Erkekte Cinsel Organ Hastalıkları
6 Ekim 2009 Salı
Erbezi torbası urları: Hasta, genellikle işerken, erbezi torbasının bir ya da iki yanında az çok önemli bir şişkinlik farkeder. Bu ur ağrısız olabilir ya da, tersine, çok ağrılı bir gelişme gösterebilir, önce bir kasık fıtığının söz konusu olup olmadığını saptamak gerekir. Çünkü, kasık fıtığının erbezlerinin karından torbalarına inmek için izlediği yoldan geçerek kolayca erbezi torbasına inebileceği bilinen bir gerçektir. Meni kanalı varisleri ya da varikoseller karıncalanma duyumu veren hamursu bir ur meydana getirirler. Bu duruma meni kanallarının genişlemesi yolaçar.
Genişleme hasta yatık durumdayken azalır. Çoğu zaman leğen bölgesinde ve bacaklarda dolaşım bozukluklarıyla birlikte görülen bu varisler genellikle tehlikesizdirler. Bu iki olasılık saf dışı edildikten sonra, urlar görünüşlerine göre ayırdedilirler. Sivri görünüşlü bir ur söz konusuysa, bu durum çoğunlukla çocuklarda görülen bir erbezi burulma-sıdır ve erbezi torbasında son derece şiddetli bir ağrıyla kendini belli eder, Ağrı birkaç saat arayja hafifleme eğilimi gösterir. Ama bu hafifleme aldatıcıdır ve tehlikeyi daha da arttırır, çünkü gerçekte meni kordonu burulmasını maskeler. Bu ise erbezinde damar oluşumunu durdurun Başka bir deyişle, acele müdahale edilmezse, bu durum gelişerek erbezinde bir nekroza (doku ölmesi) yolaçar.
Yetişkinlerde erbezi yangısı (orşit) görülebilir. Erbezi yangısıyla birlikte ivegen erbezi üstü yangısı (epididimit) da ortaya çıkabilir. Ateş, şiddetli ağrı, erbezi torbasında şişme gibi belirtilerle kendini gösteren erbezi yangısı, erbezinde ve erbezi üstünde herhangi bir hastalığın yerleşrhesinden ileri gelir. Bu hastalığın kökenine inildiğinde çoğu kez kolibasiliyle ya da stafilokokla karşılaşılır. Eğer tersine, erbezi torbası uru gelişimini ağır ağır sürdürüyorsa, doktor önce urun erbezinde mi, yoksa erbezi üstünde mi olduğunu ortaya çıkarmalıdır. Çünkü erbezi kansere, erbezi üstü de vereme yakalanabilir. Son olarak, eğer ur yumuşak, oynak ve yarı saydamsa, bu durumda bir hidrosel, yani erbezi kapsülünün iki yaprakçığı arasında sıvı birikmesi söz konusudur.
Cinsel güçsüzlük: Nedenleri ne olursa olsun bu sorunun önemine ve kişinin ruhsal durumu üzerindeki yansımasına dikkati çekmek bile gereksizdir. Yaşlılıktan ileri gelen güçsüzlük ve doğuştan ya da sonradan kazanılmış kusurlar bir yana bırakılırsa, ereksiyon (penisin dikilmesi) bozukluklarının nedenlerini ortaya çıkarmakta büyük güçlüklerle karşılaşılır. Güçsüzlüğün nedenini ilk önce iç salgıbezlerinde aramak gerekir. Bir erbezi yetersizliği, bir hipofiz ya da kal-kanbezi hastalığı, y.b., söz konusu olabilir. Buna ise, şeker hastalığı, bulaşıcı hastalık ya da süreğen zehirlenme gibi durumlar sonunda ortaya çıkan vücut sıvısı dengesizliği yolaçar. Uyarılma bozukluklarına yolaçan siyek-prostat yaraları da güçsüzlük nedeni olabilir. Bütün bunlardan başka, tabes, doku sertleşmesi (skleroz), omurilik yangısı gibi merkez sinir sistemi hastalıkları da cinsel güçsüzlük yapabilir. Aşırı cinsel ilişkide bulunma ya da, tersine, az cinsel ilişkide bulunma, kesintili cinsel birleşme gibi tutumlar bazen bir kas güçsüzlüğüne yolaçabilir. Eğer güçsüzlüğün nedeni yukarıdan beri sayıiagelen durumlardan biri değilse, ruhsal bir bozukluk düşünülmelidir. Zaten cinsel güçsüzlük olay larının yüzde 90′ında, kökü çocukluğa kadar inen duygusal bozukluklar ya da bir heyecan şoku rol oynar, ikincil bir güçsüzlüğün tedavisi nispeten kolay olsa bile, birincil güçsüzlüklerde, yani var lığı daha ilk cinsel ilişki deneylerinde ortaya çıkan güçsüzlüklerde tedavi sonuçları yeterince olumlu olmamaktadır.
Ereksiyon bozukluklarından başka, meni çıkarmada görülen anormalliklerden de söz etmek gerekir. Bu anormallikler ikiye ayrılır:
a) Penisin dölyoluna girmesini bile beklemeden gerçekleşebilen erken boşalma; bu en sık görülen cinsel bozukluklardan biridir.
b) Erkek kısırlığının nedenlerinden birini meydana getiren geç boşalma, hatta hiç boşalamama.
Kısırlık: İstenmeyen gebeliklerden kaçınmak için her geçen gün yeni yöntemlerin ve yeni maddelerin geliştirildiği bir dönemde, kısırlık kaygı verici bir sorun olmaya devam etmektedir. Evlilik yaşamındaki kısırlıkta, erkeğin sorumluluğunun küçümsenemeyecek ölçüde olduğu ve kısırlık hallerinin yaklaşık olarak yüzde 35′inde erkeğin kusurlu bulunduğu bilinmektedir. Kısır olduğu anlaşılan bir çiftte, önce erkek muayene olmalı ve vaktiyle bir kaza ya da kabakulak, cinsel organ veremi, belsoğukluğu, v.b. gibi erbezini ve erbezi üstünü etkileyebilecek bir mikroplu hastalık geçirip geçirmediği saptanmalıdır. Ayrıca hasta, erbezi ektopisinden şikayeti olup olmadığını da belirtmelidir. Daha sonra, muayeneye meni incelemesiyle devam edilir. Böylece kısırlığın oligospermi (menide spermatozoit azlığı)den mi yoksa azoospermi (menide spermatozoitlerin zayıf ve az hareketli olması)den mi ileri geldiği anlaşılır. Kısırlık nedeni kadındaysa, tıkanmaya yolaçan bir cinsel organ hastalığı, dölyatağında ya da dölyolunda doğuştan veya sonradan kazanılmış bir kusur, verem, bir iç salgıbezi yetersizliği akla gelen ilk nedenler olmalıdır. Bunların yanı sıra, daha birçok neden söz konusu olabilir. Kısırlığın tedavisine başlanmadan önce, hasta çok sıkı tıbbî denetimden (ateş çizelgesi, röntgen filmleri, biyopsi hormon ölçüleri, v.b.) geçirilmelidir.
Üreme Organları Siğilleri
Üreme organları siğilleri icondyloma acumi nata), apışarası düzeyinde deri ve mukozanın aşırı gelişmeleridir.
Dokubilim açısından bunlar, iyicil evrimli, küçük urlardır.
Yerleşim Yeri
Cinsel ilişkiler sırasında ortaya çıkan bu «küçük siğiller», erkekte kamışbaşı sünnet derisi çizgisinde (sünnet derisini kamışbaşına eğildiği bölge), kamışbaşında, bazen sidik yolunun dışa açıldığı delikte yerleşebilirler. Kadında özellikle dış üreme organında, küçük ve büyük dudaklarda görülürler. Her iki cinste de, bu siğillere makat çevresinde ve makat mukozasında da raslanır.
Virüs kökenli oldukları sanılmaktadır. Bulaşıcıdırlar ve cinsel ilişkiyle, bazen de özbulaştırmayla bulaşabilirler.
Tahriş edici iltihap ve enfeksiyon olayları, ortaya çıkmalarını kolaylaştırır. Her türlü yerel travma, belsoğukluğu ya da trichomonas enfeksiyonları, üreme organları siğillerinin ortaya çıkmasına yardımcı olur.
Başlangıçta küçük, düzensiz, pembe, granit görünümlü kabartılar halindedir. Genellikle daha çok gelişmezler. Bazen çoğalır, birbirlerine eklenir ya da yumaklar halinde toplanarak düzensiz karnıbaharlara benzerler ya da çalı görünümü alırlar.
Üreme organları siğilleri, mukozadan çıkmışlarsa: yumuşak, az iltihaplı, düzgün ve pembe bir zemine dayanırlar. Ağrısızdırlar ve ancak çok büyürlerse rahatsız edici olurlar.
Tedavi edilmezlerse, büyük ölçüde çoğalır ve hastanın davranışlarını etkilerler.
Bütün cinsel hastalıklar gibi, farkedilmeden geçirilmiş bir frenginin araştırılmasını gerektirirler.
Tedavi
Üreme organları siğillerinin tedavisi cerrahidir. Bozunlar yaygınsa genel uyuşturum altında, değilse yerel uyuşturum altında, bu dışa büyümelerin elektrikle yakma yoluyla yokedilmelerine dayanır. Hastanın eşi de muayene edilir ve aynı bozunları gösteriyorsa tedavi edilir. Tedaviye karşın siğiller tekrarlayabilirler. Korunma konusunda henüz hiç bir şey bulunamamıştır. En iyisi, görür görmez tedavi etmektir. Böylece çabucak yokolurlar.
Üreme Organları Trichomonas Hastalığı
Üreme organları trichomonas hastalığına, trichomonas vaginalis adlı bir mikroorganizma yolaçar. Bütün ülkelerde raslanan bir cinsel hastalıktır. Hem kadın, hem erkeklerde görülür; kadınların yüzde 15-20’sinde trichomonas vaginalis vardır.
Nedenler
Triehomonas hastalığı, özellikle cinsel ilişkiyle aktarılır; hekime başvuran kadın, eşine de hastalığı geçirmiş olabileceği bakımından uyarılmalıdır.
Mikroorganizma
Trichomonas, birhücreli (protozoa), oval, 3 özel öğeli bir asalaktır; sözkonusu özel öğeler şunlardır:
— kıvrımlı bir zar;
— sert bir sap ya da aksostil;
— ön kutbunda kamçılar.
Kadınlarda, sidik yolları ve cinsel organlarda bulunur: Dölyolu; dış. üreme organı; sidik torbası ve sidik yolu. Erkekte sidik yolları ve cinsel organlara yerleşir: Sidik yolu; sidik torbası; prostat; sperma sıvısının depolandığı, prostat düzeyinde sidik yoluna boşalan sperma kesecikleri. Trichomonas, yalın bölünmeyle çoğalır: Bir asalak, birbirinin aynı iki yavru hücre verir. Yavru hücrelerin gelişmesi fiziksel ve kimyasal koşullar bakımından en uygun (yüksek ısı, orta derecede asit) yer olan döl yolundadır. Gelişmeye uygun ortamı yaratmaya eğilimli her etmen, enfeksiyona yardımcı olur: Döl yolu, sidik yolu enfeksiyonları; dölyolunun östrojenler (özellikle yumurtalıklardan salgılanan dişilik hormonları) tarafından etkilenmesini azaltan yaş dönümü; v.b. Bunun sonucu olarak, bazı hekimler bu enfeksiyonların yerel östrojen uygulanmasıyla iyileştirilebileceğini göstermişlerdir. Sözkonusu hormonlar, mikroorganizmanın gelişmesi için gerekli olan kan serumunun, sidik üreme yollarına geçişini engellerler.
Bu arada bazı gözlemler, çamaşır, giyecekler gibi başka bulaşma yollarının araştırılmasına yöneltmektedir: Anne ya da kız kardeşi trichomonas taşıyıcısı olan küçük kızlarda asalağa raslanmıştır.
Sindirim yoluyla olan bulaşmalar, boşaltım üreme sistemi hastalıklarına yolaçmazlar. Ağızda ya da sindirim kanalında da trichomonasa raslamr, ama bunlar trichomonas vaginalis’ten çok farklı başka köklerdir.
Teşhis
Klinik belirtiler Erkekte
Klasik olarak trichomonasm kadınlarda bulunan bir asalak olmasına karşın, gerçekte bu «çift» hastalığının, kadını olduğu kadar eşini de etkilediği sanılmaktadır.
Erkeklerin yüzde 95′inde bir sidik yolu enfeksiyonu ya da sidik yolu iltihabıyla kendini gösterir; 8-30 gün arasında değişen bir kuluçka döneminden sonra ortaya çıkar. Hasta, işerken yanmadan, kamışta kaşıntılardan, kamış derisinin ve başının şişmesinden yakınır. Ikınmalar dışında, kendiliğinden gelen bir akıntı olması, başlangıçta belsoğukluğunu düşündürür; ama laboratuvar incelemeleri trichomonas hastalığı teşhisini koymayı sağlar. Genellikle ağrılı (bazen olanaksızdır) olan cinsel ilişkiler, hastayı hekime başvurmaya zorlar.
Daha az belirli olan başka öğeler de genellikle hastayı uyarmalıdır: Yalın bir kaşıntı; cinsel ilişki ya da işeme sırasında yanmalar. Hasta az ve sık sidik çıkarır. Bu sidik yolu belirtileri, özellikle belirsiz bir akıntı varsa, örnek alınmasını gerektirir. Sidik yolu iltihabı, daralma ve sperma keseciklerinin etkilenmesi gibi ihtilatlara yolaçabilir; sperma atımı sırasında kan gelmesi (hemospermi) görülür.
Boşaltım üreme sisteminin öteki organları da enfeksiyona uğrayabilir; o zaman şunlar gözlenir:
— sidik torbası iltihabı (sistit): Dayanılmaz ve sık sidik çıkarma gereksinimi duyulur; ama ancak birkaç damla sidik çıkar; birlikte bulunan sidik yolu iltihabı nedeniyle, ıkınma genellikle yakıcıdır;
— prostat iltihabı (prostatit): Hafif, derinden gelen, kamışın arkasında, makat önünde, öne ve sidik yoluna doğru yayılan bir ağrı vardır; prostatın muayenesi büyük bir ağrıya yolaçar;
— kamışbaşı iltihabı (balanit).Kadında
Sağlıklı bir kadında, trichomonas denetim amaçlı genel muayene sırasında bulunabilir; dölyolunda zarar vermeden yaşayan bir asalaktır. Önemli ölçüde artarsa, hastalık belirtilerine yolaçar.
