Cinsel Sağlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Cinsel Sağlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

İleri Yaşlarda Cinsel Güç

8 Ekim 2009 Perşembe

Orta yaşlardaki erkeklerde, adet kanaması kesilen kadınlardaki gibi cinsel alandaki değişiklik fazla belirli değildir. Normal olarak husye canlılığının azalmasıyla sperm yapımında da azalma görülür. Bu elli yaşları içinde olur.

Fakat bu, cinsel isteklerin eksileceği anlamına gelmez. Tersine, cinsel istekler daha da kuvvetlenebilir ve altmış, hatta yetmiş yaşlarına kadar sürebilir. İkinci bölümde belirtildiği gibi, cinsel istekler ruhsal ve bedensel uyarılmalarla ortaya' çıkar ve sertleşmeyi olanaklı kılar. Sperm yapımındaki azalmaya karşın, boşalma olabilir, çünkü meni sıvısının dörtte üçü prostat bezi tarafından salgılanmaktadır.

Daha önce de belirtildiği gibi iktidar, ne vücut gücüne bağlıdır, ne de yaşın ilerlemesi oranında azalır. Fakat erkeğin yaşlanması, kırk yaşlarında kolayca ruhsal iktidarsızlığa götürebilir. Bu, sayısız örnekle kanıtlanabilir.
Biz burada birkaç örneğe göz atalım: Asıl etken yaşlanmanın bilincine varmaktır. Erkek kırk yaşına gelmiş, yaşamının yarısını geride bırakmıştır.

Birden sağlığı ile daha yakından ilgilenmeye başlar. Kendisine kalan yetenekleri en iyi şekilde değerlendirmeye çalışır. Bunun sonucunda da cinsel birleşimi izleyen bitkinliğe karşı alınganlasın Şimdi pozisyonları daha dikkatli seçmelidir. Fakat bilgisizliği veya inatçılığı nedeniyle yönetici rolü sürdürmekte ısrar eder. Amacına olanaklı olduğu kadar az çaba göstererek ulaşmak ister.

Fakat hayret edilecek kadar çabuk yorulur. Çünkü boşalmaya gayret ettiği için sinirleri gerilmiştir. Bu durumu gidermek için kendi kendini kontrol etmeye çalışır. Fakat bunda ne kadar çaba gösterirse, boşalma da o kadar gecikir. Erkek kendi kendine olan güvenini yitirir ve sonunda cinsel yaşamdan elini eteğini çeker.

Boşalmanın sadece bölgesel uyarılmaya değil, ruhsal heyecanlanmalara da bağlı olduğunu anımsayalım. Cinsel heyecan gecikirse, boşalma da gecikir ve iktidarsızlığı doğurur. Orta yaşlarda aşırı uyarılmalardan kesinlikle kaçınılmalıdır.

Erkek kırkına geldiği zaman, yorgunluğunun yalnızca cinsel devinim sonucu olmadığını düşünmelidir. Sadece cinsel duyguları doğal yoldan uyandığı zaman, cinsel ilişkide bulunmalıdır. Kendi kendisini zorlamak ve cinsel duygularının uyanması için beynini uyarmakla akılsızlık etmiş olur. Fakat duygular doğal yoldan uyandığı zaman erkek yaşını unutmalı ve tıpkı gençliğinde olduğu gibi zevkin tadını tam anlamıyla çıkarmalıdır. Bu, değişimi durduracak ve erkeği ruhsal ve bedensel bakımlardan doyuma ulaştıracaktır. Cinsel yaşam orta yaşlarda dizginlenmemelidir.

Bununla birlikte, orta yaşlardaki erkekler, kendi sınırlarını bilmelidir. Kırk yaşlarında cinsel ilişkiyi dört günde bir, elli yaşlarında ise haftada bir kezden fazla yapmak pek doğru değildir. Bunlar birtakım sınırlardır. Fakat, mutlak bu sınırlara uymak gerekmez. Özellikle bunlara sıkı sıkıya uymak, bazen büyük bir hata bile olabilir.

Başka bir sorun da eşlerin farklı yaşlarıdır. İki, üç yaş fark pek bir şey değildir. Fakat aradaki fark beş veya on yaş ise, bu durumda erkek kırkına veya ellisine gelmiştir, oysaki kadın ancak otuzunda veya tam kadınlığının en verimli yaşındadır. Gururu yüzünden veya kendisini buna görevli saydığı için erkek, eşini tatmin etmeye çalışır. Kadın, doymak bilmeyen isteklere sahip olabilir ve erkek gitgide azalan gücünden dolayı umutsuzluğa kapılır.

Benim önerim şudur: Bu durum, acı bir gerçek şeklinde ortaya çıkmadan önce, eşler eskiden uyguladıkları pozisyonları bırakıp kadının yukarda olduğu veya yan pozisyonları yeğ tutmalıdır. Bu pozisyonlar, kadını yönetici role geçirir ve onu orgazma ya da benzeri şekilde doyuma ulaştırmaya götürür.

Ancak bu şekilde, gerek erkek, gerekse kadın mutluluklarını ayakta tutabilir. Birleşimden önceki okşamalar bu yaşlarda gitgide daha çok değer kazanır. Okşamalar yalnızca biraz sonraki kısa birleşim sırasında kadının orgazma ulaşmasını kolaylaştırmakla kalmayacak, birleşme olmasa bile kadının tatmin olmasını sağlayacak, hiç değilse onun gerilimini giderecektir. Erkek, evliliğin ilk yıllarında kuvvetli, ihtiraslı okşamalara -dış cinsel organları ağız yoluyla uyarmak ve vaginanın parmakla uyarılması- eşini alıştırdığında büyük hata işlemiş olur. Bu kozu, sıkıda kaldığı zaman kullanmak üzere saklamalıdır.

Dönemsel Cinsel Perhiz Yöntemleri

İlkeler

Doktor Rozenbaum’un yazdığı gibi, «raslantısal bir olasılıklar hesabına dayanan bu yöntemler, gelecek üstüne girişilen ve çoğunlukla yitirilen birer bahistir.» Bununla birlikte, bir ay süresince kadının gebe kalabileceği ancak birkaç gün olduğundan, sözkonusu perhiz yöntemlerinin gene de doğru bir dayanağı vardır. Gerçekten, her ay ancak 1 yumurta hazırlanır ve 2 yumurtanın hazırlandığı çok ender durumlarda da, genellikle her iki yumurta birlikte oluşur. Üstelik, yumurta, ancak çıkmasından sonraki 15-20 saat içinde döllenebilir. Ayrıca, kadının dölyatağı borularına doğru çıkan spermatozoyitler, dölleyici güçlerini ancak 3-4 gün kadar koruyabilirler (bu sayı bütünüyle kuramsaldır; çünkü spermatozoyitlerin yaşam süresi daha uzun olabilir ve bazen 7-8 günü bulabilir).

O halde yapılacak iş, her ay âdetin ilk gününden başlanarak çevrimin günlerini sayma yoluyla yumurtlama tarihini belirleyebilmektir. Bu belirleme son derece önemlidir.

Yöntemler

Çok iyi bilinen ve yumurtlamanın oluştuğu günün belirlenmesinde kullanılan 2 yöntem vardır.

Ogino yöntemi

Bir Japon cerrahı olan Ogino, 1924 yılında, yumurtlamanın âdet kanamalarından önceki 12. ve 16. günler arasında olduğunu ortaya koydu. Bu, çağın çok önemli bir buluşudur; çünkü o zamana kadar, yumurtlamanın zaman açısından düzensizlik gösteren bir olay olduğu kabul edilmekteydi. Ogino, önce kadının son 12 aylık âdet çevrimlerinin uzunluğunu inceleyip, en kısa çevrimin gün sayısından 18′i çıkararak döllenebilirliğin ilk gününü, sonra da en uzun çevrimin gün sayısından ll’i çıkararak döllenebilirliğin son gününü buldu. O halde, bir önceki yıl içindeki âdet çevrimlerinin süresi 27-32 gün arasında değişen bir kadında, döllenebilirliğin 1. günü 27 eksi 18′e, yani çevrimin 9. gününe, döllenebilirliğin son günü de 32 eksik, yani çevrimin 21. gününe uyar. Demek ki, kuramsal olarak bu kadın, çevrimin 9. gününe kadar, daha sonra da 21. günden başlayarak normal ilişkilerde bulunabilir.

Knaus yöntemi

Bu yöntem de, öncekiyle aynı ilkeye dayanır, ama biraz daha geniştir. Son âdet çevrimi 27-32 gün arasında değişen bir kadın için, döllenebilirlik dönemi, bu yönteme göre çevrimin 10. ve 19. günleri arasında yeralır.

Viyana’lı bir kadın hastalıkları uzmanı olan Knaus, tehlikeli dönem süresince kadının hiç ilişkide bulunmamasının gerekliliği üstünde durmuştur; çünkü, yöntemine güvenmekle birlikte, ilişkide erkeğin geri çekilmesinin etkililiğine hiç inanmıyordu.

Bu yöntemlerin eleştirisi

Günümüzde, âdet çevrimi süresince, kısır gün bulunmadığını kadınların çoğu bilmektedir. 28 günlük bir çevrimde gebe kalmaya en uygun dönem 8. günden yaklaşık 19. güne kadar sürdüğünden, kuşkusuz, en verimli günler hesaplanabilir. Ama, çevrimin her anında, hattâ âdetler sırasında yumurtlama ve döllenme olasılığı bulunduğundan, kısır günleri belirlemek olanaksızdır. Düzensiz bir âdet çevrimi, tatile çıkma ya da günlük yaşama koşullarında herhangi bir değişiklik, ruhsal ya da bedensel rahatsızlıklar, yumurtlama tarihinin öne ya da geriye kaymasına neden olabilir ve döllenme, öngörülen zamanın bütünüyle dışında gerçekleşir. Kısır günlerin varlığına güvenen kadınlar,. mutlaka günün birinde gebe kalacaklardır.. Profesör Tietze, 8. ve 19. günler dahil bu tehlikeli dönemde her tür cinsel ilişkiden kaçınacak bir kadının, doğurganlık çağı boyunca 5 kez gebe kalabileceğini hesaplamıştır. Önceden planlanmamış bir gebelikten fazla rahatsız olmayacak bir çift, verimli günlere göre ilişkilerini rahatça ayarlayabilirler; ama çocuğu olmaması gereken bir kadın, hiç bir zaman bu yönteme başvurmamalıdır.

