Cinsel Uyarı Bölgeleri
8 Ekim 2009 Perşembe
Penis
Penisin çeşitli bölümleri arasında en duyarlı olanı, glans adı verilen penis ucudur. Bunun da özellikle alt bölümü, yarığın tam gerisinde bulunan kısım, en duyarlı yanıdır. Penisin sapı ve özellikle köküne yakın bölümü en az duyarlı bölgedir. Bununla birlikte, ritmik olarak uygulanan bir uyarıya karşılık verir.
Klitoris
Kadında klitoris penisin karşılığıdır. Dış deri normal olarak klitorisi kaplamakta olup, klitoris başının (erkekteki penis ucunun karşılığı) ilk anda göze çarpmasını önler. Uyarıya çok yatkın olup, dokunmaya, ritmik baskıya ve her şeyden çok devamlı fakat aralıklı bir uyarıya karşılık verir. Klitorisin aralıksız olarak uyarılması genel olarak iyi birşey değildir. Kadında, gıdıklanmayı andıran, karşı koyulması, dayanılması son derece güç bir duygu uyandırabilir. Klitorise karşı özel bir ilgi gösteren bir erkek, bu noktanın çevresini uyararak da aynı sonuca erişebileceğini, kadının coşkusu için klitorisin kendisine dokunmanın kesinlikle gerekli olmadığını öğrenmelidir.
Küçük Dudaklar (Labia Minora)
Küçük dudakların iç bölümleri dokunmaya karşı son derece duyarlıdır. Bir iç dudaktan başlayarak klitorisin üstünden de geçerek öbür iç dudakta son bulan bir tür döner uyarı uygulandığı zaman kadının cinsel coşkusu belirli bir şekilde artar.
Döl Yolu Ağzı
İdrar deliği ile döl yolu ağzını içine alan bölge de son derece duyarlıdır.
Döl Yolu
Döl yolunun ağzındaki sfenkter çemberi her hangi bir baskı altında kaldığı zaman daralır. Döl yolunun ön bölümüne, aşağı doğru parmaklar ile uygulanan ritmik baskı, çok keskin bir cinsel coşkuya yol açar. Döl yolu duvarları dokunmaya karsı fazla duyarlı olmadıkları için, penisin döl yoluna girmesinden duyulan cinsel coşku, daha. çok ruhsal bir coşkudur. Döl yolu içini doğrudan doğruya uyarmaya kalkmak bu bakımdan tüm anlamsız olmasa bile, tırnakların bu bölgeyi zedeleme ihtimalleri vardır. Parmakların döl yolu ağzından daha ileri gitmemeleri öğütlenir. Klitorisin dibi uyarıldığı zaman döl yolu ağzında da cinsel coşku duyulur.
Serviks
Aslında bu bölge dokunmaya karşı duyarlı değildir. Kadın serviksin uyarıldığını sanabilir; ama bu, penisin çok derinlere girmesinden dolayı meydana gelen basıncın peritoneum'u (döl yatağı yüzeyini kaplayan doku] etkilemesi ve derinlere giren penisin genellikle bir seri tepki yaratması yüzündedir. Bu bölgeyi erkeğin parmakları ile uyarmaya çalışması doğru değildir, çünkü eşini yaralayabilir.
Büyük Dudaklar (Lâbia Majora).
Erkeğin teslis torbalarını andırır Kadının cinsel duygularının uyanmasında önemli bir rol oynamaz ama penis üzerinde uyarıcı bir etkisi olabilir.
Testis Torbaları (Scrotum)
Cinsel uyarı ile doğrudan doğruya pek ilişkisi yoktur. Bazı erkekler, testis torbalarının avuç içinde tutulup parmaklar ile uyarılmasından coşku duyarlar. Çoğu erkekler ise testis torbaları biraz fazla sıkıldığı zaman acı duyarlar. Bununla birlikte testis torbalarının bir avantajlı yanı vardır: cinsel birleşme sırasında kadının gövdesine hafifçe değerler ve bu çoğu kez kadına zevk verir.
Apış Arası
Döl yolu ağzı (ya da penis kökü) ile anus (makat) arasında kalan bölge dokunmaya karşı duyarlıdır. Bu bölgenin orta bölümü özellikle basınca karsı duyarlıdır.
Anus (Makat)
Bu bölgedeki cinsel duyular kişiye ve ruhsal etkilerin derecesine göre değişir. Makat ile cinsel organ aynı kaslar ile birbirlerine bağlı olduklarından, gerek erkekte gerekse kadında, cinsel organlar uyarıldığı zaman makat küçülür ve makat uyarıldığı zaman da, cinsel organlar kasılır.
Memeler
Kadınlarda memeler dokunmaya karşı duyarlıdırlar Ritmik bir basınç ve uyarı hareketi cinsel duyguların çoğalmasını sağlayabilir. Özellikle meme uçları, klitoris kadar duyarlıdır. Kadının memeler yolu ile duyduğu uyarı aynı anda döl yatağına ve diğer cinsel organlara aktarılır. Bazı kadınlar, meme uçlarının öpülmesini ya da emilmesini cinsel organların uyarılmasına tercih ederler. Bu arada, analık duygularının kadının ruhsal yapısında tuttukları yeri de göz önünde bulundurmak gerekir. Bir takım kadınlar, sırf analık duygularının ağır basması yüzünden memelerinin uyarılmasından cinsel coşku duymazlar. Cinsel bakımdan, erkek memesi kadın memesine oranla çok daha az duyarlıdır.
Ağız
Dudaklar, dil ve ağızın diğer bölümlerinde, en az cinsel organlarda olduğu kadar cinsel duyu bulunmaktadır. Memeler ya da cinsel organlar uzun uzun öpüldüğünde cinsel coşku geniş ölçüde artar.
Kaba Etler
Kaba ellerdeki kaslar kasıldığı zaman cinselcoşku artar. Bu nedenle, cinsel birleşme sırasında gerek kadın gerekse erkekler, bilinçli ya da bilinçsiz olarak kaba etlerinde bulunan kasları kasarlar. Bu kasılmanın sonucu olarak makat da küçülür ve böylece cinsel organlar uyarılmış olur, döl yolu kasları gerilir, döl yolu ağzı daralır; erkekte ise penis sertleşir.
Bacaklar
Bacakların iç bölümleri cinsel uyarıya karsı keskin bir tepki gösterirler.
Diğer Bölgeler
Bazı kimselerin gövdelerinde, yukarda sayılanların yanı sıra gelişmiş bir takım cinsel uyarı bölgeleri vardır. Bunlar genellikle, gözler, kulaklar, ense, boyun, koltuk altlan, göbek, karın, bel, sırt, kasıklar, göğsün iki yanı ve bunların çevresindeki bölgelerdir. Saçların ve bazı bölgelerdeki kılların hafif hafif okşanması da bazı durumlarda cinsel duyguları uyandırabilir.
Kadında Utangaçlık
Çoğu zaman erkek, eşinin bir fahişe gibi davranmasını arzular. Cinsel yaşamda kadının utanç duygusu hiç bir zaman tamamıyla yok olmamalıdır.
Hiç bir şey erkekte, utanç duygularını tamamıyla yitirmiş eş kadar hayal kırıklığı yaratmaz.
Utanç, bir kadın içgüdüsü değildir. Bu, doğrudan doğruya veya dolaylı olarak, eğitim yoluyla elde edilen bir özelliktir. Çoğu kez bu bir reflekstir, bazen de isteyerek yaratılır. İrade dışı utanç duygusu, kadının çekiciliğini artırır. Buna karşılık belirli şekilde açığa vurulan çekingenlik yalnızca kadının çekiciliğini azaltmakla kalmaz, erkeğin keyfini de kaçırır ve onu eşinden soğutur.
Bazı «kadınlar, nasıl davranacaklarını bilemez; bunlar ne utanç duygusunu tamamıyla unutmalı, ne de bunu fazla abartmalıdır. Aksi durumda cinsel bakımdan soğuklaşırlar.
'Fakat kadın cinsel yaşamda utanç duygusunu nasıl kontrol altında tutmalıdır? Erkek evliliğinin ilk günlerinde ihtiraslarıyla kadının utanç duygusunu gidermeye çalışırsa, kadın nasıl davranmalıdır? Aşağıdaki noktalara dikkat edilmelidir.
1. Hiç bir kadın cinsel birleşime katılmamazlık etmemelidir. Utancını yatıştırıp, sadece cinsel yaşamı güzelleştirmek için gerekli olan kadarını saklamalıdır. Erkek, vücudunu çıplak olarak gördüğü zaman kadın büyük utanç duyabilir. Fakat utanmakta direttiği takdirde, kadın hiç bir zaman zevk duyamayacaktır.
Okşamalarla ne kadar uyarılırsa uyarılsın, uyarıldığını duyumsadığı anda, tutuklaşacaktır. Kompleksler ne kadar artarsa, erkeğin okşamaları karşısında duyduğu zevk de o kadar azalacaktır. Sonuç olarak, cinsel yaşamdan aldığı zevk, duyduğu utanç duygusu oranında hafifleyecektir.
2. Kadın, çekingenliği doğal yoldan nasıl açığa vurmalıdır? Bu, cinsel ilişkiden önce ve sonraki aşk oyunları için önemlidir. Kısa süre, konuşmadan, sessiz durmak; reddediş ifadesi olmayan, tatlı çekingenlik sözleri; hafif utanç; sırt dönmek; yüzün yana çevrilmesi; çekingen, fakat olumlu okşama, bütün bunlar cinsel birleşim sırasında utanç belirtileridir ve eş ile birlikte orgazma ulaşmaya yardımcı olurlar.
3. Ara sıra kadın, bütün utanç duygularını bir yana atmalı ve yönetici rolü üzerine almalıdır; erkeği uyarmalı onu baştan itibaren yönetmelidir. Bu, uzun evlilik yıllarından sonra bir değişiklik yaratmak için önerilir.
4. Çekingen ve ihtiraslı okşamalar, utanarak vazgeçme arzusunu ifade eden sözler ve tutuk tutuk aktif olma çabası, birleşim öncesi aşk oyunları konusunda önerilir. Özellikle kadın eşinin cinsel arzularını kamçılamayı istiyorsa, böyle davranmalıdır.
Bu incelemelerden kadının büyük ruhsal yükün altına girmesi gerektiğini çıkarmak olanaklıdır. Fakat kadınların büyük bir kısmında belirli bir utanç duygusu vardır; ama bunu uzun evlilik yılları içinde kolaylıkla yitirebilirler. Aslında kadın için, her cinsel birleşimden önce ve sonra, kızlık günlerini anımsamak zor bir şey değildir. Eğer kadın böyle davranırsa, sevdiği erkeğin gözünde çekiciliğini yitirmez, erkek de ondan hiç bir zaman bıkmaz.
Eşini sadece ilk günlerde utangaç bulan erkek, kısa zaman sonra onun şehvetli bir kadın olduğunu ayırdeder. Bir yıl geçince bir koca eşiyle başa çıkamadığını açığa vurur. Az sonra da eşinin kendisini çok fazla yorduğundan yakınır. Bu, evlilik sırasında duygularının artışını utanç duygusu ile dengeli duruma getirmeyen kadının tipik değişimidir.
Fakat bir nokta hiç bir zaman unutulmamalıdır: Utanç duygusu ile nazlanmak veya aşırı kibar görünmek arasındaki ayrımdır bu nokta. Utanç ve nazlanmanın aynı psikolojik temelleri olabilir, fakat nazlanmak cinsel yaşamda mutluluğu hiç getirmez. Sadece erkeğin eşini reddetmesi için ona cesaret verir, hiç bir şekilde onun arzularını kamçılamaz. Hele uzun bir evlilikte erkek, eşinden bu nedenle tamamıyla soğur. Bilinçli olarak nazlanmak, sürekli cinsel soğukluğa bile götürebilir.
Kadın ve Erkeğin Üreme Organları
6 Ekim 2009 Salı
Sidik-üreme sistemi (ürogenital sistem), adından da anlaşılacağı gibi, sidik yapan ve üremeyi sağlayan, birbirinden ayrı iki işlevle ilgili organlardan oluşur. Sidik sistemi, bedeni zararlı maddelerin bir bölümünü içinde bulunduran sidiği yapan (böbrekler) ve bunu dışarıya atan (havuzcuk, leğen, sidik borusu, sidik torbası ve sidik yolu) organlardan oluşur. Üreme organları, erkekte ve kadında değişik nitelikler ve yapılış gösterir. Memeler, kadın üreme organlarıyla birlikte incelenir.
Üreme bezleri (gonadlar), türün sürmesinde başlıca rolü oynarlar. Dişiler deki üreme bezinin (yumurtalık) ve erkek üreme bezinin (erbezi) iki görevi vardır. Bir yandan cinsel görevi yerine getirirler (yumurtacık ve spermatozoyit denen cinsellik hücrelerini üretirler), öte yandan cinsel hormanları salgılarlar. Böylece kişinin, bedensel ve ruhsal cinsinin özelliğini belirlerler.
Kadında üreme işlevleri, erkeğe oranla daha karmaşık ve farklıdır. Erkeğe oranla daha erken başlayan cinsel yaşam (ergenlik) 30-35 yıl kadar sürdükten sonra, yumurtalıkların işlevi sona erer (yaşdönümü). Erkeklerin üreme işleviyse, ancak yaşamlarının geç dönemlerinde bir duraklama gösterir. Kadın yaşamının en önemli dönemini oluşturan bu cinsel yaşam dönemi içinde ayrıca, ortalama 28-30 günlük aralarla tekrarlayan ve âdet kanamasıyla kendini gösteren çevrimsel dönemler vardır.
Âdet kanamasının kadın bedenini birtakım zehirli maddelerden temizleyen bir olay olduğu inancı, bugün bile yaygındır. Bu boş inanç, yüzyıllar önce hekimler arasındaki yanlış bilgi ve inançlardan kalmıştır. Yüzyıllar önce, Galenos (lat. Galenus) tarafından ileri sürülen bir görüşe göre, kadınların bedeninde kan fazlalığı vardır ve çevrimsel kanamalar, bir tür denge sağlamaktadır. Gene eski bir görüşe göre, âdet kanamasının Ay’ın hareketleriyle ilişkili olduğu ileri sürülmüş ve çevrimin 28-35 günde tekrarlaması, kanıt olarak gösterilmiştir.