Trichomonasm en sık raslanan belirtisi dölyolu iltihabıdır (vajinit).
Şu belirtilerle ortaya çıkar:
— beyaz, bol, köpüklü, kokulu akıntılar;
— cinsel ilişki sırasında çok şiddetli yanmalar,
— özellikle cinsel ilişki sırasında kaygı ve üzüntüye yolaçan, küçük ve büyük dudaklarda (yani dış üreme organında) kaşıntılar.
Hekim, hastayı muayene ederken dış üreme organı bölgesinin tahriş olduğunu görür. Zaten muayene de ağrılıdır. Dölyolu çeperi kırmızı, iltihaplı, bol miktarda salgıyla döşelidir. Dölyatağı boynu da etkilenmiştir. Hastalığın tedavisinden sonra yitecek beyaz lekelerle birlikte tahriş belirtileri vardır. Enfeksiyon bölgeseldir; sidik yolu ve sidik torbası iltihaplarına (belirtileri erkeklerdekinin aynıdır) yolaçabilir.
Hastalığın bu her zaman görülen biçiminin dışında, l başka biçimleri de vardır.
Ciddi biçimlerde, beyaz akıntı çok önemlidir ve hastanın rahatını kaçırır; kadının meslek etkinliğini ve ruhsal durumunu etkileyerek genellikle davranışlarına yansır.
Tersine, bazen klinik belirti vermez ve trichomonas, denetim amacıyla yapılan genel muayenelerde ortaya çıkarılabilir.
Beyaz akıntıya çoğunlukla cinsel ilişkiler sırasında (ender olarak da kendiliğinden) ortaya çıkan kanamalar eşlik edebilir. Kadın bazen bu nedenle hekime başvurur; hekim de ilk anda iltihaplı ya da yaralaşmalı bir bozundan kuşkulanır.
Ama dikkatle yapılan kadın doğum muayenesi, dölyolu salgısından alınan örneklerde yapılan hücre ve bakteri incelemeleri, teşhisi doğrular.
Bakteri incelemeleri
Amaç, trichomonasm varlığını ortaya koymaktır.
DöTyolu ya da dölyatağı salgılarının, hattâ sidiğin mikroskopta doğrudan incelenmesi, hemen her zaman asalağın görülmesini sağlar.
Sidik yolu iltihaplı bir kamışın kesiti. 1. Kavernöz cisimler. — 2. Sidik yolu. — 3. Süngersi cisimler.
Aynı incelemeyle, dölyolu salgılarında normalde bulunan Döderlein basilleri de görülebilir. Bunların bulunmayışı, trichomonas hastalığı olasılığını akla getirir; tedaviden sonra bulunmalanysa iyileşmenin belirtilerinden biridir.
Trichomonas, gelişmesine uygun özel ortamlarda üretilebilir. Alman örnekte asalak varsa bu koşullarda, 24 saatte ürer.
Evrim
Trichomonas hastalığı bazen inatçıdır, tekrarlar.
Bu tekrarlayan biçimler karşısında hekim, asalağın varlığını ve çoğalmasını kolaylaştıran yerel nedenleri, özellikle anatomik bir bozukluğu ya da’ bir hormon eksikliğini aramalıdır.
Trichomonas hastalığına başka enfeksiyonlar da eklenebilir:
— streptokok, stafilokok, çoğunlukla da koli basilleri;
— özellikle dölyatağı boynunda ya da sidik yolunda raslanan gonokoklar,
— mantar hastalığına yolaçan mantarlar: Bu tür enfeksiyona özellikle uzun süre yerel antibiyotik tedavisi görenlerde raslanır. Dölyolu boşluğunda normalde bulunan mikroorganizmalar arasında bir dengesizlik ortaya çıkmasıyla açıklanabilir. Bazı köklerin yitmesi, öteki mikroorganizmalara, özellikle mantarların gelişmesine ve hastalık yapıcı olmalarına yolaçar. En sık raslanan mantar candida albicanstır.
Tedavi
Tedavi, sağlık koruma kurallarına uymaya ve ilaç tedavisine dayanır.
Cinsel ilişkilere bir süre ara verilmeli, prezervatif kullanılmalı, cinsel organların temizlenmesi sırasında başkasının tuvalet gereçleri kullanılmamalıdır.
İlaç tedavisi özellikle, ağız yoluyla alınan metronidazole dayanır.
Kadınlarda, buna yerel tedavi de eklemelidir: Arsenik; furan ya da konesinli dölyolu içi fitilleri; özellikle de hem ağızdan, hem de yerel olarak kullanılan ilaçlar.
Kuşkusuz bu tedavi, bulaştırıcı oldukları konusunda bilgi verilen her iki eşe de uygulanmalıdır.
Pişik ve Derideki Mantar Bozunları
Kadınlarda bozunlar, değişik görünümlerle, özellikle dış üreme organına yerleşirler; kuru ya da yaş, sızıntılı bozunlardır. Genellikle süreğen, bazen ivegen ya da asivegen evrim gösterirler.
Küçük dudaklarda, bızırda, büyük dudaklarda, makatta ve kasık kıvrımlarında da bulunabilirler.
Erkekte, üreme organları çevresindeki kıllı bölge, erbezi torbası ve makat çevresi bölgesinde pişiklere raslanır.
Gerçek mantar pişikleri
2 görünüm ayırdedilir. Eritrazma deride rengi açık sarıdan, «sütlü kahve»ye kadar değişen bir lekedir; leke kesin sınırlıdır ve yeri genellikle butların iç yüzüdür. Bu bozun ağrısız, kasıntısızdır; yüzeyi düzgündür, kabarcık ya da kesecik yoktur.
Hebra egzaması
Oldukça farklı bir görünümü vardır; ama, bozunun yeri aynıdır. Rengi kırmızıdır, tipik biçimi, yüzeyinde bozulup, kuruyarak, yerinde kıvrımlı bir deri bırakan birçok kabarcık ya da kesecikle dolu bir kelebek kanadıdır.
Mayalara bağlı pişikler
Bunlar en sık raslanan görünümlerdir. Neden olan asalak, çoğunlukla candida albicans’tır. Antibiyotiklerin günden güne daha yaygın biçimde kullanımının, belli bir mikrop örtüsünü yıkarak, bu mantarın çoğalmasını kolaylaştırdığı sanılmaktadır. Şeker hastası olan, gebe ya da doğum kontrol hapı kullanan kadınlarda bunlara sık raslanır. Bozunun yeri, öteki pişiklerdekiyle aynı, ama görünümü farklıdır. Şarap tortusu renginde, ince bir deriyle kaplı, genellikle nemli, kasık kıvrımları düzeyinde sızıntılı bir lekedir; sarımsı beyaz renkte kabarık kesecikler bulunduğu görülür. Bazen boyutları çok büyüktür; bütün apışarasına ve butların iç yüzüne yayılır; çevresi «harita gibi» düzensizdir.
Kaşıntıya sık raslanır; genellikle sürekli değildir; hastaya kendi kendini «tırmalatan» ve genellikle, sık bulunan mikropların eklenebileceği (streptokok, stafilokok, proteus) önemli deri bozunlarına yolaçan nöbetler biçimindedir. Bu mikropr kapma, çoğunlukla kasık kıvrımları düzeyinde olur. O zaman ortaya çıkan bozunlar, hiç bir sınıflamaya olanak vermeyecek derecede çokbiçimlidir. Dolayısıyle, teşhis koyarken çok dikkatli olmak gerekir.
Üreme Organları Mantar Hastalıkları
Mantar hastalıkları, insan bedeninde mantarların bulunması ve gelişmesi sonucu oluşan hastalıklardır. İnsanlarda hastalığa yolaçan mantarların sayısı 100 dolaylarındadır.
Bu hastalıkların evrimi aylar boyunca sürer ve yerel belirtilerle ortaya çıkarlar. Bu belirtiler özgün değildir ve yalnızca etkeni ortaya çıkaran incelemelerle teşhis doğrulanır. Mantar hastalıklarından sorumlu mantarlar birçok yolla, ama özellikle su, hava ve cinsel ilişki yoluyla geçerler.
Derideki mantar hastalıklarının uzun süreden beri bilinmesine karşın, derindekiler, özellikle üreme sistemiyle ilgili olanlar, daha yakın zamanda ortaya konmuştur. Eu hastalıkların inceleme ve tedavileri 20 yılda önemli ölçüde ilerlemiştir. Özellikle kadınlarda raslanır ve üreme organlarının bütün düzeylerinde ortaya çıkarlar.
Yerleşme Yerleri
Kadınlarda, leğen, dış üreme organı ve dölyolu düzeyinde yerleşimlere en sık raslanır.
Erkekte en sık gözlenen yerleşme bölgeleriyse şunlardır: Ön sidik yolunda (idrar yolu); kamış başında; kamış kılıfında; erbezi torbalarında; kasıkta.
Etkenler
Üreme sistemi hastalıklarına yolaçan mantarlar, mikroskopta görülen, çok küçük organizmalardır. İncelenmeleri için, özel besiyerlerinde üretilmeleri ve üretmeden sonra en az bir hafta beklenmesi gerekir. Bu organizmalar, havayla temas edince tanınmaları daha kolay olan sporlar oluştururlar.
Çıplak gözle bakıldığında, besiyerindeki kolonilerin görünümü, bir mantardan ötekine değişir. Bazıları krem renkli kaygan, ötekiler beyaz, tomurcukludur. Sözgelimi sık raslanan mantarlardan kandidalar, besiyerine ekildiğinde, beyaz lifler görülür. Ötekilerde bu lifler az ya da çok gelişmiştir ve renkleri kızıl sarı, yeşildir. Havayla temas edince, sporlar belirir ve görünüm değişir.
Besiyerinden alman bir damla, lam ve lamel arasına konup, mikroskopta incelenir; biçimi, liflerin dallanması gözlenebilir. Böylece cryptococcus, aspergiliumlar ve dölyolu yerleşimlerde çok sık raslanan candida albicans’ı da kapsayan monilialar ayırdedilebilir.
Mantarın bir kişide onu hasta etmeden yaşaması (saprofit) durumu ile hastalığa yolaçıcı asalak olduğu zamanki durumu arasında önemli yapı değişiklikleri ortaya konmuştur. Sözgelimi bazıları, normal durumda lifli, asalak halindeyken sporlu olabilir.
Mantarların değişik besiyerlerindeki davranışları, bazı durumlarda hastalık nedeni organizmayı tanımada yardımcı olur; böylece, değişik kandida tipleri, şekerli jelozdan oluşan besiyerinde, bu şekerleri mayalandırma yeteneklerine göre birbirlerinden ayrılabilir. Bu yöntem oldukça yavaştır. Bunun yerine, nişasta üstünde biçimlenme yeğ tutulur: 6-13 mm çapında, yuvarlak, yağ damlalarına benzeyen, düzgün sporlarıft ya da klamidosporların biçimlenmesi gözlenir.
Kadındaki Belirtiler
En sık raslanan yerleşim yeri dölyoludur: Mantar kökenli dölyolu iltihabı. 100 kadından 15′inde mantar hastalığı vardır.
Hasta genellikle, beyaz akıntı nedeniyle hekime başvurur. Bu, pek fazla olmayan beyazımsı, az akıcı salgılardan oluşan, yoğurda benzer bir akıntıdır. Salgılar hastayı rahatsız eder; özellikle âdet çevriminin sonunda, âdet kanaması yaklaşırken, önlem almaya zorlar. Beyaz akıntının yanısıra, genellikle bir yanma duygusu, dölyolu çeperinde tahriş vardır: Bir hekime danışmayı gerektirecek kadar şiddetli .olabilir. Ama genellikle, hasta kaşıntılardan ötürü hekime başvurur. Ağrılar durup dururken ya da cinsel birleşme sırasında (ağrılı cinsel ilişki) ortaya çıkabilir.
Yukardaki belirtilerden herhangi biri karşısında hekim, eksiksiz bir kadın doğum muayenesi uygulamalı, özellikle de spekulumla dölyoluna bakmalıdır. Bu gözlem, dölyolunda mantar bulunması olasılığını ortaya çıkarabilir. Ama mantar varlığı, ancak laboratuvar incelemesiyle doğrulanabilir.
Hekim spekulumla bakınca, kırmızı, aşırı damarlı, iltihaplı bir mukoza (yani dölyolunun iç çeperini döşeyen, salgı yapan doku) ya da beyazımsı, ağızdaki aftlara benzeyen noktaların serpiştirildiği bir mukoza görebilir; bu iltihaplı ve «aft biçimli» bozunlar, küçük ve büyük dudaklarda da bulunabilir ve kalçaların iç yüzüne yayılabilir. Ciddi enfeksiyonlarda kalın, beyazımsı, bütün dölyolunu döşeyen bir örtü vardır.
Özetlersek, kaşıntıyla birlikte beyaz akıntılar, hekime başvurmayı ve teşhis için dölyolundan salgı alınmasını gerektirir. Üreme etkinliği dönemindeki kadınlarda mantar hastalığına çok sık, ergenlikten önceki küçük kızlarda ve yaşdönümünden sonraki kadınlardaysa çok ender raslanır. Gebe kadınlarda, dölyolu mantar hastalıklarına çok sık raslanır. Doğum kontrol hapı kullanan kadınlarda da mantar hastalıklarına oldukça sık raslandığı gözönünde tutulursa (gerçekten yapay östrojen ve progesteron gebeliğe yakın bir hormon durumu yaratır), arada bir ilişki kurulabilir. Dölyolunun hormon durumunun, dölyoiunda mantar hastalıklarının görülmesinde rol oynadığı ileri sürülebilir.
Erkekteki Belirtiler
Erkeklerde, sidik yolunda mantarların üremesi, bulanık görünümlü, bazen bol iltihaplı bir salgıya neden olur. Belsoğukluğu kökenli olmayan bir sidik yolu iltihabı sözkonusudur. Bu akıntı karşısında, genel eğilim, bir antibiyotik tedavisidir; oysa bu, hastalığı ağırlaştırabileceği için zararlıdır. Dolayısıyle, teşhis koymak için her şeyden önce laboratuvar incelemesi yapmak gerekir. Bu ilkeye mutlaka uyulmalı, sidik yolundan herhangi bir akıntı geldiğinde, hiç bir tedavi uygulamadan önce, salgıdan örnek alınarak laboratuvarda incelenmelidir.
Bir candida albicansın mikroskoptaki görünümü. Candida albicans, üreme organlarında mantar hastalıklarının en sık raslanan etkenlerindendir.
Üreme organları çevresindeki kıllı bölgedeki, erbezi torbalarındaki (keseleri kaplayan kıvrımlı deri), makat çevresindeki, butların iç yüzündeki mantarlar, kadınlarda da raslanan pişikleri oluştururlar.
Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar
Gonore (Bel soğukluğu)
Erkeklerde sık ve yanmalı idrar yapma ve akıntı; kadınlarda akıntı, adet düzensizliği, sık ve yanmalı idrara çıkma belirtileriyle tanınır.Cinsel yolla bulaşan hastalıkların en sık rastlanılanıdır. Karın içi iltihaplarına, kısırlığa ve üreme organlarında apselere neden olur. Gebe kadında, doğum kanalından bebeğe bulaşabilir. Yeni doğan bebekte körlük, zatürre gibi hastalıklara yol açar. Hastalık bulaştıktan
2-3 hafta sonra belirtiler başlar. Tedavisi kolay bir hastalıktır.
Sifiliz (Frengi)
Bütün vücudu etkileyen bir hastalıktır. Erken fark edildiğinde tedavi edilebilir. Annede varsa bebeğede geçebilir. Hastalığı yapan etkenin vücuda giriş yerinde şişkin ve ağrsız bir yara ile kendini belli eder. Tedavi edilmeyip ilerlerse,sinir sistemine zarar vererek körlüğe ya da sağırlığa yol açar. Kalp kasına zarar vererek kalp hastalıklarına neden olur. Vücudun çeşitli yerlerinde tümör oluşumuna ve ölüme neden olabilir.
Şankroid (Yumuşak Çıban)
Üreme organlarında ağrılı yaralarla kendini belli eder. Genellikle yaraya yakın kasıkta oluşan şişlikler zamanla büyür ve içindeki iltihap akar. Tedavisi kolaydır.
Klamidya
Kadınlarda sarı köpüklü bir akıntı ile kendini belli eder. Erkeklerde yanmalı idrara çıkma ve sarı akıntı ile belli olur. Kadınlarda karın içinde yaygın iltihaplanmalara yol açar. Bu durum kısırlığa, üreme organlarında apselere neden olur. Gebe kadınlarda yüksek ateş, düşük ve ölü doğuma yol açar. Doğum sırasında bebek, annenin doğum kanalından mikrobu alabilir ve akciğerlerinde ya da gözlerinde iltihaplar oluşabilir. Tedavisi kolaydır.
Trichomonas
Yeşil ve kötü kokulu bir akıntı ile belli olan bir hastalıktır. Kadında tüplerde iltihaplanmaya neden olarak geçici kısırlığa yol açabilir. Tedavisi kolaydır.
Herpes (Genital uçuk)
Üreme organlarında kaşıntılı ve ağrılı, uçuk şeklinde sivilceler görülür ve bunlar çok ağrılı yaralara dönüşür. Kendiliğinden iyileşir, ancak tekrarlar. Tedavisi zordur. İdrar yollarında hastalıklara, menenjite, kadınlarda rahim ağzı kanseri ve düşüklere neden olur. Bebek doğarken, doğum kanalından hastalığı alabilir. Gözleri, deriyi ve sinir sistemini etkiler, bebek ölümüne yol açabilir.
Üreme organı siğilleri ve deri kabarıklıkları
Dış üreme organlarında, haznede, makat ve idrar kanalının dışa yakın kısımlarında görülen, ağrısız, karnıbahar görünümünde et kümeleri belirtisi taşır. Tedavisi mümkün, ancak zordur. Tedavisi edilmezse kümeler büyüyerek çevre organlara zarar verir. Doğum yolunu, idrar kanalını, makatı tıkayabilir. Doğum sırasında anneden bebeğe bulaşabilir ve bebeğin solunum yolunda siğiller oluşarak solunum sıkıntısına yol açabilir.
Hepatit – B
Su ve besinlerle bulaşan sarılık tipleri olduğu gibi kan ürünleriyle ve cinsel temasla geçen sarılık türleri de vardır. Hepatit B bunlardan biridir. Karaciğerde büyüme ve hassaslık, idrar renginde koyulaşma ve sarılık, ateş, kusma gibi belirtileri vardır. Hastalığın salgın olduğu yerlerde aşı yapılabilir. Karaciğer iltihabı,siroz, karaciğerde kanser ve ölüme neden olabilir. Kesin tedavisi yoktur. Vücudu güçlendirici tedavi, hastalığın zararını azaltır.
HIV-AİDS :
Cinsel yolla bulaşan virüslerden biridir. HIV taşıyan kanla veya kana temas etmiş araçlar yoluyla da bir insandan diğerine geçebilir. Anneden bebeğe, hamilelik döneminde, doğum sırasında ya da sütle bulaşabilir. HIV vücuda girdikten 3 ay sonra ‘ELISA’ testi ile saptanır. İnsana bulaşan HIV virüsü bazen hiç hastalık yapmayabilir. Ancak virüsü taşıyanlar başkalarına bulaştırabilir.
HIV’in neden olduğu hastalığa AIDS denmektedir. AIDS, tedavisi olmayan bir hastalıktır. Vücudun mikroplara karşı korunma sistemini bozarak bütün vücudu etkiler ve başka hastalıkların oluşmasına neden olur. HIV vücuda girdikten 5-10 yıl sonra ortaya çıkabilir. Hastalığın çıkma belirtileri arasında sürekli halsizlik, nedeni bilinmeyen uzun süreli ateş, kilo kaybı, gece terlemeleri, cinsel organlarda uzun süreli yaralar ve tedavi ile geçmeyen mantarlar, zatürre sayılabilir. Vücudu güçlendiren tedavilerle hastanın yaşamı uzatılır.
HIV, virüsü taşıyan kişinin kullandığı klozet, bardak ya da çatıl, kaşık ile bulaşmaz. Virüs, tokalaşma, kucaklaşma, öpme ile bulaşmaz. Ancak ağzı ağıza öpüşmede kanamaya yol açacak sert öpüşmeler, ağızdaki yaralar, diş fırçalanması sırasında diş etlerinin kanamış olması bulaşmaya neden olabilir.
HIV virüsü sivrisinek ya da böcekler vasıtası ile insanlara bulaşamaz. HIV virüsü, tükürük, gözyaşı, ter aksırık, öksürük, idrar ve dışkıyla bulaşmaz.
Bulaşma yolları
En sık görülen bulaşma yolu, korunmasız cinsel ilişkilerdir.
Cinsel yolla bulaşan hastalıklardan korunabilmek için,
Cinsel yolla bulaşan hastalıklardan korunabilmek için, ne şekillerde bulaştıklarını ve güvenli cinselliğin ne olduğunu bilmek gerekir. Cinsel ilişki sırasında, erkeğin penisinin veya kadının salgısının (hazne sıvısının) diğer eşin ağzı, vaginası veya anüsüyle teması, bulaşmaya neden olabilir. Kucaklaşma, sarılıp yatma, öpüşme, masaj, elle okşama ve mastürbasyon güvenli yollardır. En güvenli yol vaginal (penis-hazne ilişkisi), anal (arkadan ilişki) ve oral (ağızla) cinsel ilişki sırasında kondom (prezervatif) kullanmaktır.
Penis vagina (hazne) ile temas ettiğinde, cinsel yolla bulaşan hastalıklar meniden vagina dokusuna veya vagina salgısından penisteki idrar deliğinin uç kısmına bulaşabilir. Vaginada veya peniste yara varsa, bulaşma kan ile vagina dokusuna veya penisteki idrar deliğinin uç kısmına olabilir.
Penisten akan sıvı veya meni ağızla temas ettiğinde, cinsel yolla bulaşan hastalıklara yakalanma ihtimali vardır. Ağızda kanama veya yara varsa, bulaşma ihtimali artar. Aynı şekilde ağız, vagina salgısı ile temas ettiğinde de bulaşma olabilir. Ayrıca ağzın, cinsel organlar ve anüs çevresindeki deri ile temasında parazitler bulaşabilir.
Anal (arkadan) cinsel ilişkide, cinsel yolla bulaşan hastalıklar meniden anüs dokusuna veya anüs dokusundaki kandan penisteki idrar deliğinin uç kısmına geçebilir.
Frengi, Hepatit B ve HIV için diğer bir bulaşma şekli , kan yoluyla bulaşmadır. Hasta kişiden kan nakli, hastayla aynı iğnenin veya aynı traş bıçağının kullanılması mikrobun bulaşmasına neden olur. İyi temizlenmemiş manikür-pedikür araçları, diş ve kadın doğum muayenesi araçları da bulaşmaya yol açar.
Korunma Yolları
- Cinsel ilişki sırasında cinsel yolla bulaşan hastalıklardan korunmayı sağlayacak tek yöntem kondom (prezervatif) kullanmaktır. Sperm öldürücü krem, köpük ve fitillerin (spermisitler) de bazı mikroplara karşı KISMEN koruyuculuğu vardır. Ancak bu maddeler tek başına korunmayı sağlamaz. Eğer spermisitler ve kondom birlikte kullanılırsa korunma oranı artar.
- Cinsel ilişkide bulunmamak da bir korunma yolu sayılır.
- Frengi, Hepatit B ve HIV için, kanla bulaşma yoluna dikkat edilmeli ve gerek kuaför ve berber salonlarındaki araç gerecin, gerekse eczane ve sağlık kuruluşlarındaki hizmet amaçlı araç gerecin temizliğinden emin olunmalıdır.
- Özellikle üreme organlarında meydana gelen yara, bere, sivilce ya da kaşıntıyla oluşan tahrişlerin hemen tedavi edilmesi, bulaşma tehlikesini azaltır.
- Cinsel yolla bulaşan hastalıkların bulaşma tehlikesi, eş sayısında artışla birlikte artar. Paralı cinsel ilişkiye girenler, korunmak için daima kondom (prezervatif) kullanmalı ve bulaşmaya yol açacak davranışlardan kaçınmalıdır.
- Korunma yollarından bir diğeri, aşağıdaki belirtileri tanımak ve kişide ya da eşinde görüldüğü taktirde, derhal bir sağlık kuruluşun başvurmaktır.
NOT: CİNSEL YOLLA BULAŞAN HASTALIĞI OLANLARIN EŞLERİNİN DE MUTLAKA TEDAVİ EDİLMESİ GEREKİR.
Belirtiler :
Erkeklerde ;
- Sık idrara çıkma ve idrarda yanma, ağrı
- Penisten idrar sonrası veya sürekli akıntı
- Penis yüzeyinde ağrılı ülserler ve kasıklarda elle hissedilen sertlikler
Kadınlarda ;
- İdrara çıkmada ağrı ve yanma, sık idrara çıkma
- Hazneden koyu renkli ve kötü kokulu akıntı
Her iki cinste ;
- Cinsel birleşme sırasında ya da cinsel organlarda sürekli ağrı
- Sık ölü doğumlar
- Üreme organlarında siğiller
- Üreme organlarında uçuğa benzer döküntüler, şiddetli ağrı
- Makat veya perine (bacakların arasında kalan ve üreme organlarını örten kas dokusu) bölgesinde
- Apseler
- Düzenli aralıklarla tekrarlanan kanser taramaları (kadınlarda pap smear testi), erken teşhis için önemlidir.
Yine çok bulaşıcı olan ve ölüme yol açan Hepatit-B virüsüne karşı aşılanma önemlidir. Her iki cinste de akıntılara dikkat etmek ve görüldüğünde hekime başvurmak gerekir. Erkekte ve kadında koyu renkli ve kokulu akıntılar cinsel yolla bulaşan hastalıkların belirtisidir. Beyaz ve kaşıntılı akıntılar ya da sırf kaşıntı, mantarların belirtisidir.
Öpüşme Yolu ile Bulaşan Hastalıklar
Her iki taraf için de salgıların fiziksel transferi söz konusudur. Öpüşme ile enfekte salgılar yoğun bir şekilde karşı tarafa aktarılabilir. Temas sonucu bulaşan bu sekresyonlarda yoğun üreyebilen veya bulunabilen mikroorganizmalar risk oluşturmaktadırlar. Bu hastalıklar bazen basit bir soğuk algınlığından, daha ciddi veya kronik (müzmin) hastalıklara kadar değişebilmektedir.
Öpüşme ile sık bulaşan hastalıklardan örnekler;
- Soğuk algınlığı
- Grip
- Grup A beta hemolitik streptokoklar
- Çocukluk çağı döküntülü hastalıklar ı(kızamık, kabakulak, suçiçeği, enteroviruslar gibi)
- İnfeksiyöz mononükleoz (Öpüşme hastalığı)
- Tüberküloz
- Herpes (uçuk)
Bilinenin aksine Hepatit B, Hepatit C, AIDS gibi hastalık etkenleri tükrükte bulunabilmekle birlikte tükrükte çok düşük miktarlarda bulunduklarından bu yolla bulaş yok ya da diğer bulaş yollarına göre daha az kabul edilmektedir. Travmatik olmayan yani kanla temasın söz konusu olmadığı öpüşmeler bu hastalıklar için bulaştırıcı değildir.
Soğuk algınlığı: Soğuk algınlığı çeşitli viruslar tarafından oluşan ve üst solunum yolu infeksiyonu bulgu ve belirtileri ile seyreden bir hastalık tablosudur. Hafif seyirlidir. 200’e yakın virus çeşidi tarafından oluşabilir. Soğuk algınlığı dünyadaki en yaygın hastalıklardan birisidir. Özellikle okulların açılması ile eş zamanlı olarak başlar. Daha çok sonbahar ve ilkbahar aylarında görülürken, soğuk hava, virusların burun mukazasında üremesini kolaylaştırır ve infekte olmasına katkıda bulunur. Viruslar yakın temas ile rahatlıkla bulaşabilmektedir. Öpüşme ile de bu risk oldukça artmakta ve yoğun bir şekilde virus alımı olmaktadır.
Virus, kontamine yüzeylerde saatlerce kalabilmektedir. Bu yüzeylere temastan sonra da viruslar rahatlıkla buruna ve gözlere transfer olabilir. Bunu engellemek için el hijyenine dikkat edilmeli ve yakın temastan, buna öpüşme de dahil, kaçınılmalıdır.
Grip (influenza): Ateş, öksürük, baş ağrısı, halsizlik ve kas ağrısı ile seyreden akut viral bir infeksiyondur. Epidemi (ülke/şehir/kurum çapında) veya pandemi (dünyada) gibi geniş çapta salgınlar yapabilmesi ve akciğerle ilgili komplikasyonlarının özellikle bazı hasta gruplarında öldürücü olması nedeniyle, diğer akut solunum sistemi infeksiyonlarından ayrılır.