Uykuda Boşalmanın Tedavisi İçin Şifalı Bitkiler

7 Ekim 2009 Çarşamba

UYKUDA BOŞALMA
Tanımı: Geceleri uyku esnasında meni kesesinin dışarı bo­şalmasıdır.
Nedenleri : Genellikle cinsel libidonun fazlalığı, görülen erotik rüyalar ve uzun süreli cinsel aktivitede bulunmamak. Bir başka nedeni ise tamamen sosyal ilişkilerde cinselliği baskı al­tında tutmaktır.
Önerilen Tedavi Biçimi: Akşamları yatmadan yarım saat kadar evvel bir çay fincanı kaynar suyun içine bir çay kaşığı ada çayı katılıp demlen­mesi için kısa bir süre beklendikten sonra süzülerek içilir.
* Akşamları yatmadan yarım saat kadar evvel bir çay fincanı kaynar suyun içine ince kıyılmış bir çay kaşığı acı pelin katılıp demlenmesi için kısa bir süre beklendikten sonra süzülerek içilir.
* Akşamları yatmadan yarım saat kadar evvel bir çay fincanı kaynar suyun içine ince kıyılmış bir çay kaşığı kişniş katılıp dem­lenmesi için kısa bir süre beklendikten sonra süzülerek içilir

Dikkat : Burada yazan bilgiler bilgi amaçlıdır tedavi niteliği taşımaz ltfen sorunlarınız için bir doktora danışınız.

Yatağa İşemenin Tedavisi İçin Şifalı Bitkiler

YATAĞA İŞEME
Tanımı: (Enuresis) Altını istem dışı idrar kaçırıp ıslatmaktır.
Nedenleri: Organik olması durumunda, diyabet, böbrek hasta­lığı ya da mesanenin sinirsel kontrolünde bir bozukluk aranmalıdır.
Hiçbir organik anomali bulunmadığı halde, bu durumun psikolojik nedeni araştırılır. Genellikle ana-baba baskısı etken­dir. Bir çocuk 18 aylık olana kadar mesane kontrolünü sağlaya­maması normaldir. 2 yaşından sonra bile, çocuğun ara sıra, idrar kaçırması normal olarak görülür.
Çocuğun her yatağı ıslatışı, ana-baba tarafından büyük bir olay haline getirilmesi durumunda, çocukta, bu durum sürekli olmaya başlar. Genellikle şefkat duygusu verilen çocukta, duru­mun düzeldiği görülür. Ayrıca yatmadan Önce sıvı verilmemesi de yararlı bir önlemdir.
Öneriler: Bir miktar güneş altında toplanmış bin bir delik otu bir şişenin boğazına kadar doldurulur ve üzerine ağzına kadar saf alkol eklenerek, ağzı sıkıca kapatıldıktan sonra şişe 2-3 hafta bo­yunca güneş görebileceği veya sıcak bir yerde bekletilip şişenin içindeki yağ kırmızı bir renk aldıktan sonra bir tülbent yardımıyla paşası da sıkılmak suretiyle temiz bir şişeya aktarılır. Günde üç öğün bir yemek kaşığı suyun içine beşer damla damlatılarak kul­lanılır. Bu uygulama mesanenin sinirsel kontrolünde bir rahatsız­lık durumunda oldukça faydalı olacaktır. Aynı zamanda bu tentürü dıştan mesane bölgesine friksiyon yaparak da kullanılabilir.
* Bir çay fincanı kaynar suyun içine bir çay kaşığı havlıcan katılıp demlenmesi için kısa bir süre beklendikten sonra süzüle­rek içilir.
* İki avuç ince kıyılmış civanperçemi (sap ve çiçekleri) yarım kova (2,5 İt) soğuk suyun içine katılıp on iki saat bekletilip ertesinde ısıtılarak yarım kova banyo suyuna süzülerek ilave edilir ve her gün yirmi dakika boyunca oturularak banyo yapılır. Bitki 2-3 banyo daha kullanılabilir.
Aynı zamanda; bir çay fincanı kaynar suyun içine ince kı­yılmış bir çay kaşığı civanperçemi katılıp demlenmesi için kısa bir süre beklendikten sonra süzülerek günde iki kez sabah ve öğleden sonra olmak üzeri birer çay fincanı içilir.
* Bir litre suyun içine ikişer yemek kaşığı peygamber çiçe­ği ile kantoron katılıp kaynatılmasının ardından süzülerek , Üç satte bir birer yemek kaşığı alınır.
* Bir çay fincanı kaynar suyun içine ince kıyılmış bir tatlı ka­şığı mısır püskülü (uzun süre saklanmış olanlarından kullanılmalı ve kesinlikle taze olmamalıdır) katılıp demlenmesi için kısa bir süre beklendikten sonra, 3 saatte bir, birer yemek kaşığı alınır.
* Bir miktar ince kıyılmış servi yaprağı bir şişenin boğazı­na kadar doldurulur ve üzerine ağzına kadar saf zeytinyağı ekleyerek, ağzı sıkıca Kapatıldıktan sonra şişe iki hafta boyunca gü­neş görebileceği veya sıcak bir yerde bekletilir. Mesane ve bel bölgesi bu yağ ile ovulur.
* Yarım litre suyun içine bir silme çorba kaşığı andız kökü katılıp kaynatılmasının ardından süzülüp, ılıdıktan sonra üzerine bir çay bardağı sirke eklenip akşam yemeğinden sonra yarım çay bardağı içilir.

Dikkat : Burada yazan bilgiler bilgi amaçlıdır tedavi niteliği taşımaz lütfen sorunlarınız için bir doktora danışınız.