XIX. yüzyılda Pflüger, XX. yüzyıl başlarında Knauer (1910), Halban (1911), Robert Meyer (1913), yumurtalıkların ve dölyatağı mukozasının anatomik ve işlevsel değişikliklerini inceleyerek, bu çevrimin mekanizmasını açıklamaya çalıştılar. Robert Schröder (1914), çevrim boyunca dölyatağı mukozasındaki değişiklikleri evre evre gözleyerek, dönemlere ayırdı ve kanamanın tam mekanizmasını açıkladı. Bu çalışmaları bir laboratuvar işi haline sokan Stockardt, Papanicolaou, Ailen ve Doişy, çevrimin dölyolu epiteli ve salgısının incelenmesiyle de izlenebileceğini gösterdiler. Çevrimle ilgili anatomik bilgiler böylece ortaya çıkarıldıktan sonra, çalışmalar cinsellik hormonları üstünde yoğunlaştırıldı.
Daha Mısırlılar zamanında, cinsellik hormonlarının varlığı biliniyordu. Bu hormonların buğday, arpa gibi bitkiler üstüne etkileriyle, dölyatağı içi yaşamda çocuğun cinsinin saptanmasına çalışılıyordu. Erbezi ezmelerinin kuvvet verici, cinsel gücü artırıcı ve gençleştirici etkileri, yüzyıllar önce, Mısır ve Yunan hekimleri ile İbni Sina tarafından biliniyordu. 1672′de ilk kez Regner de Graaf, yumurtalıkların, hormon çıkardıklarını kanıtladı. A. Haller, sarı cismin oluşumunu açıkladı. 1889′da Brown Seguard, erbezi ezmelerinin kendisine şırınga edilmesinin, bir gençlik ve dinçlik etkisi yarattığını bildirdi. Butenandt 1934′te, erkeklik hormonlarının kimyasal yapısını aydınlattı; 1947′de Anner, dişilik hormonlarının yapay olarak elde edilebileceğini gösterdi.
Bütün bu gelişmelerin ışığında, erkek ve kadının üreme organları ile bu organların hastalıkları konusunda, bilgiler önemli ölçüde gelişti. Artık, bu hastalıkların birçoğuna çare bulunabilmekte, ayrıca cinsel yaşamın en önemli sorunlarından biri olan istenmeyen gebelikler sorunu da, doğum kontrol yöntemlerinin gelişmesi ve çeşitlenmesi sonucunda büyük ölçüde çözümlenmektedir.
Kadın Üreme Organı Yumurtalıklar
Yumurtalıklar (ovarium), yumurtacık yapan organlar olmalarının yanısıra, içsalgı bezleridir. Östrojen ve progesteron hormonlarını salgılarlar.
Yeri
Sağda ve solda iki yumurtalık vardır; leğen boşluğu içinde, bu boşluğun çeperlerine dayalı olarak dölyatağı geniş bağlarının arkasında yeralırlar.
Biçimi ve Dış Görünüşü
Yanlarından basık, yumurtamsı biçimlidirler (bademe benzerler); büyük eksenleri dikey ya da aşağı ya da arkaya doğru hafif yatıktır.
Görünüşleri kadının yaşına ve fizyolojik durumlara göre değişir. Ergenliğe kadar düz olan yumurtalıkların yüzleri, yaş ilerledikçe, Graaf foliküllerinin bu yüzeyde yaptıkları çıkıntılarla, bu foliküllerin çatlamasından sonra ortaya çıkan yara yerinden dolayı pürüzlü olur. Yaşdönümünden sonra yumurtalıklar küçülür, yüzlerindeki pürtükleri yitirerek düzleşir.
Büyüklük ve Ağırlığı
Yumurtalıkların, yetişkinde ortalama yükseklikleri 3,5 sm, genişlikleri 2 sm, kalınlıkları lısm’dir.
Renk ve Kıvamı
Kıvamları katıcadır. Renkleri, pembeden fildişi rengine kadar değişir.
Tutunma Araçları
Yumurtalığın yerinde durmasını, yumurtalık orta askısı ve üç bağ sağlar. Yumurtalık saçağı, yumurtalık özel bağı ve yumurtalık aşıcı bağı adı verilen bağlar, yumurtalığa büyük bir oynaklık kazandırır.
Yumurtalık orta askısı (mesovarium)
Yumurtalığın ön bölümünü, dölyatağımn geniş bağıyla birleştiren kısa bir bağdır.
Normal bir küçük leğenin, karın içine bakma yöntemiyle (çölyoskopi) alınmış resmi. Üstte, ortada dölyatağı gövdesi ve üst köşelerinden eğik olarak yanlara uzanan dölyatağı boruları ile üstlerini örttükleri, beyaz renkli yumurtalıklar açıkça seçilmektedir.
Yumurtalık aşıcı bağı (liganıentum suspensorium ovarii)
Yumurtalığın üst bölümüne bağlanır. Düz kas. lifleri ve bağdokusu lifleriyle sarılmış atardamarlar, toplardamarlar ve lenf damarları, yumurtalığa bu bağ aracılığıyla gelirler.
Yumurtalık saçağı (fimbria ovarica)
Yumurtalığın üst bölümünü, dölyatağı borusu saçaklarıyla birleştirerek, her iki organ arasındaki doğrudan bağlantıyı sağlar.
Yumurtalık özel bağı (ligamentum ovarii proprium)
Yumurtalığın alt bölümünü, dölyatağının yan açısına birleştirir.
Bu bağlar arasında yumurtalık orta askısı ve özellikle yumurtalık aşıcı bağı, yumurtalığın normal durumunda tutunmasını sağlarlar. Öteki iki bağın görevi, yumurtalığı dölyatağı borusuna ve dölyatağma yakın tutmaktır.
Komşulukları
Yumurtalık dış yüzünün komşulukları
Yumurtalık, tam anlamıyla leğen içinde yeralan tek üreme organıdır (öteki organlar, karın zarı tarafından «örtülmüşlerdir»}; leğenin yan çeperinde, karın zarıyla örtülü yumurtalık çukuru içinde yerleşmiştir. ,
Hiç doğum yapmamış kadınlarda, yumurtalık bu sınırlı çukurcuk içinde bulunur. Komşulukları şunlardır:
—’ arkada sidik yolu ve kalça iç damarlarıyla;
— yukarda kalça dış damarları ve lenf zinciriyle;
— aşağıda dölyatağı atardamarıyla;
— önde dölyatağı geniş bağıyla (dölyatağı geniş bağı, küçük leğenin yan çeperlerini dölyatağına bağlayan, enlemesine kalın bir bağdır).
Doğum yapmış kadınlarda, yumurtalık düşükçedir. Konumu dikey değil, içe ve aşağıya doğru eğiktir. Bu durumda, dış yüzü alta gelir ve böylece, sınırlandığı yumurtalık çukurundan ayrılarak, sidik yolunun ve kalça iç damarlarının arkasında ve kuyruk sokumu kemiğinin önünde yeralan Claudius çukuruna yerleşir.
Yumurtalık iç yüzünün komşulukları
Yumurtalığın iç yüzü, dölyatağı borusunun «infundibulum» adı verilen huni biçiminde genişlemiş bölümüyle örtülmüştür. Komşulukları şunlardır:
— ince barsaklar;
— körbarsak ve apandis (sağ yumurtalık);
— sigmamsı kalın barsak (sol yumurtalık).
İç Yapısı
Yumurtalıktan bir kesit yapılırsa, iki bölge ortaya çıkar:
— öz maddesi (ortada);
— Kabuk maddesi (dışta). Kabuk maddesi epitel ile kaplıdır.
Öz maddesi
Kırmızı renkli ve süngerimsi bir yapıdadır; çok sayıda damar kapsar. Esnek kas ve bağdokusu lifleri arasında, yumurtalık kapısından yumurtalığa giren atardamarcıklar, sarmal kıvrıntılar oluştururlar. Öz maddesi, lenf damarları ve sinir ağları bakımından çok zengindir.
Kabuk maddesi
Epitelle örtülüdür; hücresel bağdokusundan yapılmış bir destek dokusu içinde yumurtalık foliküllerini kapsar. Büyüme evrelerine göre, bu foliküller şunlardır:
— genç (primer) foliküller;
— gelişme halinde foliküller;
Yumurta hücresinin (dişi hücresi) değişik evrelerini gösteren yumurtalık kesiti çizimi. Yumurta hücresinin evrimi, embriyo yaşamında başlar; son evreler, âdet çevrimi sırasında gerçekleşir. Her evrimde tek bir folikül (Graaf folikülü) olgunlaşarak, yumurtalık yüzeyini çatlatır ve yumurtacık (övül) haline dönüşecek olan yumurta hücresini dışarı bırakır. Çatlayan folikül, sarı cisim haline dönüşür. — A. İlk folikül. — B. Birincil folikül. — C. İkincil folikül. — D. Üçüncül folikül. — E. Olgun fclikül ya da Graaf folikülü. — F. Yırtılmış folikül. — G. Yumurtacık. — H. ve /. Sarı cisim.
— gelişmiş, yumurtlamaya hazır foliküller (Graaf folikülleri).
Ayrıca, kabuk maddesi içinde sarı cisimler ve daha önceki âdet çevrimlerinin sarı cisimlerinin geride bıraktıkları izler de yeralır.
Sarı cisim, yumurtlamadan sonra çatlayan folikülün, değişikliğe uğramış biçimidir. Folikülün evrimi ve sarı cisme dönüşmesini, yumurtalık ve yumurtlamayla ilgili fizyoloji bölümünde inceleyece ğiz.
Kadın Yumurtalıklarındaki Damarlar ve Sinirler
Atardamarlar
Yumurtalığın atardamarları, yumurtalık atardamarından ve dölyatağı atardamarından gelir. Yumurtalık atardamarı (kalça iç atardamarının dalıdır), yumurtalığa aşıcı bağla birlikte gelir; dallara ayrılır ve organı dolaştıktan sonra, aşağı tarafta dölyatağı atardamarıyla (dölyatağı atardamarı da yumurtalığa dallar verir) ağızlaşır.
Toplardamarlar
Yumurtalık atardamarlarıyla aynı adları taşıyan toplardamarlar (yumurtalık ve dölyatağı toplardamarları),çok gelişmiş bir bağ oluştururlar.
Lenf damarları
Yumurtalık toplardamarlanyla birlikte ilerler ve bel lenf düğümlerinde (sağ ya da sol) sonlanır-lar.
Sinirler
Yumurtalık sinirleri, güneş sinir ağından ayrılan ve yumurtalık atardamarıyla birlikte ilerleyen yumurtalık sinir ağından gelirler.
Kadınlarda Döl Yatağı Boruları
Tanım
Dölyatağı boruları (Fallop boruları), yumurtalığın yaptığı yumurtacığın alındığı (çoğunlukla yumurtacık spermatozoyitler tarafından burada döllenir) ve dölyatağı boşluğuna gönderildiği kassal çeperli borulardır.
Yeri
Dölyatağı boruları, sağ ve solda yumurtalıkla komşu olarak başlayan ve dölyatağının üst köşelerinde (dölyatağı boynuzlan) sonlanan iki borudur.
Biçimi ve Dış Görünüşü
Boruların ortalama uzunlukları, 10-14 sm kadardır.
Biçim, yapı ve komşulukları bakımından farklı dört parçadan oluşurlar: İçten dışa doğru, dölyatağı parçası; isthmus; ampul; infundibulum.
Dölyatağı parçası
Dölyatağı çeperi içinde yeralan bu parça, dölyatağı ağzı (ostium uterinum) adı verilen dar bir delikle dölyolu boşluğunun üst dış açısından başlar, dölyatağı çeperini aşar ve isthmus ile uzanır.
Uzunluğu l sm, iç çapı 0,5 sm’dir.
İsthmus
Uzunluğu 3-4 sm, dış çapı 0,3-0,4 sm arasındadır.
Dölyatağı parçasının devamı olan isthmus, dölyatağı köşelerinden başlayarak, yatay biçimde yumurtalığın alt bölümüne doğru ilerler.
Silindir biçimi, sert kıvamlı bir parçadır.
Ampul
Dölyatağı ampulünün uzunluğu 7-8 sm, çapı 0,7-0,8 sm’dir.
Dölyatağı borusu ve damarları. — l. Ampul. — 2. Dölyatağı borusu iç atardamarı. — 3. Ara parça. — 4. Yumurtalık özel bağı. — 5. Dölyatağı atardamarı. — 6. İsthmus. — 7. Yumurtalık. — 8. İnfundibulum saçakları. — 9. Yumurtalık atardamarı. —10. İnfundibulum.
Jaha yumuşak kıvamlıdır; çeperleri de daha incedir.
Ampul, isthmus ile bir köşe yaptıktan sonra, hafif kıvrıntıh olarak yumurtalık ön kenarı uzunluğunca ilerler. Yumurtalığın yukarı bölümüne gelince, önce arkaya, sonra aşağıya kıvrılarak dik biçimde yumurtalığın iç yüzüne ulaşır ve biraz ötede infundibulum ile devam eder.
İnfundibulum
Ampulün dış yanında yeralan, huni biçiminde geniş bölüme infundibulum adı verilir; dölyatağı borusunun son parçasıdır.
İnfundibulumun dış yüzü, saçaklarla (10-15 kadar) devam eder. Saçaklar 1-1,5 sm uzunluğunda mukoza kıvrımlarıdır.
İnfundibulumun tepe bölümünde, 2 mm çapında bir delik bulunur. Bu delik, dölyatağı borusunun karın, deliğidir ve bir mukoza boşluğunu, seröz bir boşluğa birleştirir. Ayrıca saçakların sürekli hareketleri sayesinde, yolunu şaşıran yumurtacığı yeniden içeri alabilir.
Saçakların biri, ötekilerden daha uzun ve geniştir; Richard saçağı ya da yumurtalık saçağı denen bu oluşum, düz kas lifleri ve yumurtalık bağları kapsar, yumurtalık saçağına bağlanarak, onunla birlikte yumurtalığın üst bölümüne yapışır.
Rengi ve Kıvamı
Dölyatağı boruları da, dölyatağı gibi kırmızı-pembe renkte organlardır. İsthmus parçası, sert kıvamlıdır; oysa ampul, daha gevşek ve çeperleri daha incedir.