Kuluçka süresi etkenin konağa yerleşen dozuna bağlı olarak 18-72 saattir. Virüs solunum sekresyonları olan burun, boğaz çalkantı suyu, balgamdan izole edilebilir. Bulaşma virüs içeren küçük partiküllerin solunması ve solunum sekresyonlarının fiziksel transferi ile bulaşır. Öpüşme ile de rahatlıkla geçebilir.
Korunmada aşı ve infekte kişilerle yakın temastan kaçınmak önemlidir.
A grubu B- hemolitik streptokoklar: Bu grup bakteriler toplumda %5-25 oranında bulunabilmektedir. Sıklıkla hava yolu ve öpüşme dahil yakın temas ile bulaşır. Ayrıca deri lezyonları ile de bulaşabilmektedir. Aile içinde, kışla, kreş gibi toplu yaşam yerlerinde bulaşabilir. Genellikle kış aylarında daha fazla görülmektedir. Bu hastalıkta farinks ve tonsillerdeki infeksiyonlar dışında kalp ve eklem komplikasyonları açısından da önemlidir. Öpüşme ile infekte olan kişilerden bu bakteriler rahatlıkla direk transfer olabilir
Çocukluk çağı döküntülü hastalıklar: Bu hastalıkların hemen hemen hepsi oral sekresyonlarda bulunduğu için rahatlıkla öpüşme dahil yakın temasla ve damlacık yoluyla bulaşır.
Kızamık: İnfekte kişiler prodrom dönemde döküntü ortaya çıkmadan önce hastalığı bulaştırmaya başlarlar ve bulaşıcılık döküntü başladıktan sonrada devam eder. Hastada virus ağız içinde bulunduğu için boğaz çalkantı suyundan izole edilebilir.
Kızamıkçık: Hastaların solunum salgıları ile bulaşır. Döküntüden itibaren iki hafta daha bulaşıcılığı devam eder. Döküntü öncesinde 5-7 günlük ateş, halsizlik, baş ağrısı şeklinde prodrom dönemi olabilir. Bu virüste ağız içinde bulunduğu için boğaz çalkantı suyundan izole edilebilir.
Kabakulak: Damlacık infeksiyon ile bulaşır. Tükürük bezlerini enfekte eden bir viral hastalıktır. Virüs tükürük bezlerinden tükürük kanalları yoluyla ağızdan direk temas ile de bulaşır.
Enteroviruslar: Yaz aylarında ateş döküntü ile seyreden bir hastalıktır. Ağız içinde bulunan virüs, boğaz çalkantı suyunda izole edilebilir.
Su çiçeği: Ateş ve deri döküntüsü ile seyreden çok bulaşıcı bir çocukluk hastalığıdır. Erişkinlerde oldukça ağır seyreder. Kuluçka dönemi 2-3 haftadır. Daha çok ilkbahar, sonbahar aylarında görülür. Virüs trakea ve bronş epitel hücrelerine yerleşir. Solunum yolu ve yakın temas ile bulaşır. Yüzde, gövdede döküntü ve ağız içinde ve saçlı. deride veziküller vardır. Bağışıklık sistemi bozuk olanlarda hastalık ağır seyreder.
Herpes virüsler (HSV-I): HSV-1 ile birincil infeksiyon genellikle farinks ve ağız mukozasında oluşur. Bulaşma vezikül tarzındaki cilt lezyonu ile direk temas sonucudur. Kuluçka süresi 2-12 gündür. Hastalık birincil infeksiyondan sonra latent (sessiz) kalıp daha sonra bağışıklık sistemi baskılandığında yeniden reaktive olur ve yineleyen infeksiyonlara neden olur. Bunların başında “uçuk” adı verilen tablo gelmektedir.
Çocukluk çağında birincil infeksiyon geçirilmezse daha ileri yaşlarda gelişmediği görülür. Çünkü erişkinlerin ağız epitel hücreleri kalın ve dayanıklıdır. Bununla birlikte bu tür bireylerin herhangi bir nedenle bağışıklıklarının bozulduğu veya sağlık personeli gibi HSV ile yoğun karşılaşmaya bağlı olarak erişkin dönemde de birincil infeksiyon geçirdikleri görülür. Erişkinlerin %70- 90’ında HSV- 1 antikorları yani infeksiyonun geçirildiğine dair kanıt bulunmaktadır. Genellikle çocukluk yaş grubunda yakın temas ile duyarlı kişilerin deri ve mukozalarındaki çatlak veya sıyrıklardan etkenin girmesi ile bulaşır. HSV -1 infeksiyonu genellikle orofarenks ile sınırlıdır ve bu tür olgularda virüs çevreye infekte aerosoller veya tükürük ile bulaşır. Orofarengeal hastalık daha çok 1-5 yaş arası çocuklarda görülür. Ağız mukozası, dil, dudak, damak ve farinkste küçük veziküller ve ülserasyonlara neden olur. Bu tablonun veya uçuk adı verilen tekrarlamaya bağlı lezyonların bulaşında öpüşme önemli rol oynamaktadır.
İnfeksiyöz mononükleoz(öpüşme hastalığı, ukte humması): Her iki cinste, yılın her mevsiminde eşit sıklıkta görülür. Hafif bulaşıcı infeksiyon kabul edilir. Virüs insandan insana sıklıkla orofarinks salgıları ile yakın temas sonucu bulaşır. Nadiren damlacık infeksiyonu şeklinde bulaşır. Duyarlı konağın orofarinks epiteline girerek buradaki hücreleri infekte eder. Genç erişkinde akut infeksiyon; yüksek ateş boğaz ağrısı, lenf bezi büyümesi ile karakterize bir tabloya neden olur. Hastalar en sık boğaz ağrısı yakınması ile başvurur.
Tüberküloz: Kişiden kişiye geçiş başlıca solunum yolu ile olur. Tüberküloz hava yolu ile geçen infeksiyonlara klasik bir örnektir. Kaynak vakaların birçok solunumsal manevrası (öksürme, hapşırma vb..) ile bulaşır. Bu manevralar sırasında üst solunum yollarından yüksek hava akım hızları oluşur. Hava yolu mukozasını kaplayan sıvıdan ve akciğerlerdeki infeksiyon odaklarından çok sayıda sekresyon damlacıkları ile tüberkülozlu hastalardan sağlam kişilere geçişi olmaktadır.
Ancak buluşta aktif özellikle öksürük ve balgam çıkarımının eşlik ettiği akciğer tüberkulozu geçiren kişilerle öpüşme dahil yakın temas, tedavi başlanana kadar bulaş açısından risklidir. Akciğer dışı yerleşim gösteren tüberküloz, tedavi başlanmış ve tedavinin üzerinden 2 hafta geçmiş olgular bulaştırıcı kabul edilmemektedir.
Yukarıda öpüşme ile sık bulaşan belli başlı hastalıklardan söz edilmiştir. Ancak infeksiyom etkenlerinin pek çoğunun giriş bölgesinin boğaz- burun olduğu, etkenin ve hastalığın özelliğine göre burada kısa yada uzun bir çoğalma süreci geçirdikleri düşünüldüğünde öpüşmenin çok sayıda etkenin bulaşında önemli rol oynadığı öngörülebilir.
Bu nedenle özellikle kış aylarında ve özellikle infeksiyon bulguları olan kişilerle öpüşmekten kaçınılması ve kalp hastaları, küçük bebekler, bağışıklık sistemi baskılanmış kanser hastaları ve önemli ameliyatlar geçirmiş kişilerin nekahet döneminde tümüyle öpüşmekten kaçınmaları kuvvetle önerilmektedir.
Genital Herpes (HSV)
Herpes simplex virüsünün (HSV) iki ana tipi vardır: HSV-1 ve HSV-2. HSV-1 enfeksiyonu çoğunlukla yüz bölgesinde uçukların ortaya çıkmasına yol açar (buna karşın kimi zaman genital herpese de sebep olabilmektedir).
Genital herpesin semptomları genital organlarınızda uçuk (kabarcık, kızarıklık, ağrı, kaşıntı) çıkmasına benzer. Semptomların ilk ortaya çıkışının ardından, yeni semptomlar ortaya çıkabilir, ya da diğer adıyla “reküranslar” oluşabilir.
Genital herpes virüsü ile enfekte olan bir kişi için kesin tedavi olmamasına rağmen, ilaç tedavisi yoluyla semptomlar kontrol altında tutulabilir ve cinsel aktivitenin daha güvenli yapılmasıyla (kondom kullanılarak) enfeksiyonun eşlere bulaşma riski azaltılabilir.
Belirtileri Nelerdir ?
Genital herpesin semptomları büyük değişiklikler gösterir. Herkesin deneyimi birbirinden farklıdır.
En sık görülen semptomlar arasında:
- Genital bölgede (ve muhtemelen kaba et, sırt altı bölge ve kalçada) kaşıntı ya da ağrı
- Genital bölgede ortaya çıkan, soyulan ve daha sonra kabuk bağlayan kabarcıklar
- Kaba et, kalça ve kasık bölgesinde kabarcık ve uçuklar
- Muhtemelen baş ağrısı, bitkinlik ve adale ağrıları
- Daha az yaygın olmakla beraber, genital herpes ateşe de yol açabilir.
Nadiren, kasık bölgesinde yanma ya da kabarma meydana gelebilir (bu durum lenf nodlarının şişmesinden kaynaklanır)
Genital herpesin ilk görüldüğü zamanki belirtileri tedavi edilmezse, bir ile dört hafta kadar sürebilir. Bir kere herpes virüsüne yakalandığınızda, antiviral ilaç tedavisi görseniz de virüs vücudunuzda kalır.
Ne yazık ki, virüsün kendini gösterdiği hastalar gelecekte de sık sık yinelemeler yaşayacaklardır. Ancak, bu yinelemeler daha az şiddetlidir ve ilk ataktan daha kısa sürmektedir.
Hafif semptomlar ya da hiç semptom görülmemesi
Bazı insanlarda genital herpes ortaya çıktığında sadece hafif semptomlar görülür. Bu durum doktorların genital herpes virüsünün neden olduğu semptomları tanımalarını güçleştirir.
Kimi zaman, insanlar bu hafif semptomları başka bir durumun semptomları ile karıştırabilir (kadınlardaki mantar enfeksiyonları gibi).
Bazı insanlar ise virüs ile enfekte olmalarına karşın hiçbir semptoma sahip olmayabilir.
Bu “atipik” durumlarda, uçuk yaraları genital herpes ile ilişkilendirilen kabarcıklardan farklı görünebilir. Böyle durumlarda, genital bölgeden sürüntü alınması ya da kan örneğinizin alınması herpes virüsünün bulunup bulunmadığının anlaşılmasında özellikle faydalı olabilir.
Semptomlar hafif olsa – ya da hiçbir semptom olmasa dahi, virüs cinsel eşe bulaşabilir (“asemptomatik yayılma”).
Genital herpese yakalanıp yakalanmadığınızı ancak doktorunuz kesin biçimde söyleyebilir.
Tanı aşağıdakilere dayanılarak yapılır:
- Tıbbi geçmişiniz
- Özellikle uçuk ya da benzeri semptomlar mevcut ise, fiziksel muayene
- Laboratuvar testleri
Eğer genital herpese yakalandığınızı düşünüyorsanız, semptomlarınızın sebebinin ne olduğunu öğrenmek ve tedavi seçeneklerini tartışmak için doktorunuza vakit geçirmeden danışmanız önemlidir. Doktorunuz tarafından reçete edilen tedavi genital herpesin semptomlarını hafifletir – ya da eğer her gün “supresif / baskılama” tedavisi alıyorsanız, bu tedavi atak sayısının %80-90 oranında düşürülmesinde yardımcı olabilir.
Sifiliz (Frengi)
Ana bulaşma yolu cinsel temastır. Bakterinin bulaşması vajinal, anal veya oral seksle olabilir. İnfekte kişiyle cinsel temas sonrası bulaşma riski yaklaşık 1/3’tür. Gebelik sırasında anneden bebeğe plasenta yoluyla da bulaşabilir.
Tuvaletlerden, kapı kollarından, yüzme havuzlarından, hamamlardan, saunalardan, giyim eşyaları ve ortak kullanılan yeme - içme araç ve gereçlerinden bulaşmaz.
Belirti ve Bulguları
Kuşkulu cinsel temastan yaklaşık 3 hafta sonra (10 - 90 gün) genital bölgede şankır adı verilen sert, ağrısız ve tabanı temiz bir yara ortaya çıkar. Bu yara tedavisiz olgularda bile 3 - 6 hafta içinde iyileşir.
Bu yara tedavi edilmezse., sifilizin ikinci evresi başlar. Bu evrenin en sık görülen bulgusu deri döküntüleridir. Mukozalar, el ayası ve ayak tabanı da dahil olmak üzere tüm vücudu tutabilir. Döküntülerin yanı sıra halsizlik, başağrıları, boğaz ağrısı, ateş, kas ağrıları, kilo kaybı, saç dökülmesi, yaygın lenf bezlerinde büyüme ve condyloma lata adı verilen, genital bölgede ortaya çıkan siğil benzeri lezyonlar görüleblir. Bu evrede merkezi sinir sistemi, karaciğer, böbrek, göz, eklem ve kemikler de tutulabilir.
Tedavisiz olgularda yıllar sonra gom adı verilen oluşumlar deri, kemik ve karaciğer başta olmak üzere tüm dokularda ortaya çıkabilir.
Gebelik Sırasında Sifiliz Bebeğe Geçebilir mi?
Eğer anne sifiliz hastasıysa, gebelik sırasında bebeğe geçme riski yüzde 40’dır. Doğumsal sifiliz bebekte ciddi sorunlara yol açabilir. Sifilizli doğan bebeklerin yaklaşık yüzde 10’u doğumdan sonra kaybedilir.
Teşhis
Tanı için, ilk olarak şankırın tabanından kazınarak alınan materyalin karanlık saha mikroskopisi yapılıp spiroketler görülmesi gerekir. Bu şekilde tanı koyulabilir.
Etkenin alınmasından kısa süre sonra kanda etkene karşı antikorlar belirmeye başlar. Genellikle tanı bu antikorları saptayan testlerin yapılmasıyla koyulur. Önce tarama testi olarak sifilize özgül olmayan VDRL veya RPR testleri yapılır. Bu testlerin yapılması kolay, hızlı ve ucuzdur. Tedavisiz sifiliz olgularının tümünde bu iki test pozitiftir. Başarılı bir tedaviyi izleyerek kaybolduklarında, tedavi başarısını izlemek için de bu testlerden yararlanılır. Eğer bu testler pozitifse, tanıyı doğrulamak için sifilize özgül testler (FTA-ABS, TPHA, ELISA testleri) yapılır. Bu testler genellikle yaşam boyu pozitif olarak kalırlar.