Afrodizyak Nedir Hangi Şifalı Bitkilerden Yapılır

Cinsel Gücü Artıran Şifalı Bitkiler

* Büyükçe bir havanın içine ikişer çorba kaşığı karanfil, havlıcan, tarçın ve bir silme yemek kaşığı anber katılıp iyice dö­vüldükten sonra içine yanm su bardağı süzme bal katılarak karıştırıldıktan sonra günde iki kez, sabah ve akşam olmak üzere birer çorba kaşığı yenir.
Sert olan maddelerde gramajları elde etmek için; iyice dövül­müş malzeme ince bir elekten geçirilerek gramajlar hesaplanır. Sı­vı maddeler ilk önce birbiriyle karıştırılır ve daha sonra un haline getirilmiş malzemeyle iyice kanı ştırıl diktan sonra kısık ateşte macun kıvamına gelinceye kadar tekrar karıştırılır. Genişçe bir tepsi­nin içine dökülerek soğumaya bırakılır. Ardından ceviz büyüklügünde parçalara ayınlarak temiz bir kavanozun içinde muhafaza ediler. Sabah kahvaltılarından yarım saat Önce bir adet yenir.
* Bir litre suyun içine havanda dövülerek toz haline getirilmiş iki çorba kaşığı havlıcan, bir tatlı kaşığı toz zencefil katılıp kaynatılmasının ardından süzülerek günde üç öğün, arzuya göre: süzme bal ile tatlandınlarak birer su bardağı içilir.
* Bir litre suyun içine 100 gram kadar zencefil kökü katılıp, kaynatılmasının ardından süzülerek akşamları yatmadan bir saat kadar önce bir bardak içilir.
* Birer yemek kaşığı danfülfül, zencefil ve iki yemek kaşı­ğı süzme bal kanştınlıp macun haline getirildikten sonra akşamları yatmadan bir saat kadar evvel yenilir.
* Aynı miktarlarda badem içi, fıstık içi, fındık içi, Hindistan cevizi, çam fıstığı çitlembik, zencefil, havlıcan ve danfülfül bir; havanın içinde dövülerek toz haline getirildikten ve birbirine iyice kan sınıldıktan sonra, bu karışımı macun haline getirebile­cek kadar süzme bal eklenip akşamlan yatmadan bir saat kadar önce bir yemek kaşığı alınır.
* Büyükçe bir havanın içinde dövülerek tozjıaline getirilmiş
olan birer çorba kaşığı badem, fıstık, fındık, çam fıstığı, zencefil,
hindistan cevizi iyice karıştırıldıktan sonra üzerine bir kilogram
süzme bal katılıp macun haline getirildikten sonra günde iki kez,
sabah ve akşam olmak üzere birer çorba kaşığı yenir.
* Havanda dövülerek toz haline getirilen bir tatlı kaşığı keten tohumu, yarım çay kaşığı toz karabiber bir tatlı kaşığı süzme bal ile karıştırılıp akşamları yatmadan bir saat kadar önce yenilir.
* Havanda dövülerek toz haline getirilmiş olan birer çorba kaşığı acıbadem, kantaron çiçeği ve bir su bardağı süzme bal ile kanştınlıp günde iki kez, sabah ve akşam olmak üzere birer tatlı kaşığı yenir.
* Birer tatlı kaşığı havlıcan, toz şeker ve yanmşar çay kaşı­ğı anason, kitre kanştınlıp ikiye bölündükten sonra ilk yarısını sabah kahvaltısından yarım saat önce, diğer yansı ise akşam ye­meğinden yarım saat önce yenir.
* Bir litre suyun içine 100 gram kadar havlıcan kökü katılıp kaynatılmasının ardından süzülerek akşamlan yatmadan bir saat kadar Önce bir bardak içilir.
* Havanda dövülerek toz haline getirilmiş olan bir çay bar­dağa fındık, bir tatlı kaşığı tarçın ve bir çay bardağı süzme bal iyice kanştınlıp günde iki kez, sabah ve akşam olmak üzere bi­rer çorba kaşığı yenir.
* Bir kahve fincanı gülsuyu ile birer tatlı kaşığı misk ve tarçın kanştınlıp cinsel ilişkiden yanm saat kadar önce penise sürülür.
* Havanda dövülerek toz haline getirilen bir tatlı kaşığı fın­dık içi, bir tatlı kaşığı süzme bal ile kanştırılıp akşamlan yatma­dan bir saat kadar önce yenilir.
* Birer tatlı kaşığı kum nane ve süzme bal kanştınlıp her sabah kahvaltıdan yanm saat önce yenilir.
* Büyükçe bir havanın içine aynı oranda havuç tohumu, fındık ve bakla katılıp iyice dövülmesinden sonra akşamlan yat­madan bir saat kadar önce bir çorba kaşığı yutulur.
* Büyükçe bir havanın içine aynı oranda, antep fıstığı, fındık, kuru üzüm ve toz şeker katılıp iyice dövülmesinden sonra günde iki kez, sabah ve akşam olmak üzere ikişer silme yemek kaşığı yenir.
* Bir miktar rendelenmiş Hindistan cevizi ve süzme bal be­raberce dövülerek macun yapılır ve akşamlan yatmadan evvel bir yemek kaşığı yenir.
* Bir havanın içine bir çay kaşığı kereviz tohumu, bir çay kaşı­ğı çam fıstığı ve yarım çay kaşığı terementi katılıp iyice dövüldük­ten sonra içine bir çorba kaşığı süzme bal ilave edilip macun haline getirilerek akşamlan yatmadan bir saat kadar evvel yenilir.
* Havanda dövülerek toz haline getirilmiş olan bir çorba kaşığı şalgam tohumu, birer kahve fincanı süzme bal ve gülsuyu iyice kanştınlıp günde iki kez, sabah ve akşam olmak üzere bı rer tatlı kaşığı yenir.
* Havanda dövülerek toz haline getirilen bir tatlı kaşığı havuç tohumu, bir tatlı kaşığı süzme bal ile kanştınlıp akşamlan yatmadan bir saat kadar önce yenilir.
* Bir litre suyun içine havanda dövülerek toz haline getiril­miş olan bir silme çorba kaşığı tere tohumu, şalgam tohumu, havuç tohumu katılıp kaynatılmasının ardından süzülerek günde iki kez sabah ve akşam olmak üzere birer çay fincanı içilir.
* Havanda dövülerek toz haline getirilen bir tatlı kaşığı acı bakla tohumu, bir tatlı kaşığı süzme bal ile kanştınlıp akşamlan yatmadan bir saat kadar önce yenilir.
* Bir kahve fircanı antep fıstığı havanda dövülerek toz hali­ne getirildikten sonra, içine iki kahve fincanı çekirdeksiz kuru üzüm katılıp, macun kıvamına gelene kadar dövülmeye devam edilir. Elde edilen macun ikiye bölünüp, sabah kahvaltılanndan sonra ve yatmadan bir saat kadar önce yenilir.
* Büyükçe bir havanın içine aynı oranda, antep fıstığı, soya fasulyesi ve susam katılıp iyice dövülmesinden sonra günde iki kez, sabah ve akşam olmak üzere birer çorba kaşığı yenir.
* Küçük bir tencerenin içine aynı oranda süzme bal ile tuz­suz tereyağı katılıp kısık ateşte kaynatılır. Bu kanşım bîr su bar­dağı üzüm hoşafına bir çorba kaşığı oranında katılıp günde iki kez sabah ve akşam olmak üzere birer su bardağı içilir.
* Bir litre suyun içine 3/4 bardak kuru siyah üzüm, yanm çay fincanı ince kıyılmış kuru kayısı, bir avuç portakal veya mandalina çekirdeği, dört adet çiğ yumurta şarısı, üç yemek ka­şığı rendelenmiş yaban havucu ve iki çay kaşığı hakiki safran katılıp kaynatılmasının ardından süzülerek suyunun içine yanm çay fincanı süzme bal ilave edilip, günde iki kez, sabah ve ak­şam olmak üzere birer çorba kaşığı yenir.
* Havanda dövülerek toz haline getirilmiş olan bir çorba ka­şığı kereviz tohumu ile iki çorba kaşığı süzme bal karıştırılıp gün­de iki kez, sabah ve akşam olmak üzere birer tatlı kaşığı yenir.
* Havanda dövülerek toz haline getirilen bir tatlı kaşığı şal­gam tohumu, bir tatlı kaşığı süzme bal ile kanştınlıp akşamlan yatmadan bir saat kadar önce yenilir.
* Bir litre suyun içine bir avuç şalgam yaprağı katılıp kay­natılmasının ardından süzülerek günde iki kez, sabah ve akşam olmak üzere birer çay fincanı içilir.
* Havanda dövülerek toz haline getirilen bir tatlı kaşığı su teresi tohumu, bir tatlı kaşığı süzme bal ile kanştmlıp akşamlan yatmadan bir saat kadar önce yenilir.
* Havanda dövülerek toz haline getirilen bir tatlı kaşığı su­sam tohumu, bir tatlı kaşığı süzme bal ile kanştmlıp akşamlan yatmadan bir saat kadar Önce yenilir.
* Havanda dövülerek toz haline getirilen bir tatlı kaşığı ka­dar ısırgan tohumu ile bir tatlı kaşığı süzme bal kanştınlıp, yan­sı akşam yemeğinden önce, diğer yansı ise yatmadan bir saat kadar önce kullanılır.
* Bir litre suyun içine dört diş minik minik kıyılmış sarım­sak, bir tatlı kaşığı soğan ve bir yemek kaşığı nane katılıp kay­natılmasının ardından süzülerek yatmadan bir saat kadar önce bir çay fincanı içilir.
* Büyükçe bir havanın içine yanmşar çay fincanı soğan su­yu, yulaf ezmesi, bir kahve fincanı ince kıyılmış kedi otu, dört iri diş sarımsak ve bir çay fincanı arpa unu katılıp iyice dövül­dükten sonra içine bir su bardağı soğuk su katılıp kısık ateşte pi­şirilir. Pişen karışım bir tülbent yardımıyla süzüldükten sonra kalan posa bir kilogram süzme bal ile kanştınlıp kısık ateşte macun haline gelinceye kadar tekrar pişirilir. Sıcak halde bir tepsinin içine dökülür ve soğumasının ardından birer misket bü­yüklüğünde parçalara ayınlarak saklanır. Günde iki kez, sabah ve akşam olmak üzere birer adet yenir.
* Yatmadan bir saat kadar önce bir kesme şekerin üstüne 1-2 damla nane esansı damlatılıp yenilir.
* Havanda dövülerek toz haline getirilen bir tatlı kaşığı mahlep tohumu, bir tatlı kaşığı süzme bal ile karıştınlıp akşam­lan yatmadan bir saat kadar önce yenilir.
* Bir çay fincanı sıcak suyun içine bir çay kaşığı kuşdili katılıp demlenmesi için kısa bir süre beklendikten sonra süzülerek içilir. Günde iki defa (akşam yemeğinden ve yatmadan bir saat kadar önce) taze hazırlanarak kullanılır.
* Havanda dövülerek toz haline getirilen bir tatlı kaşığı boy otu tohumu, bir tatlı kaşığı süzme bal ile kanştınlıp akşamlan yatmadan bir saat kadar önce yenilir.
* Havanda dövülerek toz haline getirilen bir tatlı kaşığı la­hana tohumu, bir tatlı kaşığı süzme bal ile kanştınlıp akşamlan yatmadan bir saat kadar önce yenilir.
* Havanda dövülerek toz haline getirilen bir tatlı kaşığı kuşgözü bir tatlı kaşığı süzme bal ile kanştınlıp akşamlan yat­madan bir saat kadar önce yenilir.
* Bir miktar kuru incir ve süzme bal beraberce dövülerek ma­cun yapılır ve akşamlan yatmadan evvel bir yemek kaşığı yenir.
* Havanda dövülerek toz haline getirilen bir tatlı kaşığı boncuk otu, bir tatlı kaşığı süzme bal ile kanştınlıp akşamları yatmadan bir saat kadar önce yenilir.
* Havanda dövülerek toz haline getirilen bir tatlı kaşığı sa­lep tohumu, bir tatlı kaşığı süzme bal ile kanştınlıp akşamlan yatmadan bir saat kadar önce yenilir.
* Bir litre suyun içine 100 gram kadar enginar kökü katılıp kaynatılımsanın ardından süzülerek akşamlan yatmadan bir saat kadar önce bir bardak içilir.
* Havanda dövülerek toz haline getirilen bir tatlı kaşığı turp tohumu, bir tatlı kaşığı süzme bal ile kanştınlıp akşamlan yat­madan bir saat kadar önce yenilir.
* Bir miktar kuru ceviz ve süzme bal beraberce dövülerek ma­cun yapılır ve akşamlan yatmadan evvel bir yemek kaşığı yenir.
* Havanda dövülerek toz haline getirilmiş olan bir çorba ka­şığı kuru nar kabuğu ve yine havanda dövülmüş bir çorba kaşığı mazı karıştırılıp her sabah kahvaltıdan yarım saat Önce yenilir.
* Havanda dövülerek toz haline getirilmiş olan yanmşar çay kaşığı semiz otu tohumu, sinirli yaprak tohumu ve yine, ya­nmşar çay kaşığı sedef çiçeği kurusu, kişniş kanştınlıp akşam yemeklerinden yanm saat Önce yenir.
* Bir litre soğuk suyun içine bir avuç ökse otu katılıp oniki saat bekletilir ve ertesinde hafifçe ısıtılmasının ardından süzüle­rek günde üç öğün birer çay fincanı içilir.
* Bir litre suyun içine bir avuç ince kıyılmış köknar (körpe dal ve yapraklan) ve yarım kilogram toz şeker katılıp şurup kı­vamına gelinceye kadar kaynatıldıktan sonra soğutulup günde üç öğün birer çorba kaşığı kullanılır.
* Havanda dövülerek toz haline getirilmiş olan bir çorba ka­şığı semiz otu tohumu ile iki çorba kaşığı süzme bal karıştırılıp günde iki kez, sabah ve akşam olmak üzere birer tatlı kaşığı yenir.
* Bir litre suyun içine ikişer adet greyfurt ve limonun kabuğu ince ince rendelendikten sonra bu karışım kaynamaya başlarken içine, elde kalan malzeme küçük küçük doğranıp iyice kaynatılır. Bu karışımdan bir su bardağına, bir tatlı kaşığı oranında süzme bal katılarak günde üç öğün aç karnına birer su bardağı içilir.
* Havanda dövülerek ezilmiş olan aynı oranda ceviz ve toz şeker günde iki kez, sabah ve akşam olmak üzere birer çorba kaşığı yenir.
* Bir litre suyun içine 250 gram ahlat kurusu, bir çorba ka­şığı toz şeker ve üç çorba kaşığı zeytinyağı katılıp su buharla-şıncaya kadar karıştırılıp, günde iki kez, sabah ve akşam olmak üzere ikişer silme yemek kaşığı yenir.
* Bir litre sütün içine iki çorba kaşığı fıliskin tohumu katı­lıp kaynatılmasının ardından süzülerek günde iki kez sabah ve akşam olmak üzere birer su bardağı içilir.
* Havanda dövülerek toz haline getirilmiş olan bir kahve fin­canı çörek otu tohumu, iki kahve fincanı süzme bal ile karıştırılıp günde iki kez, sabah ve akşam olmak üzere birer çorba kaşığı yenir.
* Bir litre suyun içine birer silme yemek kaşığı ince kıyılmış böğürtlen ve mersin yaprağı, ağaç çileği, kuşburnu katılıp kayna­tılır ve soğumasının ardından süzülerek suyuna bir kahve fincanı süzme bal ilave edilir ve günde iki kez, sabah ve akşam olmak üzere yarımşar çay fincanı içilerek buzdolabında saklanır.
* Bir çay fincanı kaynar suyun içine ince kıyılmış bir çay kaşığı kara hindiba katılıp demlenmesi için kısa bir süre beklen­dikten sonra süzülerek günde iki kez, sabah ve akşam olmak üzere birer çay fincanı içilir.
* Bir çay fincanı kaynar suyun içine bir çay kaşığı yabani mercanköşk katılıp demlenmesi için kısa bir süre beklendikten sonra süzülerek günde iki kez, sabah ve akşam olmak üzere bi­rer çay fincanı içilir.
* Bir su bardağı suyun içine bir tatlı kaşığı ince kıyılmış a-di kestane (körpe dal kabuğu ve dikenli meyve kozalağı) katılıp kaynatılmasının ardından süzülerek günde üç öğün birer çorba kaşığı kullanılır.
* Bir çay fincanı soğuk suyun içine bir çay kaşığı eğir kökü katılıp oniki saat beklendikten sonra, süzülerek, her öğünden önce ve sonra birer yudum olmak üzere günde altı yudum ve her seferinde bardak, sıcak suyun içinde ısıtılarak içilir
* Bir litre suyun içine iki avuç kızılcık meyvesi katılıp kay­natılmasının ardından süzülerek sabahlan aç karnına bir çay fin­canına bir yemek kaşığı süzme bal ilavesiyle içilir.
* Birer tatlı kaşığı, süzme bal, muskat yağı, nezle otu ve kebabe iyice kanştınlıp merhem haline getitildikten sonra peni­sin üzerine sürülür. Sertleşme sorunu olanlar için faydalıdır.
* Bir litre suyun içine bir avuç ince kıyılmış sansabır yap­rağı katılıp kaynatılmasının ardından süzülerek penis bu suyla yıkanır. Erken boşalmayı engelleyici bir özelliği vardır.
* Birer çay kaşığı muskat ve günlük bir yemek kaşığı süz­me bal ile karıştırılıp yutulur. Erken boşalmaya karşı faydalıdır.
* Sıcak suyun altına (suyun sıcaklığı yavaş yavaş arttınl-malıdır) tutulacak olan penis iyice kızardıktan sonra; bir tatlı kaşığı toz zencefil ve süzme bal iyice kanştınlıp penise sürülür.
* Aynı miktarda ve iyice toz haline getirilmiş olan lavanta, galanga, misk otu, karabiber ve zencefil iyice kanştınlıp har­man edildikten sonra bir elekten geçirilip kalan toz süzme bal ile karıştırılıp merhem kıvamına geldikten sonra ereksiyon ha­lindeki penisin üzerine sürülür.
* Her gün bir çay fincanı gînseng çayı içilir.
* Bir miktar karides iyice kaynatıldıktan sonra kabukların­dan temizlenip üzerine limon, sirke, zeytinyağı ve bol miktarda ince kıyılmış dere otu ilave edilip yenilir.
* Her gün yemeklerden sonra birer adet avokado yenir.
* Her gün yemeklerden sonra birer adet muz yenir.
* Plakisi, salatası veya sebzeli yemeği yapılarak yenilecek olan midye oldukça faydalı olacaktır.
* Çikolata ve çikolatalı tatlılar her zaman için iyi bir afro-dizyak etkisi verir.
* Yemek aralarında iki diş sarımsak yenir.
* Kuşkonmaz ile yapılmış tüm yiyecekler ve salatalar ol­dukça faydalıdır.
* Patlıcan ile yapılmış tüm yiyecekler ve salatalar oldukça faydalıdır.
* Ispanak ile yapılmış tüm yiyecekler ve salatalar oldukça faydalıdır.
* Bol miktarda yenilecek olan yılan balığı meni üretimini arttı nr.
* Kestane tatlısı yapılıp yenir.
* Her gün bir adet taze yumurta sarısı içcilir.
* Her gün çiğ pırasa yenir.
* Her yemek esnasında sofradan kıvırcık salatasını, hindiba salatasını eksik etmemek gerekir.
* Bir litre suyun içine kasaptan alınacak ilikli kemik katılıp kaynatılmasının ardından hem suyu içilir hem de kemiklerin içindeki ilik yenir.
* Bol vanilyalı tatlılar yenir.
* Her gün bir su bardağı sıkılmış üzüm suyu içilir.
* Yeni pişirilmiş ıstakozun dokusu iyi bir afrodizyaktır.
* Mevsiminde her gün bol miktarda kiraz yenir.