Tutunma Araçları
Dölyatağı boruları, aşağıdaki oluşumlarla tutunurlar:
Kadın üreme organlarının çizimsel kesiti. — 1. Dölyatağı borusu. — 2. Dölyatağı boynu kanalı. — 3. Dölyatağı boynu.— 4. Dölyolu’—S.Yumurtalık. — 6. Dölyatağı boşluğu. — 7. Dölyatağı mukozası ya da andometriyum. — 8. Dölyatağı kas tabakası ya da miyometriyum. — 9. Karın zarı.
— borunun dölyatağına bağlanarak devamı;
— tepe bölümünde yeralan geniş bağ yaprakçıkları (2 tane);
— Richard saçağının bağlandığı, infundibulumdan, yumurtalığın üst bölümüne kadar uzanan yumurtalık saçağı.
Borunun Döl Yatağı Geniş Bağıyla Komşuluğu
Küçük leğendeki bütün organlar gibi (yumurtalıklar dışında), dölyatağı boruları da karın zarıyla örtülmüştür: Dölyatağı borusunu, 2 yapraklı seröz bir kılıfla saran ve geniş bağın altına bağlayan dölyatağı borusu askısı.
İç bölümde, dar bir üçgen görünümünde olan dölyatağı borusu askısı (mezosalpenks), dölyatağına yaklaştıkça içten dışa doğru genişler.
Dışa vardığında iyice genişleyen dölyatağı borusu askısı, ampulün yumurtalık iç yüzüne doğru kıvrılıp, onu örtmesini sağlar. Dölyatağı borusu, bu karın zarı yaprağı aracılığıyla sigmamsı kalın barsakla ve leğen boşluğuna uzanan ince barsaklarla komşudur.
İç Yapısı
Dölyatağı borularının iç bölümleri, pembe renklidir; uzunluğu boyunca, akış yoluna paralel uzanan mukoza kıvrımlarıyla döşenmiştir.
Dölyatağı parçasında fazla belirgin olmayan bu kıvrımlar, isthmusta çoğalarak, daha görünür bir hal alırlar. Ampul ve infundibulum parçalarındaysa, çok daha gelişerek, çalıyı andıran bir görünüşe bürünürler.
Saçakları, infundibulumun dışına doğru uzanan bu mukoza kıvrımları oluşturur.
Yapısı
Dölyatağı boruları, birbiri üstünde dört tabakadan oluşurlar. Dıştan içe doğru :
— seroza tabakası (karın zarından yapılıdır);
— esnek bağdokusu tabakası (damar ve sinirleri kapsar);
— kas tabakası;
— mukoza tabakası (borunun iç yüzeyini kaplayan uzunlamasına kıvrımları oluşturur).
Kadınlarda Döl Yatağı Borusu Damarları ve Sinirleri
Yumurtalık atardamarının bir dalı (dölyatağı borusu dış atardamarı) ile dölyatağı atardamarının bir dalının (dölyatağı borusu iç atardamarı) dölyatağı borusu askısı içinde ağızlaşmasının oluşturduğu atardamar kemerinden gelirler.
Toplardamarlar
Çok sayıdadırlar; atardamarlarla aynı yolu izler ve yumurtalık toplardamarı ile dölyatağı toplardamarına dökülürler.
Lenf damarları
Yumurtalık damarlarına karışarak, bel lenf düğümlerine giderler.
Sinirler
Atardamarlarla birlikte ilerlerler; güneş sinir ağından ve leğen sinir ağlarından gelirler.
Kadınlarda Döl Yatağı
Dölyatağı (uterus), aşılanmış yumurtacığın içinde büyüdüğü ve büyüme tamamlandığında dışarı atıldığı organdır.
Yeri
Dölyatağı, leğen içinde ve beden orta çizgisi üstünde, sidik torbasının arkasında, göden barsağının önünde, dölyolunun üstünde, ince barsaklarla sigmamsı kalın barsağm altında yeralır.
Biçimi ve Dış Görünüşü
Önden arkaya basık bir koni biçimindedir; koninin tabanı yukarda, kesik tepesi aşağıdadır.
Ortasının biraz altında, «isthmus» adı verilen bir darlık bulunur. İsthmus, dölyatağını iki bölüme ayırır:
— yukarda kalan dölyatağı gövdesi (corpus uteri);
— aşağıda kalan dölyatağı boynu (cervix uteri). Dölyatağı gövdesi, önden arkaya fazlaca basıktır; iki yüzü (ön ve arka), üç kenarı (iki yan, bir üst) ve iki yan köşesi vardır (dip ile yan kenarları birbirine bağlarlar). Yan köşelerin tepesinden döl yatağı boruları, önlerinden yuvarlak bağlar, arkalarından yumurtalık özel bağları doğar.
Dölyatağı gövdesinden daha dar olan dölyatağı boynu, orta bölümü genişçe bir silindir biçimindedir. Leğen boşluğunun iç bölümünde, dölyatağı gövdesinin altında yeralır. Dölyolunun içinde yuvarlak bir çıkıntı yaparak (dölyolu içi parçası) leğen boşluğu dışına uzanır. Bu parçanın tepe bölümünde yeralan dölyatağı boynu dış deliği, dölyatağı boşluğu ile bağlantı sağlar. Dölyatağı boynunun bu iki parçasını (dölyolu içi parçası ve dölyolu üstü parçası), dölyolunun dölyatağı boynuna yapışma yeri olan vfe alttan öne doğru eğik bir çizgi biçimindeki ara parça ayırır. Boynun doğurmamış, bir kez doğurmuş ve birden çok kez doğurmuşlardaki biçimi farklıdır. Hiç doğurmamış kadınlarda, dölyatağı boynu kaygan ve serttir. Ortasındaki dölyatağı boynu dış deliği, küçük, yuvarlak ve düzgündür. Doğum sayısına göre boyun gevşer, delik genişler ve kenarlardaki çentikler çoğalır.
Leğen ve apışarası yapısı normal kadınlarda (ayakta), göden barsağı ve sidik torbası boşken, dölyatağı öne eğik, yataya yakın biçimde durur. Buna «öne yatıklık durumu» denir.
Öte yandan, dölyatağı boynu ve gövdesi aynı eksen üstünde yeralmaz, öne doğru 100-120°’lik geniş bir açı oluştururlar. Buna da «öne büküklük durumu» denir.
Özetlersek, dölyatağı normalde öne yatık ve öne bükük durumdadır.
Ama bazen, dölyatağı göden barsağına doğru geriye eğik biçimde de olabilir. O zaman «arkaya yatık durumda» olduğu söylenir.
Oldukça ender raslanan bu özel görünüm, bir rahatsızlığa yolaçmaz.
Büyüklüğü ve Ağırlığı
Doğurmamış kadınlarda, dölyatağının boyu ortalama 6,5 sm’dir. Bunun 3,5 sm’i gövde, 2,5 sm’i boyun, 0,5 sm’i isthmus içindir.
Dölyatağı gövdesinde genişlik 4 sm, dölyatağı boynundaysa 2,5 sm kadardır. Kalınlık, dölyatağının her yerinde ortalama 2 sm’dir.
Birden çok kez doğurmuş kadınlarda, uzunluk 7-8 sm arasında değişir (5-5,5 sm gövde; 2-2,5 sm boyun); genişlik gövdede 5 sm, boyunda 3 sm’dir. Kalınlık, ortalama 3 sm’dir. Dölyatağının ağırlığı, hiç doğurmamış kadınlarda 50 gr, birden çok kez doğurmuş kadınlarda 70 gr’dır (ortalama).
Rengi ve Kıvamı
Esnek ve katı kıvamlıdır; rengi koyu pembedir.
Tutunma Araçları
Dölyatağı, yumurta hücresinin içinde büyüdüğü organdır. Gebelik sırasında, bu organın hacminde yüzde 100 oranında bir artış olur. Büyüme, özellikle dölyatağı gövdesindedir; dolayısıyle, bu parçanın elden geldiğince serbest kalması gerekir.
Dölyatağı gövdesine bağlanan tutunma araçları
Bunlar, yalnızca doğrultuyu sağlamaya yarayan zayıf bağlardır.
Yuvarlak bağlar
Bakışımlı 2 bağdır (sağ ve sol); dölyatağının üst köşelerinden, kasık kanalı yoluyla çatı kemiğine kadar uzanırlar. Dölyatafinin üst köşelerinin, ön bölümünden ve dölyatağı borusunun biraz altından başlar, öne ve dışa doğru ilerleyerek geniş bağın ön kanatçığını oluştururlar. Kasık kanalını geçtikten sonra, çatı kemiği çıkıntısı ve çatı kaynağının ön bölümünde, Venüs tepesi bölgesinde ve büyük dudakların yağlı gevşek bağdokusunda sonlanırlar. Bağdokusundan ve çizgisiz kas liflerinden yapılmış olan yuvarlak bağlar, dölyatağmı öne yatık durumunda, sidik torbası üstüne yatık biçimde tutmaya yararlar. Pek dayanıklı değillerdir, gerginliklerini kolayca yitirirler.
Geniş bağlar
Dölyatağının her iki yanında yeralan 2 geniş bağ, organın yan kenarlarını leğen çeperine birleştirirler. Karın zarının, ön ve arka yaprakçıklarının birleşmesinden oluşurlar. İnce ve gevşek yapılıdırlar; dölyatağını bütün hareketlerinde izlediklerinden, tutunmada önemli rol oynamaz, yalnızca yan hareketleri sınırlarlar.
Dölyatağı boynuna bağlanan tutunma araçları
Dölyatağı gövdesinin tersine, boyun parçasının tutunma araçlarını oluşturan bağlar, bağdokusundan ve düz kaslardan yapılmış, oldukça sıkı ve sağlam bağlardır; kuyruk sokumu kemiğinden çatı kemiğine kadar gerilmişlerdir. Dölyatağı boynunu dolaşan bu bağlar, dölyatağının bir hamak gibi asılmasını sağlarlar.
Bu bağdokusundan askı, dölyatağı boynu çevresinde bir haç biçiminde birleşmiş üç öğeden oluşur.
Arkada, kuyruk sokumu kemiğinin ön yüzünden başlayan bir çift bakışımlı dölyatağı kuyruk sokumu bağı, göden barsağını dolaştıktan sonra, dölyatağı boynunun ve dölyolu kubbesinin arka tarafına yapışırlar. Karın zarını kabartarak, aralarında kalan Douglas çıkmazını sınırlarlar.
Önde çatı kemiği sidik torbası, dölyatağı bağları, bir yanda sidik torbası, dölyatağı boynu, öte yanda sidik torbası-çatı kemiği arasında gerilmişlerdir; dölyatağı-kuyruk sokumu bağlarından daha dayanıksızdırlar..
Yanda dölyatağını örten karın zarı yaprakları, dölyatağı boynunun yan bölümlerinden çatı kemiği çeperine uzanırlar. Damarları çevreleyen, bağ-dokusu ve düz kas lifleri içeren kalınlaşmış bir dokudurlar.
Dölyolu ve apışarasma tutunma araçları
Dölyatağma asıl destek olma işini, dölyolu ve apışarası kasları yapar. Daha önce, dölyatağı gövdesinin sidik torbası üstüne yatık biçimde yerleşmiş olduğunu görmüştük. Sidik torbasının tabanı, yukarı ve geriye yatık olarak dölyolu üstünde durur.
Dölyolu, çevresine apışarası kasları aracılığıyla tutunmuştur. Bunların başlıcaları, makat kaldırıcı kası ve akzar derin tabakasıdır.
Bu üç tutunma sistemi (bedene bağlama, dölyatağı boynuna asılma, apışarasından desteklenme), birbirleriyle ilişkilidir. Bunlardan birinin bozulması, dölyatağının düşmesine neden olur. Doğumlar da bu bağları (özellikle, asıl tutunmayı sağlayan dölyolu ve apışarası sistemleri) zayıflatarak, dölyatağının normal konumunun bozulmasına yolaçarlar.
Anatomik Komşulukları
İki bölüm halinde incelenir:
— dölyatağı gövdesi ile dölyatağı boynunun üst bölümünü kapsayan ve leğen boşluğunda yeralan dölyolu üstü parça;
— dölyatağı boynunun alt parçasını kapsayan, leğen boşluğu dışında yeralan dölyolu içi parça.
Dölyolu üstü parça
Ön yüzü, sidik torbasının arka alt yüzü üstüne yerleşmiştir.
Arka yüz, karın zarıyla örtülüdür; Douglas çıkmazına ve göden barsağına komşudur. Bu parça, karın zarı aracılığıyla, sigmamsı kalın barsak ve ince barsaklarla komşuluğunu sürdürür.
Yan kenarları, üstte geniş bağlarla, aşağıda geniş bağların tabanlarını oluşturan karın zarı yapraklarıyla (parametriumlarla) komşudurlar. Bu karın zarı tabakası içinde ilerleyen dölyatağı atardamarı, dölyatağı boynuna yaklaşır ve sidik torbasına doğru inerken sidik borusunu çaprazlar.
Dölyolu içi parça
Dölyatağı boynunun dölyolu içinde kalan parçasıdır; bütünüyle geriye bakar.
Dölyolundan, dört bölümden oluşan halka biçiminde bir çıkmazla ayrılmıştır: Bu bölümlere, dölyolu çıkmazları (forniksleri) denir :
— ön çıkmaz : Çok küçüktür;
— arka çıkmaz: Daha derindir; Douglas çıkmazıyla komşudur; dölyolundan, yalnızca arka çeperle ayrılmıştır;
— yan çıkmazlar: İki tanedirler; önden arkaya doğru derinleşirler.
Dölyolu içi parça, dölyolu aracılığıyla önde sidik torbası tabanıyla, yanda sidik borularıyla, arkada göden barsağıyla komşudur.
İç Yapısı
Dölyatağının iç bölümünde, önden arkaya doğru, basık biçimde, dar bir boşluk vardır. Bu boşluk, isthmus düzeyinde, bir darlıkla ikiye ayrılır. Dölyatağı gövdesi boşluğu; dölyatağı boynu boşluğu.