Sifilizle HIV Enfeksiyonu Arasında Bir İlişki Var mı?
Sifilizli olanlarda HIV enfeksiyonu, olmayanlara göre 2 - 5 kat daha fazla görülür. Bunun nedeni sifilize ait genital bölgedeki yaranın HIV’nün geçişini kolaylaştırmasıdır.
Tedavi
Her dönemdeki sifiliz penisilinle kolay bir şekilde tedavi edilebilir.
Bir kişi sifiliz geçirip tedavi edildikten sonra tekrar sifilize yakalanabilir mi?
Sifilize karşı oluşan koruyucu antikorlar zaman içinde kanda azalarak kaybolurlar. Bu yüzden sifiliz tekrar bulaşabilir ve hastalık oluşabilir.
Sifilize Karşı Nasıl Korunulur?
Sifilizden korunmak için yapılması gerekenler:
· Kuşkulu cinsel temastan uzak durmak
· Tek eşlilik - arkadaşlığı seçmek
· Kondom kullanmak
· Gebelerin sifiliz yönünden taranması
Kaynak: ailem.com'dan alınmıştır
Sağlık / Cinsellik: Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar ve Tedavi Yöntemleri
Belirtileri:
· Üreme organları ve anüs çevresinde ağrılı ülsere neden olabilecek, ağrılı yaralar.
· Ağrılı idrar, vajinal akıntı ya da kanama.
· Kasıklarda şişkinlik.
· HIV bulaşma riskini arttırır.
Tedavisi:
Antibiyotik kullanımıyla tedavi edilebilir. Yaraların iyileşmesi aylar alabilse de, tedavisi kolaydır. Bütün cinsel eşlerin tedavisi gerekir.
Genital Herpes
Belirtileri:
· Üreme organları ve anüs çevresinde yanma, kaşıntı ve ağrılı yaralar.
· Dudaklarda siğiller.
· Kadınlarda rahim ağzında, erkeklerde idrar yollarında rahatsızlıklar.
· Ateş, baş ağrısı, yorgunluk, ağrılı idrar, idrarda zorluk ve kasıklarda şişkinlik.
· Siğiller kendiliğinden iyileşecekse de, virüs kalıcıdır ve bir süre sonra yine ortaya çıkabilir.
· Bebeklerde gözleri, deriyi ve sinir sistemini etkiler. Ölüme neden olabilir.
· HIV bulaşma riskini arttırır.
Tedavisi:
Kesin tedavisi yoktur. İlaç yardımıyla yara ve ülserlerin yayılımı önlenebilir. Erken tanı ve tedaviyle, hastalığın şiddeti ve acısı azaltılabilir.
Sifiliz (Frengi)
Belirtileri:
· Başlangıçta, üreme organlarında ülser.
· Acısız olduğundan fark edilmeyebilir.
· Ülserler, daha sonra ağız, rahim ağzı ve diğer organlarda oluşabilir.
· İkinci aşamada, deride egzema.
· Tedavi edilmezse vücuda yayılır ve kalp, beyin gibi organlara kalıcı zararlar verir.
· Gebelik veya doğum sırasında, anneden bebeğe geçebilir.
· HIV bulaşma riskini arttırır.
Tedavisi:
Penisilin ve antibiyotiklerle tedavi edilir.
Trikomoniasis
Belirtileri:
· Kadınlarda vajinal yanma, kaşıntı, kokulu ve zor idrar, ağrılı cinsel ilişki.
· Gebelerde prematüre doğumlara yol açabilir.
· Erkeklerde ağrılı idrar, anormal akıntılar.
· Genellikle kendiliğinden de geçer; ancak dikkat edilmezse prostata da bulaşarak kısırlığa yol açabilir.
· HIV bulaşma riskini artırır.
Tedavisi:
Antibiyotikle tedavi edilebilir.
Genital siğiller
Belirtileri:
· Dış üreme organları, hazne, makat, idrar kanalı çevresinde ve boğazda, genellikle karnıbahar görünümlü, ağrısız siğiller.
· Hastalığa neden olan virüsün bazı tipleriyle, rahim boynu kanserleri arasında ilişki bulunmuştur.
Tedavisi:
Lazer ya da özel ilaçlarla siğiller yakılabilir. Cerrahi müdahale de gerekebilir. Tedavi süresince cinsel ilişkide bulunulmaması önerilir. Siğiller tedavi edilse de virüs kalıcıdır ve tekrar ortaya çıkabilir.
Kandidiazis (Mantar Enfeksiyonu)
Belirtileri:
· Yalnızca kadınlarda görülür.
· Üreme organlarında kaşıntı ve yanma.
· Ağrılı idrar ve cinsel ilişki.
Tedavisi:
Mantar önleyici ilaçlarla kısa sürede tedavi edilebilir.
Bakteriyel Vajinoziz
Belirtileri:
· Kadınlarda görülür.
· Pelvis (leğen kemiği iç bölgesi, karın üreme organlarının bulunduğu bölge) içi iltihaplanma.
· Anormal vajinal akıntı, kasıklarda ağrı, ateş, zamansız adet kanamaları, titreme ve ağrılı cinsel ilişki.
· Ancak, genellikle hiçbir belirti görülmez.
· Yumurtalıkların zedelenmesi, kısırlık ya da ölüme neden olabilecek dış gebeliğe yol açabilir.
· İleride hastalığın tekrarlanması ve kronik kasık ağrıları da mümkündür.
Tedavisi:
PID’ın beraberinde getirebileceği olası diğer enfeksiyonlar da dikkate alınarak, birden fazla antibiyotik birlikte kullanılabilir (kombine ilaç tedavisi). Bazı koşullarda hastaların bir süre hastanede yatması da gerekebilir.
Gonore (Bel soğukluğu)
Belirtileri:
· Erkeklerde idrar yollarında, makat içinde ve boğazda iltihaplanma.
· Penis ucunda akıntı ve ağrılı idrar.
· Döl yollarına sıçraması durumunda, testislerde şişlik ve kısırlık.
· Hastalık hiçbir belirti vermeden de seyredebilir.
· Kadınlarda vajinal akıntı, kasıklarda ağrı, idrarda güçlük, düzensiz kanamalar.
· Enfeksiyon, üst üreme yollarına yayılıp pelvik iltihaplarına neden olabilir. Metodlar gerekebilir.
· Tedavi edilmezse, kan dolaşımına karışıp, eklemleri, kalbi ve beyni etkileyebilir.
· Hamileler, hastalığı bebeklerine de geçirebilirler.
· Bebeklerde körlüğe varabilecek önemli göz rahatsızlıkları ortaya çıkabilir.
· HIV bulaşma riskini artırır.
Tedavisi:
Antibiyotik kullanımıyla tedavi edilebilir. Hastanın direncine, coğrafi çevresine göre farklı metodlar gerekebilir.
Klamidya
Belirtileri:
· Hastaların çoğunda hiçbir belirti görülmez.
· Kadınlarda hazne ve anüs çevresinde enfeksiyon, vajinal akıntı, kasıklarda ağrı, idrarda zorluk.
· Enfeksiyon, üst üreme yollarına sıçrayıp pelvis iltihaplanmasını doğurabilir.
· Hamileler, hastalığı bebeklerine de geçirebilirler.
· Bebekte göz rahatsızlıkları ve ölümüne neden olabilecek zatürreye de rastlanabilir.
· Erkeklerde idrar yollarına ve rektuma zarar verebilir.
· Ağrılı idrar ve penisten anormal akıntılar.
· Hastalık döl yollarına sıçrarsa, testislerde şişlik ve kısırlık.
· HIV bulaşma riskini artırır.
Tedavisi:
Antibiyotik kullanımıyla tedavi edilebilir. Klamidya ve Gonore, genellikle birlikte görülürler.
Hepatit B
Belirtileri:
· İlk belirtileri, baş ağrısı, halsizlik, deri döküntüleri, iştahsızlık, bulantı ve kusma.
· Sonraları koyu idrar, kasık ağrıları ve sarılık.
· Belirtileri gözle görülmese de, ileride karaciğer büyümesine yol açabilir.
· Hepatit B virüsü karaciğer iltihaplanması ve buna bağlı olarak ölüme de neden olabilir.
Tedavisi:
Hepatit B’nin tedavisi yoktur. Ancak çeşitli aşılarla hastalık önlenebilir.
AIDS
Belirtileri:
· Vücudun bağışıklık sisteminin yıkılması sonucunda, normalde zararsız olan, hafif geçen ya da ender rastlanan bazı hastalıklar belirir.
· Lenf bezlerinde büyüme.
· Ağız, yemek borusu ve deride, tekrarlayan, inatçı uçuk, pamukçuk, yara ve lekeler.
· Nedeni bilinmeyen, uzun süreli ateş, gece terlemeleri.
· Kilo kaybı, ishal, öksürük.
· Cinsel organlarda uzun süre iyileşmeyen yaralar.
· Tüberküloz, akciğer hastalıkları, zona.
· Beyin, akciğer ve göz iltihapları.
Tedavisi:
AIDS’in tedavisi yoktur. Önleyici tedbirler alınmalıdır.
O.K. - Eczacıbaşı İlaç Pazarlama
Kaynak: ailem.com'dan alınmıştır
Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar
Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar
Bu başlık altında toplanan hastalıklar iki insan arasında oluşan cinsel nitelikli yakın temasla bulaşan mikrobik (bakteri, virüs, parazitlere bağlı) hastalıklardır. Önceleri zührevi hastalıklar olarak anılan bu hastalıkların bir kısmı yanlızca genital bölgede belirtilere neden olurken (kadında vajinal akıntı, erkekte üretradan akıntı, heriki cinste genital bölgede ülser gibi), diğer bir kısmı tüm vücudu etkileyen genel belirtilere neden olurlar (frengi, hepatit B ve AIDS gibi).
Bu hastalıkların bir kısmı için en önemli bulaşma yolu iki insanın cinsel nitelikli yakın teması iken (genital siğil, herpes simpleks, vajinit gibi), diğer bir kısım hastalıklar cinsel yolla bulaşmaya ek olarak kan yoluyla (AIDS ve hepatit B'nin virüsü taşıyan kanın nakledilmesiyle bulaşması gibi, anneden bebeğine henüz doğmadan frengi bulaşması gibi) ve cinsel ilişki dışındaki yakın temasla da bulaşabilmektedir (anneden bebeğine doğum esnasında ya da doğum sonrasında emzirme ve bakım esnasında bulaşan genital siğil, herpes simpleks ve hepatit B gibi, aile içinde günlük yaşam koşullarının paylaşılması sonucu bulaşan hepatit B gibi).
Bu gruptaki hastalıkların bulaşması için heteroseksüel ilişki (kadın-erkek cinsel ilişkisi) koşul olmadığı gibi, bulaşma için gerçek cinsel ilişki olmaksızın enfeksiyonu taşıyan birinin genital bölgesiyle yakın temas bile hastalığı almak için yeterli olabilmektedir (genital siğil gibi). Cinsel yolla bulaşan hastalıklar tüm diğer bulaşıcı hastalıklar gibi bildirimi zorunlu hastalıklar grubunda yeralırlar.
Aşağıda anlatılacak hastalıkların çoğu için cinsel ilişki dışında da çeşitli bulaşma yolları mevcuttur. Bu yüzden bu hastalıklardan birine yakalanan kişinin partnerini, ya da partnerin hastalığa yakalanan kişiyi sadakatsizlikle itham etmesi haksızlık olabilir. Dahası CYBH'larda görülen belirtiler başka hastalıklarda da görülebilir ve yanlızca belirtilere dayanarak, tanı konmadan karşı tarafı suçlamak anlamsızdır.
Cinsel yolla bulaşan bir hastalığı olan kişinin hastalığın varolduğu zaman dilimi içinde ilişkide bulunduğu kişilere durumu bildirmesi ve bu kişilerin de kontrolden geçmeleri için uyarıda bulunması; tedavi bitene kadar, doktorun belirlediği süre içerisinde hiçbir cinsel aktivitede bulunmaması ya da doktorun izniyle prezervatif koruyuculuğu altında ilişkide bulunması partner(ler)ine ve topluma karşı en önemli sorumluluğudur.
CYBH başlığı altında toplanan hastalıklar
Gonore ve klamidyalara bağlı jinekolojik enfeksiyonlar: Gonore ve klamidya adı verilen iki ayrı bakteri türü, taşıyıcı erkekten kadına cinsel temasla bulaşarak kadının genital organlarında yaygın bir enfeksiyona yolaçabilmektedir. Pelvik enfeksiyon (Pelvic Inflammatory Disease-PID) adı verilen bu durum fallop tüplerinde tıkanmaya ve pelvis organlarında yapışıklıklara yolaçabilmekte, dahası yaygınlaştığında hayatı tehdid eden bir hastalık tablosu oluşturabilmektedir.
Erkeklerde "belsoğukluğu" adı verilen hastalıktan sorumlu gonore ve yine erkeklerde üretra (idrar boşaltım kanalının son kısmı) enfeksiyonlarına neden olan klamidya sıklıkla belirti vermeden bulunmakta, bazı durumlarda sperm ileten kanallarda daralmalara yolaçarak kısırlık nedeni olabilmektedir. Kadınlarda da tüplerin tıkanması ve genital organlarda oluşan tıkanıklıklar kısırlığa ve dış gebelik riskinin artmasına neden olmaktadır. Kadınlarda tüplerin tıkalı olması en önemli kısırlık nedenlerinden biridir ve en önemli nedeni cinsel yolla bulaşan bakterilere bağlı olarak gelişmiş pelvik enfeksiyonlardır. Kadında pelvik enfeksiyonlar belirtisiz seyredebileceği gibi sıklıkla akıntı ve kasıkağrısı şeklinde belirti verirler. Kadınların bu belirtiler konusunda duyarlı olmaları ve erken tedavi şanslarını yitirmemek için doktora başvurmaları önemlidir. Bu muayene kasıkağrısı ve akıntının pelvik enfeksiyona bağlı olup olmadığının saptanmasında ve erken tedavisinde önemlidir.
Genital ülser hastalıkları: Bu grupta yeralan hastalıklar cinsel yolla bulaşan ve erkek ve kadında genital bölgede ülser (yara şeklindeki lezyon) oluşumuyla belirti veren hastalıklardır. Bu grupta en sık Herpes Simpleks enfeksiyonu (genital "uçuk" hastalığı) ve sifiliz (frengi) görülür. Diğer genital ülser hastalıkları nispeten daha ender görülür (şankroid, lenfogranuloma venereum ve granuloma inguinale). Genital bölgede ülser behçet hastalığı, kanser, ilaç allerjisi gibi nedenlere bağlı olarak da görülebilir.
