismi sidik yoluna yanlışlıkla sokarken, bazıları da çok duyarlı olan bu bölgeden yararlanmak amacıyla bunu bile bile yaparlar. Ne var ki, sidik yolu çok duyarlı olmakla birlikte çok da kısadır ve hemen sidik torbasına açılır. Sidik torbasına kadar giden yabancı cisimleri ameliyata başvurmadan çıkarmak olanaksızdır. Bu ameliyatlarla, sidik torbasından çok çeşitli cisimler çıkarılmaktadır.

Erkeklerde, bu iş için öngörülmemiş araçlarla tatmin

Cinsel tatmin amacıyla kullanılan yabancı cisimlerin çıkarılması için hekime başvuranlar arasında erkekler de vardır. Ancak, erkeklerde sidik yolu çok duyarlı olmakla birlikte hiç de cinsel istek uyarıcı olmedığından, bu durumda suç aracını sidik yolundan çok, göden barsağında aramak gerekir. Göden barsağının leğen parçası da dölyolu gibi genişlemeye son derece uygun olduğundan, hekimler buradan da kolay kolay akla gelmeyecek cisimler çıkarmaktadırlar. Bir cerrahın, dip tarafı önde olduğu için cerrahi kıskaçlarla bir türlü tutulamayan bir şişeyi çıkarmak için 3 saat çalıştıktan sonra vazgeçip, karından girişime başvurmayı düşündüğü sırada, raslantı sonucu başarıya ulaştığı anlatılır.

Kendi Kendini Tatminin Nedenleri

Her şeyden önce, kendi kendini tatminin (özellikle de erkeklerdekinin) cinsel bir anormallik olmadığını belirtelim. Kendi kendini tatmin, en azından yaşamın belirli bir döneminde (sözgelimi ergenlik) ve belirli durumlarda (özellikle, karşı cinsle ilişki olmadığında (zaten en sık raslanan neden de budur) cinsel yaşamın bir parçasıdır. Aynı biçimde, ergenlik çağmdakilerde (12-16 yaş arası) erbezi hormon birikimi öylesine şiddetli ve bu çocuklar, karşı cinsle birleşme yoluyla boşalma olanağından öylesine yoksundur ki, kendi kendini tatmin fizyolojik bir gereksinme olarak ortaya çıkar.

Ergenlik döneminde kendi kendini tatmin

Genel olarak, normal bir yapıdaki erkeklerin ergenlik dönemi sırasında bir de kendi kendini tatmin dönemi geçirdikleri ve bir eşle normal ilişki olanağına kavuştuklarında bunu unutmayı yeğledikleri sanılmaktadır. Anormal ya da anormal olduğu ileri sürülen kendi kendini tatmin ise, normal cinsel ilişkiler çağma geldikten ve normal cinsel ilişki olanağına kavuştuktan sonra bile, aynı uygulamayı sürdürmektir. Gençleri ahlaksal, dinsel kurallar, özellikle de sağlık gerekçeleriyle sıkboğaz etmekten bu nedenle kaçınmak gerekir. Sözgelimi kendi kendini tatminin bünyeyi mineralsiz bıraktığı, fosfor ve kalsiyum gibi temel öğelerini tükettiği, aptallığa yolaçtığı söylenmiştir. Freud öğretisinin zararlarını ve acıklı sonuçlarını ortaya koyduğu çelişkili cinsel durum, bazı eğiticiler tarafından kuşaklar boyunca, kendi kendini tatmin eden gençlere aşılanan korkunun sonucudur: Gerçi, ergenlik çağındaki genç aptallaşıyordu ama, bunun nedeni kendi kendini tatmin etmesi değil, cinsel eğilimi ile bu eğilimin karşısına eğiticiler tarafından çekilen yasaklardı.

Paris’te Concorde Alanındaki Dikilitaş, Eskiçağ’da yapılmış fallus simgelerinden biridir.