Dölyatağı gövdesi boşluğu, üç köşelidir; ön ve arka yüzleri birbirine değer. Tabanı dölyatağı dibine uyar. Dış üst iki köşedeki iki delik, dölyatağı borularının dölyatağına açıldığı deliklerdir. Gövde boşluğunun tepesi, dölyatağı boynu kanalıyla birleşir. Dölyatağı boynu kanalı, önden arkaya basık olarak, iğ biçimindedir. İki yüzü (ön ve arka) üstünde, ortada bulunan ve uzunlamasına yeralan bir çıkıntı üstünde, aşağıdan yukarıya ve içten dışa doğru hurma ağacı yaprakları biçiminde kıvrımlar görülür; buna «yaşam ağacı» (plica palmatae) adı verilir. Dölyolu boşluğuna açılan alt uca, dölyatağı deliği adı verilir.
Dölyatağı boşluğunun boyutları
Doğum yapmamış kadınlarda ortalama 5,5 sm dir. Bunun 2,5 santimetresini gövde, 2,5 santimetresini boyun, 0,5 santimetresini isthmus oluşturur. Doğum yapmış kadınlarda, uzunluk 6-6,5 sm arasında değişir; 3,5 sm gövde, 2,5 sm boyun, 0,5 sm isthmus.
Dölyatağının yapısı
1 santimetre dölyatağı çeperi, üç tabakadan yapılmıştır : Dıştan içe doğru, karın zarından oluşan seroza tabakası (tunica serosa); kas tabakası (miyometriyum); mukoza tabakası (tunica mucosa).
Seroza tabakası ya da karın zarı
Dölyatağının ön ve arka yüzlerini saran karın zarı, arka tarafta dölyolunun da üstünü örterek, Douglas çıkmazını oluşturur ve göden barsağına atlar. Ön tarafta, isthmus düzeyine kadar geldikten sonra, sidik torbasının üst-arka yüzünü örter.
Kas tabakası (miyometriyum)
Bu tabaka, dölyatağı gövdesinde ve boyunda farklıdır.
Gövdede düz kaslar, üç tabaka halinde sıralanmıştır: Dış tabaka uzunlamasına, orta tabaka çaprazlamasına, iç tabaka değirmi liflerden yapılmışlardır.
Kas tabakası, dölyatağı boynunda daha az kalındır; iki tabakadan oluşur. Uzunlamasına demetlerden oluşan iç tabaka; çapraz demetlerden oluşan dış tabaka.
Mukoza tabakası
İnce bir tabakadır. Dölyatağı gövdesi mukozası (ya da andometriyum), bütün bölgeyi kapladıktan sonra, belirgin bir sınır oluşturmaksızm dölyatağı boynu ve dölyatağı boruları mukozalarıyla devam eder. Dölyatağı mukozası, iki kattan oluşur:
— «alt tabaka» adı verilen derin tabaka : Bu bölümde, âdet çevrimi sırasında değişiklik olmaz;
— yüzeysel tabaka : İşlevsel bir tabakadır; âdet çevrimi sırasında değişiklikler geçirir ve âdet kanaması sırasında dışarı atılır.
Dölyatağı boynu mukozası, salgı epiteli türündedir; silindir biçimi hücrelerden yapılıdır ve âdet çevrimi sırasında fazla değişiklik geçirmez.
Damar ve Sinirler
Atardamarlar
Dölyatağının başlıca atardamarı, kendi adını taşıyan dölyatağı atardamarıdır; yumurtalık atardamarıyla ve yuvarlak bağ atardamarıyla ağızlaşmalar yapar.
Dölyatağı atardamarı, kalça iç atardamarından doğar. Önce sidik borusuyla birlikte, leğen çeperinden aşağı iner ve yön değiştirerek öne doğru ilerler; sonra enine olarak içe, dölyatağı boynum doğru bükülür. Orada, sidik torbasına doğru gitmekte olan sidik borusunu çaprazlar. Dölyatağı boynuna geldiğinde, yeniden yukarı ve öne bükülür, dolambaçlar oluşturarak dölyatağının yan kenarlarına ilerler. Yolu boyunca, önce dölyatağı boynuna, sonra da dölyatağı gövdesine birçok dal veren dölyatağı atardamarı, organın köşe bölgesinde üç dala ayrılarak sonlanır. Bu dallar şunlardır:
— dip atardamarı: Dölyatağı gövdesini kanlandırır;
— yumurtalık iç atardamarı: Yumurtalık atardamarıyla ağızlaşarak yumurtalığa gider;
— dölyatağı borusu iç atardamarı: Dölyatağı borusuna gider.
Dölyatağı atardamarı, dölyatağı boynuna varmadan da dallar verir. Bunların içinde en önemlisi, sidik borusuyla çaprazlaşmasından sonra doğan döl yatağı boynu dölyolu atardamarıdır. Oldukça geniş bir damardır; dölyatağı boynunu ve dölyolunun üst parçasını kanlandırır.
Toplardamarlar
Dölyatağının toplardamarları, dölyatağının kenarlarında bulunan zengin dölyatağı damar ağlarına dökülür. Yumurtalık toplardamarlarıyla ağızlaşan bu damar ağları, atardamarlara benzer biçimde, dölyatağı toplardamarları aracılığıyla iç kalça toplardamarlarına dökülürler.
Lenf damarları
Mukoza, kas ve seroza tabakalarından gelirler ve dölyatağının yan kenarları boyunca uzanan, birbirleriyle çok bağlantılı 2 ağ halinde toplanırlar :
— ana toplayıcı lenf damarları gövdesinin, böbrek sapına kadar alt ana toplardamar ve aort örründeki lenf düğümlerine doğru çıktığı dölyatağı gövdesi aği;
— ana toplayıcı lenf damarları gövdesinin, kalça dış lenf düğümlerine (özellikle, Leveuf ve Godard düğümüne) döküldüğü dölyatağı boynu ağı.
Sinirler
Bütün dölyatağı sinirleri, sempatik ve parasempatik liflerden oluşan leğen sinir ağından gelirler. Dölyatağının sinir lifleri, 2 sap halinde toplanabilir :
— dölyatağı boynu ve isthmus için bir sap;
— dölyatağı gövdesi için bir sap.
Kadınlarda Dış Üreme Organı
Kadın dış üreme organı (vulva), şunlardan oluşur :
— Venüs tepesi;
— büyük ve küçük dudaklar;
— sertleşici organlar (özellikle bızır ya da klitoris);
— Bartholin bezleri.
Yeri
Kadın dış üreme organı, uylukların iç yüzleri arasında yeralır; makatın yaklaşık 3 sm önünde, çatı kaynağının önünden arkasına uzanır.
Biçimi ve Yapısı
Kadın-doğum muayene masasına yatmış bir kadında, dış üreme organı, oval bir çıkıntı gibi görünür; dikine büyük ekseni önde Venüs tepesinde, arkada makatta sonlanır. Bu oval çıkıntı, ortasındaki bir yarıkla, 2 yan deri kıvrımına (büyük dudaklar) bölünür. Büyük dudaklar aralanırsa, 2 başka kıvrım (küçük dudaklar) görülür. Küçük dudaklar önde bızırı çevreleyerek, arkada dış üreme organı arka birleşeğini oluşturarak birbirleriyle birleşirler. Küçük dudakların arasında, dölyolunun açıldığı bir alan görünür: Döfyolu girişi.
Çeşitli Bölümleri
Venüs tepesi
Dış üreme organının önünde, ortada, geniş, yuvarlağımsı bir çıkıntıdır. Yukarda karın çeperiyle birleşir; aşağıda büyük dudaklarla devam eder. Yanlarda kasık kıvrımlarıyla sınırlıdır. Ergenlik çağından sonra, üstü kıllarla kaplanan bir yağ dokusu tabakasının, bu bölümdeki deriyi kabartmasından oluşmuştur.
Dudaklar Büyük dudaklar
Büyük dudaklar, 2 deri kıvrımıdır; Venüs tepesinden makat önü bölgesine kadar uzanırlar; dışardan içeri doğru yassılaşırlar: Uzunlukları ortalama 8 sm, yükseklikleri 1 sm’dir. Kalınlıkları aşağıya oranla yukarda ve sest kenara oranla yapışık kenarda daha fazladır* hu yüzden, enine kesitleri bir üçgeni andırır. Bu/ük dudaklarda 2 yüz, 1 kenar, ı taban ve 2 uç ayırdedilir :
— dış yüz, kıllarla kaplıdır ve uyluğun iç yüzüyle ilişkidedir;
— iç yüz, parlak, pembemsidir, küçük dudağın dış yüzüyle ilişkidedir;
— yuvarlak olan alt kenar, kıllarla kaplıdır;
— taban, yumuşak bölümlere yapışır;
— her uç, karşı kenarın ucuyla orta çizgi üstünde birleşir.
Büyük dudaklar, yağ dokusu ve deriyle kaplı düz kas lifi demetlerinden oluşmuşlardır.
Küçük dudaklar
Büyük dudaklar arasında yerleşmiş, mukoza görünümlü 2 deri kıvrımıdırlar.
Ortalama 3 sm uzunluğunda, 1-1,5 sm yüksekliğindedirler. İncedirler, çünkü enine olarak yassılaşmışlardır.
Gözlendiğinde 2 yüz, 2 kenar, 2 uç görülür:
— dış yüz, büyük dudağın iç yüzüyle ilişkidedir,
— iç yüz, dölyolu girişinin yan çeperini oluşturur;
— üst kenar, yapışıktır;
— serbest olan alt kenar ince, düzensiz, girintili çıkıntılıdır;
— ön uç, karşı kenarın ucuyla birleşerek bızırı (klitoris) çevirir; önde bızır kılıfını, arkada bızır «gemciğini» oluştururlar;
— arka uç, karşı tarafın küçük dudağının arka ucuyla birleşerek, dış üreme organı arka birleşeğini oluşturur.
Bızır
Bızır (klitoris), erkeklerdeki kamıştakine benzer kavernöz cisimlerden oluşan sertleşici bir organdır.
Her 2 kavernöz cisim, birleşerek bızır gövdesini oluştururlar; altta ve geride kıvrılırlar ve bızır başıyla sonlanırlar.
Dölyolu girişi şişkinlikleri
Bızırı kalınlaştıran 2 yapıdırlar. Sınırlandırdık lan dölyolu çeperinin alt bölümünde yeralırlar.
Bartholin bezleri
2 tane olan bu bezler, dölyolu ağzının arka yarısının her iki kenarında yerleşmişlerdir. 1-1,5 sm uzunluğundadırlar. Uzun ve yassıdırlar. Boşaltıcı kanal, kızlık zarını küçük dudaklardan ayıran oluk düzeyine açılır.
Dölyolu girişi
Dölyolu girişi, her iki kenarda küçük dudakların iç yüzüyle, önde bızırla, arkada dış üreme organı arka birleşeğiyle sınırlı dış üreme organı çukurudur. Bu çukurcuğun dibinde, arka bölümünde bakirelerde kızlık zarıyla az ya da çok kapalı olan dölyolu ağzı, ön bölümde de sidik deliği yeralır.
Damar ve Sinirler
Atardamarlar
Dış üreme organı atardamarları, uyluk atardamarının dalları olan edep dış atardamarlarından, özellikle de kalça iç atardamarının dalı olan edep iç atardamarından gelirler.
Toplardamarlar
Toplardamarlar, tersine bir yol izler ve edep dış ve iç toplardamarlarıyla boşaltılırlar.
Lenf damarları
Dış üreme organının lenf damarları, yüzeysel kasık dış düğümlerine dökülürler. Karşı tarafın kasık lenf düğümleriyle ağızlaşırlar.
Yalnızca, bızırın özel bir lenf düğümü bölgesi vardır: Derin kasık düğümleri ve kalça dış düğümleri.
Sinirler
Venüs tepesi ve büyük dudakların ön üçte biri, karın üreme organları ve üreme organları uyluk sinirleri tarafından sinirlendirilir. Bızır, dölyatağı, küçük dudaklar ve büyük dudakların orta üçte biri edep iç siniri tarafından, büyük dudakların arka üçte biri küçük kalça siniri tarafından sinirlendirilir.
Adet Kanaması Sırasında Cinsel İlişki Yaşanır mı? Gebe Kalınır mı?
Vücuttaki kirli kan atılması, zehirli olduğu, vücuttan atılmazsa kişiyi zehirleyebileceği, pis olduğu, bu sırada ilişki kurulursa kısır olunacağı gibi şeyler tamamen yanlış, gerçek dışı uydurmalardır.
Adet sırasındayken cinsel ilişki yapılıp yapılmayacağının cevabı ise koşullara ve kişilere ve de kişilerin inançlarına göre farklılık gösterir.
Adet sırasında yani kadının menturasyonu sırasında prezervatif ile cinsel birleşme ne kadın için ne de erkek için tıbbi olarak bir sakınca yoktur, erkek bedensel bir zarar görmez. Eğer prezervatifsiz cinsel ilişki kurulursa kadın veya erkeğin mikrop kapma şansı olabilir. Çok nadir de olsa adet kanaması sırasında gebe kalma olasılığı da mevcuttur, bunu da göz ardı etmemek gerekir.
Birçok kadın adetliyken kendisini pis ve itici bulur ve de erkeklerin bu hallerinden rahatsız olabileceklerini düşünürler, oysaki bazı rahatsız olan bunu itici bulan erkekler olduğu gibi bundan rahatsız olmayan, kadını adet döneminde de arzulayan ve bu sırada cinsel ilişki kurmak isteyen, cinsel ilişki kuran ve de bundan zevk alan birçok erkekte mevcuttur.
Adet dönemi, doğanın kadınlara verdiği üstün yetenek olan gebelik ve doğum olayının bir parçasıdır. Pis değil, doğal ve de gerekli bir süreçtir. Siz kendinizi pis zannederseniz karşınızdaki insanda size pismişiniz gibi davranır. Kendinize ve size verilen bu üstün olaya saygı duyun, sizler üreticisiniz…
Adet sırasında, kadınların birçoğunda adet döneminde cinsel istek artışı görülür, kimileri bunu yaşarken, kimilerde bunu baskılar. Bazı kadınlar adet döneminde cinsellik yaşamanın bu dönemdeki gerilimlerini azalttığını veya yok ettiğini, bazıları ise aynı zamanda adet sancılarını hafiflettiğini veya yok ettiğini söylemektedir.
Cinsellik kişilerin bedensel ve de beyinsel özgürlükleridir. Bu yüzden kendisi için istediği bir şeyi eğer tıbben yasaklanmamışsa koşullarına, inançlarına ve de ahlaki değerlerine göre yaşayıp yaşamayacağına kendisi karar verir. Tıbben bir zararı prezervatif kullanmak kaydı ile yoktur, bu yüzden karar vermek size kalmıştır.