Dikkat : Burada yazan bilgiler bilgi amaçlıdır tedavi niteliği taşımaz litfen sorunlarınız için bir doktora danışınız.

Sidik Yolu Yangılanması Nedir

Sidik yolu yangılanması
İşeme sistemi hastalıkları arasında, sidik yolları yangısı da önemli bir yer tutar. Siyekte biriken irin akıntıya yolaçar ve hastaya ağrı verir. Bu yangılanmaya es­kiden genellikle gonokoklar yolaçardi; bugün ise daha çok virüslerin sidik yolu yangılanması yaptığı görülmektedir. Gonokok kökenli yangılanmalar antibi­yotik tedavisine karşın ortadan kaldırı­lamamıştır. Cinsel temas sonucu alınan gonokok siyekte yerleşerek yangılanma­ya yolaçmaktadır. Sidik yolları yangılan masının bu türünün önlenmesi zührevi hastalıklarla mücadelenin konusuna gi­rer.

Prostat Hastalıkları

Prostat
At kestanesi büyüklüğünde ve biçiminde olan bu bez, birkaç lobdan oluşur. Sidik torbasının alt arka yüzünde rektu­mun önünde bulunması nedeniyle, he­kim, rektum yoluyle prostat hacminin büyüklüğünü ve durumunu kolaylıkla anlayabilir.
Prostat elli yaşını geçmiş erkekler için bir kaygı nedenidir. Bu organda görülen kanser dişilik hormonları ile tedavi edi­lebildiğinden öbür organlara oranla daha az tehlikelidir. Ancak teşhiste geç kalınırsa prostat kanseri ikincil kanser­lere yolaçar. İkincil kanser genellikle akciğerlerde görülür. Prostatın irileşmesi, işeme bozuklukla­rına ve hastayı tasalandıracak bir ağırlık duygusuna neden olur. Bu durumda he­kime başvurulduğunda başarılı bir ame­liyat ile hasta yeniden düzgün bir yaşan­tıya kavuşabilir.