Kadınlarda orgazm

Kadınların, kendilerini küçük düşürücü olduğunu düşündükleri konular karşısındaki tutumları son derece yalındır: Susarlar. Bu nedenle, kadınlardaki kendi kendini tatmini tanımlamak son derece güçtür. Hekimler bile, kadınları bu konuda konuşturmayı güçlükle başarabilmektedirler.

Büyük bir olasılıkla, erkeklerde olduğu gibi, cinsel durgunluk içindeki kadında da, tanımlaması güç ve anatomik olarak da yeri henüz belirlenemeyen bir fizyolojik gerilim ortaya çıkmakta, bu gerilimin çözülmesi içinse kadının orgazma ulaşması gerekmektedir. Ancak, bütün bunların açıklanması çok güçtür; çünkü kadınlarda «bu»nun nerede başlayıp nerede bittiği hâlâ kesinlikle bilinmemektedir. Dölyatağı, yumurtalıkları ve döl yatağı boruları alman bir kadın, cinsel ilişkilerini sürdürebilir. Tersine, bütün cinsel organları yerinde olan bir kadın, biraz şiddetlice yalın bir heyecan karşısında birdenbire «soğuklaşabilir». Bu durumda, orgazmın nerede ve nasıl oluştuğu sorusu yanıtsız kalmaktadır.

Ama, mekanizması belirlenememiş olsa da, kadınlarda orgazm diye bir şey olduğu bilinmektedir. Nasıl gerçekleştiği bilinmese de, başlangıç noktalan, ileticileri ortaya konmuştur. Beyin kabuğunda, varlıklarını «erotik düş gücü» diyebileceğimiz düşünceler, görüntüler ve düşlerle belirten bazı gölgeler bulunduğu tartışma götürmez. Beyin kabuğunda yeralan bu bölgelerin hormonlar tarafından uyarıldığı sanılmaktadır; ama bazı kadınların, yumurtalıkları alınmış olduğu halde cinsel yaşamlarını eski gücüyle sürdürmeleri, bu hormonların mutlaka yumurtalık hormonları olması gerekmediğini göstermektedir. Bu da, kadının cinselliğinin hareket noktasının bağımsız olduğunu ve beyinde yeraldığını kanıtlamaktadır. Oysa erkekler için aynı şey öne sürülemez; çünkü hadımlaştırılmış erkeklerde cinsel düş gücü de yitmektedir.

Beyin kabuğunda yeralan sözkonusu bölgeler dışında, yüzeysel cinsel istek uyarıcı bölgeler de vardır. Bunların bazıları herkesçe bilinir (bızır, dölyolu, göğüsler); bazıları da kadından kadına değişir (kulaklar, ayak parmaklan, ense, sırt, dizler, v.b.). Kadın, kendi kendini tatmini, bu saydığımız uyarı alıcılar düzeyinde uygulamayı dener.

Kendi kendini tatmin, kadının gerçek yapısına uymadığından, çoğunlukla erkekteki kadar tam bir tatmin sağlamaz ve kadını sonradan duygusal açıdan huzursuz kılabilir.

Kendi kendini tatminin nedenleri

Kendi kendini tatminin nedenleri etiketlendirilmeye ve sınıflandırılmaya çalışılmıştır. En sık raslanan nedenler raslantı, merak, cinsel ilişki yokluğu, normal ilişkilerden korkma, cinsel ilişkilerde başarısızlığa uğramış olma, alışkanlık ve cinsel uyarılganlığm yüksek düzeyde olmasıdır.

Raslantı ve merak

Raslantılar, özelikle de, çocuklara özgü merak, pek çok çocuğu kendi kendini tatmine iter. Genellikle bunda cinsel isteğin bir rolü yoktur. Raslantı sonucu kendi kendini tatmin örneği olarak en çok, çok küçük çocuklardaki sonuca ulaşmayan kendi kendini tatmin türü görülür. Sonuca ulaşmadığı için de genellikle iz bırakmadan unutulur.