Adet Kanamasının Kişilerin Sağlığındaki Etkileri, Dikkat Edilecek Hususlar
Cinsel ilişki sırasında kan birikmesiyle, adet kanaması da kuvvetlenir. Bu olağanüstü birikme, geçici bile olsa, karın ve kalçalarda ağrılar oluşturabilir. Bu ağrılar kanamadan önce başlayabilir, gitgide artabilir ve kanama sırasında kuvvetlenebilir. Örneğin gizli kalmış bir kronik bel soğukluğu, adet kanaması sırasında aktif duruma gelebilir. Öte yandan adet kanaması sırasında mikroplar vücuda girebilir. Normal olarak vajina içindeki zararlı mikroplarla savaşan Doederlein bakterileri, adet kanaması sırasında etkisizdir. Kanla dolu organlar daha kolay yaralanabildikleri için, cinsel ilişki tehlikeli olabilir.
- Adet kanaması sırasında cinsel ilişkide bulunmayı isteyen çift, olası tehlikeleri çok iyi bilmeli ve bunları birlikte önlemeye çalışmalıdır. Özellikle rahme kuvvetli çarpmayı oluşturacak hareketler, bilhassa kanamadan önce yapılmamalıdır. Tersi durumda bunlar kanamayı zamanından önce getirir, kanama normalden daha kuvvetli olur ve kadın karnının alt kısımlarında ve kalçalarında ağrılar duyar.
- Eğer kanama çok kuvvetliyse, cinsel ilişkiden kaçınmak önerilir; yoksa arkadan veya yandan bir pozisyon seçilmelidir. Bu pozisyonlarda penis çok derinlere ulaşamaz, her türlü ateşli hareket olanaksızlaşır.
- Her iki eş, önceden cinsel organlarını, bunların çevresini ve ellerini sıcak suyla yıkamalıdır. Böylelikle mikrop kapma olasılığını azaltırlar. Prezervatife güvenmek yanlıştır, bu her ne kadar erkeği korursa da, dikkatle yıkanmış parmaklardan daha temiz olduğuna dair bir garanti yoktur; ayrıca vajinada kuvvetli sürtünme oluşturur ve iltihaplanmaları doğurabilir.
- Cinsel organların uyarılmasında, adet kanaması sırasında, dış kısımlara bağlı kalınmalıdır. Parmaklar hiç bir şekilde vajinaya sokulmamalıdır.
- Adet süresinin sonlarına doğru, kanama bir süre için durduğunda, cinsel ilişkide bulunabilinir. Fakat o zaman da şiddetli hareketlere izin veren pozisyonlardan kaçınılmalıdır.
- Yukarıdaki önlemlere, kanamaların azaldığı, adet süresinin son yarısında da uyulmalıdır.
- Kalçalarında veya karnında sancılanma ya da iç organlarında (Adnexe veya rahimdeki iltihaplar gibi) hastalık olan kadınlar, cinsel ilişkiden kaçınmalıdır.
Vajinal Operasyonlar Nelerdir? Ne zaman Yapılmalıdır?
Estetik amaçlı olduğu düşünülse de bazı durumlarda sağlıklı yaşam ve sağlıklı cinsel ilişki için yaşamak için de bu operasyonlara gereksinim duyulur.
Kişilerde, genital organların doğumsal yapısından ( iç ve dış dudaklardaki asimetri ), normal doğumlar ve doğum esnasındaki kesiler (epizyotomi), enfeksiyonlar sonucu oluşan değişimler psikolojik ve fiziksel rahatsızlık oluşturur. Kişilerin bu rahatsızlıkları cinsel ilişkilerinde tatminsizliğe de sebep olabilmektedir.
Genital estetik sorunlardan en sık rastlananları, dış ve iç dudakların büyüklüğü, asimetrik olmaları ve sarkmalardır. İç dudaklar (labia minora), klitorisin üst kısmından başlayıp vajina girişinin altına kadar uzanan kıvrımlı deri yapılarıdır. Bazı kadınlarda iç dudakların dış dudaklardan biraz taşması doğal olarak kabul edilse de ancak dış dudaklardan sarkacak şekilde uzun olması tıbben önemli bir sorun yaratmasa da estetik görüntüyü bozarak kadını rahatsız ederek genital estetik ameliyatı için arayışlara itebilmektedir. Kadınlarda bazen dış dudaklar, büyük dudaklar yani diğer ismi ile labium majuslar doğumsal olarak normalden uzun, iri ve büyük olabilir. Bu gibi anatomik yapısal bozukluklarda cinsel ilişki sırasında penisin itmesi ile labiumlar gerilebilir ve bu da ağrıya sebebiyet vermektedir. Küçük dudakların büyüklüğü nedeniyle dar kıyafetler ve pantolonlar giyemeyen, istediği iç çamaşırı kullanamayan, mayo giymek istemeyen, hatta kocasından utanıp yataktayken ışıkları karartıp partnerlerine de çıplak görünmek istemeyen kadınlar vardır. Aynı sorunlar hatta daha sık olarak dış dudakların asimetrik olması durumu (dış genital dudaklardan biri büyük diğeri küçük olması) da hem psikolojik hem de yapısal olarak cinsel hayatı olumsuz etkileyebilmektedir. Bu gibi genital estetik sorunlarının olduğu durumlarda tedavi ve kozmetik amaçlı estetik cerrahi ile labiumlar normal boyutlarına indirilebilir, bu ameliyatlara “vajina estetiği” veya “labioplasti ameliyatı” denmektedir.
Vajina estetiği ( genital estetik ameliyatı), labioplasti ameliyatı genellikle doktorun tercihine göre lokal (bölgesel uyuşturma) veya genel anestezi altında 30 – 35 dakika süren bir müdahale olup kendiliğinden eriyen dikişler kullanıldığından, dikiş almaya da gerek yoktur. Küçük dudakları düzeltmek için yapılan bu ameliyat kızlık zarına zarar vermez, cinsel ilişkiye, orgazma, hamile kalmaya ve normal doğum yapmaya herhangi bir zararı veya engeli yoktur. Vajina estetiği, genital estetik ameliyatından sonra idrar yapma ile ilgili bir sorun yaşanmaz, ameliyat bölgesinde aşırı derecede dayanılmaz derecede ağrı ve yanma olmaz. Genital estetik ameliyatı (labioplasti ameliyatı) sonrası yara iyileşmesi genellikle 7-10 günde tamamlanır. Operasyondan ortalama 1 ay sonra cinsel ilişkiye girilebilmektedir. Aradan 2-3 ay geçtikten sonra bakıldığında ameliyat izi genellikle fark edilmez.
Kadınlarda sorun olan diğer bir estetik sorun da vajina genişliğidir. Vajina genişliği ve vajina bolluğu kadınların cinsel ilişki sırasında yeterince haz almalarını engeller. Üstelik cinsel bir sorun olan vajina genişliği sadece bununla da kalmaz; kadınlar, genişleyen ve büyüyen vajinaları yüzünden idrar kaçırma, dışkılama sorunları gibi sağlık problemleriyle de karşı karşıya kalabilir ve sıkıntı yaşayabilirler.
Vajina genişliğinin birçok sebebi vardır. Vajina genişliği genetik olabileceği gibi doğumlara bağlı bazı kadınlarda normalde vajina büyük veya geniş olabilir. Fazla sayıda ve sık cinsel ilişki, kürtaj, çok sayıda doğum, doğumda bebeğin çok iri olması, vakumla doğum, normal doğumdan sonra düzgün onarılmayan veya hiç onarılmayan yırtıklar veya doğum sonrası dikişlerde açılma olması, menopozda yaşın ilerlemesi ile beraber vajinada elastikiyet kaybı, doku sarkması olması vajinada genişlemelere, bollaşmaya, sarkmaya ve vajinal gevşemelere neden olur. Genellikle doğumlara bağlı vajinal genişlik ile beraber idrar torbasında ve barsaklarda da vajinaya doğru sarkma meydana gelir, buna sistorektosel denmektedir. İdrar torbasında sarkma idrar kaçırma (üriner inkontinans), sık idrara çıkma, cinsel ilişkide ağrı, disparoni, gibi problemler ortaya çıkarabilmektedir. Vajinal genişleme aynı zamanda ilişki esnasında vajinada normal salgı artışını da engeller ve cinsel problemi daha da arttırır. Sonuç olarak vajina gevşer, bollaşır iç, dış genişliği artar ve cinsel haz alma azalır. Vajinadaki genişleme ve gevşeme aynı zamanda erkeğin duyacağı cinsel hazzı da azaltmaktadır.
Vajina estetiği, genital estetik yapılarak cerrahi olarak vajina daraltılmakta ve gevşemiş olan kas yapıları toparlayıp düzeltilmektedir.Bu ameliyata “Vaginoplasti” ameliyatı denmektedir. Eğer vajina duvarında da sarkma var ise bu ameliyat ile sarkmış olan idrar torbası ve rektumun normal pozisyonlarına göre tamir edilmesi, vajinadaki fazla dokuların çıkarılması ve eğer var ise idrar tutamama gibi şikâyetler ile birlikte vajinadaki genişlemeye bağlı olarak görülen cinsel fonksiyon bozukluğunun tamir edilmesi gerçekleştirilmektedir. Eğer sorun sadece vajina girişinde bir genişleme var ise operasyon lokal anestezi ile de hekim ve hastanın tercihine göre yapılabilir. Fakat vajina girişindeki genişlemeye ek olarak idrar torbasında ve/veya rektumda da sarkma var ise ameliyat genellikle genel anestezi altında yapılır ve hasta 1-2 gün sonra normal yaşantısına dönebilir. Cinsel yaşantı ise ortalama bu tür ameliyatlardan sonra 3-4 hafta sonra başlayabilir. Hastalığın ilerlemiş durumlarında rahim de aşağıya doğru sarkabilir (desensus uteri veya prolapsus uteri)ve vajinadan dışarıya çıkabilir. Bu gibi durumlarda vajinal yoldan rahmin alınması gerekebilir. Bu ameliyata “vajina histerektomi” denmektedir.
Vajina anatomisini bozan bir diğer sebep de doğum sırasında kontrolsüz yırtılmayı engellemek için cerrahi olarak yapılan kesi yani epizyotomi işlemi sonrası kötü onarıma bağlı oluşan skatris ve vajina girişinde oluşan çöküntü, kabarık ya da kötü görünümlü izlerdir. Burada gelişen bu nedbe dokusu hem kadının hem de erkeğin cinsel tatminini engelleyebilmektedir. Bu izlerin düzeltilmesi için genellikle lokal ya da nadiren genel anestezi altında var olan nedbe dokusu çıkartılır ve yara yerinde reaksiyona neden olmayan dikiş materyalleri ile yeniden estetik olarak dikilip düzeltilir. Aynı sırada eğer var ise doğumlara bağlı olarak gelişen vajen yırtıkları da tamir edilir. Ameliyat vajinanın tam anlamıyla iyileşmesi 3-4 haftayı bulmaktadır. Bu süreç içerisinde enfeksiyon gelişmemesi için kadının hijyen kurallarına özen göstermesi, yani tuvalet sonrası temizliğini vajinadan anüse doğru yapması ve cinsel ilişkiden kaçınması veibiyotiği kullanması gerekmektedir.
Myom Nedir?
Değişik nedenlerle jinekologa giden pek çok kadının arkadaşlarına biraz da korkarak “bende ur varmış” dediğine birçoğumuz şahit olmuşuzdur. Halk arasında ur olarak adlandırılan bu durum “myom” dur. Söylenmesinin zorluğundan mı nedir myom kelimesi halk arasında; miyon, müyon, muyom, myon gibi şekillerde de yanlış olarak telaffuz edilmektedir.
Tıbbi literatürde “fibroid, uterin fibroid” ya da “leiomyoma” adı da verilen myomlar, içlerinde düz kas ve bağ dokusu içeren iyi huylu (kanser olmayan) kitlelerdir.
Büyüklükleri toplu iğne başından karpuz büyüklüğüne kadar değişkenlik gösterir. Kadın pelvisinde sık rastlanan tümördür.
İyi yanı hemen her zaman iyi huylu olması ve kansere dönme olasılığının ihmal edilebilecek kadar düşük olmasıdır. Hastaların %75′i kendisinde myom olduğundan dahi habersizdir.
Kötü yanı ise her 4-5 kadından birinde ortaya çıkmasıdır. Büyüklüklerinin çok değişken olması nedeni ile bu oranın aslında gerçeği yansıtmadığı, dikkatli bir inceleme yapılacak olursa myom görülme sıklığının %80′den daha fazla bulunacağı ileri sürülmektedir.
Tek bir tane olabileceği gibi sayılamayacak kadar çok da olabilir.
Her bir miyom kitlesine “myom nüvesi” adı verilir. Genelde birden fazla sayıda olma eğilimindedir.
Myomlar sıklıkla 30-40 yaşlar arasında ortaya çıkar ve hormon tedavisi almayanlarda menopoz sonrası küçülür. Ergenlik öncesi görülmesi son derece nadirdir.
Myomlar genelde birden fazla sayıdadır. Bazen ise tek bir myom nüvesi belirgin derecede büyüyebilir ve çok büyük boyutlara ulaşabilir. Bu gibi hastalarda da büyük olasılıkla birkaç milimetrelik bile olsa başka myom nüveleri de mevcuttur.
Myomlar rahimde büyümeye neden olurlar. Myomlu bir rahmin büyüklüğü ifade edilirken gebelik cesameti tanımı kullanılır. Gebelik sırasında hangi haftada rahmin ne kadar büyüdüğü bilindiği için myomlu bir rahmin muayenesinde de bu bilgiden yararlanılır. Rahim büyüklüğü örneğin 6 haftalık ya da 8 haftalık gebelik cesametinde şeklinde tanımlanır.
Rahim (Uterus) Anatomisi
Uterusun (rahim) kalın duvarı üç tabakadan oluşur. Bunlardan en içte olanı “endometrium” adını alır, adet siklusu boyunca değişimler gösterir ve eğer gebelik olmaz ise dökülerek adet kanaması ile birlikte atılır.