Yumurtalıklar

6 Ekim 2009 Salı

Bu bezler bir yandan yumurtacık üretir­ler, öte yandan iç salgılar aracılığıyla kadının cinsel işlevini düzenlerler. Bu düzenleme
a) folikülin sayesinde, cinsel organların ve ikincil cinsel karakterlerin gelişmesi­ni sağlayarak;
b) yine folikülin ve lütein sayesinde, dölyatağını döllenmiş olan yumurtacığı kabul edecek duruma getirmek amacıy­la dönemsel bir biçimde değişikliğe uğ­ratarak gerçekleşir.
Ergenlik çağında, folikülin, ya da östrojen göğüslerin gelişmesine, vücudun belirli yerlerinin kıllanmasına, dişiliği belirleyen bedensel ve ruhsal değişiklik­lere yolaçar.
•Her ay, âdet döneminin ilk on beş günü içinde, folikülin üretimi yükselerek bir göze çoğalmasına ve dölyatağı mukoza­sının kalınlaşmasına yolaçar. Âdet döneminin on beşinci gününe doğ­ru, yumurtalıkta yer alan sayısız folikülrerden biri olgunlaşır, yarılır ve yumur­tacığı bırakır. Serbest kalan yumurtacık Fallop borusundan geçerek dölyatağına doğru yol alır. Yarılmış olan folikülün yara izi çevresinde geçici olarak sarı ci­sim oluşur. Sarı cisim lütein ya da progesteron adı verilen bir hormon salgı­lar.
26. güne doğru, yumurtacık döllenmemişse, sarı cisim bozulur ve lütein olu­şumu durur. Gerçekte bu hormonun yu­murtacığın dölyatağında tutulmasını sağlamak gibi çok önemli bir işlevi var­dır. Dölyatağı mukozasındaki değişme­leri sona erdirir ve mukozaya bir dantel görünümü verir. Bu görünüm gebelik öncesi dönemi belirler. Bu duruma ge­len mukoza artık döllenmiş yumurtayı kabul etmeye hazırdır. Ama döllenme olmazsa, sarı cisim bozulmasıyla folikülin ve lütein üretimi birden kesilir. Bu­nun sonucu olarak, mukozada damar büzülmeleri oluşur ve kanamalar meyda­na gelir. Bu kanamalar âdet kanamaları­dır.
Yumurtalığın gösterdiği bu dönemsel değişimlere bir hipofiz salgısı olan gonadostimülinin uyarıları yolaçar. Doğum kontrol hapları, yapısındaki maddelere göre, yumurtalığın bu deği­şimlerine bağlı olarak, yumurtlamayı önleme, ya da döllenmiş yumurtayı döl­yatağı dışına atma biçiminde etki göste­rirler.
• İç salgıbezi-yumurtalık hastalığı: Yu­murtalığın salgılama işlevinde ya da hipofizin gonadotrop çıkarmasında bir düzensizlik söz konusu olabilir. Bunun nedeni cinsel organlarda var olabilecek dokusal bozukluklarla ilgili olabilir. Ama durum böyle değilse, iç salgıbezlerinde bir bozukluk düşünülmelidir. Folikülin yetersizliği âdet kanamasının ke­silmesiyle anlaşılır. Eğer ergenlik çağı geldiği halde hiç âdet görülmemişse, er­genlik çağının 17 ya da 18 yaşına kadar gecikmesiyle bu yetersizlik kendini belli eder. Bu gecikmenin yanı sıra, cinsel or­ganlarda ve ikincil cinsel niteliklerde de hiç bir gelişme görülmez. İkincil folikülin yetersizliği özellikle bir hipofiz ye­tersizliğinden ileri gelir. Âdet kesilmesi ağır hastalık sonucunda meydana geiebileceği gibi ruhsal köken­li de olabilir. Şişmanlığın ya da iştahsızlığın da rolü olduğu sanılmaktadır. Ayrı­ca, arabeyin hipofiz sisteminin etkilen­mesi de bu sonucu doğurabilir. Son olarak, hadımlaşma ve menopoz da cinsel organ körelmesi, şişmanlık, tansi­yon yükselmesi, ateş bunalımları, baş-ağrıları, uykusuzluk, erkekleşme, roma­tizma, ostebporoz, sinirlilik, uyarılganlık, v.b. gibi bir dizi bozukluğu berabe­rinde getirir.
Folikülin fazlalığı özellikle on dördüncü gün belirtileriyle (memelerin şişmesi, leğen bölgesi ağrıları, bazen yumurtla­ma sırasında küçük bir kanama), âdet öncesi belirtilerin şiddetlenmesiyle (le­ğen bölgesi rahatsızlığı, uyarılganlık, bazen gerçek bir hastalık haline gelen kalp çarpıntıları) ve aynı zamanda hor­mon fazlalığından ileri gelen âdet kesil­mesiyle kendini belli eder. Lütein fazlalığı genellikle menopoz ön­cesi dönemde görülen bol kanamalarla kendini gösterir.
Lütein azlığı âdet güçlükleri ya da ağrılı âdet kanamaları ve rahatsızlık gibi belir­tilerle ortaya çıkar.
Bütün bu durumlarda tedavi, bozuklu­ğun nedenini ortadan kaldırmayı ve hor­mon eksikliğini gidermeyi amaçlar.
Yumurtalık urları: Kadınlaştırıcı urlar ve erkekleştiriciurlar olmak üzere iki grupta ele alınabilirler. Kadınlaştırıcı ur­lar küçük kızlarda ergenlik döneminin erken başlamasına cinsel organların ve ikincil cinsel niteliklerin erkenden geliş­mesine yolaçarlar. Erkekleştirici urlar ise, genç kadınlarda, meydana getirdi­ğine benzer bir erkekleşmeye yolaçar­lar.

Cinsiyet Organları

Cinsel organlar anatomisini kısaca hatır­latalım.
* Erkekte: cinsel organlar penis (kamış) in altındaki bir torbada yer alan yumur­ta biçimli iki erbezinden (ya da erkek gonaddan) meydana gelir. Sol erbezi genellikle sağ erbezinden biraz daha aşağı iner. Erbezinden meni yolları çı­kar. Üretilen meniyi dışarı atmaya yara­yan bu yollar erbezi üstü kanalıyla onu izleyen meni kanalından meydana gelir. Meni kanalları meni kesecikleriyle bir­leşme noktasında fışkırtıcı bir nitelik ka­zanırlar; daha sonra prostattan geçerek siyeke açılırlar. Siyek ise penisin için­den geçer ve burada süngersi doku tara­fından çevrelenir.
• Kadında: cinsel organlar leğen boşluğuna yerleşmiş olan ve yumurtacık üre­ten iki yumurtalıktan meydana gelir. Geniş bir huniye benzeyen paviyon ta­rafından alınan yumurtacıklar, daha son ra Fallop borusuna girerler ve bu boru boyunca dölyatağına doğru yol alırlar. Dölyatağı kastan yapılma bir organdır. Döllenmiş yumurta gelişim boyunca bu­rada barınır ve gelişmesi tamamlanınca dışarı atılır. Dölyatağı ters bir koni biçi­mindedir. Gövde, kıstak (boğum) ve boyun adlarını taşıyan bölümlerden olu­şur. Boyun yassı bir borudan meydana gelen dölyoluna açılır. Dölyolu ise dışa­rıda vulva ile sona erer. Ortasında vestibül adını taşıyan çukur bir bölüm yer alan vulva, kadının dış üreme organını meydana getirir. Siyek ve dölyolu bu vestibüle açılır. Vulva her iki yandan yanyana iki geniş deri kıvrımıyla sınırla­nır. Bunlar küçük dudakları örten büyük dudaklardır. Büyük dudaklar önde venüs tepesi üzerinde birleşirler. Küçük dudaklar da birleşerek klitoris (bızır) başlığını oluştururlar. Dölyolu ağzının iki yanında yer alan ve Bartholin bezleri olarak adlandırılan fa­sulye iriliğinde iki küçük bez ise, cinsel ilişkileri kolaylaştırmaya yarayan kayganlaştırıcı bir salgı salgılarlar.

Doğuştan Kusurlar

Bilindiği gibi, embriyon yaşamının ilk evresinde cinsiyetler farklılaşır. Cinsiye­te özgü nitelikler gebeliğin ancak üçün­cü ayında ortaya çıkar. Cinsel organla­rın gelişmesinde herhangi bir duraklama doğuştan diye nitelenen bazı kusurlara yolaçabilir. Bu kusurlardan başlıcalarını aşağıda sayacağız.
Kadında, klitoris irileşmesi, küçük ya da büyük dudaklar bitişikliği gibi durumlar görülebilir. Büyük dudakların bitişik olması halinde, bölge anatomisi erkeğinkini andırır. Sanki kadının bir erbezi torbası varmış gibi bir durum ortaya çı­kar. Bunlardan başka kadında anormal ağızlaşmalar (örneğin göden bağırsağı­nın dölyoluna açılması), dölyolu yoklu­ğu, organ perdelenmesi gibi durumlar da görülür. Organ perdelenmesi sonu­cunda, iki boynuzlu ya da iki gövdeli de denilen çift dölyatağı, çift dölyolu gibi görünümler ortaya çıkar. Eskiçağda, per. delenme sonucu beliren iki boşluktan birinin erkek çocuklara, öbürü kız çocuklara ayrıldığına inanılırdı. Erkekte, en sık görülen kusur fimozistir. Fimozis sünnet derisinin doğuştan ya da hastalık sonucu anormal biçimde dar olması halidir. Bu ise penis başının dışa­rı çıkmasını engeller. Böylece penisin işeme işlevi bozulur ve sık sık mikrop­lanma olayları görülür. Oldukça sık rastlanan bir başka kusur erbezi ektopisidir. Bu kusur erbezlerinden birinin ya da her ikisinin torbada normal bir biçimde yer almayışı olarak tanımlanabilir. Bu durum erbezinin döüt yaşamı sırasındaki yer değiştirmesi­nin sonucudur. Bu yer değiştirme do­ğumla birlikte sona erer. Ama, erbezi normal yollar izleyerek yer değiştirmeyebilir, geciktiği, durduğu, hatta saptığı görülür. Çocukta erbezleri çoğu zaman kolayca yerlerine inerler, ama en küçük bir nedenle anormal bir duruş alırlar. Bu durumda hareketli bir erbezi sözkonusu olur. Ektopi sekiz ile on iki yaşlar arasın­da (yani ergenlik çağı öncesinde) tedavi edilmelidir. Bu çağda görülebilecek bir dokusal bozukluk, tedavi edilmezse ile­ride kısırlığa yolaçabilir. Kamış bozukluklarına (bükülme, eğril­me, fistül, v.b.) nispeten daha az rastla­nır. Siyek kusurları ve özellikle anormal ağızlaşmalar daha sık görülür. Sidik de­liği penis başının ucuna açılacak yerde, kamışın değişik noktalarına, hatta apış arasına bile açılabilir. Anormal delik kamışın alt yüzüne açılırsa, hipospadi’ den, bunun tersi durumda da epispadi’den söz edilir.

Prostat bezi nedir Ne İşe Yarar ?

Prostat bezi nedir? Ne iş görür ve ne zaman çı­karılması gerekir?
Prostat bezi, ceviz büyüklüğündedir ve birbirin­den ayrı üç lobu vardır. Mesanenin hemen altındadır. Endokrin bezleri zincirinin bir parçasıdır. Bez kendisi sperm hücreleri yapmaz, fakat cinsel ilişki sıra­sında spermi koruyarak taşıyan bir sıvı çıkarır.
Herhangi bir organ gibi, bu bezin de iltihapları, enfeksiyonları, selim ya da habis tümörleri olabilir. Bu enfeksiyonlar da, diğerleri gibi, antibiyotikler ve başka ilaçlarla tedavi edilir.
Prostat büyümesi, erkeklerin yaşlanmasıyla orta­ya çıkar. Bu büyüme, üretra’yı (mesaneden idrarı alıp da dışarıya atan ince idrar borusunu) sıkıştıracak noktaya ulaşınca, gece ve gündüz idrara çıkmaya ne­den olur. Bu durum ilerleyince, mesane iyice boşalamaz ve içinde bir miktar idrar kalır. Prostatın gittik­çe büyümesiyle, bazı böbrek komplikasyonları görü­lebilir ya da uretra birdenbire tıkanıp idrara çıkmayı olariaksızlaştırarak âcil müdahaleyi gerektirebilir.
Prostat büyümesi, altmışın üstündeki erkeklerin belki yüzde yetmiş beşten çoğunda görülür. Hepsinde ame­liyat gerekmez. Bazen yumuşak masajla prostat küçülebilir.
Prostatın çıkarılmasında çeşitli yöntemler vardır ve bunu,’ hastanın durumu ve doktorun kararı belir­ler. Şimdi kullanılan yeni teknikler içinde, elektrokoa-gülasyon, yani elektrikle pıhtılaştırma ve kriyoşirürji, yani dondurma yoluyla ameliyat da vardır. Prostatın çıkarılması tehlikeli değildir, beklenmedik bir komp-likasyon çıkmadığı takdirde, en çok dört gün içinde hasta iyileşir.
Erkekler korkularının tersine, prostatektomi de­nen bu ameliyatla, daha sağlıklı ve daha erkekçe bir duruma gelebilirler. Çünkü bu ameliyatla, akılları ve bedenleri üzerindeki baskı kalkacaktır.