İlişki yokluğu

En sık görülen kendi kendini tatmin nedenidir. Cinsel istek çiftleşme yoluyla giderilemezse, kendi kendini tatmin bir zorunluluk halini alabilir. Bu nedenle, eşsiz kalan bütün yaratıklarda görülür. Memeli hayvanların, kızgınlık dönemlerindeyken çiftleşemezlerse, kendi kendilerini tatmine başvurdukları söylenmektedir. Sorunun bu yönü bizi fazla ilgilendirmemekle birlikte, kendi kendini tatminin insan türüne özgü bir davranış olmadığını kabul etmemiz gerekir.

Normal ilişkilerden korkma

Bazı kişiler, normal cinsel ilişkiden korkar. Bu korku anormal bir niteliğe bürünüp, çoğunlukla eşcinselliğe de yöneltebilir. Korkunun kaynağında cinsellik konusundaki önyargılar, eğitim biçiminin cinsel ilişki eylemini «ahlaksızlık» olarak nitelemiş olması, çok aşırı estetik duygular ya da karşı cinsten tiksinmeye varacak kadar aşırı duyusal duyarlılık bulunabilir. Aynı biçimde, ilk denemenin başarısızlıkla sonuçlanmış olması, bir kadını erkeklerden nefrete, dolayısıyle kendi kendini tatmine yöneltebilir.

Fizyolojik aşırı gerilim hali kadınlarda da vardır. Ancak orgazma ulaşmakla çözülebileceğinden, kendi kendini tatmini kaçınılmaz kılar.

Cinsel ilişkide başarısızlık

Zaman zaman eşlerden birinin ötekini orgazma ulaştıramadığı olur. Bu durumda, kendisini başarısızlığın sorumlusu olarak gören kişi, gene kendi kendini tatmin alışkanlığına döner. Özellikle, karı koca ilişkisi yoluyla doyuma ulaşamayan kadınlar, orgazma ulaşabilmek için kendi kendilerini tatmine başvururlar.

Alışkanlık

Bazı kişiler de,, kendi kendilerini tatmine öylesine alışmışlardır ki, normal ilişkilerden aynı zevki alamaz olurlar. Normal cinsel ilişkide bulunabilseler bile, kendi kendilerini tatmini sürdürürler. Gerçekten, kendi kendini tatmin, orgazma götürücü özel bir alışkanlık niteliği aldığında, kişiyi normal cinsel . yaşama uyamaz duruma getirebilir.

Cinsel uyarılganlığın yüksek düzeyde olması

Bazı kişilerde cinsel uyarılganlık çok yüksek düzeydedir ve bu kişiler normal kişilerin uğraşlarından (iş, öğrenim, sanat, spor, v.b.) yoksunsalar, kendi kendini tatminde aşırılığa kaçabilirler.

Bu aşırı ve kuraldışı durumlar bir yana bırakılırsa, insanoğlunun, özellikle de erkeklerin, ergenlik çağındayken, kendi kendini tatminin fizyolojik ve gerekli bir olgu olarak kabul edilmesi gereken bir dönem yaşadığını söyleyebiliriz.

Dolayısıyle, gençleri bilinçlendirmekle yükümlü olan eğiticilerin, kendi kendini tatmini sistemli olarak kötülemekten vazgeçmeleri gerekir. Aslında, sorunun ele alınması, özellikle genç kızları bilinçlendirmek sözkonusu olduğunda, oldukça geniş ruhsal bilgi sahibi olmayı gerektirir. Buna karşılık, olur olmaz her cisimle girişilen kendi kendini tatmin ya da çok gelişmiş araçlarla kendi kendini tatmin uygulamaları sakıncalıdır. Kadınların özel amaçlarla kullandıkları elektrikli masaj araçlarının kötü etkileri pek çok hekimce ortaya konmuştur.

Çok sık yapılan kendi kendini tatmin de zararlıdır. Bu kendi kendini tatmin türleri, hastalık olarak kabul edilmeli ve tedavi yoluna gidilmelidir.
 
cinsel bilgiler sağlık bilgileri seks dersleri. Citrus Pink Blogger Theme Design By LawnyDesignz Powered by Blogger