Ortadaki kas tabakasına “myometrium” denir. Uterusun en kalın tabakasıdır ve istemsiz çalışan düz kaslardan oluşur. Bu kaslar adet kanaması esnasında rahim içinde biriken kanı, doğum esnasında ise bebek ve plasentayı rahim dışına atmak için kasılır.
Uterusu dışarıdan çevreleyen zar tabakasına ise “seroza” ismi verilir. Bu tabaka rahmi diğer organlardan ayırır ve yerinde tutunabilmesi için destek bağları oluşturur.
Gebe olmayan bir kadının rahminin büyüklüğü kişinin yaşı ve geçirmiş olduğu gebelik sayısına göre değişkenlik gösterir. Ortalama ağırlığı 50-80 gram arasındadır. 9. ayını doldurmuş bir gebede ise ağırlığı yaklaşık 20 kat artarak 1000 grama kadar çıkar. Doğumdan yaklaşık 6 hafta sonra ise eski konumuna döner.
Vücudumuzda başka hiçbir organımız bu kadar büyüyüp, sonra da kendiliğinden küçülme yeteneğine sahip değildir!
Myomlar Nasıl Oluşur?
Myomlar rahmin “myometrium” tabakasını oluşturan düz kaslardan köken alan iyi huylu tümörlerdir.
Sadece kas hücresi içermezler. Aslında myom daha gerçekçi bir tanımla bağ dokusu tarafından bir arada tutulan düz kas hücreleridir.
Myomların Nedenleri Nelerdir?
En sık görülen pelvik kitle olmasına rağmen hiç kimse myomların neden ve nasıl ortaya çıktığına açıklayamamıştır. Bazı kadınlarda hiç görülmez iken bazı kadınlarda sürekli yeni myomların çıkma nedeni de belirsizdir.
Nedenleri tam olarak bilinmese de pek çok hekim bu kitlelerin kadınlık hormonu olan östrojen etkisi ile geliştiğine inanırken azımsanamayacak sayıda başka bir grupta östrojen ile ilgili olmadığını düşünmektedir. Myom ve östrojen hakkında bilinen gerçekleri şöyle sıralayabiliriz:
Henüz östrojenin fazlaca salgılanmadığı ergenlik öncesinde görülmezler.
Yüksek doz östrojen içeren doğum kontrol hapları gibi ilaçların etkisi ile büyürler. Ancak bu etki günümüzde kullanılan düşük doz doğum kontrol haplarıyla gelişmez.
Vücudun fazla miktarda östrojen ürettiği gebelik esnasında bazen hızlı bir büyüme gösterirler.
Östrojenin azaldığı ve hatta tamamen yok olduğu menopoz sonrası dönemde küçülürler. Menopoz sonrası yeni myom çıkması son derece nadirdir.
Myomlar yüksek düzeyde östrojen bulunduran kadınlarda gelişse de laboratuar bulguları myomu olan kadınların birçoğunda östrojen düzeylerinin normal olduğunu göstermektedir. Bu nedenle myom gelişiminde büyük olasılıkla östrojen tek sorumlu değildir.
Bazı yazarlar, östrojen düzeylerinin çok yükseldiği gebelik esnasında bu kitlelerin büyümesini bu hormona değil, gebelikteki rahme giden kan akımının büyük oranda artması sonucuna bağlanmaktadırlar.
Bazı çalışmacılar da diğer bir kadınlık hormonu olan progesteron’un da myom gelişiminde rolü olduğunu ileri sürmektedirler. Yapılan bazı klinik deneylerden elde edilen sonuçlar progesteron ile tedavi edilmiş kadınlardan çıkartılan myomlarda daha fazla sayıda hücre bulunduğunu ve bazı hastalarda progesteronu bloke eden ilaçlar kullanıldığında myomların küçüldüğünü göstermektedir. Bu bulgulara rağmen myom ile progesteron arasındaki ilişki açık değildir.
MYOM TÜRLERİ
Myomlar bulundukları bölgeye (lokalizasyonlarına) bağlı olarak değişik türde şikayetler yaratırlar. Bu nedenle de rahimde yerleştikleri yerlere göre sınıflandırılırlar.
Submuköz Myom
Hemen rahim içini döşeyen “endometrium” tabakasının altında yerleşmiştir.
Büyüdükçe endometriumu içeri doğru iter. Bu itilme adet düzensizliklerine neden olabilir.
Bir süre sonra myom rahim boşluğuna doğru büyümeye başlar ve orijinal yerine ince bir sap ile bağlı kalır. Büyümeye ya da sarkmaya devam eder ise rahimden dışarıya hatta vajinadan vücut dışına sarkabilir. Myom hareket ettikçe sapının etrafında dönebilir ve adet aralarında kanamaya neden olabilir. Bu tür myomlarda enfeksiyon da ortaya çıkabilir.
İntramural Myom
Rahmi oluşturan kas tabakasının (duvarın) içinde yer alan myomlardır. Myom nüvesi büyüdükçe rahim de büyür.
Subseröz Myom
Rahmin dış yüzünden köken alan ve dışarı doğru büyüyen myomlardır. Genelde kanama, kasık ağrısı gibi problemler yaratmaz.
Saplı Myom
Herhangi bir subseröz ya da submüköz myom büyümeye devam edip de rahim ile bağlantısı sadece ince bir bağ ile sağlanır ise bu durumda saplı myomdan söz edilir.
Eğer myom kendi etrafında dönerse sapı yani dolayısı ile kan bağlantısı da bozulur ve myom nüvesinde “dejenerasyon” meydana gelir. Eğer myomun sapı geniş bir tabana oturmuş ise buna “sessile tipte myom” adı verilir
İnterligamentöz Myom
Rahmi yerinde tutan ve “ligaman” adı verilen bağların arasında gelişen tümörlerdir. Bunların cerrahi ile çıkartılması son derece güçtür.
Paraziter Myom
Büyüyen myom nüvesi başka bir organa yanaşıp buna yapışırsa bir süre sonra rahim ile arasındaki bağlantı kopabilir ve myom yeni bağlandığı dokudan beslenmeye başlayabilir. Bu durumda parazitik myomdan söz edilir.
Gerçekçi olmak gerekirse myomların hemen hepsi aslında birden fazla anatomik lokalizasyonda bulunur. Örneğin myomun büyük bir kısmı intramural olmasına rağmen submüköz veya subseröz komponenti de olabilir. Bu durumun istisnası saplı subseröz myomlardır.
MYOMDA TANI
Jinekolojik muayene esnasında en sık fark edilen tümörler myomlardır.
Başka bir nedenle karın boşluğunun açıldığı ameliyatlar sırasında da kolaylıkla fark edilebilirler.
Pek çok myom ise başka bir nedenden dolayı yapılan muayene esnasında şans eseri fark edilir veya daha sık rastlanılan şekilde hiçbir zaman farkına varılmayabilir.
Son 25 yıldır yaygın şekilde kullanılan ultrasonografi myomlardaki en önemli tanı aracıdır. Yumurtalıklara yakın bulunan myom nüveleri over tümörleri ile karıştırılabilir.
Myomların ayırıcı tanısında normal gebelik, yumurtalık bölgesinde kitle, adenomyozis, uterusa ait şekil bozuklukları, komşu organ tümörleri ve vajinal kanamaya yol açan diğer durumlar göz önünde tutulmalıdır.
Myom Ne Tür Şikâyetler Yaratabilir?
Myomların çoğu belirti vermemesine rağmen %25 vakada bazı şikâyetler yaratır. Bunlardan en sık görülenleri aşırı ve anormal vajinal kanamalar, ağrı ve karın şişliğidir.
1 – Adet Düzensizliği
Myomlu kadınların yaklaşık %30′unda adet kanamaları normalden fazla olur. Fazla kanamaya yol açan submüköz ve intramural tipteki myomlardır.
Kitle büyüdükçe endometrium dokusunu iter ve dolayısı ile bu dokunun yüzölçümü artar.
Kanamaya müsait alan fazlalaştığı için kanamanın miktarı da artar. İlk başlangıçta kanamanın süresi değişmez iken sadece kaybedilen kanın miktarı fazlalaşır. Daha sonra yavaş yavaş süre de uzamaya başlar.
Bu fazla kanamalar bir süre sonra kansızlığa yani “anemi”ye neden olur.
Bazı myom türleri ise kanama fazlalığı ile birlikte ara kanamalara da yol açabilir. Myomlu hastaları doktora gitmeye mecbur eden en önemli bulgu bu kanama bozukluklarıdır.
Myom ile birlikte kanamalar o kadar fazla olabilir ki kişi neredeyse saatte bir ped değiştirmek zorunda kalabilir. Bu tür kanamalar yaşayan bir kadın normal günlük aktivitelerinde bulunmak istemeyebilir, işe gitmekten kaçınabilir ve sosyal korkular gelişebilir. Yani myom kadının sosyal hayatını da etkileyebilen bir hastalıktır.
Myomda kanamanın muhtemel nedenleri
- Endometrium yüzeyinin büyümesi,
- Rahimdeki damarlanmanın artması,
- %50 oranında beraberinde görülen Endometrium hiperplazisi,
- Rahim kasılmalarının etkisizliği nedeni ile küçük damar ağızlarının kapanamaması,
- Submüköz myomlarda etraftaki endometrium dokusunda ülser olması.
2. Kasık ağrıları (Pelvik ağrılar)
- Myomda ağrı nadir görülen bir belirtidir. Genelde adet kanaması sırasında kramp tarzında olur.
- Uzun yıllar boyunca adet kanamaları ağrısız olan kadında birden bire ağrıların olması teşhiste myomu akla getirmelidir.
- Sancılı adet görenlerde ise ağrının şiddetinin artması ya da şeklinin değişmesi düşündürücüdür.
- Deneysel çalışmalar myomlarla birlikte görülen ağrıların mekanizmasının doğum sancılarına benzediğini düşündürmektedir.
- Myom çekirdeği sanki yabancı bir cisimmiş gibi davranır ve rahim bu yabancı cismi atmak için kasılır.
- Kişi bu kasılmaları ağrı olarak algılar.
- İleri derecede büyümüş bir myom etrafındaki dokulara ve sinirlere baskı yaparak da ağrıya yol açabilir. Burada daha çok bel ağrısı tarzında yakınmalar görülür.
- Dejenere olan ya da etrafında dönerek kanlanması bozulan myom ani ve bıçak saplanır tarzda ağrıya yol açar.
- Zaman zaman ise adet kanamalarından bağımsız ağrılar olabilir ancak bu son derece nadirdir.
3 – Karında Şişlik
Myom büyüdükçe diğer organları iter ve bu da her türlü rahatsızlığa neden olabilir.
Mesaneye bası yaparsa sık idrara çıkma, rektuma (barsağın en son kısmı) bası yaparsa kabızlığa yol açabilir.
Nadiren çok fazla büyüyen myom idrar yollarında tıkanma ve idrar yapmada güçlük problemi yaratabilir. Yine barsallardaki basıya bağlı olarak gaz problemi görülebilir.
4 – Kısırlık
Myomlar kadının gebe kalmasını ya da gebe kaldıktan sonra rahmin gebeliği taşımasını zorlaştırabilirler. Tüpleri iterek spermin ve yumurtanın geçişini güçleştirebilir ya da endometrium düzenini bozarak döllenmiş yumurtanın rahme yerleşmesini engelleyebilir.
Myom büyümeye devam ettikçe üzerindeki endometrium tabakası gerilir ve kanlanması bozulur. Bu durumda gebelik ürününün rahimde yerleşse bile yeterli derecede kanlanması mümkün olmaz ve düşükle sonuçlanabilir.
Bütün bu engelleri aşıp büyümeye başlayan bir gebelik ürünü bekleyen diğer bir dezavantaj da myom nedeni ile bebeğe yeteri kadar büyüyecek yer kalmamasıdır. Bu durumda ise gebeliği bekleyen en olası son düşük veya erken doğumlardır.
Myom ile gebeliğin bir arada bulunduğu durumlarda bir diğer sorun da myom nedeni ile doğum esnasında rahmin yeteri kadar kasılamamasıdır. Bebek doğum kanalına uygun şekilde giremez ve bu tür hastalarda büyük olasılıkla sezaryen gerekir. Doğum kanalını tıkayan myom varlığında ise sezaryen tek doğum şeklidir.
Doğumdan sonra ise rahim kasılmalarının etkisiz olması nedeni ile fazla miktarda kanama görülebilir.
Myomlar genel olarak hem gebe kalmak hem de gebeliğin devamı ve doğum için sorun oluşturmazlar. Ancak eğer bir sorun meydana gelir ise bu ciddi bir sorun olacaktır.
Myomun kısırlığa yol açtığından söz edebilmek için kısırlığı açıklayacak başka hiçbir sebep olmaması gerekir. Yani infertilite araştırmasında yapılan bütün tetkikler myomlu infertil hastalarda da yapılmalıdır.
MYOMLARIN KOMPLİKASYONLARI
Çoğu myom belirti vermemesine rağmen bazı komplikasyonların varlığında özellikle ağrı ve kanama bulguları artar.
Myomların komplikasyonları yani yol açabileceği istenmeyen etkileri şunlardır:
- Torsiyon (Dönme)
- Myomun sapı etrafında dönmesi ve sapının sıkışarak kanlanmasının bozulmasına “tosiyon (dönme)” adı verilir.
Bu durumda önce myomdan dışarıya sıvı kaçışı olur ve bu ağrıya neden olur. Eğer olay uzarsa myom sapından koparak batın boşluğuna düşebilir ve burada kendisine beslenecek uygun bir ortam bularak büyümeye devam edebilir (parazitik myom).
Enfeksiyon
Myomun ülsere olması ve daha sonrasında enfekte olmasıdır. Ağrı ve kanama yapar.
Kansere dönüşüm
Myomlu kadınlarda kafalarını kurcalayan en önemli soru hastalığın kansere dönüp dönmeyeceğidir. Myomlu kadınların %0.5′inde ileri dönemlerde “leiomyosarkom” denilen kanser türü görülebileceği
iddia edilmektedir.
Pek çok araştırmacı bu kanser durumunun var olan myomlardan köken almadığını, kendi başına ve diğerlerinden bağımsız olarak geliştiğini ileri sürmektedirler. Eğer varlığı bilinen myom hızlı büyümeye başlarsa, ağrı ve ateş görülüyorsa detaylı incelenmesi gerekir.