Erkekte Üretim Organları ve Üreme Fonksiyonu

Testisler Erbezleri

Testisler (Erbezleri) — Her iki testis, torba­lar içinde asılı bulunurlar. Bunlar hem meni (sperma) yapan, hem de içsalgılan olan bez niteliğinde iki oluşum­dur.
Normal olarak penisin altında ve torbalar içinde bu­lunurlar. Doğumdan önce ana rahmindeyken, testisler böbrekler düzeyinde ve omurganın iki yanındadır. Sonradan yavaş yavaş aşağıya inip kasık kanalından geçerek karından çıkar ve doğum sırasında normal olarak torbala­rın içinde bulunurlar. Testislerin bu göçlerini bazan tamamlayamadıkları, bir ya da ikisinin birden karın ya da kasık kanalı içinde kaldığı ve doğumdan sonra ilerleyemedikleri görülmüştür.
Normalde iki testis olduğu halde bazan bunlardan birisinin gelişmediği, hatta her ikisinin de gelişemediği görülür. Ender olarak ikiden çok testise de rastlanmakta­dır.
Soldaki testisin sağdakine oranla biraz daha büyük ve ağır olup daha aşağıya doğru sarkmasının nedeni bu­nun, ötekinden daha kanlanmasıdır. Böylelikle erkeklerin büyük bir kısmının torbalarının görünüşü, simetrik değil­dir.
Testisler yanlarından basık ve büyük ekseni yukarı­dan aşağıya doğru olan bir yumurtaya benzemektedir. Büyüklük ve ağırlıkları kişiye göre değişir. Ortalama 20 gram ağırlığında, 4-5 santim uzunluğunda, 2,5 santim ka­lınlığında ve 3 santim yüksekliğinde oluşumlardır. Renk­leri beyaz mavimtrak, kıvamları sertçe olup göz akını andırırlar.
Bir testis uzunlamasına yarıldığında içi kıtıkla doldu­rulmuş bir yastıkla karşılaşıldığı sanılır. İçinden beyaz ip­likçikler çevreye yayılır. Bunlar hayranlık verici bir şe­kilde yerleştirilmiş ve sıkıştırılmıştır.
Her testis binlerce iplikçiği barındırır ve içlerinden her birisi bir makara üstüne sarılmış dikiş ipliği gibidir. Bu iplikçilerden birini çıkarırsanız aşağı yukarı 1 metre uzunluğunda olduğunu görürsünüz. Bunu mikroskop altı­na koyunuz, spermalarla dolu bir boru, yani erkek cinsel hücreferi olan spermatozoidleri taşıyan bir kanalla kar­şı karşıya olduğunuzu görürsünüz.
Gerçekten testisin içi, onu birçok parçalara ayıran sayısız böJmeciklerden yapılıdır. Bunlar piramit ya da ko­ni biçimindeki olup 250 — 300 tane kadardır. Her bölmecikte 3-4 tane meni kanalcılığı olduğuna göre bir bölmecikte 900—1000 kadar kanalcık var demektir. Eğer bu ka­nallar açılabilseydi, 1 kilometre kadar uzunluğunda bir iplikçik elde edilirdi.

Dokulara mikroskopta bakmak için son derece ince ve yarı saydam dilimler hazırlamak gerekir. Yoksa bun­lar ışığı geçirmezler. Bu amaçla, tıpkı mezeci dükkânlarındaki salam, jambon kesen makinelere benzeyen özel cihaz­lar kullanılır.
İşte ancak mikroskop altında görülebilen ve içinden ancak bir saç geçirilebilecek kadar ince olan bu iplikçik­lere meni yollan, ya da sperma kanalları adı verilmekte­dir.

Sperma Kanalları

Her bir testiste yak­laşık olarak 1000 sperma kanalı olduğuna ve her kanal da aşağı yukarı 1 metre uzunluğunda olduğuna göre bir erkekte testisier 2 kilometre uzunluğunda sperma kanalı barındırıyor demektir. Bu yollar daha geniş kanallarla ağızlaşarak sonunda ortak bir yola açılırlar. Bu yol, tes­tisin dış kısmına yapışık bir kanal olup adına epididim denmektedir. Bu oluşum tıpkı bir genç kızın saç örgüsü gibi testise asılmıştır.
Sperma kanallarının çeperlerinde ana hücreler adı verilen bazı hücreler, sabit bir bölünme ve çoğalmayla spermatozoidleri yapmaktadırlar. Testislerin böyle yara­tıcı bir özellikleri vardır. Bir insanın her iki testisinde bulunan cinsel hücreleri hesaplayabilmek için toplam sper­ma kanalları uzunluğu olan 2 kilometreyi 2 milyonla çarp­mak gerekir. Bir erkeğin çoğalma gücünü ortaya çıkar­mak için, olgun cinsel hücre stokunu haftada birçok kere boşalttığını ve 12 saat içinde yeniden kazandığını düşün­mek yeter. Bir erkek her ay ortalama 3-4 milyon cinsel hücre yapmakta ve bu da 40-50 yıl süreyle tekrarlanmak­tadır.
Bir spermatozoidin uzunluğu, ancak bir milimetrenin ellibinde biri kadardır. Buna göre spermatozoid çıplak göz­le görülemez. Hücrenin yassı, ucu sivri ve armut şeklinde bir başı, ortada bir vücut kısmı ve uzun bir kuyruğu var­dır.
Kanalların karışık ağı içinde bunlar sonsuz denecek kadar çok sayıdadır. Sağlıklı bir erkeğin atımı (ejakü-lasyon) içinde 400 ile 700 milyon spermatozoid vardır. Bir erkeğin hayatı boyunca yaptığı spermatozoid sayısı milyarlara erişir. Eğer bir tek atımdaki 400 — 700 milyon arasından yalnız bir tanesinin yumurtacığı dölleyeceği düşünülürse, döllenme şartlarını bu kadar geniş tutan tabiat olayı karşısında yalnızca hayranlık duyulabilir.
Bununla beraber cinsel temas sırasında atılan spermatozoid sayısı her zaman aynı değildir. Bu sayı yalnız kişi­ye değil, aynı zamanda cinsel temasa da bağlıdır. Birçok günler ya da haftalar temas yapılmadığında spermatozoid sayısı daha yüksek olacaktır. Buna karşılık temas sık tekrarlandığında sonuç olarak sayı azalacaktır.
Spermanın baş kısmında kromozom adı verilen 24 ta­ne cisimcik bulunur. Bunlar sayesinde yalnız ana-baba ve büyükanne-büyükbaba ile değil, daha eskilerle de ilgili karakter özellikleri «kalıtım» yoluyla döllenmiş yumurta­cığa geçecektir.
Ne testis içinde, ne de epididim içinde spermatozoidlerin kendi hareketleri yoktur. Sanki yeni yapılanlar ve bu organların kısılmalarıyla itilmektedirler. Epididim spermatozoidlere toplanma yeri görevini görür. Epididimden ayrıldıktan sonra hücreler aşağı yukarı bir dikiş iğ­nesi çapında ve yaklaşık olarak 50 santim uzunluğun­da oldukça geniş bir kanala açılarak bu yolda itilirler. Bu, her iki yanda karın boşluğuna doğru yükselen yol boşal­tım kanal ya da sperma kordonu adını alır. Boşaltıcı ka­nallar kasık kanalını aştıktan sonra idrar torbasının sağ ve sol yanında uretraya, (sidik yolu) kadar gelip ona açı­lırlar. Bu kanallar içinde de spermatozoidlerin bizzat ha­reketleri yoktur, bir çeşit pompalama hareketiyle itil­mektedirler.
îdrar torbasının yanında sperma kordonlarının herbirisi ampul şeklinde bir organa değişirler. Bunlar seminal keselerdir. Keselerin 4 ile 5 santim uzunluğu, 1 san­tim genişliği ve 8 ile 10 santim yüksekliği vardır. Meniye özel rengini veren sarımsı ve yapışkan bir sıvı salgılarlar.

SPERMATOZOİD
a — Önden görünüş Bir spermatozoid çeşitli bölüm­lerden yapılmıştır. Birinci bö­lüm baş adını alır. Başın altında boyun vardır. Spermatozoidin bir de uzun kuyruğu vardır.’ Kuyrukla boyun arasında bulu­nan ve bu iki bölümü birleştiren bölüme de birleştirici parça adı verilir. Kuyruğun sonu ise son bölüm adını alır.
b — Yandan görünüş Spermatozoidin dişi hücreyi del­mesine yarayan sivriliğini yan­dan bakınca daha kolay görürüz. Ucuna delici uç adı verilir.
c — Büyütülmüş bir spermato­zoidin başı, boynu ve birleştiri­ci bölümü. Burada birleştirici bölüm içindeki spiral iplik ve bunu çevreleyen mitokondria ta­bakası da görülüyor.

Prostat

Bir kestanenin şekil ve boyutlarında olan ve belki de bu nedenle halk arasında kestanecik adını alan prostat, erkek uretrasının ilk parçası çevresinde bu lunan bir bezdir. Rengi beyazımtırak olup kıvamı olduk­ça serttir ve kas lifleri tarafından örülmüştür.
Buluğ çağma kadar küçük olan prostat, erginlik ça­ğında birdenbire büyür. Yetişkinde yüksekliği 25-30 mili­metre, ağırlığı 20-25 gramdır. 50-55 yaşlarına kadar bu büyüklükte kaldıktan sonra çok defa aşırı olarak büyü­meye başlamaktadır. Prostat büyümesi belirli bir yaştan sonraki erkeklerin pek çoğunda ortaya çıkması nedeniyle önemli yaşlılık sorunlarından birisi olmaktadır. Bu gibi hastalarda ileri derecedeki idrar etmeyle ilgili bozukluk­lar görüldüğünden sonuç olarak ameliyatla büyümüş olan prostatı çıkarmak gerekmektedir.