Herpes simpleks enfeksiyonu (genital bölgede "uçuk" hastalığı): Dudaklarda ve dudak çevresinde görülen uçuğa benzer lezyonların çok sayıda ve gruplaşmalar şeklinde ve çok daha şiddetli belirtilerle genital bölgede ortaya çıkmasıdır. Dudak uçuğuna yolaçan Tip 1 Herpes Simpleks virüsü (HSV 1) tarafından oluşturulabileceği gibi daha sık olarak cinsel temasla geçen HSV 2 tarafından oluşturulur.
Virüs bir kez vücuda yerleştiğinde belli dönemlerde tekrarlayıcı enfeksiyonlara yolaçar. İlk enfeksiyon oldukça ağrılı ve kaşıntılıyken, ikinci ve sonraki enfeksiyonlarda daha hafif belirtiler gözlenir.
Bu enfeksiyonun kadın açısından en önemli özelliği gebelik döneminin sonlarında ortaya çıktığında doğum kanalından bebeğe bulaşarak bebeğin hayatını tehdideden enfeksiyonlara yolaçma riski olması ve bu nedenle sezeryan ile doğum gerektirebilmesidir.
Sifiliz (frengi): Sifiliz etkeni olan bakteri (Treponema Pallidum) vücuda ilk girdiğinde kendini şankr adı verilen düzgün kenarlı ağrısız bir genital ülser şeklinde gösterir. Bu dönem hastalığın tedavisi için en uygun dönemdir. Tedavi edilmezse bu ülser 6-8 haftada kendiliğinden kaybolur ancak hastalık ilerlemeye devam eder ve belli bir süre sonra kendini çeşitli cilt döküntüleri, iç organ bozukluklarıyla gösterebilir. Bu dönemde de tedavi edilmezse bu belirtiler 4-12 hafta gibi bir zamanda kaybolur ve hastalık "iyileşmiş" izlenimi verir. Ancak belirtisiz geçen yaklaşık bir on yılın ardından hastalık kendini ciddi kalp-damar hastalıkları, nörolojik hasarlar ve diğer iç organ tutulmalarıyla gösterir.
Hastalığın her dönemde tedavisi mümkün olmakla beraber, ne kadar erken tedavi edilirse sekel ve organlarda kalıcı bozukluk bırakma riski o kadar düşer.
Kadınlar açısından sifilizin diğer önemli bir yönü erken gebelik döneminde hastalığa yakalanıldığında enfeksiyonun plasenta yoluyla bebeğe bulaşma ve doğacak olan bebekte çok ciddi anomalilere yolaçabilme riskidir.
Genital kondilomlar (genital siğiller): Human papilloma virus (HPV) adı verilen virüsün cinsel temasla genital bölgeye yerleşmesi sonucu oluşan değişik sayı ve büyüklükte kitlelerdir. Virüs vücuda yerleştiğinde zaman zaman tekrarlayıcı enfeksiyonlara ve yeni kitlelerin oluşmasına neden olur. Kadında erkeğe göre daha sık belirti verir. Kitleler mikroskopla tanınabilecek kadar ufak olabilecekleri gibi, çok sayıda kitlenin yanyana gelmesiyle adeta karnıbaharı andıran bir şekil alabilirler. HPV olağanüstü bulaşıcı bir virüstür ve gerçek cinsel birleşme olmaksızın yanlızca genital bölgelerin yakın teması ve hatta umumi tuvaletlerden bile bulaşabilir.
Kondilomların tedavisinde kitlelerin cerrahi yöntemle çıkarılması, koter yardımıyla yakılması ya da kriyoterapiyle dondurulması, ya da krem şeklindeki çeşitli ilaçlarla "eritilmesi" yöntemlerinden biri ya da birkaçı beraberce uygulanabilir. Burada amaç görünen lezyonların tümüyle ortadan kaldırılarak kitlelerin tekrar oluşma riskinin ve bulaştırıcılığın azaltılmasıdır. Ancak ne kadar iyi uygulanırsa uygulansın hiç bir tedavi yöntemi virüsü vücuttan tam olarak uzaklaştırmada etkili değildir.
Kondilomlara bağlı ortaya çıkan estetik problemler dışında HPV'nin en önemli özelliği virüsün bazı alttiplerinin kanserojen (kanser yapıcı) özelllikler taşımasıdır. HPV'nin çok sayıda alttipi arasından kondilom yapan Tip 6 ve Tip 11 dışında çoğu alttipin kanserojen özelliği vardır. Kanserojen özelliği olan alttipler genellikle kondilom yapmadan sessiz bir şekilde vücuda girerler ve hücrelerde kanserojen etkilerini başlatırlar. Bu virüsleri taşıyan erkeklerde penis kanseri oluşma riski, kadınlarda da serviks (rahimağzı) kanseri oluşma riski artmıştır.
En sık enfeksiyon yapan alttipler kanserojen etkileri olmayan ve daha çok kitle oluşumu şeklinde belirti veren 6 ve 11 tipleri olmasına karşın HPV tanısı konmuş bir bireyde diğer alttiplerin de sessiz bir şekilde bulunma riski yüksektir. Bu yüzden bu enfeksiyonu taşıyan erkeklerin üroloji uzmanlarının tavsiyesine göre hareket etmelerini, kadınların ise yıllık pap-smear incelemesine ek olarak serviksin mikroskop altında incelenmesine olanak veren kolposkopik incelemeden de geçmelerini uygun buluyoruz.
Günümüzde AIDS hastalarının tam olarak şifaya kavuşmaları mümkün olmamakla beraber virüsün yayılmasını kısmen durduran, fırsatçı enfeksiyonların tedavisinde başarıyla uygulanan çok sayıda ilaç yardımıyla AIDS hastalarının yaşam süreleri artmaktadır. AIDS aşısı çalışmaları da hızla devam etmektedir.
Hepatit B ("B tipi sarılık"): Bu hastalık da cinsel yolla ve aileiçi yakın temasla bulaşabilen bir virüs hastalığıdır. Bir aile bireyinde enfeksiyon ya da taşıyıcılık saptandığında, başta eş olmak üzere diğer aile bireyleri de risk altındadır ve gerekli tetkikler yapıldıktan sonra aşılanmalıdır. Günümüzde bebeklere ve diğer duyarlı bireylere rutin olarak Hepatit B aşısı uygulanmaktadır. Çok yakın bir gelecekte bu uygulamalarla dünya üzerinden Hepatit B hastalığının aynen çiçek hastalığı gibi tümüyle kalkacağını varsayabiliriz.
Vajinitler: Kadında oluşan vajinit kendini kötü kokulu, kirli renkte, köpüklü, bazen peynir kesiği şeklinde olabilen akıntıyla birlikte, kaşıntı, idrar yaparken yanma, ilişkiden sonra kanama şeklinde belli eder. Vajinitlerin tek oluşma yolu cinsel ilişkiyle bulaşma değildir. Mantarlara bağlı vajinitler gebelik, doğum kontrol hapı kullanımı, kontrolsüz kalmış şeker hastalığı gibi etkenlere bağlı olarak oluşabilirler. Trikomonaslara bağlı vajinitler de yine hijyenik olmayan koşullardan (umumi tuvaletler, havuzlar, ortak iç çamaşırı kullanımı) bulaşabilir.
Uretrit: Uretra, yani idrar boşaltım sisteminin mesaneden sonraki kısmı, CYBH'nin erkeklerde en sık belirti verdiği organdır. Uretrit adı verilen bu tabloda idrar yapma dışındaki zamanlarda akıntı olur. Bu akıntının da en sık nedeni gonore adı verilen bakteriye bağlı gelişen belsoğukluğudur. Gonore dışında klamidyalar ve diğer bazı bakteri türleri de uretrit nedeni olabilirler. Uretrit kadında da sık görülen bir hastalık olmasına karşın, sıklıkla genital sistemin diğer kısımlarında (serviks, fallop tüpleri gibi) oluşan enfeksiyonların seyrinde yeralır ve uretradan oluşan akıntı sıklıkla vajinal akıntıyla beraber olduğundan dikkat çekmeyebilir.
Bir kişide CYBH grubunda yeralan hastalıklardan biri saptandığında, diğer bir hastalığın da beraberce bulunma olasılığı önemli derecede artar. Bu yüzden bu kişilerin aynı gruptaki diğer hastalıklar yönünden de incelemelere tabi tutulması uygun olur.
Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklardan Korunma
Cinsel yolla bulaşan hastalıklar (CYBH), özellikle nüfusu kalabalık olan şehirlerde daha önemli bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Çok çeşitli şehirlerden ve hatta ülkelerden, çeşitli kültürlerden gelen insanların fazlaca yaşadığı yerlerde elbette kaçınılmaz olarak bu tür hastalıklar daha fazla görülür.
Korunma yollarına girmeden önce bu hastalıkların çok kısa bir özetini yapmakta fayda var:
CYBH başlığı altında toplanan hastalıklar hayatı tehdid eden hastalıklar olabileceği gibi (AIDS ve Hepatit B gibi); hayati tehlikesi olmayan ancak kalıcı hasarlar bırakabilen hastalıklar (erkekte ve kadında kısırlığa neden olan enfeksiyonlar, özellikle kadında kalıcı ağrılar ve diğer jinekolojik belirtilere yolaçan enfeksiyonlar) şeklinde; ya da enfeksiyon süresince çok çeşitli belirtilere yolaçan, kişiyi rahatsız eden ve daha sonra giderek hafifleyen seyir izleyecek şekilde olabilir (kadında vajinit ve bazı sistit türleri gibi).
CYBH'ler kadının anatomik özellikleri nedeniyle erkekten kadına daha kolay bulaşırlar. Hayatı tehdid eden enfeksiyonlar hariç, diğerleri genellikle kadınlarda daha kolay kalıcı hasar bırakırlar ve daha şiddetli belirtilere neden olurlar. CYBH'lerin önemli bir kısmı kronik seyirlidir, yani bir kez bulaştıktan sonra hiçbir belirti vermese de vücutta enfeksiyon etmeni yaşamaya devam eder. CYBH'ler arasında virüslere bağlı oluşanlar için henüz kesin etkili bir tedavi şekli geliştirilememiştir.
Tüm bu özellikleri nedeniyle CYBH'ler önemli bir sağlık sorunudur ve bu konuda bilgisi olmayanları daha kolay "vurur".
Korunma
Cinsel yolla bulaşan hastalıklardan bireysel düzeyde korunmanın en etkili yolu hastalık riski taşıyan şüpheli kişilerle (hayat kadınları, hayat kadınlarıyla birlikte olduğu bilinen kişiler, çok sayıda partneri olan ya da olmuş kişiler) ilişkiye girmekten kaçınmaktır.
Ancak unutulmamalıdır ki bariz olarak şüpheli olmayan biriyle beraber olunduğunda da hastalık bulaşabilir. O yüzden ikinci basamak, hakkında bilgi sahibi olunmayan bir kişiyle, ne kadar "temiz" görünürse görünsün, ilişkide prezervatif kullanmaktır.
Prezervatifler arasında lateks yapılı olan ve spermisit içerenler tercih edilmelidir (spermisitlerin aynı zamanda mikroorganizmaları etkisiz hale getirebilme özellikleri de bulunmaktadır). Prezervatif bir kez kullanılmalı ve ilişki sonrası çıkartıldıktan sonra poşete koyularak atılmalı ve eller sabunlu suyla yıkanmalıdır.
Prezervatif kullanımı yıllar boyu erkeklerin tekelinde ve inisiyatifinde kalmıştır. Son yıllarda ise kadınların kullanımına uygun olarak geliştirilen prezervatifler Amerika'da ve bazı Avrupa ülkelerinde kullanılmaya başlanmıştır. Ülkemize de girmiş olan bu ürünlerin çok yakında yaygın olarak kullanılacağını düşünüyorum.
Ne kadar etkili korunma olursa olsun cinsel yolla bulaşan hastalıklar açısından herkes risk altındadır. Bu hastalıkların çoğunda erken tanı ve tedavi hem kişinin sağlığının tekrar oluşturulması, hem de hastalığın daha çok bulaşmasının engellenmesi açısından önemlidir. Her bireyin CYBH grubunda yeralan hastalıkların genel belirtilerini bilmesi ve aşağıdaki belirtilerden bir veya daha fazlası olduğunda çekinmeden doktora başvurması önemlidir.
Bel Soğukluğu (gonore)
s"Bel soğukluğu" yalnızca erkeklere özgü bir hastalık değildir.
"Bel soğukluğu" erkeklerde penis başından meni görünümünde akıntı ve idrar yaparken yanma ile seyreden enfeksiyonu tarif etmek için kullanılan bir terimdir.
Hastalık erkeklerde daha sık belirti verdiği ve tanısı akıntının özelliklerine bakarak nispeten kolay konduğundan toplumumuzda sanki yalnızca erkeklerde görülen bir hastalıkmış izlenimi uyanmıştır. Gerçekte hastalık cinsel yolla yayılır ve kadınlara kolaylıkla bulaşarak kadının genital sisteminde ciddi hasarlar oluşturabilir.
Nedir?
* "Bel soğukluğu", ya da tıptaki adıyla "gonore" bir bakteri enfeksiyonudur.
* Hastalığın cinsel yolla bulaştığı kabul edilmektedir. Tüm cinsel yolla bulaşan hastalıklarda olduğu gibi erkekten kadına bulaşması daha kolaydır.
* Hem erkekte hem de kadında belirtisiz seyredebilir.
* Özellikle gençe erkek ve kadınlarda sık görülür.
* Kadınlarda yaptığı enfeksiyona "pelvik enfeksiyon" adı verilir.
Önemi Nedir?
Gonore bakterisi erkekte sperm kanallarının tıkanmasına, kadında da Fallop tüplerinin ("kanalların") tıkanmasına yol açarak bir üreyememe veya gebe kalamama nedeni olabilir. Bunun yanında kadınlarda Fallop tüplerinde yarattığı hasar, oluşan gebeliğin dış gebelik olma olasılığını belirgin olarak artırır.
Nasıl Belirti Verir?
Erkeklerde gonore enfeksiyonu penis ucundan meni benzeri bir akıntıya ve beraberinde idrar yaparken yanmaya neden olabilir. Ender durumlarda belirti vermeyebilir.
Kadınlarda ise enfeksiyon nadiren hiç bir belirti vermezken, yalnızca akıntıyla seyreden hafif enfeksiyonlara, akıntı ve kasık ağrısıyla seyreden orta şiddette enfeksiyonlara, akıntı, şiddetli kasık ağrısı ve ateşle seyreden ağır enfeksiyonlara, bazen de karın içine ve hatta eklemlere yayılarak çok daha şiddetli enfeksiyonlara neden olabilir.