Dejenerasyon
Myomun normal hücre yapısının değişikliğe uğramasıdır. Örneğin menopozdan sonra myom küçülür ve atrofik dejenerasyon olur.
Gebelikte rahmin hızlı büyümesine bağlı olarak myomun kanlanması hafif derecede bozulur ve hafif nekroz olur. Hastada ağrı, ateş, bulantı ve kusmalar olabilir.
Myom içine hafif kanamalar olabilir. Gebelikte görülen bu değişime “kırmızı dejenerasyon” adı verilir.
Myomlarda en sık görülen dejenerasyon ise “hyalen dejenerasyon”dur. Bu mikroskopik bir değişimdir.
Myom çekirdeği içerisinde kalsiyumun biriktiği “kalsifik dejenerasyon” da oldukça sık rastlanılan bir durumdur. Bundan da halk arasında “myomda kireçlenme” olduğu şeklinde bahsedilir.
Asit
Batında sıvı birikimine “asit (ascites, assit)” denir. Saplı subseröz myomların karın zarını irrite (tahriş) etmesi ile karın boşluğunda sıvı birikimi olur.
Karın içi kanama
Myomun üzerindeki damarlardan birinin yırtılması sonucu kanama olabilir. Son derece nadirdir.
İnversiyon
Saplı bir submüköz myomun çekmesine bağlı olarak rahim eldiven parmağı gibi ters yüz olabilir. Tehlikeli ancak nadir görülen bir durumdur.
MYOMDA TEDAVİ
Myomu olan bir çok kadında eğer belirgin bir şikayet yaratmıyorsa tedavi gerekmeyip sadece rutin izlemi yeterli olur. Bu gibi durumlarda her 6 ayda bir muayene ve ultrason ile hastanın izlemi ve değişiklik saptanır ise tedavisi gereklidir. Tedavi tıbbi ya da cerrahi olabilir.
Myomlarda tedavi gerektiren durumlar nelerdir?
Kanama
Tedavi, özellikle de cerrahi tedavi için en önemli sebep anormal kanamalardır. Eğer adetler çok fazla ve pıhtılı oluyor ise bu durum anemiye yol açacağından mutlaka tedavi edilmesi gerekir.
Ani büyüme
Kontrol altındaki myomun aniden büyümeye başlaması özel ilgi gerektiren bir durumdur. Eğer bu büyüme menopozdan sonra olmuş ise mutlaka araştırılması gerekir. Bu durumda hekim altta yatan kötü huylu bir hastalık olmadığını teyit etmelidir. Bu amaçla küretaj yapılabilir. Myomlardaki ani büyüme sadece kansere bağlı olarak gelişmez. Gebelik ve myom içine kanama gibi durumlar da büyümeden sorumlu olabilirler.
Ağrı ve bası bulguları
Eğer bu belirtiler dayanılamaz düzeylere ulaşır ise tedavi gerekli hale gelmiş demektir.
Myomun yeri (lokalizasyonu)
Bazen myom nüvesi ya da nüvelerinin lokalizasyonu cerrahi olarak çıkartılmalarını gerektirir. Özellikle 40 yaşından büyük kadınlarda overlere yakın yerleşimli myomlar over tümörleri ile karışabileceğinden alınmalıdır.
Myom tedavisinde en sıklıkla tercih edilen tedavi yaklaşımı cerrahidir. Seçilecek cerrahi yöntem hastanın yaşı, sosyal durumu, çocuk isteği, şikâyetlerin tipi ve şiddeti gibi faktörlere bağlıdır. Bu faktörlere göre rahmin tamamen alınması (histerektomi) ya da sadece myomların çıkartılması (myomektomi) alternatiflerinden bir tercih edilir.
Myom tedavisinde diğer tedavi yaklaşımları arasında myom çekirdeklerini çıkarmadan, laser ile yakmak, sıvı nitrojen ile dondurmak, hormon baskılayıcı ilaç kullanarak küçülmelerini sağlamak sayılabilir. Bu baskılayıcı ilaçlar kadında suni menopoz yaratarak myomları küçültmeyi amaçlamaktadır.
Deneysel tedavi yöntemlerinden birisi de laparoskopi eşliğinde myom çekirdeğine elektrik akımı vererek “myolizis” yapmaktır. Bu tür tedavi yaklaşımları kısa süreli rahatlamalar getirebilir ama özellikle hormon tedavisi sonrasında, tedavi esnasında küçülen myomlar ilaç kesildikten sonra hızla büyüyebilir ve eski durumundan daha kötü hale gelebilir.
Bazı ekoller cerrahi öncesinde 3-6 ay kadar hormon tedavisi vererek myomları küçültmeyi ve bu sayede cerrahi esnasında işlemi kolaylaştırmayı ve kanama miktarını azaltmayı önermektedirler.
Myomun bugün için en kesin ve en garantili tedavi metodu cerrahidir. Ancak myomların pek çoğunun menopoz sonrası küçüleceği de göz önünde bulunmalıdır.
Kaynak: Hera Kadın Sağlığı Web Sitesi (www.jinekolognet.com)
Doğum Kontrol Haplarıyla İlgili Doğru Bilinen 10 Yanlış
Bir gün doğum kontrol haplarının cinsel soğukluğa sebep olduğunu ya da şişmanlattığını duyuyoruz. Ertesi gün, adet döngüsünü önlemenin kolay bir yolu olduğunu ve yumurtalık kanserini önlediğini öğreniyoruz. Bu çelişkili haberler ve çeşitli doğum kontrol yöntemleri arasında kafamız yeterince karışıyor. İşte size doğum kontrol hapları ve diğer doğum kontrol yöntemleriyle ilgili bilinen yanlışlar ve neden doğru olmadıkları.
1. YANLIŞ: Adet döngüsünü durdurur: Yapılan çalışmalar göstermektedir ki, kullanılan çeşitli metotların adet döngüsünü bastırmasında hiçbir tehlike yok. Bazı ilaçlar premenstrüel sendromlarını azaltır, diğerleri ise adet döngüsünü durdurur. Hormonlar Rahim duvarının ince olmasını sağlıyor, yani hiçbir yeni oluşum meydana gelmiyor. Ayrıca, adet sırasında görülen semptomlar genellikle yok oluyor. Adet döngüsünün bastırılması, özellikle çok fazla kanaması olan, krampları olan ve menstrüal migreni olan kadınlarda oldukça faydalı oluyor.
2. YANLIŞ: Doğum kontrol hapları kanser riskini artırıyor: Doğum kontrol haplarını uzun süre kullanmak, gerçekte rahim kanseri ve yumurtalık kanseri riskini azaltır. Doğum kontrol hapları aynı zamanda kolon kanserini de önlüyor. Peki ya meme kanseri? Bugüne kadar yapılmış araştırmalar ne yazık ki bu konuda yetersiz kalıyor. Yapılan araştırmaların incelendiği bir çalışmada, doğum kontrol hapı kullananlarda bu riskin çok az bir artış gösterdiği, ancak hap kullanımının sonlandırılmasıyla birlikte bu artışın ortadan kalktığı belirtiliyor. Meme kanseri hastalarının veya daha önce meme kanseri olan kişilerin ise, hormonların kanser hücrelerini uyarabileceklerini göz önünde bulundurarak, doğum kontrol haplarını kullanmamaları gerektiği açıklanıyor.
3. YANLIŞ: Doğum kontrol hapları şişmanlatıyor veya cinsel soğukluğa neden oluyor: Çoğu kadın şişmanlamasının nedeni olarak doğum kontrol haplarını görür, ancak doğum kontrol haplarının, ani başlayan kanamalar dışında hiçbir yan etkisinin olmadığı belirlenmiştir. Libido için ise, bazı çalışmalar cinsel isteğin azaldığını, bazıları ise arttığını gösteriyor.
4. YANLIŞ: Spiral kısırlığa neden oluyor: 1970’li yıllarda piyasaya sürülen bir tür spiralin, enfeksiyonlara neden olduğu ve bu nedenle kısırlığa yol açtığı düşünülüyor. Ayrıca bu vakalardan 17’si ölümle sonuçlanmıştır. Ancak günümüzde kullanılan spiraller oldukça güvenlidir. Ayrıca spiral, doğum kontrol haplarından daha etkili ve daha ucuzdur. Yan etkileri? Üç dakika kadar menstrüal kramplara benzer bir acı hissedilir ve sonraki bir hafta kramplar ve kanama olabilir. Ayrıca genellikle spiralle beraber rahime bakteriler de yerleştiği için ilk üç hafta enfeksiyon riski oldukça yüksektir, ancak bu enfeksiyon bir antibiyotikle kolayca tedavi edilebilir.
5. YANLIŞ: Diafram doğum kontrol hapı kadar etkilidir: Serviksi tamamen kapatan ve spermisid içeren diyaframlarda, risk haplara göre daha yüksektir. Vajinal doğum yapmış kadınlarda, serviks daha büyük olduğu için, %32 gibi oldukça büyük bir risk vardır, diğer kadınlarda ise bu risk yüzde 16 civarıdır. Daha iyi bir korunma için, kondomla beraber kullanılması gerekir.
6. YANLIŞ: Doğum kontrol hapları uzun süre kullanılmamalıdır: Doğum kontrol haplarının kullanımına ara verdiğinizde, hamile kalma riskiniz vardır. Hapları bırakmak için tıbbi hiç bir neden yoktur. Hap kullanımını bıraktıktan sonra, hamile kalabilirsiniz. Kadınların yüzde 50’si ilk üç ay içinde hamile kalmaktadır.
7. YANLIŞ: Doğum kontrol haplarının yan etkileri ömür boyu sürer: Hormonal doğum kontrol yöntemlerinin yan etkilerinin ilk üç ay içinde ortadan kalktığı belirtiliyor.
8. YANLIŞ: 40 yaşın üzerinde doğum kontrol hapı kullanılmamalıdır: Doğum kontrol haplarını menopoza girinceye kadar kullanabilirsiniz. Ancak, yaşınız 35’in üzerindeyse ve sigara içiyorsanız veya hipertansiyon ya da diyabet hastasıysanız, hap kullanımıyla kalp hastalıkları ve felç riskiniz artıyorsa, sadece progesteron içeren haplardan kullanabilirsiniz.
9. YANLIŞ: Doğum kontrol haplarıyla beraber diğer haplar da alınabilir: Depresyon için kullanılan bazı ilaçlar, doğum kontrol haplarını etkisiz hale getirmektedir. Araştırmacılar, bu ilaçların, doğum kontrol hapının metabolizmasını hızlandırarak, hormonların görevlerini yapmalarını önlediğini düşünüyorlar. Bunun yanı sıra, doğum kontrol hapları antidepresanların etkilerini artırıyor.
10. YANLIŞ: Doğum kontrol hapları migreni kötüleştiriyor: Bu yanlıştır, ancak auranın eşlik ettiği migren ağrıları olan kadınlarda doğum kontrol hapları felç riskini artırıyor. Bu kişiler için östrojen içermeyen hormonal methodlar kullanılabilir.
Adet Sancısı (Dismenore)
Dismenore Nedir?
Adet ağrısı; adet kanamasından önce ya da kanama süresince ortaya çıkan kramp benzeri bir ağrıdır. Genellikle 2 saat içinde en şiddetli seviyeye ulaşır. Sürekli tarzda da olabilen bu ağrı, karnın aşağı kısmı ile kasıklarda hissedilir; zaman zaman bacaklara ve bele doğru da yayılabilir.
Adet Ağrısının Özellikleri
Adet kanaması esnasında meydana gelen ağrı (dismenore) ikiye ayrılır:
- Genellikle buluğ çağında ortaya çıkarak, ilerleyen yaşla birlikte veya gebelikten sonra hafıfleme eğilimi gösteren: Birincil adet ağrısı (Primer dismenore)
- Başka bir rahatsızlığa bağlı olarak genellikle doğurganlık çağındaki kadınlarda görülen: İkincil adet ağrısı (Sekonder dismenore)
Adet ağrısı (dismenore) ile birlikte, baş ağrısı, bulantı, kusma, sık idrara çıkma ve kabızlık / ishal de görülebilir. Sinirlilik, depresyon ve karında gerginlik gibi adet kanaması öncesi belirtiler, adet kanaması boyunca da devam edebilir.
Adet Ağrısının Önlenmesi
Dismenore, kadınların iş ve okul yaşamından bir müddet uzak kalmalarına neden olan ve sık rastlanılan bir durumdur. Adet sancısı olan kadın mutlaka bir kadın hastalıkları ve doğum uzmanı doktor tarafından görülmelidir. Eğer birincil adet kanaması tanısı konur ise, hastaya bu dönemde kullanması için ilaç önerilecektir. Bu ilaçlara adet kanamasından 24-48 saat önce bağlandığı ve bir-iki gün devam edildiği takdirde daha iyi sonuç alınacaktı.
Meme Dokusu
Meme yaş ve adet dönemlerine göre değişen hormonal olarak hassas bir dokudur. Ergenlik öncesi dönemde kız ve erkek çocuklarında yaklaşık aynı büyüklükte olmalarına karşın, ergenlik döneminde yumurtalıklarda östrojen hormonu üretiminin başlamasıyla hızlı bir şekilde gelişim gösterirler. Memelerin ulaştığı nihai büyüklük genetik etkenlerle yakından ilgili olmakla beraber, vücudun yağ oranı da büyüklüğü etkileyen diğer bir etkendir.
Meme Dokusunun Anatomik Yapısı
Meme dokusu temelde vücut ter bezlerinden türemiş bir yapıdır ve göğüs bölgesinde 2. ile 7. kaburgalar arasında yerleşmiştir.
Dış kısmı cilt ile kaplı bu dokunun içyapısında salgı bezleri, yağ dokusu ve bağ dokusu bulunur.
Üstteki resimde memenin içyapısı yandan yapılan bir kesitte görülmektedir.
- Meme başında yer alan salgı bezleri kaygan bir sıvı salgılayarak bu bölgenin esnek kalmasını ve enfeksiyonlardan korunmasını sağlar.
- Her meme, “meme lobu” adı verilen 15-20 adet bağımsız süt üreten birimden oluşur.
- Meme dokusu içinde üretilen sütü dışarıya taşımak için çok sayıda süt iletim kanal ve kanalcıkları bulunur.