Prostat Salgısı-Özü

Prostat hayvan sütüne benzeyen, yapışkan bir sıvı salgılar. Bu sıvı spermatozoidler ve seminal keselerin salgısına karışır. Koku­su taze kestaneyi ya da turna balığmmkini andırmakta olup sperma süt görünüşünü ve özel kokusunu prostat salgısına borçludur.
Daha önce de sözünü ettiğimiz gibi spermatozoidler, prostata gelinceye kadar özel bir harekete sahip değildir ve boşalticı kanallarla seminal keselerin kasılma ve gev-şemeleriyle itilirler. Hücreler ancak prostat sıvısıyla karış­tıktan sonra kendi kendilerine hareket edebilecek bir du­ruma gelirler. Balıklar gibi kımıl kımıl oynamaya başlar­lar. Oysa daha önce mekanik olarak yukarı doğru itilmiş­lerdir. Spermatozoidlerin bu hareketleri salgının kimya­sal özelliğinden gelmektedir. Salgının içinde, spermin adı verilen, tadı acı, turna balığı ve bazı bitkilerin özle­rinde de bulunan bir madde vardır.
Prostat yalnız bir salgı bezi olarak kalmaz. Kadında­ki rahmin biyolojik eşi gibi, prostat da kas liflerinden ve bez dokusundan yapılı karışık bir organdır. Tıpkı bir ha­vagazı borusunu saran bilezik gibi uretranm başlangıcını sarar. Kauçuk bir bileziğin esnek lifleri gibi yıllar geçtik­çe prostatın kas lifleri de sertleşip kalmlaştığmdan, yuka­rıda anlattığımız idrar etme zorluklarını doğurmak üzere uretrayı sıkıştırırlar.
Prostat sıvısı ancak orgasm sırasında, yani cinsel coşkunluğun en son kademesinde, ritmik olarak tekrar­lanan kasılmalar aracılığıyla açığa çıkmaktadır. Demek ki spermatozoidler yalnız belirli bir zamanda, cinsel temaslara en yüksek yerinde, yumurtacığa erişmeleri ve dölle­me işlemini yapabilmeleri için gerekli hareketi kazan­maktadırlar.

Sünnet

Bugün birçok uluslarda, insanlığın aşa­ğı yukarı beşte birine yakın insanda, ya doğumdan hemen sonra, ya da buluğ çağına yaklaşırken sünnet derisi ke­silmektedir. Bu ameliyat sünnet adıyla anılır ve dinsel bir tören sırasında sünnet derisi keskin bir alet aracılığıyla alınır. Sünnet ettirmekle iyi bir temizlik tedbiri alındığından hiç şüphe yoktur. Ama, birçok yazarın fikir­lerinin tersine, eskiler bunun temizlik için yapılan bir şey olduğunu kabul etmemiştir.
Sünnetin yaptırılmasında şu gibi yararlar vardır:
1 — İçinde yağ bezleri bulunan sünnet derisi orta­dan kaldırılmakla hiç de hoş olmayan yağlı salgı da bir­likte ortadan kaldırılmış olur.
2 — Sünnet etmekle, sünnet derisiyle ilgili tahrişler ve fimozisler önlenmiş olur.
3 — Sünnet, cinsel temasla geçen hastalıkların, özel­likle frenginin bulaşmasına engel olur. Çünkü sünnet de-risi, duyarlığı yüzünden frengi iltihabının özellikle seç­tiği bir yerdir.
4 — Artık sünnet derisi uyarılması olmayacağından sünnetli, kendi kendine orgasm olma yani mastürbasyon (istimna) ya elverişli değildir.
Büyük bilgin Dubois – Reymond sünnete o derece ta­raftardı ki, tıpkı çiçek aşısı gibi zorunlu kılınmasını tek­lif etmişti.

Erkeklik Organının Katılaşması

Erkeklik organının katılaşmasının erkeğin ve aynı zamanda kadının cinsel hayatında büyük önemi vardır. Bu nedenle konuyu biraz daha derinliğine incelemeyi zorunlu buluyoruz.
Erkek için katılaşma, yani ereksiyon, cinsel birleşme­nin vaz geçilmeyen şartıdır. Kadın içinse erkeklik organı­nın güçlü bir katılığı cinsel doyuma erişmek yönünden gereklidir. Erkeklik gücü ya da erkeklik adı .altında bir erkeğin penisinin katılaşabilmesi yeteneği kastedilmekte­dir. Buna karşılık, bu yeteneğin olmamasına cinsel güç­süzlük ya da zayıflık adı verilir.
Katılaşma olayını hiçbir zaman yalnız dış üreme or­ganıyla ilgili bir durum olarak görmemek gerekir. Bu, birçok salgı bezinin, bütün damar ve sinir sisteminin işe karıştığı çok karışık bir olaydır. Katılaşma ve özellikleri herkes tarafından bilinmelidir. Çünkü böyle bozukluklar, cinsel hayatta ve evlilik hayatında bir sürü karışıklığın nedeni olmaktadır.
Erkekte olduğu kadar kadında da, üreme bezlerinin yalnız üreme hücrelerini yaptığı sanılmamalıdır. Bu bez­ler aynı zamanda bir madde daha salgılamaktadır. Bu, cinsel hormondan başka bir şey değildir. Cinsel hormon, üreme hücreleri gibi bedenden ayrılmaz. İleride daha geniş olarak anlatacağımız gibi, tam tersine tekrar kana dökülüp onunla karışır. Kan aracılığıyla bütün organlara taşman cinsel hormon, hem beden üzerinde, hem de in­san canlısının ruhsal hayatı üzerinde önemli etkiler ya­par.
Buluğ çağanın başlangıcında çocukta birtakım deği­şiklikler görülür. Bunlar, gene bu çağda salgılanmaya baş­lanan cinsel hormonun etkilerinin sonucundan başka bir şey değildir. Cinsel hormon giderek çocuğu olgun ve tam bir erkek şekline sokar. Buna karşılık olgunluk yılların­dan sonra hormon salgılanması azaldığından, erkek cin­siyetten yarı yoksun bir duruma gelmektedir.
Bu konuları daha ileride «Cinsel hormonlar ve bozuk­lukları» bölümünde incelemek üzere şimdilik bırakalım, cinsel hormonun birçok etkileri arasından yalnız katılaş­manın başarılmasını gerçekleştiren beyin kabuğunun uya­rılması durumunu inceleyelim.

Cinsel dürtüyü birçok yönden yemek yeme ihtiyacı­na, açlığa benzetebiliriz. Açlık gibi bu da, beynin belirli bir bölgesinde yerleşen ve karın kaslarına komuta eden bir içgüdüdür. Bunun yanı sıra beyne giden kan onu doğ­rudan doğruya etkilemektedir. Kanın besleyici maddeler­le doymuş olduğu oranda beyindeki açlık merkezleri etki­lenmezler ve sonuç olarak biz açlık duymayız. Ama, besle­yici maddeler kandan kaybolup, birtakım hayat fonksi-yonlannm sürekliliği için harcandığında, yoksullaşan kan sıvısı mide ve karın sinirlerini uyararak merkezleri etki­ler ve açlığı doğurur.
Cinsel açlık mekanizması da buna benzerlik göster­mektedir. Beynimizde bazı cinsel merkezler bulunur. Bun­larda açlık merkezleri gibi kanın etkisi altındadırlar. Kan cinsel hormon taşımadığı sürece merkezler durgun hal­dedir. Üreme bezleri cinsel hormon salgılar salgılamaz cinsel merkezler etkilenir. Bu andan başlayarak erkekte cinsel açlık uyanır ve cinsel yönden doyma isteği ortaya çıkar.
Cinsel açlığın derecesi kanda dolaşan hormon düzeyi ile orantılıdır. Üreme bezleri daha henüz herhangi bir hor­mon salgılamadığından çocuklar uyarılmazlar. Gene üre­me bezleri artık hormon salgılamadığından yaşlılarla uyarılmaz olurlar. Buna karşılık bütün insanlarda istemli olarak aşk duygusu uyandırılabilir. Bunun için ya kana şı­rıngayla hormon verilir, ya da ünlü fizyolog Eugene Bteinach’m bilim alanına soktuğu ve başlattığı gibi, be­dene dışarıdan hormon salgılayan bir bez aşılanır.
Katılaşmanın ilk şartının, üreme bezlerince salgıla­nan hormonla beyin kabuğunun uyarılması olduğunu da­ha önce belirtmiştik. Demek ki katılaşma son kertede refleks olarak süregelen merkez sinir sisteminin bir fonk­siyonudur. Bu fonksiyon önce beyin kabuğunoi- ayarla-yıcı etkisi altında, sonra cinsel merkez denilen beynin da­ha derin bölgelerinin etkisi altında ve son olarak da omu­rilikte bulunan bağımsız refleks merkezlerinin etkisi al­tındadır. Erkeklerin aşağı yukarı kemer taktıkları yere uyan bu omurilik bölgesine ise katılaşma merkezi adı ve­rilir. Üreme organlarına giden sinirler omuriliğin bu dü­zeyinden çıkarak dağılırlar.
Bu merkez üstüne bir sürü yalnış ve göz alıcı yayım yapılmıştır. Bunlar, bazı erkeklerin korkuya kapılmala­rına ve üzüntü, sıkıntı duymalarına yol açmıştır. Birta­kım şarlatan kişiler ya da firmalar tarafından birçok ci­haz ve radyoaktif olduğu ileri sürülen ilâç piyasaya çıka­rılmakta ve bunların omurilikteki merkezi uyararak er­keklik gücünü arttırdığı iddia edilmektedir. Erkeklik or­ganında katılaşma olabilmesi için, yalnız omurilikte bu küçük merkezin değil, çok yaygın ve dallanmış bir sinir sisteminin etkisi olduğu bir gerçektir ve gene katılaşma bozukluklarını tedavi etmek için yalnız buranın herhan­gi bir şekilde tedavi edilmesinin yetmeyeceği açıktır.
Bu arada, hekimlikte ve özellikle cinsel bozuklukla­rın iyileştirilmesinde, elle tutulur ve gözle görülür ger­çek faktörler kadar sübjektif ve psikolojik faktörlerin de etkili olduğunu bilmek gerekir. Çünkü bütün bu bozuk­lukların aşağı yukarı üçte ikisi, gerçek bir hastalık olma­dan ortaya çıkmaktadır. Aynı şekilde iyileşmelerin üçte ikisi düşünme gücüyle ilgilidir.
Birçok erkek, erkekliğinin yokluğundan değil de cin­sel güçsüzlüğe çarptırıldığını düşünmekten yakınır. insanların, üstelik de böylesine bir konuda, aldatılmaları çok kolaydır. Tekniğin yeni bir harikası olarak piyasaya sürülen ilâcın son derece etkileyici açıklamasını okuduk­tan ve üstelik yüksek bir parayı ödedikten sonra erkeğin içi güvenle dolar ve kaybettiği gücünü yeniden kazanır. Yukarıda sözünü ettiğimiz katılaşma sinirleri, üre­me organlarının ve katılaşan oluşumların özellikle da­marlarına komuta etmektedir. Normalde bu damarlar ka­sılı durumdadır. Katılaşma sinirlerinin uyarması sonucu genişlerler ve bu da katılaşan oluşumların boşluklarına kanın gitmesini ve erkeklik organının sertleşmesini do­ğurur.