Kadında akıntı ve kasık ağrısı tüplere zarar verme ihtimali olan enfeksiyonların hemen tümünde görüldüğünden, bu iki belirti oluştuğunda kadınların erken tedavi olanaklarından yararlanmak için doktora başvurmaları son derece önemlidir.
Nasıl Tanı Konur?
Dikkat: akıntı ve beraberinde kasık ağrısı sizde mutlaka gonore olduğunu göstermez. Ancak bu iki belirtinin beraberce veya tek başına görülmesi her zaman doktor incelemesi gerektirir.
Jinekolojik muayenede rahimağzından gelen akıntının nitelikleri ve muayenede yumurtalıkların ağrılı olduğunun belirlenmesiyle "pelvik enfeksiyon" tanısı konur. Pelvik enfeksiyonlar gonore yanında klamidya adı verilen bakterilerin yarattığı enfeksiyona ve diğer bakterilere bağlı ortaya çıkabilir. Sıklıkla pelvik enfeksiyonlarda bu iki bakteri beraberce mevcuttur.
Enfeksiyonun gonore bakterisine bağlı olup olmadığını anlamak için mikroskop incelemesi ya da kültür gibi yöntemlere başvurulabilir. Ancak pelvik enfeksiyonlar çoğu ya gonore ya klamidya ya da her iki bakteriye bağlı oluştuğundan ve tedavide her zaman iki bakteriye yönelik antibiyotik kullanıldığından gonore bakterisinin "görülüp görülememesi" ikinci derece önem taşır.
Nasıl Tedavi Edilir?
Tedavide hastalığın şiddetine göre ağızdan alınan tablet şeklindeki antibiyotikler veya iğne şeklindeki antibiyotikler ve genellikle birden fazla ilaç kullanılır. Eş tedavisi de yapılır.
Hastalığın ağır olduğu durumlarda hastaneye yatırılarak yapılan tedavi önemlidir.
Tedavide temel amaç hastalığın vücutta yayılmasını ve en az bunun kadar önemli genital sistemde hasar bırakmasını önlemektir..
Erken başlanan tedavi tüplerin tıkanmasını önlemede oldukça etkilidir.
Nasıl Korunulabilir?
Tüm cinsel yolla bulaşan hastalıklardan korunmada geçerli kurallar burada da geçerlidir: yeterince iyi tanınmayan veya başkalarıyla birlikte olduğundan şüphelenilen biriyle beraber olunduğunda prezervatif kullanmak.
Prezervatif usulüne uygun kullanıldığında korunmada son derece etkilidir.
Genital Herpes (HSV Enfeksiyonu)
HSV Nedir?
Herpes Simpleks Virüsü (HSV) dudak uçuğu ve genital bölgede enfeksiyona yol açan bir virüstür. Virüsün uçuk oluşumuna neden olan Tip 1 ve genital enfeksiyona neden olan Tip 2 olmak üzere iki ayrı tipi vardır. Virüsün diğer virüslerin çoğunda olduğu gibi en büyük özelliği insan vücuduna bir kez girdikten sonra yalnızca kısmi bağışıklık yanıtı oluşturması ve hücreler içinde yaşamını sürdürerek değişik zamanlarda tekrar tekrar enfeksiyona yol açabilmesidir.
Nasıl Bulaşır?
Tip 2 HSV enfeksiyonu cinsel yolla bulaşan hastalıklar arasında yer alır ve en az sifiliz (frengi) ve gonore (bel soğukluğu) kadar yaygındır. Tip 1 enfeksiyon (uçuk) sıklıkla çocukluk çağında geçirilirken, genital bölgede yerleşim gösteren Tip 2 HSV ile ilk karşılaşma sıklıkla 20-30 yaşları arasında olur. Sosyoekonomik seviyesi orta ve ortanın üzerinde olanlarda nispeten daha sıktır. Virüsü taşıyan kişiden cinsel ilişki esnasında diğer kişinin mukozalarına (ağız, anüs, vajina gibi) bulaşma yoluyla virüs bir bireyden diğerine geçer.
Nasıl Belirti Verir?
HSV enfeksiyonunun verdiği belirtilerin nitelikleri ve şiddeti kişinin daha önceden virüsle karşılaşıp karşılaşmamasına bağlı olarak değişir. Kişinin virüsle ilk karşılaşması sonrası oluşan enfeksiyona birincil enfeksiyon adı verilir. Birincil enfeksiyon geçirildikten sonra virüs bölgedeki sinir hücrelerinin içinde belirti vermeden yaşamını sürdürür. Zaman zaman enfeksiyon belirtileri tekrar ortaya çıkar. Bu enfeksiyonlara da tekrarlayıcı enfeksiyon adı verilir.
Birincil enfeksiyon belirtisiz seyredebileceği gibi sıklıkla oldukça şiddetli belirtiler verir. Ancak daha önceden dudak uçuğu geçirmiş kişilerde Tip 1 HSV'ye karşı oluşan antikorların kısmi koruyucu etkisiyle enfeksiyon daha hafif seyredebilir. Virüsün vücuda girdiği yerde (vulva, vajina, rahimağzı) 2-10 günlük kuluçka devresinden sonra ağrılı veziküller (baloncuklar) ortaya çıkar. Bu belirtilerin ortaya çıkmasından önceki dönemde kişide grip benzeri belirtiler (baş ağrısı, kas ve eklem ağrısı, kırgınlık, hafif ateş) ve veziküllerin çıkacağı yerde kızarma, yanma ve ağrı gibi yakınmalar sık görülür. Sıklıkla kasık lenf bezlerinde ağrılı şişlikler ortaya çıkar. Veziküllerin verdiği ağrı nedeniyle idrar yapmak güçleşir. Tüm vulva (dış genital bölge) ödemli ve kızarık hale gelebilir. Veziküllerin içi berrak bir sıvı doludur. Bazı durumlarda bu veziküller kendi aralarında birleşerek daha büyük baloncukların meydana gelmesine neden olurlar.
Çok çok ender durumlarda hastalık diğer organlara sıçrayarak (karaciğer ve beyin gibi) hayatı tehdid eden bir seyir gösterebilir.
Hastalık belirtilerinin ortadan tümüyle kaybolması 2-6 haftayı alabilir. Genital bölgenin dış kısmındaki bu lezyonlar iyileşirken yerlerinde kabuklu yaralar gelişir. Bu yaralar da genellikle iz bırakmadan iyileşirler.
Birincil enfeksiyondan sonraki bir yıl içinde tekrarlayıcı enfeksiyonlar sık görülür. Hastalık belirtileri devam ettiği sürece kişinin bulaştırıcılığı oldukça yüksektir.
Birincil enfeksiyonların aksine tekrarlayıcı enfeksiyonlar daha hafif seyreder. Tekrarlayıcı enfeksiyonlar özellikle ilk enfeksiyondan sonraki bir yıl içinde %66 hastada görülür. Veziküller bu kez daha az sayıda, daha ufak bir alanda ve genellikle birincil enfeksiyonun oluştuğu bölgeye yakın bir yerde ortaya çıkar. Hastalığın gelişmesinden önceki belirtiler de daha hafiftir (ciltte hassasiyet, şiddetli kaşıntı). Ancak tekrarlayıcı enfeksiyonlarda da bulaştırıcılık yüksektir.
Gebelikte Geçirilen Enfeksiyonun Önemi Nedir?
Gebelikte enfeksiyon geçirildiğinde plasenta yoluyla bebeğe bulaşması sözkonusu değildir. Esas problem doğum eylemi esnasında genital bölgede (yani doğum kanalında) bulunan virüslerin kanaldan geçiş esnasında direkt temasla bebeğe bulaşması sonucu ortaya çıkar. Özellikle gebelikte birincil enfeksiyon geçiren anne adaylarından doğum eylemi esnasında bebeğe bulaşma riski %50'lere kadar varabilir. Tekrarlayıcı enfeksiyon geçirenlerde ise virüs yoğunluğu nispeten düşük olduğundan bu risk %5'lere düşer. Bebekte enfeksiyon oluştuğunda ağır durumlarda bebeğin %60'lık bir ölüm riski vardır.
Özellikle daha önceden dudak uçuğu geçirmemiş ve birincil enfeksiyon geçiren anne adaylarında daha önceden en az bir kez uçuk hastalığı geçirmiş anne adaylarına göre daha fazla bir bulaştırıcılık sözkonusudur.
Daha önceden birincil enfeksiyon geçirmiş olanlarda tekrarlayıcı bir enfeksiyon geliştiğinde, ya da daha önceden uçuk geçirmiş olanlarda birincil enfeksiyon geliştiğinde risk azalmakla beraber yine de doğum eylemi başladığında doğum kanalından bebeğe virüs bulaşma riski önemli oranda mevcuttur.
Doğuma yakın bir dönemde veya doğum başladığında Genital Herpes geçirdiği düşünülen anne adaylarının sezaryan ile doğum yapmaları enfeksiyonun bebeklerine bulaşma olasılığını önemli derecede azaltır.
Erken gebelik döneminde geçirilen enfeksiyonun düşüğe ya da bebekte anomaliye yol açtığına dair bir bulgu yoktur. Ancak şiddetli belirtilerle seyreden birincil enfeksiyonlar erken doğum tehdidine yol açabilmektedir.
Nasıl Tanı Konur?
Tipik veziküler görünüm ve belirtilerle HSV enfeksiyonunun tanısını koymak kolaydır. Virüs ayrıca kültürle, ya da kanda virüse özgü antikorların saptanmasıyla tanınabilir.
Nasıl Tedavi Edilir?
Tedavide uçuk tedavisinde de kullanılan asiklovir adlı virüslere etkili ilaç kullanılır. Ancak gebelikte bu ilacın kullanımıyla ilgili çalışmalar kısıtlı olduğundan bu dönemde tercih edilmez. Genel hijyenik kurallara uyma, ağrı kesiciler kullanma, idrar yapmanın aşırı ağrılı olduğu durumlarda idrar boşaltımını sağlamak için sonda takılması gibi önlemler alınır. Genital bölgenin kuru ve temiz tutulması önemlidir.
Anne hayatını tehdid eden enfeksiyonların varlığında ise damar yoluyla asiklovir içeren ilaçlar kullanılır.
Gebelikte Enfeksiyon Geçirildiğinde Nasıl Bir Yol İzlenir?
Doğum eylemi başladığında anne adayının genital sisteminde virüs varlığı kanıtlandığı ya da şüphelenildiği her durumda bebeğe bulaşmayı önlemek için doğum sezeryanla gerçekleştirilir ve böylece bebeğin doğum kanalıyla (ve virüsle) teması önlenir.
Bu yüzden anne adaylarının şüpheli belirtiler olduğunda durumu doktorlarına iletmeleri önemlidir.
Genital herpes geçirmiş anne adaylarının sularının gelmesi durumunda hemen hastaneye başvurmaları önemlidir. Suların gelmesinden sonra doğum kanalındaki virüsler yavaş yavaş vajinadan açık olan amniyos zarından geçerek bebeğe geçebilmektedir. Bu yüzden de suların gelmesinden sonra geçen süre giderek daha fazla sayıda virüsün yukarı çıkarak bebeğe ulaşmasına imkan tanımakta ve kesenin açılmasından doğuma kadar geçen süre uzadıkça doğum sezeryanla gerçekleşse de virüsün bebeğe bulaşmasını engelleme şansı azalmaktadır.
Doğum hangi yolla gerçekleşirse gerçekleşsin, genital HSV geçiren annenin bebeği yakın incelemeye alınır ve gerekli tetkikler yapılır. Annenin doğum sonrası hijyen kurallarına dikkat etmesi, ellerini usulüne uygun olarak yıkaması ve genital bölgedeki lezyonlarla bebeğinin temas etmesini önlemesi durumunda anneyle bebeğin birbirinden ayrılması gereksizdir ve anne bebeğini emzirebilir.
Korunma
HSV enfeksiyonu büyük oranda cinsel yolla bulaşan bir hastalıktır. Cinsel yolla bulaşan hastalıklardan korunmak için alınması gereken önlemler (şüpheli kişilerle ilişkide bulunmamak, şüpheli durumlarda prezervatif kullanma gibi) HSV enfeksiyonundan korunmada önemlidir. Baba adayının HSV enfeksiyonu geçirmesi durumunda en etkili korunma yolu lezyonlar tümüyle ortadan kalkana kadar cinsel ilişkide bulunmamak ve genel hijyen kurallarına tümüyle uymaktır.
Vajinitler
Vajinitler yani vajinanın enfeksiyonları mantar, parazit veya bakteri enfeksiyonlarına bağlı olarak meydana gelirler. Bazı durumlarda bu etkenlerin ikisi veya tümü birden beraberce enfeksiyon yaratırlar. Vajinitler bu sitede bir konu başlığı olarak yer almalarına karşın, tümü cinsel yolla bulaşmazlar.
Genital Mantar Enfeksiyonu
Kadınların yaklaşık %75'i hayatlarında en az bir kez, önemli bir kısmı ise senede iki veya daha fazla vajinal mantar enfeksiyonu atağı geçirirler. Gebelik, doğum kontrol hapı kullanımı, uzun süren antibiyotik kullanımı ve tedavi edilmemiş şeker hastalığı mantar enfeksiyonunu kolaylaştıran etkenlerdir.
Candida Albicans veya Torulopsis Glabrata adı verilen iki mantar türünün neden olduğu bu vajinit türünün en sık görülen bulgusu vulva ve vajinada yoğun kaşıntıyla birlikte peynir kesiği şeklinde, beyaz renkli, kokusuz akıntıdır. Bazen akıntı çok yoğun olabilir. Dış genital bölgede enfeksiyonun kendisine ve kaşıntıya bağlı olarak kızarıklık ve ödem oluşmuş olabilir. Bazı durumlarda kaşınmanın yarattığı tahriş idrar yaparken yanmaya neden olabilir. İleri durumlarda vajinal mantar enfeksiyonları ilişki esnasında ağrıya da neden olabilmektedirler.
Bu şikayetlerle başvuran bir kadında tanı koymak kolaydır. Gerektiği durumlarda vajinal salgı örneklerinde mantarı görmek veya kültürde mantarı üretmek gerekebilir.