Adet Döneminde Memede görülen Değişiklikler
- Adetler arasında (Menstural siklus) memenin bağ dokusunda büyüme gelişir.
- Adete 5-10 gün kala loblar arasındaki dokularda ödem (sıvı birikimi), memelerde dolgunluk hissi ve ağrıya yol açabilir.
Gebelikte Memede görülen Değişiklikler
- Gebelik döneminde östrojen ve prolaktin hormonlarının üretiminin daha da artması, memelerin büyümesine ve bazen de hassaslaşmasına neden olur.
- Yeni lobüller oluşur, memeler büyür ve damarlaşma artar.
- Areola ve meme ucunun rengi koyulaşır, meme başı dikleşir.
- Doğuma yakın; kanalların, damarların genişlemesi ve kolostrum (ağız) ile dolmaları, bağ dokusu ve yağ dokusunda büyümeyi (hipertrofi) sağlar.
Menapoz Döneminde Memede görülen Değişiklikler
- Genç kadınlarda bağ ve damarsal dokular, yaşlı kadınlarda ise yağ dokusu daha fazladır.
- Menopoz döneminde fonksiyonel dokunun yerini yağ dokusu alır.
- Bazı lobüllerde küçülerek kistik genişlemeler oluşur.
- Bazı kanalların en uç noktasındaki lobüllerden bazıları varlığını devam ettirir ve muhtemelen ileride meme kanseri oluştururlar.
MEMEDEKİ KİTLELER
Memedeki kitleler dört ana başlık altındadır:
- Kistler,
- Fibroadenoma,
- Yalancı kitleler,
- Kanser.
Menapoz öncesi kadınlardaki kitlelerin sadece % 12’si kanser iken menapoz sonrasında bu oran % 50′ye yükselir.
Kendi Kendine Meme Muayenesi
Ayna karşısında
Önce dik durup kollarınızı yana sarkıtın, memenizde herhangi bir düzensizlik, derinin içe çekilmesi, meme başının bir tarafa veya içe çekintisi, renk değişikliği olup olmadığına bakın. Aynı işlemleri elleri iki yandan kalçanıza bastırmak suretiyle göğüs kaslarınızı kasarak ve kollarınızı yukarı kaldırarak yapın.
Duş yaparken
Sağ memenizi muayene etmek için sağ elinizi başınızın arkasına getirin, sol elinizle meme başından başlayarak dairesel hareketlerle parmaklarınızı hafif hafif oynatarak tüm memenizi muayene edin. Muayene esnasında ince parmak hareketleriyle meme dokunuzu iyice hissedin ve meme dokunuzdan farklı dokuları algılamaya çalışın. Aynı işlemleri sol memeniz için tekrarlayın.
Yatarak
Sağ memenizi muayene etmek için sağ kolunuzu başınızın altına koyun ve duş yaparken yaptığımız muayeneyi tekrarlayın. Aynı işlemi sol memenize uygulayın.
Bu işlemleri her ay âdetinizin bitiminden itibaren 5-7 gün sonra yapın ve meme yapınızı iyice tanıyın. Böylece memenizde oluşabilecek farklılıkları kolayca algılayabilirsiniz. Böyle bir farklılık bulduğunuzda vakit kaybetmeden doktorunuza başvurun.
Pap-Smear Testi
Rahim Ağzı
Rahimin dar ve aşağıdaki bölümüdür, vajinaya açılır, cildinize benzer ince bir doku tabakasıyla örtülüdür. Bu dokuyu oluşturan hücreler sürekli çoğalırlar. Bu çoğalma sırasında alt tabakayı oluşturan hücreler yavaşça rahim ağzı yüzeyine doğru yer değiştirirler, yüzeye oluşan bu hücreler vajinaya dökülürler. Bu çoğalma süresince bir şekilde değişiklik olduğunda anormal hücreler oluşur. İşte bu anormal hücreler kansere dönüşebilir. Şayet anormal hücreler bulunursa, sıklıkla basit bir işlemle tedavi edilebilirler.
Pap-Test normal jinekolojik muayene sonucunda doktorun ofisinde yapılabilen basit bir testtir. Bu testi planlıyorsanız iki üç gün önceden vajinayı yıkamayın ve vajinal ilaç kullanmayın. Çünkü bu işlemler hücrelerin kaybolmasına yol açabilirler. Adet kanaması sırasında değilseniz bu test daha iyi sonuç verir. Jinekolojik muayene sırasında bu testi yapmak için vajinaya rahim ağzını gösteren spekulum isimli özel bir alet uygulanır.
Hücreleri rahim ağzından almak için bir pamuk uçlu çubuk veya fırça kullanılabilir. Bu işlem ağrılı değildir. Hücreler rahim ağzı açıklığının içinden ve rahim ağzının dış kısmından alınır. Bunlar incelenmek üzere laboratuara gönderilir. Laboratuar normal görünmeyen hücreleri araştırır. Sonuçlar hücrelerin görüntülerine göre sınıflandırılır.
Pap-Test Her Zaman Doğru Sonuç Verir mi?
Her zaman yüzde yüz doğru sonuç vermez. Diğer laboratuar testlerinde olduğu gibi yanlış sonuç almak olasıdır. Hastalık olmasına rağmen sonucun temiz çıkmasına değişik nedenler yol açabilir. Yeterli hücre yoksa çok sayıda hücre varsa, hücrelerin rahim ağzının hem içinden hem de yüzeyinden alınamayışı, enfeksiyonun anormal hücreleri ortamdan uzaklaştırılması gibi nedenler. Böyle durumda birkaç hafta veya ay sonra Pap-Test’i tekrarlamak gerekir. Bazen de doktorunuz kolposkopiye başvurabilir. Bu alet doktor ofisinde kullanılan özel bir mikroskoptur. Rahim ağzına kolposkopdan bakan doktor anormal değişiklikleri görebilir ve bu gözlem sırasında biyopsinin gerekli olup olmadığını eğer gerekliyse de biyopsi tipine karar verir.
Bütün bu işlem sadece birkaç saniyelik bir rahatsızlığa yol açar.
Sonuç: Pap-Smear testi rahim ağzı kanserine dönüşebilecek hücresel değişiklikleri saptamaya yarayan en pratik ve en iyi yöntemdir. Böylece erken tanıyla kanserden korunmak mümkün olabilir. Jinekolojik muayene için yılda bir kez doktorunuza görünmeniz gerekmektedir. Bu muayene sırasında da Pap-Smear testiniz yapılır.
Anormal vajinal kanama, lekelenme ya da akıntı durumunda vakit geçirmeden doktorunuza görünmeniz gerekir. Bu belirtiler bazı şeylerin yolunda gitmediğinin işaretidir. Pap-Test’iniz anormal çıkarsa paniklemeyin doktorunuzun önerilerine kulak verin. Pap-Test sonuçları anormal çıkan kadınların pek azında ilerlemiş kanser vardır. Pap-Test sayesinde son kırk yılda rahim ağzı kanserleri azalmıştır. Buna karşılık genç kadınlarda anormal hücre saptanma oranı artmıştır. Bu da gösteriyor ki rahim ağzı kanserini önlemede Pap-Test çok önemlidir. Bu testi yaptırmak sağlık kontrolünüzün temel bir anahtarıdır. İlk Pap-Smear Test’inizi 18 yaş veya seksüel aktivite başladığında yaptırabilirsiniz.
Rahim Ağzı Kanserinin Oluşumu İçin Risk Faktörleri:
- Birden fazla seksüel eşiniz varsa
- Genital siğiliniz varsa
- AIDS virüsü varsa
- Sigara içiyorsanız
Bu risk faktörlerini taşıyorsanız her yıl düzenli olarak Pap-Test’i yaptırmayı asla ihmal etmeyiniz.
Fibrokistik Meme Nedir?
Memede Fibrokistik Değişimlerin Sebebi
Meme bir süt bezidir ve süt üreten bezlerden ve bu bezleri destekleyen destek dokusundan oluşur. Süt bezlerinde aynı rahimde olduğu gibi adet döneminin başlangıcından itibaren östrojen ve progesteron gibi hormonların etkisi ile gebeliğe hazırlık yapılır. Süt üreten hücrelerde artış ve gelişme gözlenir. Adet sonuna doğru memelerde görülen gerginlik sebebi budur.
Gebelik gerçekleşemez ise rahimde artan ve gelişen hücreler adet dönemi sonunda kanama ile atılır. Memede ise artan ve gelişen hücreler adet sonunda gebelik gerçekleşmediği içen yıkılırlar ve bu hücrelerin bir kısmı ölür. Ölen hücreler çevreden gelen iltihap (inflamasyon) hücreleri tarafından yok edilirler. Bu süreç içinde aktive edilen bazı kimyasal salgılar rol alır. Ölen hücrelerin temizliği sırasında gelişen bir dizi kimyasal olay sırasında süt bezleri ve kanallarında da bazı hasar ortaya çıkabilir; bu hasarın tamiri sırasında yara dokusunun iyileşmesi olan fibrozis gelişebilir.
Memedeki süt bezleri süt üretmedikleri zamanlar bile salgı işlevlerini sürdürebilirler. Normalde salgılanan sıvı süt kanallarında tekrar geriye emilir. Fibrokistik değişiklikler sırasında bu kanallarda ve bezlerde hasar geliştiği için bu sıvı geriye emilemez; bazen sıvı salgılanmasında aşırı artış olabilir ve sıvı birikir ve kist denilen için sıvı dolu keler gelişir. Bu sıvı keseleri mikroskopik büyüklükte olabildiği gibi 6-7 cm çapında büyük makrokistlerin oluşması ile sonuçlanabilir.
Tüm bu olayların sonucu memede gelişen değişikliklere fibrokistik değişiklik denir.
Bu olaylar her adet döneminde tekrarlanır ve bir süre sonra kalıcı değişikliklere yol açabilir. Ölen hücre artıklarının miktarı, bu artıkların temizlenme sürecinin yeterliliği, inflamasyonun derecesi her kadında farklı olabildiği gibi, her iki memede veya aynı memenin farklı yerleşimlerinde farklılık gösterebilir; aydan aya farklılık gösterebilir.
Fibrokistik Değişiklikler Hangi Yaş Grubunda Görülür?
Daha çok 30 yaşlarından sonra görülmeye başlanır; çünkü yukarıda bahsettiğimiz olaylar yıllarca tekrarlanır ve kalıcı değişiklikler oturmaya başlar. 50 yaştan sonra menopoz dönemi başladığında ise son bulur.
Fibrokistik Meme Kanserine Dönüşür mü?
Genelde sanılanın tersine fibrokistik değişiklikler meme kanseri gelişmesinde bir risk oluşturmaz; fakat meme kanseri teşhisi konmasını güçleştirebilir, kanser bulguları ile karışabilir.
Fibrokistik Başlıca Bulguları Nelerdir?
Memede fibrokistik değişikliklere bağlı olarak en sık görülen yakınma ağrıdır. Bu ağrılar genellikle adet döneminin ortasına doğru başlan ve adet görmeye başlayınca azalır veya kaybolur. Bu tip ağrının sebebi adet dönemi içinde vücuttaki meydana gelen hormonal değişikliktir. Adet döneminin ikinci yarısında memelerde su tutulmaya başlanır. Dolgunluk ve şişlik hissi ile birlikte ağrılarda artış gözlenir. Âdetin başlaması ile birlikte memelerde tutulan su çözülür ve ağrı azalır, kaybolur. Bazı olgularda ağrı süreklilik gösterebilir.
Fibrokistik değişikliklerin sık görülen bir diğer bulgusu da memede ele gelen kitlelerdir. Çoğunlukla ele gelen bu kitleler kisttir. Kist içi su dolu bir kesedir. Adetin ikinci yarısında daha da büyür ve ağrıya sebep olur. Genellikle adet bitimi ile küçülürler
Fibrokistik Memenin Getirdiği En Önemli Sorun Nedir?
Bu tip yakınmalar ile hekime başvuran kadınlarda klinik muayeneyi takiben duruma göre mamografi ve meme ultrasonografisi çekilir. En sık karşılaşılan sorunlardan birisi de bu tetkiklerde saptanan bazı bulguların meme kanseri bulguları ile karışmasıdır. Böyle durumlarda mutlaka memenin sorunlu bölgesinden parça alınarak patolojik incelenmesinin yapılması gerekir. Bu da kadında çok önemli bir stres sebebidir.
Fibrokistik Değişikliğin Tedavisi Var mıdır?
- Yakınmaların azaltılması
- Öncelikle ağrı yanma gibi yakınmalar için ağrı kesici ve antienflamatuar ilaçlar kullanılabilir. Memeye uygun beden sütyen giyilmesi de rahatlyama sağlamaktadır.
- Bazı vitaminler önerilse de bu etkilerini destekleyen bir bilimsel çalışma bulunmuyor. Sadece E vitamini ile ilgili bazı çalışmalar olumlu etkisi olduğunu bildiriyor.
- Evening Primrose oil bazı esansiyel yağ asitleri içermektedir ; en az 6 ay süre ile günde 3 gram alındığında olumlu etkileri bildirilmiştir..
- Tiroid bozuklukları ve şeker hastalığı gibi hormonal bozuklukların de şikayetleri artırdığı görülmüştür. Bu hastalıkların da tedavi edilmesi ile yakınmalar azalmaktadır.
- Yaşam biçimi ve diyet değişiklikleri Kafein alınmasının fibrokistik değişiklikleri artırdığı bildirilmektedir. Kahve, çay, kolalı içecekler, çikolata gibi yiyeceklerin kesilmesi ile kafein alımı sınırlandırılabilir; bira peynir şarap gibi mayalı gıdalar azaltılabilir.
Hormonal Bozuklukların Düzeltilmesi Düzensiz adetlerin hastanın meme yakınmalarının artırdığı görülmüştür. Bu hastaların doğum kontrol hapları ile adet bozukluklarının düzenlenmesinin faydalı olduğu ileri sürülmektedir.
Bazı fibrokistik değişikliklerde östrojen hormonunun normalden yüksek olduğu saptanmaktadır; bu hastalarda östrojen hormonunun meme üzerine olan etkilerini azaltmak amacı ile progesteron hormonu verilmesi önerilmektedir.
Yeşil çay, sebze, meyve gibi antioksidan içiren besin ağırlıklı beslenme ile oluşan oksijen radikallerinin hücre hasarına etkisi azaltılabilir.