Erkeklik Organının(Penisin)Sertleşmesini,Katılaşmasını Sağlayan Sebepler

1 — Cinsel hormon etkisiyle katılaşma. — Katılaş­manın oluşu birçok nedenlere bağlıdır. Çoğunlukla katı­laşmayı sağlayan cinsel hormonun etkisidir. Üreme bez­leri kana cinsel hormonu akıtır. Hormonla doymuş olan kan beyin kabuğunu uyarır. Beyin kabuğu da, sinir akı­mı aracılığıyla katılaşmanın omurilikteki merkezini uya­rır. Eğer bu uyartılar bilinçaltında dururlarsa, bu durum­da katılaşma bütünüyle otomatik ya da refleks bir olay­dır. Eğer uyartılar hayal gücünü kamçılarlarsa, cinsel fantezilerin ortaya çıkışma sebep olarak, katılaşmanın bilinçli fikirlerle birlikte olduğu görülür. Buluğ çağının başlangıcında erkeklik organında katılaşmalar olduğu dikkati çeker. Bunların hiçbir şekilde bir hastalığın be­lirtileri olmayıp normal olaylar sayılması gerekir. Üreme bezlerinin artık hormon salgılamaya başladığını ve sinir sisteminin kandaki hormon düzeyiyle normal şekilde et­kilendiğini ve uyarıldığını bize gösterir.
2 — Beyni uyaran ve etkileyen maddelerle katılaş­ma. — Tıpkı cinsel hormon gibi beyni uyaran ve bunun sonucunda katılaşmayı kolaylaştıran birçok madde vardır. Bunların içinde en çok tanınan ve kullanılan alkol­dür. Alkol alan bir insanda birdenbire ortaya çıkan bir uyartı hali görülür. Gerçekte en kötü cinsel uyararılardan biri olmasına rağmen bu etkisi yüzünden, erkeklerin cin­sel coşkunluklarından yararlanmak isteyen bir sürü ah­lâksızlık yuvasının en değerli maddesi olmaktadır.
3 — Mukozaları tahriş eden maddelerin etkisiyle ka­tılaşma. — Ağız mukozasını uyaran ve bu nedenle yemek­lere tad vermek üzere konulan baharat cinsinden bazı maddeler vardır. Bunlar kanda eridikten sonra, aynı şe­kilde önce beyni ve omuriliği, sonra da idrar torbasıyla uretramn mukozalarım uyarırlar. Uretra mukozasının uyarılması erkeklik organında katılaşma olmasına yol açar. Bu maddeler arasında tuz, biber, hardal, kırmızı biber, soğan, kimyon, zencefil ve tarçını sayabiliriz.
4 — İncebarsağı şişiren maddelerin etkisi altında katılaşma. — Mide ve incebarsağı şişirerek karında şiş­kinlik yapan bütün yemekler de aynı şekilde katılaşma sinirlerini uyarmaktadır. Böylece katılaşmanın başlatıl­masına katkıda bulunurlar. Böyle yemekler içinde de bü­tün baklagilleri, lahanayı, peynirleri ve yumurtayı say­mak gerekir.
5 — Afrodizyak maddelerin etkisi altında katılaş­ma. — Daha önce saydığımız maddeler gibi beyni ya da mukozaları uyarmadan cinsel isteği kamçuayan bazı mad­delerin olduğu görülmüştür. Çok eski zamanlardan beri cinsel yönden kamçılayıcı olarak kullanılan ve aşk tanrı­çası Afrodite’den alınarak afrodizyak adı verilen birta­kım maddeler söz konusudur. Bunlar arasında kereviz, kuşkonmaz, maydanoz, karanfil, vanilya ve bir Afrika bitkisinin özü olan yohimbini belirtmek istiyoruz.

Dünyanın birçok yerlerindeki buna benzer daha baş­ka bitkilerden çıkarılan özler de bu amaçla kullanılmak­tadır. Bütün uluslar afrodizyakları tanırlar ve uyarıcı­ların hemen hepsi aşağı yukarı bu maddelerden yapıl­mıştır. Bütün aşk iksirleri, mukozaları tahriş eden mad­deler, afrodizyaklar ve esanslarla tat verilmiş olan al­kollü içkilerdir. Katılaşmanın gecikmesi istendiğinde ya da katılaşmanın iyi gelmeyeceği bazı erişkinlerde bu maddelerin kullanılmasına engel olmak gerekir. Katılaş­maları azaltmak ya da ortadan kaldırmak için soğuk li­monata, soğuk kahve ya da, aralıklı alındığında tamamen zararsız olan bromürden biraz verilir.
6 — İdrar torbasımn aşırı doluluğuyla ilgili katılaş­ma. — İdrar torbası dolarken çevredeki dokuları ve aynı zamanda katılaşma sinirlerini de sıkıştırarak uyarır. Sa­baha karşı uykunun derinliği azaldığında, bir başka de­yimle sinir sistemi uyartıları alabilecek duruma geldiğin­de, idrar torbasının dolmasıyla,, hemen her zaman ref­leks şeklinde bir katılaşma ortaya çıkar. Bu herkesçe bili­nen sabah katılaşmasıdır. Erkek uyandığında penisinin sert olduğunu görür. Bu sertleşmelerin doğrudan doğruya hiçbir cinsel nedeni yoktur ama, bunlar cinsel düşünceyi uyandırarak gerçek bir katılaşmaya dönüşebilir. Artık erkeklik güçleri kaybolmaya yüz tutmuş ve normal uyar­tıların katılaşma olmasına yetmediği belirli bir yaştaki kocalar, sabahları ortaya çıkan bu refleks katılaşmadan yararlanmak isterler. Bu şekilde sabah erkenden, ama, hayatta biraz geç olarak cinsel birleşmenin son zevkleri­ni elde etmeyi ve vermeyi başarırlar.
Çocuklarda bile idrar torbasının doluluğu katılaşma yapmaktadır. Gene erkeklerde, hatta yeni doğmuş çocuklarda bile, derin uyku sırasında bilinçli olmayan katı­laşmalar görülür.
Çocukta da, erişkinde olduğu gibi katılaşma, belirli bir tat duyumuyla birliktedir, ilgisini cinsel organlarına ve onların çalışmalarına yöneltir. Bu olay göz önünde bu­lundurularak bütün çocukların, özellikle buluğ çağma yaklaşanların sabah uyandıktan sonra hemen idrar etme­lerini sağlamak gerekir.
7 — Cinsel bölgelerin mekanik olarak uyarılmasından sonraki katılaşma. — Erkeklik organının derisi, özellikle ön ucun derisi, özel sinir uçlarının sonlandığı aşırı duyarlı ve çok yoğun bir ağla örtülüdür. Bu özel son-lanmalann uyarılması bize bir tat alma duygusu verir ki bunlara tat alma cisimcikleri adının verilmesi bu yüz­dendir. Kesinlikle bilmediğimiz ama, kabul etmek zorun­da kaldığımız bu oluşumlar, katılaşan sistemi en yüksek gerilime getiren elektrik cihazları gibidir.
Bütün elektro-mekanik cihazlar gibi sinir sistemi de ritmik sarsıntılarla uyarılır. Cinsel temas, normal olarak yapıldığında, cinsel organların duyarlı bölgelerini meka­nik olarak uyaran ritmik hareketlerden kuruludur. Bu hareketler sinir sistemini yüksek bir gerilime getirir. Ka­tılaşmaları savuşturmak için, erkeklik organının meka­nik ve ritmik uyarılmalarından kaçınmak gerekir. Genç çocuklarda ritmik hareketlerle birlikte olan oyunlar, ör­neğin bisiklete binme, ata binme, tepesine ödül asılmış yüksek ve kaygan bir direğe tırmanma, tahterevalliye binme sırasında katılaşmalar ve aynı şekilde tat alma duyumları doğmaktadır. Hatta çok küçüklerde bile; ör­neğin bir erişkinin kucağında hoplatılmak gibi eğlence­ler kolayca katılaşmalara ve tat alma duyumlarına yol açabilmektedir. Sonuç olarak erkek çocuklarda, hatta kız­larda bu gibi oyunlardan kaçınmak gerekir.
Gene erken yaşlardaki cinsel uyartılardan korumak için erkek çocukların ellerini külotları içinde tutmalarına engel olunmalıdır. Ayrıca deriyi tahriş edecek her çeşit kumaştan kaçınmak, ceplerin küçük ve dar olmamasına dikkat etmek gerekmektedir.
8 — Vücutla ilgili bir cezadan sonra olan katılaş­ma. — Çocukların kaba etlerine vurmak eskiden hoşa gi­den bir hareketti.. Bundan da kaçınmak gerekir. Çünkü bunlar yalnız çocuk eğitimi yönünden değil, tat alma du­yumlarının da önlenmesi yönünden yapılmaması gereken hareketlerdir.

 
cinsel bilgiler sağlık bilgileri seks dersleri. Citrus Pink Blogger Theme Design By LawnyDesignz Powered by Blogger