Bazı durumlarda hiç bir şikayeti olmayan bir kadının genel jinekolojik muayenesinde veya alınan papsmear örneğinde mantar saptanabilmektedir. Böyle bir durumda doktorların bir kısmı mutlak tedavi önermekte, bir kısmı ise şikayet yaratmayan mantarlara ilaçla müdahale etmenin gerekli olmadığı görüşünü taşımaktadırlar. Hangi yaklaşımın doğru olduğu net olarak bilinmemekle birlikte mantarların vajinada hiçbir belirti yaratmadan yıllarca yaşayabildiği bilinmektedir. Dahası, şikayet yaratmayan bu mantar hücrelerini genital sistemden atmaya çalışmak kadını sonraki yaşamında mantar enfeksiyonundan muaf tutmamaktadır. Tekrarlayıcı özelliği olmayan (sık ortaya çıkmayan) genital mantar enfeksiyonu cinsel yolla bulaşan bir hastalık olarak kabul edilmez. Tekrarlayan mantar enfeksiyonlarında ise eş tedavisi başarılı sonuç verebilmektedir.
Mantar enfeksiyonunun tedavisinde günümüzde çok sayıda ilaç seçeneği bulunmaktadır. Hafif enfeksiyonlarda vajinaya fitil uygulaması, vulvaya krem uygulaması şeklinde tedavi önerilmekte, daha ağır enfeksiyonlarda veya fitil kullanamayanlarda ise tek dozlu ilaçlarla tedavi çoğu durumda başarılı olmaktadır.
Tekrarlayıcı enfeksiyon durumunda öncelikle mantar enfeksiyonunu kolaylaştıran etkenler göz önünde bulundurulmakta ve tek doz tedavi yerine uzun süreli tedaviler tercih edilmektedir.
Mantar enfeksiyonu geçiren kadınlarda eş tedavisinin gerekli olup olmadığı tartışmalı olmakla birlikte, mantar enfeksiyonunun esasen kadın genital sisteminin bölgesel bağışıklığının geçici olarak azalmasına bağlı olarak oluştuğu gerçeği göz önünde bulundurularak bu tedavinin gereksiz olduğu düşünülmektedir. Bu konuda doktorların yaklaşımları farklı olabilir.
Tedaviye cevap en erken 2. günde alınabildiğinden şiddetli kaşıntı nedeniyle günlük yaşamı olumsuz etkilenmiş kadınlarda bölgesel kaşınma belirtisini ortadan kaldırmak için ek ilaçlar kullanmak gerekebilir.
"Kronik Mantar Enfeksiyonları"
Bazı kadınlarda alt genital bölgede inatçı kaşıntılar meydana gelmiş ve bu kaşıntılar defalarca mantar enfeksiyonu tanısıyla tedavi edilmeye çalışılmış olabilir. Kronik mantar enfeksiyonu gerçekte çok ender görülen bir durumdur. İleri incelemelerde bu kadınların çoğunda dış genital bölgede gerçekte bir allerjik reaksiyon veya ciltte enfeksiyona bağlı olmayan bir dermatit durumu söz konusudur. Böyle bir durumda mantar ilaçlarıyla belirtilerin geçirilmesi mümkün olamamaktadır.
Trikomonas Enfeksiyonu
Trichomonas Vaginalis kuyruklarıyla hareket eden ve vajinal ortamda kolaylıkla üreyerek vajinit yapabilen bir parazittir. Bu mikroskopik parazitin cinsel yolla bulaştığı düşünülmektedir. Henüz yeterince kanıtlanmamış olmasına karşın ortak kullanılan tuvaletlerden, havlulardan ve iç çamaşırlardan, havuzdan da bulaştığı düşünülmektedir.
Trikomonas vajinitinin en sık görülen belirtileri sarı, köpüklü, kötü kokulu bol vajinal akıntı ve sıklıkla vulvada (genital bölgenin dış kısmında) kaşıntıdır.
Trikomonas vajiniti sıklıkla altta anlatılacak olan Gardnerella vajiniti ile birlikte bulunur.
Tedavide fitil veya tablet şeklindeki ilaçlardan faydalanılır.
Trikomonas enfeksiyonu sıklıkla belirti vermeyen bir enfeksiyon türüdür. Mantar enfeksiyonunun aksine hiçbir şikayeti olmayan bir kadının muayenesinde tesadüfen saptandığında da mutlaka tedavi edilmesi önerilir. Bunun nedeni bu enfeksiyonun cinsel ilişkide kolaylıkla diğer tarafa bulaşabilmesidir. Trikomonas enfeksiyonunun gebelik döneminde suların erken gelmesine ve erken doğum tehdidine neden olduğu da düşünülmektedir.
Trikomonas vajiniti cinsel yolla bulaşan hastalıklar grubunda yer aldığından kadının eşinin de tedavi edilmesi önemlidir. Trikomonas enfeksiyonu taşıyan bir erkek çoğunlukla hiçbir hastalık belirtisi göstermez ve tek bir ilişkide bile enfeksiyonu eşine kolaylıkla bulaştırabilir
Enfeksiyondan korunmada cinsel yolla bulaşan hastalıklardan korunma önlemlerine uyulması çok önemlidir. Ortak kullanıma açık tuvaletlerde dikkatli olmak, iç çamaşır ve havlu gibi özel eşyaları başkalarıyla paylaşmamak ve "temiz" olduğundan emin olunmayan havuzlara girmemek uyulması gereken diğer kurallardır.
Gardnerella Vajiniti (Bakteriyel Vaginosis)
Bu vajinit türü vajinanın normal bakteri florasının doğal bileşeni olan ve vajinayı enfeksiyonlara karşı koruyan laktobasil bakterilerinin sayıca azalması ve bunların yerini başta Gardnerella Vaginalis olmak üzere diğer bazı bakterilerin almasıyla oluşur.
"Flora" vücudun mukozalarında (bağırsak, ağız, burun, vajina) ortama zarar vermeden ve hatta bazı önemli işlevleri yerine getirmek için bulunan bakterilerin oluşturduğu topluluktur.
Gardnerella, vajinada laktobasiller sayıca normal olduğu sürece çoğalma gücüne sahip değildir.
Vajinanın doğal bakteriyel ortamını oluşturan laktobasillerin sayıca azalmasına neden olan etkenler tam olarak bilinmemekle birlikte sık cinsel ilişki, vajinanın içinin yıkanması gibi etkenlerin önemli rolü olduğu düşünülmektedir.
Gardnerella vajiniti vajinitler arasında en sık görülendir ve direkt cinsel yolla bulaştığı düşünülmemektedir.
Bu vajinit türünün en sık görülen belirtisi sarı-gri renkli akıntı ve özellikle cinsel ilişkiden sonra belirginleşen kötü kokudur. Bu koku çoğu durumda balık kokusuna benzer.
Gardnerella vajiniti gerek genital hijyeni bozması nedeniyle gerekse pelvik enfeksiyon riskini artırması, gebelik döneminde erken doğum tehdidi, suların erken gelmesi, doğum sonrası enfeksiyon oluşumu gibi sorunlara neden olabilmesi nedeniyle mutlaka tedavi edilmesi gereken bir durumdur. Tedavi için fitil ve tablet şeklinde ilaçlar kullanılmaktadır.
Genital Siğiller (HPV)
Genital siğiller hem kadında hem de erkekte genital bölgede Human Papilloma Virus (HPV) enfeksiyonu sonucu gelişen karnabahar görünümünde, bazen tek bir bölgede, bazen birkaç bölgede, bazen topluiğne başı kadar ufak, bazen de 5 cm. çapına (ender durumlarda 15-20 cm. çaplı olabilir) erişebilen ağrısız kitlelerdir.
Ülkemizde de giderek artan sıklıkta görülen bu temel olarak (ancak her zaman değil) cinsel yolla bulaşan enfeksiyonun hem erkekte hem de kadında, özellikle de kadında yaratması muhtemel sağlık sorunları nedeniyle her bireyin bu enfeksiyon hakkında bilgi sahibi olması ve kendisinde ya da eşinde bu enfeksiyondan şüphelendiğinde doktora başvurması gerekir.
HPV Nedir?
HPV (Human Papilloma Virus) genital bölgede ve mukozalarda enfeksiyon yapan ve condyloma acuminatum (kondiloma aküminatum ya da kısaca kondilom) adı verilen siğil şeklinde kitlelerin oluşumuna neden olan bir virüstür. Çoğu virüs hastalığında olduğu gibi HPV de bir kez vücuda girdiğinde hücreler içinde yerleşir ve zaman zaman alevlenmelere yolaçar. Bu yüzden HPV enfeksiyonu kesin tedavisi olmayan bir hastalık olarak kabul edilir.
Nasıl Bulaşır?
HPV enfeksiyonu cinsel yolla bulaşan hastalıklar grubunda yeralır. Özellikle çok sayıda cinsel eşi olan (veya öncesinde olmuş olan) bireyler ve bu bireylerin eşlerinde yaygındır. Virüsün bulaşması başka bir bireyin enfekte bölgesinin (penis gibi) mukozalara (ağız ve vajina gibi), ya da doğal olarak nemli bölgelere (anüs gibi) temasıyla olur.
Nasıl Belirti Verir?
HPV bulaştıktan sonra 2-6 aylık bir kuluçka devresini takiben kadında genital bölgede ve/veya anüs etrafında sayıları ve büyüklükleri değişken kondilom (siğil) adlı kitlelerin oluşmasıyla belirti verir. Belirtiler bireysel özelliklerden oldukça etkilenir ve özellikle erkeklerde enfeksiyon tümüyle belirtisiz seyredebilir. Enfeksiyon kadında da belirtisiz seyredebilir, ancak "belirtisiz" seyreden bu durumlarda büyüteçle (kolposkopi) yapılan ayrıntılı incelemelerde dış genital bölge, vajina ya da rahimağzında çok ufak çaplı kitleler çoğu kadında saptanır. Özellikle kadınlarda bazı durumlarda vajina-anüs arası bölgeyi, anüsü ya da vajinayı tümüyle dolduran karnabahar görünümlü dev kitlelere de rastlamak mümkündür. Oral (ağız yoluyla) genital seks uygulamalarında ağız mukozasında da lezyonlar ortaya çıkabilir.
Kadınlarda bazen HPV enfeksiyonunun tek belirtisi jinekolojik muayenede papsmear incelemesinde HPV enfeksiyonuna özgü hücresel anormallikler (koilositoz) bulunmasıdır.
Bulaştırıcılık Özellikleri
HPV oldukça bulaşıcı bir virüstür ve genital bölgedeki lezyonların mukozalar ya da genital bölgelerle (cinsel ilişkide olduğu gibi) kısa süreli teması bile bulaşması için yeterlidir. Genital bölge mukozasının vajina yoluyla dış ortama açık olması nedeniyle özellikle erkekten kadına daha kolay bulaşır.
Enfeksiyonun Yarattığı Sağlık Sorunları Nelerdir?
Genital bölgede kondilom (siğil) oluşumuna neden olan HPV, hücrelerin içine yerleşerek hücrenin genetik yapısını etkileyebilme özelliğine sahip bir virüstür. HPV'nin çok sayıda alt tipi vardır. Bu alt tiplerden bazıları hücrelere olan etkileriyle hücrelerin kendi kendine hızla ve kontrolsüzce çoğalabilen hücrelere dönüşmesine neden olmaktadır. Hücrelerin kontrolsüzce çoğalma özelliği kazanması ise hücrelerin bulunduğu dokuda kanser oluşumu riskini beraberinde getirmektedir. Rahimağzı, vajina ve vulva (dış genital bölge) kanserlerinin gelişiminde HPV'nin bu onkojen (kanser yapıcı) alt tiplerinin önemli bir rolü olduğu düşünülmektedir. Bu etkiler uzun vadeli etkilerdir ve ancak onkojen etkiye sahip HPV alttipleri tarafından başlatılırlar.
Gebelik Açısından HPV Enfeksiyonunun Önemi Daha Farklıdır
Gebelik döneminden önce var olan ya da gebelikte yeni çıkan kondilom kitlelerinin aşırı büyümesi bazen doğum kanalının tıkanmasına neden olur ve vajinal yolla normal doğum imkansız hale gelir.
Diğer bir istenmeyen durum da bebeğin doğum eylemi esnasında doğum kanalından geçerken kanaldaki HPV'yi kapması sonucu meydana gelir. Virüsün bulaşması bebeğinin larinksinde (ses tellerinin bulunduğu organ) papillomlar (ufak kitleler) oluşmasına neden olabilir.
Nasıl Tanı Konur?
Genital bölgedeki kitlelerin tipik görünümü tanı koymak için yeterlidir. Şüpheli durumlarda kitlelerden biyopsi alınarak tanı koymak gerekebilir.
Genital kondilomu olan kadınların komple bir jinekolojik muayeneden geçmeleri ve bazı HPV alttiplerinin onkojen (kanser yapıcı) özelliği nedeniyle papsmear incelemesine tabi tutulmaları uygundur. Şüpheli durumlarda ileri inceleme için kolposkopi (vulva, vajina ve rahimağzının büyüteçle incelenmesi) ve gerekli durumlarda şüpheli bölgelerden biyopsi alınması gerekebilir. Ayrıca günümüzde HPV'nin alttiplerini belirlemek ve etkenin HPV'nin onkojen alttipi olup olmadığını saptamak da mümkündür.
Nasıl Tedavi Edilir?
HPV enfeksiyonunun tedavisinde temel prensip nüksleri en aza indirmek için kitlelerin mümkün olduğunca temizlenmesidir. Bu amaçla virüslere etkili ilaçlar kullanılarak lokal (bölgesel) tedavi ve büyük lezyonların koterizasyon yoluyla yakılması şeklinde tedavi uygulanır.
Hatırda tutulması gereken nokta tedavinin yanlızca görünen lezyonları ortadan kaldırmakla sınırlı olduğudur. HPV enfeksiyonu kronik seyreder ve kitleler ortadan tümüyle kalksa da hücrelerin içinde gizli bir şekilde yaşamını sürdüren virüsler sayesinde bulaştırıcılık devam edebilirr. Genel olarak söylemek gerekirse, gözle görünen kitlesi olmayan bir kadının virüsü bulaştırma olasılığı oldukça azalır.
Korunma
HPV temelde cinsel yolla bulaşan bir hastalık olduğundan bu konuda alınan genel önlemlerin alınması HPV enfeksiyonundan korunmada tek yoldur. Ancak HPV'nin bulaştırıcılığı özellikle aktif lezyonların (kondilomların) olduğu dönemde o kadar yüksektir ki, şüpheli ilişkilerde kondom kullanımı bile koruyamayabilmektedir. Cinsel temas esnasında erkek genital bölgesinin prezervatifle korunmayan kısımlarından kadına ya da tam tersi kadından erkeğe bulaşma söz konusu olabilir. Bu yüzden bariz kondilom lezyonları olanlarla ilişkiye girmemek çok önemlidir.
